1
İnananlar şimdiden felâha ermiş (ve bu yön deki beklentileri gerçekleşmiş)tir.
2
O kimseler ki; onlar (Allâh’ın huzurunda oldukları şuûruyla) namazları içerisinde (bakmaları ge reken yerlere bakarak, tüm uzuvlarını sakin tutarak ve kalplerini Rablerine yönelterek) sürekli huşû’ edi cidirler.
3
O kişiler ki; onlar (dünya ve âhi retlerine yaramayan her türlü söz ve iş dâhil) boş şeylerden dâima yüz çeviricidirler.
4
O kullar ki; onlar zekât ödeme işini dâima yapıcıdırlar.
5
O kimseler ki; onlar tenâsül uzuvlarını (ha ramlara karşı) devamlı koruyucudurlar.
6
Ancak eşlerine ya da (câriye lerden) sağ ellerinin sahip bulundu ğu şeylere karşı (korumaları) müstesnâ! Çünkü gerçekten de onlar (bunlarla yap tıkları meşrû ilişkilerinden dolayı) tenkit edilmiş değillerdir.
7
İşte artık her kim (dört hür hanım ve sınırsız câriyeden istifâde gibi) bu(nca geniş helâl ala)n dan ötesini arar (da, şehvetini gayri meş rû yollar dan tatmine kalkışır)sa, işte ancak onlar, tam manasıyla haddi aşanların ta kendileridir!
8
O kimseler ki; onlar (hem Allâh-u Te`âlâ’ya karşı, hem de kullarla aralarındaki) e mânetlerine ve sözlerine sürekli riâyet edicidirler.
9
O kişiler ki; onlar namazlarını (vak ti vaktine kılarak, dış ve iç tüm şartlarını hakkıyla yerine getirerek) korumaktadırlar.
10
İşte ancak onlar mirasçıların ta kendileridirler.
11
O kimseler ki; (cennetin en güzel ve güzîde yeri olan) Firdevs’e (babalarından kalmış gibi zah met sizce) vâris olacaklardır. Onlar orada ebedî ka lıcılardır.
12
Andolsun ki; muhakkak Biz o insan(lığın babası olan Âdem (Aley hisselâm))`ı elbette bir çamurdan, süzme bir özden yarattık!
13
Sonra onu(n neslinin yaratılış maddesini) sağlam bir karargâh (olan ana rahmi) içerisinde (geli şen , meni adındaki) sâfî azıcık bir su yaptık.
14
Sonra o sâfî azıcık suyu (sülük gibi rahim duvarına yapışıp kan emerek beslenen aşılanmış yumur tadan ibaret) bir kan pıhtısına dönüştürdük. Peşi sıra o kan pıhtısını bir çiğnem et hâlinesoktuk; derken o bir çiğ nem eti de (irili ufaklı) bir takım kemiklere (sahip iskelete) çevirdik, sonra o kemiklere (her birine uygun) bir(er) et giydirdik! Daha sonra onu (ruh sahibi kılarak, evvelki yaratı lışından çok farklı) diğer bir yaratışla icat ettik (de, böylece onu konuşan,işiten, gören ve her bir uzvu de ğişik işler gören can lı bir insan hâline getirdik). Şekil verenlerin en güzeli olan Allâh(ın sanatı, ilmi ve kudreti) dâima pek yüce olmuştur!/Allâh dâima övgüye lâyık olmuştur!/ (Zira, Allâh-u Te`âlâ’dan başka şekil verenler, O’nun yarattığı şeylere birtakım şekiller verebilirler, ama asla onlara hayat veremez ler. O ise, yoktan yarattığı varlıklara hem hayat hem de en güzel şekli verendir.)
15
Sonra işte gerçekten siz bunun ardından (ecelleriniz geldiğinde) elbette ölüler (hâline dönüşecek)siniz!
16
Sonra muhakkak ki siz kıyâmet gününde (hesap ve ceza için) diriltileceksiniz!
17
Kasem olsun ki; muhakkak Biz elbette sizin üzerinizde (, gezegenlerin ve meleklerin güzergâhı olan yedi kat gök ve) yedi yol yarattık. Biz (göklerden de, yerlerden de, içindekilerden de ve diğer) yarattıklarımızdan da gâfil (olup, yönetim lerini ihmal eden) kimseler değiliz! (Bilakis bütün mahlükatın düzenini bozulmaktan koruyan ve tüm yönetimleri kudret elinde tutan sadece Biziz!)
18
Biz (insanlara zarar vermeyip fayda sağlayacak ve ekip biçmeleri, yiyip içmeleri için yeterli olacak) bir ölçüyle gökten su indirdik de, onu yerde (bulunan ırmaklar, göller, sarnıçlar, gözeler ve kuyularda toplayarak istifadeedeceğiniz şekilde) durdurduk. Şüphesiz ki Biz, (tadını bozma, buharlaştırma ve batırma gibi birçok yolla) onu gidermeye de elbette Kadirleriz! Allâh-u Te`âlâ’nın, gökten yağdırdığı suyu yeryüzünde durdurması, yaratıklar için büyük bir nimettir.Aksi takdirde bu suların dibe inmesi veya sel halinde akıp gitmesi ve beraberinde toprak kaymalarına neden olmasının canlılara ne kadar zararlı olacağı ortadadır. Tabiî ki burada; yer üstünde bulunan suların olduğu kadar, yeraltında bulunan suların da gökten indirilip yaratıkların istifadesine sunulduğu gerçeği belirtilmiş olmaktadır.
