1
(İşte bu,) çok yüce bir sûredir ki, Biz onu indirmişizdir, onu(n hükümlerinin tatbikini) farz kıl mışızdır ve içerisinde pek açık nice âyetler indir mişizdir. Tâ ki siz iyice düşünesiniz/hakkıyla öğüt lene(rek gereğiyle amel ede)siniz/!
2
Zina eden kadınla, zina eden erkek (bülûğa ermiş, akıllı, Müslüman ve hür kimseler iseler, ayrıca evlilik ve birleşme geçirmemişseler); işte onlardan her birinin derisine yüz (kamçı) darbe(si) vurun! (Fakat etine ve kemiğine zarar verme kastıyla aşırı git meyin, baş, yüz, karın ve cinsel organlara vurmaktan da sakının!) O ikisiyle ilgili olarak Allâh’ın dini(nin bir hükmünü tatbik) hususunda sizi bir esirgeme tutmasın! Eğer siz Allâh’a ve o son güne inanmakta bulun muş olduysanız (kimseye acımayın da, sizden daha merhametli olan yaratıcının hükmünü uygulayın)! İnananlardan bir cemâat de o ikisinin azâbına şâhit olsun (ki, böylece zina suçunun kötülüğü teşhîr edil sin ve bu ceza ibret-i âlem olsun)!
3
Zina eden erkek; zina eden bir kadından, ya da şirk koşan bir kadından başkasıyla evlenemez! Zina eden kadın ise; onu da ancak zina eden bir erkek veya şirk koşan bir erkeknikâhlayabilir! İşte bu (zinakârlarla evlenmek), inananlar üzerine haram kılınmıştır. Zinanın harâmiyeti ittifak konusuysa da, zinakârlarla evlilik İslâm’ın başlangıcında haramken, daha sonra yine bu sûrenin; iffetli-iffetsiz ayrımı yapmadan, bekârların ve dulların evlendi rilmesini emreden 32. âyet-i kerîmesiyle neshedilmiştir. Gerçi fâsıklara benzemek, töhmete maruz kalmak, kötü konuşmaya sebebiyet vermek gibi birçok nedenle, iffetsiz kadınların nikâhı mekruh sayılmıştır. (Nesef î)
4
O kimseler ki, (zinadan) korunmuş olan (na muslu, hür, Müslüman ve mükellef) kadınlara(: “Fâhişe, zâ niye, kötü kadın” gibi iffetsizlik ifade eden kelimeler le hitap ederek iftira) atmaktadırlar, sonra da (iddia larını ispat için)dört şâhit getirememektedirler; işte onların derisine seksen (kamçı) darbe(si) vurun ve (hayatları boyunca) ebediyyen onlara âit hiçbir şâhitlik kabul etmeyin! İşte ancak onlar (taatımızdan çıkan) fâsık (damgası yemiş) kimselerin ta kendileridirler!
5
İşte ancak o kimseler müstesnâ ki, bu (iftiraları)ndan sonra (günahlarına pişman olarak vazgeçmeye azmedip) tevbe etmişlerdir ve (iftira at tıkları kimselerden helâllik dileyerek, ölmüşseler onlara istiğfarda bulunarak, bozdukları işi) düzeltmişlerdir (bu durumda onların şâhitliğinin geçersizliği devam etmekteyse de, fâsıklık hükmünden çıkmışlardır)! Çünkü şüphesiz Allâh (tevbe edenlerin günahlarını çokça bağışlayan bir) Ğafûr’dur; (pişmanlık duyan kullarına çok acıyan bir) Rahîm’dir.
6
O kimseler ki (yatakların da başka birini bulup) hanım larına (zina suçu) atmaktadırlar, ama onla r(ın ortaya attık ları iddiâyı ispat) için (yine) kendile rinden başka şâhitler bulunmamaktadır; işte onla rın her birinin (yapması gereken) şâhitliği; Allâh (adın)a (yemin ederek) dört (kere) şâhitlikte bulun masıdır ki, ger çekten kendisi elbette (bu suçlama da) doğru kimselerdendir.
7
Beşinci (şâhitlik) ise; eğer o, yalancılardan ol duysa, gerçekten Allâh’ın lânetinin ken di üzerine olması (için li’ânda bulunması)dır.
8
Şüphesiz o kişinin elbette yalancılardan ol duğuna dâir Allâh (adın)a (yemin ederek) dört şehâ detle şâhitlikte bulunması da, o (kadı)ndan o (recm) azâbı(nı) savuşturur.
