Ana SayfaMealler › Mahmut Ustaosmanoğlu
MU

Mahmut Ustaosmanoğlu

Bu mealle oku
Mahmut Ustaosmanoğlu meali ile okumaya başla
Furkan 1 / 77
1
O Zât’ın (hayrı ve) bereketi dâima pek çok olmuştur/O Zât dâima pek ulu olmuştur/ ki O, (hakkı bâtıldan ve helâli haramdan ayırıcı vasfıyla) Furkan (ismine sahip olan Kur’ân) ı (en büyük) kulu (Muham med (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)) üzerine (hâdiseler gerektirdikçe, zaman zaman) peyderpey indirmiştir, tâ ki o (peygamber ve Kur’ân), (insan ve cin toplumları dâhil) bütün âlemler için bir uyarıcı/bir uya rı/ olsun!
M.Ustaosmanoğlu 25:1
2
O Zât ki; göklerin ve yerin mülkü (ve hükümrânlığı, sahipliği ve yönetimi) sadece Kendisine ait tir; (Yahudi ve Hristiyanların inançlarının tersine) hiç bir çocuk edinmemiş tir; (putperestlerin sandığı gibi) Kendisi için mülkte hiçbir ortak da bulunmamak tadır; (Mecûsîlerin iddia ettiği gibi nur ve karanlığın hiçbir etkisi olmaksızın) her şeyi O yaratmıştır da böylece onu (kendisi hakkında dilediği özelliklere elverişli bir şekilde) tam bir ayarlama ile takdir et miştir. (Nitekim O yaratıkların en mükemmeli olan insanı; akıl, idrak, düşünce, yönetim, farklı sanatları geliştirme gibi birçok özelliklere kabiliyetli şekilde yaratmıştır.)
M.Ustaosmanoğlu 25:2
3
O (kâfir ola)nlar ise; O’nu(n gibi güçlü ve yüce bir İlâh’ı) bırakıp birtakım (âciz ve zavallı) ilâhlar edinmişlerdir ki; hiçbir şey yaratamamaktadırlar, üstelik kendileri yaratılmaktadırlar, kendileri için bile ne bir zarar(dan kurtulmay) a, ne de bir fayda (sağlama)ya sahip olamamaktadırlar, ne bir (diriyi) öldürmeye, ne bir (kimseyi) yaşatmaya, ne de bir (ölüyü) diriltmeye güç yetirememektedirler!
M.Ustaosmanoğlu 25:3
4
O (Nadr ibni Hâris gibi) kâfir olmuş kimseler: “İşte bu (Kur’ân) bir yalandan başkası değildir ki; onu o (kendi kendine) uydurmuştur,(Mekke’de bulu nan) başka başka (Ehl-i Kitap) toplumlar(ı) da on(u uydurmay)a karşı kendisine yardımcı olmuşlardır!” dedi(ler). Böylece onlar (Allâh’tan gelen mucize bir kitabı uydurma kabul ederek ve suçsuz bir kişiyi Allâh’a ifti racılıkla itham ederek) gerçekten büyük bir zulüm ve (asla doğruluk ihtimâli barındırmayan) büyük bir yalan işlediler.
M.Ustaosmanoğlu 25:4
5
Onlar (Kur’ân’ın başkalarının yardımıyla beşer tarafından uydurulan bir şey olduğunu iddia ettikten sonra, yanlış zanlarınca bu yardımın şeklini açıklamak üzere): “(Bu Kur’ân Allâh tarafından değildir! Bi lakis Rüs tem ve İsfendiyar gibi) evvelkilerin yazmış olduğu hikâyelerdir ki; o onları(n kendisi için) yaz(ılmasını ayarla)mıştır /o onları yazdırmıştır/ da, artık onlar sabahakşam ona (ezberlemesi için) okunmaktadır!” dediler.
M.Ustaosmanoğlu 25:5
6
(Habîbim! Sen de) de ki: “Göklerde ve yerdeki bütün sırları (; gelecekte olacak gaybları ve Kendisin den başka kimsenin bilemeyeceği gizli şeyleri) bilmek te olan O Zât onu indirmiştir. (Artık hem fesâhat ve belâğatiyle,hem de gaybî haberleri ihtivâsıyla mucizeliğini ispat etmiş bir kitabı nasıl evvelkilerin düzmecesi olarak değerlendirebiliyorsunuz? Siz bu iftiranızla çok tan azâbı hak ettiniz ama O sizin cezanızı peşin olarak göndermemektedir.) Çünkü gerçekten O (, tevbe etmeleri durumunda kullarının en büyük günahlarını bile) dâima (bağışla yan bir) Ğafûr ve (kullarına çok acıdığından bu sözün sahiplerine bile, dönmeleri için fırsat veren bir) Ra hîm olmuştur.”