9
Beşinci olarak da; eğer o (ko ca), doğrulardan olmuş (da, kadın zina yapmış)sa, Allâh’ın gazabı mu hakkak kendisi üzerine olsun (diye lânetleşir)!
10
Eğer sizin üzerinizde Allâh’ın fazl u rahmeti (iyiliği ve acıması) olmasaydı ve gerçekten Allâh (tev beleri çokça kabul eden bir) Tevvâb ve (bu li’ân hükmü dâhil, her hükmü isâbetli bir) Hakîm olmayaydı (elbette günahkârların cezasını peşinen vererek yalancıyı açığa çıkarır ve sizi rezil ederdi)!
11
Şüphesiz (sevgilimin sevgilisi olan Âişe’nin iffeti hakkında) o büyük uydurmayı (meydana) getirmiş olan kimseler, içinizden (münafıkların başını çektiği, onla kırk arası) bir topluluktur. Siz onu kendiniz için (Allâh katında) bir şer sanmayın. Doğrusu o sizin (sevap kazanmanıza sebep olacağı) için büyük bir hayırdır. Onlardan her bir kimse için, günahtan kazanmış olduğu şey (nispetinde ceza) vardır. Ama onlar arasından (günahın) büyüğünü üstlenen o (ibni Übeyy adındaki) kimse; özellikle onun için pek büyük bir azap vardır. Bu ve peşi sıra gelen on beş âyet-i kerîme "İfk hâdisesi" diye bilinen olay hakkında nâzil olmuştur ki; Âişe (Radıyallâhu anhâ) bu hâdiseşöyle anlatmıştır: "Benî Mustalik gazvesinde bir gerdanlığımı kaybettiğim için geri kalmıştım, çok zayıf olduğum için de devemin üzerindeki kapalı yerde bulunmadığım fark edilmediğinden, beni içinde sanarak kafile yola çıkmış. Kafilenin arkasını toplamakla görevli olan Safvân isimli şahıs beni görünce devesini çökerterek beni bindirdi ve kafileye yetiştirdi. Bunun üzerine başlarını münafıkların reisi olan Abdullah ibni Übeyy`in çektiği bir topluluk, benim hakkımda iftiralar başlatarak helâk olmuşlar. O sıra ben hiçbir şeyden haberim olmadığı halde hastalanmıştım. Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhş ve Sellem) halimi hatırımı soruyorduysa da, ondan, evvelce görmüş olduğum lütufkâr muâmeleyi göremeyişim dikkatimi çekmişti. Derken bir kere babamın teyzesi olan Ümm-ü Mistah`ın ayağı kayıp düşünce oğluna bed dua ederek: 'Helâk olasıca Mistah!' dedi. Ben: 'Niye böyle söylüyorsun?' diyerek ona itiraz edince bana bu iftira olayını anlattı ve oğlunun da bu işe gülerek de olsa katıldığını söyledi. Ben bunu duyunca tamamen hasta oldum. Annemin babamin yanına gittim. Artık geceleri gözüme uyku girmiyor ve gözyaşım dinmiyordu. Annem ve babam da bu gözyaşlarımın ciğerimi parçalayarak beni öldüreceğine kanaat getirmişlerdi. Böylece uzun bir süre geçtikten sonra Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) yanıma gelerek: 'Ey Hümeyrâ! Sevinebilirsin, şüphesiz ki Allâh senin beraatini indirmiştir!' deyince: 'Sana değil, Allâh`a hamdolsun!' dedim." (Nesefî, Hâzin, Beyzâvî, Âlûsî; kıssanın tafsilatı için bakınız: Buhârî, Tefsîr: 244, no:4473, 4/1774-1778)
12
On(ların konuştuğun)u duyduğunuz zaman, (tek bir can gibi olan) imanlı erkeklerle inanan ka dınlar, kendi canları (ve anneleri yerinde olan bir hanım) hakkında bir hayır (ve iffet) düşünseydi de: “İşte bu pek açık bir yalandır!” deselerdi ya!
13
O (iftirayı çıkara)nlar buna dâir dört şâhit getirselerdi ya! Şâhitler getiremediklerine göre, işte onlar Allâh katında(ki şerî`at hükmünde) yalancıların ta kendileridirler.
14
Eğer dünyada (tevbe etme fırsatı dâhil bunca nimetler bahşeden) ve âhirette (afv u mağfiret buyu ran) Allâh’ın fazl u rahmeti (iyilik ve acımasının eseri) sizin üzerinizde bulunmasaydı, içine dalmış ol duğunuz (bu yalan ve iftira dolu) şey sebebiyle çok büyük bir azap elbette size (şimdiden) dokunmuş olurdu (ki, ona nispetle, kınanma ve sopa yeme ceza ları pek hafif kalırdı).
15
Ne zamanki siz (“Şu haberi duydunuz mu?” diye birbirine sorarak) onu dillerinizle karşılayıp alıyor dunuz ve (doğruluğu) hakkında sizin için hiçbir bilgi bulunmayan şeyi de ağızlarınızla söylüyordunuz. Bir de onu (sorumluluk getirmeyecek) pek kolay bir şey sanıyordunuz. Hâlbuki o, Allâh indinde pek büyük (azâbı gerektiren bir söz)dü!
16
Onu duyduğunuzda (şaşkınlığa kapılarak): “(İnanılacak şey değil! Ey Rabbim!) Tesbîh (ve tenzîh) Sana!İşte bunu konuşmamız bizim için (yakışan bir şey) olamaz! İşte bu, hayrete düşürecek derecede pek büyük bir yalandır!” deseydiniz ya! Rivayete göre; Ebâ Eyyûb el-Ensârî (Radıyallâhu anh) ın hanımı ona: “İnsanların Âişe hakkında konuştuklarını duydun mu?” de yince o: “Ey Allâh! Tenzîh Sana! İşte bu büyük bir bühtandır!” demiş, bu âyet de onun bu sözüne muvâfık olarak inmiştir. (Hâzin)
17
(Yaşadığınız sürece) ebediyyen bunun benze rin(i uydurmaya ve dinlemey)e dönmemeniz için Allâh size vaaz etmektedir. Eğer (İslâm’a) inanan kimseler olduysanız (bu nasihate kulak verin. Çünkü gerçek iman, iftira, gıybet ve dedikodu gibi çirkin iş lerden engeller)!
18
Allâh size (şerî`at hükümlerini ve Müs lümanlar la âdâb-ı muâşeret meselelerini beyan eden) âyetleri iyice açıklamaktadır. Allâh (, yaratıklarının küçük büyük tüm hallerini, dolayısıyla Âişe’nin berâatini hakkıyla bilen bir) Alîm’dir, (tüm yaptıklarını yerli yerinde yapan bir) Hakîm’dir.
19
O kimseler ki, iman etmiş olan kimseler içerisinde (zina ve iftira gibi) o pek çirkin hasletlerin(haberinin) yayıl(ıp duyul)masını istemektedirler; gerçekten de onlar için, dünyada ve âhirette çok acı verici büyük bir azap vardır. (Nitekim onlardan bir kısmı dünyada çolaklık, körlük ve had cezasına çarpılma gibi belalara uğramışlardır. Âhiretteki yerleri ise cehennemdir!) Allâh (kalplerdeki istek ve kasıtlar dâhil her şeyi hakkıyla) bilmektedir, sizlerse (Allâh-u Te`âlâ’nın bildiklerini)bilmemektesiniz. Demek ki Allâh-u Te`âlâ, kişinin azimle kalbinden geçirdiği kin, haset ve kötü haberlerin yayılmasını arzulama gibi şeylerden dolayı ona ceza verebilir, ama bizler arzu ve istekleri sorgulamaya kalkamayız, ancak gördüğümüze göre davranırız!
20
Eğer Allâh’ın fazl u rahmeti (iyiliği ve acıması) sizin üzerinizde olmasaydı ve gerçektenAllâh (kul larını çok esirgeyen bir) Raûf ve (ne kadarbüyük gü nah işleseler de, tevbe edenlere acıyıp günahlarını ba ğışlayan bir) Rahîm olmayaydı (iftiraya uğrayanın berâatini açıklamaz, iftira edenleri de peşinen ceza landırırdı)!
21
Ey (Allâh’ın dostluğuna ve şeytanın düşmanlığı na) iman etmiş olan kimseler! (İftiralara kulak verip, onların yayılmasını arzulama hususunda) şeytanın adımlarına uymayın/izleri ardıncagitmeyin/yolla rını takip etmeyin/! Çünkü her kim şeytanın adım larına uyarsa, gerçekten de o (şeytan), dâima (gıy bet, dedikodu ve iftiragibi) pek çirkin olan şeyleri ve (şerî`at tarafından kabul görmeyen) münkeri emre de(n biri olduğuiçin, vesvesesine kulak vereni helâke sürükle)r! Eğer Allâh’ın fazl u rahmeti (iyiliği ve acıması) sizin üzerinizde olmasaydı (ve O size, günahları sildi ren tevbeyi nasip etmeyip, kötülüklere keffâret olacak had cezalarını meşrû kılmayaydı), içinizden hiçbiri (hayatı boyunca) ebediyyen (günah kirlerinden) te mizlenemezdi. Lâkin Allâh dilediği kimseyi (rahmet ve mağfiretiyle tüm kirlerden) tertemiz kılar. Allâh (, kullarının açıkladıkları tevbe dâhil tüm sözlerini hak kıyla işiten bir) Semî’dir; (niyetler dahil olmak üzere tüm mâlûmâtı lâyıkı vechile bilen bir) Alîm’dir.