M.Ustaosmanoğlu 25:6
7
Yine dediler ki: “İşte bu Rasûl (olduğunu sanan kişiy)e ne oldu ki; (bi zim gibi) yemek yemektedir ve sokaklarda (rızık temini için) yürümektedir! (Da vası doğruysa, niye bizden farklı bir yönü yoktur? Bu durumda bizden neüstünlüğü olabilir? Peygamberin yeme ve geçinme derdinden uzak bir melek olması ge rekmez miydi? Haydi insan oldu diyelim; o zaman) ken disine bir melek indirilseydi de, onunla beraber bir uyarıcı olsaydı (, böylece biz de meleğin tasdîkiyle onun peygamber olduğunu kolayca anlasaydık) ya!
M.Ustaosmanoğlu 25:7
8
Ya da ona (gökten) bir hazine atılsaydı (da, onunla geçim derdinden kurtulsaydı) ya! Yahut (en azından) ona âit bir bostan olsaydı da (zahmetsizce) ondan yeseydi ya!” Bir de o zâlimler (müminlere): “Siz büyülen(erek delir) miş/aldatılmış/(haktan) çev rilmiş/ bir adamdan başkasına uymamaktasınız!” dedi (ler).
M.Ustaosmanoğlu 25:8
9
(Habîbim!) Bak (gör) ki; senin için nasıl (uygun suz sözler söyleyerek ve kıyaslar uydurarak) misaller açıkladılar da, böylece (haktan tamamen) sapıttılar. Artık onlar (gerçek peygamberi sahtekârdan ayır ma hususunda kendilerini doğruya iletecek) hiçbir yola imkân bulamazlar!
M.Ustaosmanoğlu 25:9
10
İşte O Zât’ın (hayrı ve) bereketi dâima pek çok olmuştur/O Zât dâima pek ulu olmuştur/ ki, O dileseydi senin için (dünyada onların) bu (anlattıkları)ndan daha iyisini; altlarından ırmaklar akmak ta olan çok kıymetli bostanları yaratırdı ve (orada) senin için sağlam köşkler yapardı! Ebû Ümâme (Radıyallâhu anh)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerîfte Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: “Rabbim bana Mekke vâdisini altın yapıp vermeyi vaad etti. Ben: ‘Hayır, yâ Rabbi! Ben bir gün doyayım, bir gün aç kalayım! Acıkınca Sana yalvarayım ve Seni zikredeyim, doyunca da Sana şükredeyim ve Sana hamdedeyim!’ dedim.” (Tirmizî, Zühd: 35, no: 2347, 4/575)
M.Ustaosmanoğlu 25:10
11
Doğrusu onlar o (kıyâmet) ânı(nı) yalanlamış tırlar (da o yüzden üstünlüğü sadece dünyalıkta sana rak, fakirliğin yüzünden peygamber liğine itiraz etmiş tirler. Artık bunda şaşılacak bir şey yoktur. Zira kıyâmete inanmayanların sana inanmaları beklenemez). Ama Biz o (kıyâmet) ânı(nı) yalanlamış olan kim selere, çok alevlendirilmiş korkunç bir ateş hazırlamışızdır!
M.Ustaosmanoğlu 25:11
12
O (cehennem) o (kâfir ola)nları (beş yüz senelik mesâfe gibi) pek uzak bir yerden gördüğü zaman/o onların görüş mesâfesinde olduğu zaman/ ona âit büyük ve müthiş bir öfkelenme (sesi) ve şiddetlice uzun uzun nefes alma işitirler. Ebû Ümâme (Radıyallâhu anh)`dan rivayet edilen bir hadîs-i şerîfte Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem): “Bana kasten iftira eden kişi cehennemin iki gözü arasında oturağını hazırlasın!” buyurmuştur. Bu, sahabeye çok ağır gelince: “Yâ Rasûlallâh! Biz senden bazı hadisler naklederken fazla-noksan yapabiliriz!” dediler. Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) de: “Ben sizi kastetmiyorum, ben ancak İslâm’ı lekeleme arayışıyla benim aleyhime iftira edeni kastediyorum!” buyurdu. O zaman: “Yâ Rasûlallâh! Sen ‘Cehennemin iki gözü arasında...’ buyurdun, cehennemin gözü de mi var?” diye sorduklarında Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) bu âyeti okuyarak: “İki gözü olmayan onları nasıl görebilir?” buyurdu. (Taberânî, el-Mu’cemu’l-kebîr, no: 7599, 8/131; Müsnedü’ş-Şâmiyyîn, no: 3434, 4/320-321)
M.Ustaosmanoğlu 25:12
13
(Her biri kendi şeytanıyla aynı zincirde ve buka ğılar içerisinde elleri boyunlarına) sıkıcabağlananlar hâlinde onun (; o korkunç ateş tabakalarının) pek dar bir yerine (tahtaya çivi sokulurcasına zorla) atıldık ları zaman, işte orada (ölüm temennisiyle: “Ey ölümüm! Şimdi tam zamanın, neredesin gel!” diyerek) tam bir yok oluş çağrısı yaparlar.