22
İçinizden (Ebû Bekr-i Sıddîk gibi, dinde) fazî let ve (malda) genişlik sahibi olanlar, soy yakınlığına sahip olanlara, yoksullara ve Allâh yolunda hicret etmiş bulunanlara (yardım) vermeyeceklerine dâir yemin etmesin!/vermeleri hususunda kesinti yapmasın!/ Affetsinler ve (görmezden gelerek, ceza vermekten) yüz çevirsinler! (İnsanlara karşı takındığınız kötülüğe iyilik muamelesine karşılık) Allâh’ın sizin için (günahlarınızı) bağışlamasını sevmez misiniz? Allâh (sonsuz gücüne rağmen, kullarının hatalarını örten bir) Ğafûr’dur; (kendilerine çok acıyan bir) Rahîm’dir. (O halde siz de O’nun ahlâkını takının!) Bu âyet-i kerîme Ebû Bekr-i Sıddîk (Radıyallâhu anh) hakkında inmiştir, şöyle ki o; kızı Âişe (Radıyallâhu anhâ) hakkındaki iftiraları dinleyip gülerek hata işleyen, fakat yoksulluk, muhâcirlik ve Bedir muhârebesine katılmış bulunmak gibi üstün vasıflara sahip olan, teyzesinin oğlu olduğu için de sıla-i rahim hakkı bulunan Mistah (Radıyallâhu anh)`a vermekte olduğu yardımı keseceğine dâir yemin etti. Fakat Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) bu âyet-i kerîmeyi kendisine okuduğunda, “Tabiî ki Allâh’ın beni affetmesini isterim!” diyerek yemin keffâreti verip Mistah (Radıyallâhu anh)`a verdiği yardımı sürdürdü. Çünkü Mistah (Radıyallâhu anh) iftiraları dinlemekle hata etmişse de, hiçbir zaman iftiralara katılmamıştı.(Beyzâvî, Nesefî, Hâzin)
23
O kimseler ki, (zinadan) korunmuş olan ve (suçlandıkları şeyden) habersiz olan imanlı kadınla ra (zina suçu) atmaktadırlar; gerçekten onlar (tevbe etmedikleri sürece) dünyada ve âhirette lânetlen mişlerdir. Pek büyük bir azap da onlar içindir.
24
Dillerinin, ellerinin ve ayaklarının (konuştu rulup), yapmakta bulunmuş oldukları (iftira gibi) şeylere dâir aleyhlerinde şâhitlik ede ce ği gün!...