M.Ustaosmanoğlu 25:13
14
(O zaman kendilerine denilir ki:) Bugün bir kere yok olmayı davet etmeyin, birçok kere yok oluşu çağırın! (Çünkü sizin azâbınız çeşit çeşit olduğundan her biri bir ölüm sebebidir. Aynı zamanda azâbınız hiç tükenmeyip dâima tazelenmektedir.)
M.Ustaosmanoğlu 25:14
15
(Habîbim!) De ki: “İşte bu mu daha iyi, yoksa o takva sahiplerine vaad edilmiş olan ebedî lik cenneti mi? O (cennet) onlar için (Allâh-u Te`âlâ’nın ilminde ve Levh-i Mahfûz’da, iyi amellerine) bir karşı lık ve (neticede) varacakları bir yer olmuştur.
M.Ustaosmanoğlu 25:15
16
Ebedî kalıcılar olarak! Onlar için orada dile dikleri (rûhânî ve cismânî türlü türlü nimetler ve can ların çektiği pek lezzetli) her şey vardır. Bu (müjde), (gerçekleştirilmesi) Rabbin tarafından üstlenilen ve (mü minler tarafından arzulandığı gibi melekler tara fından da müminler adına) istenen/istenmeye değer/ bir vaad olmuştur.”
M.Ustaosmanoğlu 25:16
17
O (Allâh-u Sübhânehû)nun o (kâfir ola) nla rı, Allâh’ı bırakarak tapmakta oldukları (melekler, pey gamberler ve putlar gibi) şeyler le birlikte (manevî huzuruna toplamak üzere) haşredeceği ve (tapanlarını rezil etmek için onlara): “İşte Benim şu kullarımı (kendinize ibadete davet ederek) siz mi saptırdınız, yoksa (irşâd edici kitap ve peygamberden yüz çevirip, sağlıklı düşünceyi ihlal ederek) o (doğru) yolu şaşmış olanlar kendileri miydi?” diyeceği gün (yaşanacak dehşetleri hiçbir ibâre anlatamaz)!
M.Ustaosmanoğlu 25:17
18
Onlar (kendilerine yöneltilen bu ağır soru kar şısında şaşkınlığa kapılarak): “(Eş ve ortaktan tenzîh ve) tesbîh Sana! (Kimimiz masum, kimimiz de davetten âciz varlıklarolduğumuz için) Seni bırakıp da birta kım dostlar edinmemiz bizim için yakışık alan bir şey olma(zken, Sana ibadeti bıraktırıp bizi ilâh edinme ye başkalarını teşvik etmemiz, hakkımızda düşünüle cek bir şey olma)mıştır! (Dolayısıyla onları saptıran biz değiliz!) Lâ kin Sen onları da, babalarını da (Sana şükretsinler diye türlü türlü nimetlerle) faydalandırdın, (ama onlar hidâyet sebeplerini, sapıklıknedenlerine çevirerek şehvetleri ne boğuldular da) nihâyet onlar (Senin nimetlerini, âyetlerini ve tevhîdini anlamayıp) o (iman ve) zikri unuttular. Zaten onlar (Senin o yanılmaz ilminde ve isâbetli kaderinde) helâk olan/hayırsız/bozuk/ bir toplum olmuştular./Böylece onlar (imanı ve zikri terk ede rek) helâk olan bir topluluk oldular./” dediler.
M.Ustaosmanoğlu 25:18
19
(O zaman Biz onları rezil etmek üzere şöyle bu yurduk:) “(Ey bâtıl ilâhlara tapanlar!) İşte (: ‘Bizi bunlar saptırdı!’ diye) söylemekte olduğunuz o şey hakkın da gerçekten onlar sizi yalancı çıkardılar. Artık siz ne (kendinizden) bir (azap) çevirmeye, ne de herhangi bir yardıma güç yetiremezsiniz! (Ey mükellefler!) İçinizden her kim (bunlar gibi şirk koşarak) zâlim olursa, Biz ona (, cehennemde ebe dî kalmak gibi) pek büyük bir azâbı tattıracağız.”
M.Ustaosmanoğlu 25:19
20
(Habîbim! Senin yemek yemeni ve çarşılarda do laşmanı peygamberliğine bir engelmiş gibi göstermeye çalışan o müşriklere tarafımızdan şunu bildir ki:) Sen den önce peygamberlerden hiçbirini gönderme dik ki, mutlaka onlar elbette yemek yerler ve gerçekten sokaklarda yürürlerdi. (Ey insanlar!) Biz sizin bazınızı diğer bir kısım için bir fitne (ve imtihan vesîlesi) yaptık. (Bakalım) sabredebilecek misiniz? Zaten senin Rabbin dâima (sabredeni de, isyan edeni de hakkıyla gören bir) Ba sîr olmuştur.
M.Ustaosmanoğlu 25:20
21
(Dirilmeyi inkâr ettikleri için) Bize (hayırla) kavuşmayı ümit etmemekte olan o kimseler/ Bize (kötü bir şekilde) kavuşmaktan korkmamakta olan o kimseler/: “Bizim üzerimize melekler indirilsey di (de, insanlar değil de, onlar bize peygamber gönde rilseydi, en azından Muhammed’in doğruluğunu bize bildirselerdi) ya! Yahut Rabbimizi görseydik (de, ona uymayı bize O emretseydi) ya!” dedi(ler). Andolsun ki; muhakkak onlar kendi nefisleri hakkında çok büyüklük (varsayımına gitmişler de, Allâh-u Te`âlâ’yı görmek gibi, çoğu peygambere bile nasip olmamış bir makama kendilerini lâyık) görmüş lerdir/onlar içlerinde (kâfirlik ve inat gibi) büyük bir kibir gizlemişlerdir/. Bir de (açık mucizeleri gördükleri halde görmezden gelip, kutsal ruhlara bile nasip olmayan makamları, murdar nefislerine yakış tırarak) pek büyük bir azgınlıkla zulümde haddi aşmışlardır.
M.Ustaosmanoğlu 25:21
22
(Ölüm ve azap) melekleri(ni) görecekleri gün (durumları hiç de iyi olmayacaktır)! (Melekler onlara): “İşte bugün o (sizin gibi) suçlular için hiçbir müj de yoktur!” (diyeceklerdir.) O (kâfir ola)nlar da (meleklere): “(Allâh’tan dileriz ki bu azâbı) engel len(mesi kesinleş)miş bir yasak lamayla (tamamen bizden uzaklaştırsın)!” diyecekler.
M.Ustaosmanoğlu 25:22
23
Biz o (kâfir ola)nların (misafir ağırlamak ve sıla-i rahîm gibi) yapmış oldukları o (iyi) amele yö neldik de, nihâyet onu dağılmış bir toz (gibi fayda görülemeyen değersiz bir şey) hâline getirdik.
M.Ustaosmanoğlu 25:23
24
İşte o gün cennet ashâbı, yerleşim yeri yönünden de çok iyidir(ler); (gündüz ortasında) isti râhat yeri bakımından da pek güzeldir(ler)!
M.Ustaosmanoğlu 25:24
25
O (birinci kat) göğün o (bembeyaz) bu lutla ta mamen parçalan (masının ardından sırayla her bir kat semânın yerlerinden kop)acağı ve (oralarda bu lunan) meleklerin görülmemiş bir indirilişle peş peşe (mahşer arazisine) indirileceği gün (, mülkün sadece Allâh’a ait olduğu anlaşılacaktır)!
M.Ustaosmanoğlu 25:25
26
(Dünyada kullar yetkili gibi görünmekteyseler de,) işte o gün hak olan mülk (; görünüşte ve gerçek te ezici bir saltanat ve genel bir istilâ) sadece Rahmân’a âittir! O (kıyâmet günü), kâfirler üzerine pek zor (gele cek) bir gün olmuştur.
M.Ustaosmanoğlu 25:26
27
O (Ukbe ibni Mu’ayt adındaki) zâlimin (Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e iman ettikten sonra arkadaşı nın baskısıyla dinden döndüğü için pişman lığından) iki elini ısıracağı gü nü (de anlat)! (Bu kişi üzüntüsünü açıklarken) diyecektir ki: “Ey (millet)! Ne olaydı keşke ben o Rasûlle birlikte (kurtuluşa erdirecek) bir yol edineydim!..
M.Ustaosmanoğlu 25:27
28
Ey benim helâkim! (Neredesin, gel!) Ah ne olaydı ben falancayı bir dost tutmayaydım!..
M.Ustaosmanoğlu 25:28
29
Andolsun ki; gerçekten bana (büyük bir imkân) geldikten sonra o (kelime-i şehâdet ve Kur’ân gibi) zikirden beni elbette o saptırdı. Zaten şeytan (gibi saptırıcı ar kadaşlar) insanı (he lâke sürükleyinceye kadar dostluğunu sürdüren, sonra yardıma en muhtaç olduğu zamanda ise) tamamen yardımsız bırakan biri olmuştur.”
M.Ustaosmanoğlu 25:29
30
O Rasûl(üm Muhammed sizi Bana şikâyet etmek için) dedi ki: “Ya Rabbi! Gerçekten benim kav mim işte şu Kur’ân’ı tamamen terk edil(erek bir kenara itil)miş bir şey edindiler.”
M.Ustaosmanoğlu 25:30