25
İşte o gün; Allâh onlara hak ettikleri cezalarını tastamam verecektir, onlar da bileceklerdir ki gerçekten Allâh, o pek açık olan/(her şeyi) açıklayan/ Hakk’ın (; O ilâhlığı sabit ve zâhir olan Zât’ın) ta Kendisidir! Allâh-u Te’âlâ Kur’ân-ı Kerîm’de hiçbir günahın tehdidi hakkında Âişe (Radıyallâhu anhâ)`ya iftira edenleri tehdit mâhiyetinde kullandığı ağır ifadelere yer vermemiştir. Bu yüzden ibni Abbâs (Radıyallâhu anhümâ): “Kim bir günah işlemiş de sonra tevbe etmişse, tevbesi kabul edilmiştir, ancak Âişe (Radıyallâhu anhâ) hakkındaki iftiraya karışanlar müstesnâ!” demiştir. (Nesefî)
26
Kötü kadınlar (ve sözler) kötü erkeklere mahsustur, kötü erkekler de kötü kadınlara âittir. Temiz kadınlar da temiz erkeklere mahsustur, temiz erkekler de temiz kadınlara âittir. (Ancak bunların bir birleriyle evlenmeleri yakışıkalır.) İşte o (temizlerin temizi olan Habîbimin nikâhı altında buluna)nlar, bun(ca münafık)ların söylemekte oldukları şeylerden tamamen temiz tutulmuşlardır. Onlar(ın beşeriyet gereği kaçınamadıkları günahları) için büyük bir mağfiret ve (kendileri için cennet nimetleri gibi) pek değerli yüce bir rızık vardır! Tefsirlerde zikredildiği üzere; Allâh-u Te`âlâ Yûsuf (Aleyhisselâm)`ın beraatını, beşikteki çocuğu konuşturarak; Mûsâ (Aleyhisselâm)`ın beraatini, elbiseleri kaçıran taşı konuşturarak; Meryem (Radıyallâhu anhâ)`nın beraatını da çocuğu Îsâ (Aleyhisselâm)`ı konuşturarak açıklamıştır. Âişe (Radıyallâhu anhâ)`nın beraatini ise kıyâmete kadar okunacak mucize olma unvanına sahip tek kitabında bunca büyük âyetlerle ve bu kadar te’kitli ifadelerle ortaya koymuştur ki, bu da Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in makamının yüceliğini gösteren büyük bir delildir. Âişe (Radıyallâhu anhâ)`nın, kendisinden başka hiçbir kimseye nasip olmayan bazı şeylerle iftihar ettiği rivayet edilmiştir ki bunlar da: O daha çocukken Cibrîl (Aleyhisselâm) bir ipek parçasında onun resmini Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e göstererek: “İşte bu senin hanımındır!” demiştir. Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ondan başka hiçbir bakireyle evlenmemiştir. Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) onun gününde ve onun koynun da vefat etmiş ve onun evine defnedilmiştir. Sadece onunla bir yorgan altındayken vahiy gelmeye devam etmiştir. Beraatı gökten inmiştir. Bir de o, Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in halifesi olan Ebû Bekr-i Sıddîk (Radıyallâhu anh)`ın, Sıddîka olan kerîmesidir ve bu âyetle ona büyük bir mağfiret ve pek hoş rızıklar vaad edilmiştir. (Hâzin, Nesefî, Beyzâvî)
27
Ey iman etmiş olan kimseler! Kendi (oturdu ğunuz) evlerinizden başka birtakım evlere, (sahip lerinden) izin almadığınız sürece ve halkına selâm vermediğiniz müddetçe girmeyin! İşte size bu (şe kilde selâm verip izin istemek, câhiliyet devrindeki gibi ansızın girmekten) sizin için hayırlıdır! (Böylece siz üstün bir ahlâka irşâd olundunuz.) Tâ ki siz iyice düşü n(üp gereğiyle amel ed)esiniz!
28
Eğer oralarda (size cevap verecek) hiçbir kimse bulamazsanız, artık (sahibi tarafından) size izin verilin ceye kadar oralara girmeyin! Eğer size: “Geri dönün (ortam müsâit değil)!” denilecek olursa (ısrarcı olmayıp) geri dönün, o (milletin kapılarında inadına beklemeniz dense, kimseyi rahatsız etmeyip dönmeniz,) sizin (rezil duruma düşmemeniz) için daha temiz (bir hareket)dir!/daha yararlı (bir davranış)dır./ Zaten Allâh yapmakta ol duklarınızı (hakkıyla bilen bir) Alîm’dir.
29
(Tekke, kervansaray, han, hamam gibi belli kesim ler tarafından) meskûn olmayan, içerlerinde de sizin için (soğuktan sıcaktan korunma ve eşyanızı yerleştirme gibi) bir faydalanma (hakkı) bulunan birtakım evlere (izinsiz) girmenizde sizin üzerinize hiçbir günah yok tur. Allâh sizin açıklamakta olduğunuz (bozgunculuk veya birtakım mahrem şeyleri görme arzusu gibi kötü) şey leri de, gizlemekte bulunduğunuz şeyleri de bilmektedir.
30
(Habîbim!) İmanlı erkeklere de ki; (haramlara karşı) gözlerini yumsunlar (da sadece helâllere baksın lar) ve tenâsül uzuvlarını (zina ve livâta gibi haramlar dan) korusunlar/avret yerlerini (açılmaktan) korusun lar/! İşte (günahlara düşüp kirlenmelerindense) bu kendileri için daha temiz (bir hareket)dir./(din ve dünya bakımından) daha faydalı (bir davranış)dır/! Mu hakkak Allâh onların (kime bakmakta ve ne) yapmakta olduklarını(n görünen-görünmeyen yönlerini hakkıyla bilen bir) Habîr’dir.
Sonraki 30 ayet →