19
Böylece onun sebebiyle sizin (yararınız) için hurmalıklardan ve üzüm lerden birçok bağlar mey dana getirdik ki; sizin için onlar(ın bulunduğu bos tanlar)da (istifade edeceğiniz) daha (başka) birçok yemişler vardır. (Onların birçoğunu satarak geçi nirsiniz,) bir kısmını da yemektesiniz!
20
(Mısır’la Eyle arasında bulunan) Tûr-u Sînâ (dağın)dan (yetişip) çıkmakta olan bir ağacı da (si zin için yarattık) ki o, hem yağ, hem de yiyenler için bir katık (vasfına sahip olan zeytinler) bitirmektedir.
21
Gerçekten davarlarda da sizin (, yaratıcının nimetlerini anlamanız) için elbette çok büyük bir ibret vardır. Onların karınlarında bulunan lardan size (süt) içirmekteyiz. O (havya)nlarda sizin için daha birçok faydalar bulunmaktadır (ki, yüklerinizi ve sizi taşımaları, derilerinden ve yünlerinden istifâde etmeniz, onlardan sadece birkaçıdır). Onlar(ın yen meye elverişli olanların)dan bir kısmını da yemek tesiniz.
22
Ayrıca siz (yüklerinizle birlikte, karada) onlar üzerinde ve (denizde) gemiler üzerinde taşın maktasınız.
23
Andolsun ki; şüphesiz Biz Nûh’u kavmine (peygamber olarak) gönderdik de o: “Ey kavmim! (Sadece) Allâh’a ibadet edin! Sizin için O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur! (Bunu bile bile) hâlâ (şirkten) hiç sakınmayacak mısınız?” dedi.
24
Bunun üzerine kavmi içerisinden ileri gelen o kâfir olmuş kimseler (birbirlerine) dedi(ler) ki: “İşte bu (adam) size karşı çokça üstünlük sağ la mak isteyen, (fakat sizden bir farkı olmayan, her ba kımdan) ancak sizin gibi bir beşerdir. Allâh (size bir peygamber göndermek) dileseydi, elbette (bunun yerine) birtakım melekler indirirdi. Biz işte bunu(n gibi bir insanın peygamber olarak gönderileceğini ve bize emrettiği tevhîd dinini) evvelki babalarımızda işitmiş değiliz!
25
O, kendisinde delilik bulunan bir adamdan başkası değildir. Öyleyse (ya akıl lana cağı, ya da öle ceği) bir zamana kadar onu (tahammülle karşılayıp, başına geleceği) bekleyin!”
26
(Kavminin bu bâtıl sözlerini dinlemekten usa nan ve kendisine gelen vahiy sebebiyle onların ima nından ümit kesen Nûh (Aleyhisselâm)) dedi ki: “Ey Rabbim! Beni yalanlamış olmaları sebe biy le (onları topluca helâk ederek) bana yardım et!”
27
Hemen Biz de ona: “(Kâfirlerin saldırısını ön lemek ve yanlış bir sanat icra etmeni engellemek için) Bizim gözetimimizle/ilmimizle (, bilgimiz dâhi linde) / korumamızla / ve (gemi yapma sanatını öğreten) vah yimizle o gemiyi sağlamca yap! Nihâyet (gemiye binme) emrimiz geldiğinde ve o (Havvâ (Radıyallâhu Anhâ)dan kalma, taştan yapılma) tan dır(dan su fışkırarak, kuvvetlice yük se lip) kayna dığında, artık (boğulmak tan kurtulacak kimselerin ve zürriyetlerinin faydalanması için, can lıların) her birinden (erkek ve dişi olmak üzere) iki eşi, bir de (Müslüman olan hanımınla üç oğlunun ve eşlerinin oluşturduğu) aileni ona girdir. Ancak (kâfir olan hanımın ve oğlun gibi) onlar içe risinden aleyhinde (boğulma) söz(ü) geçmiş olan lar müstesnâ! O (inkâr ederek) zulmetmiş olan kim seler(in kurtuluşu) hakkında (rica ve duada bulun mak suretiyle) Bana hitap etme! Şüphesiz ki onlar suda boğul(malarına hükmolun)muş kimselerdir.
28
İşte sen, beraberinde bulunanlarla birlikte o gemi üzerine yerleştiğin zaman (Bana şükretmek üzere) de ki: ‘Bütün hamdler O Allâh’a mahsustur ki, bizi o zâlimler toplumundan O kurtarmıştır!’
29
Yine sen (gemiye binerken ve inerken): ‘Ey Rabbim! Beni (, kurtuluşumuza vesile olacak) çok bereketli bir indiriliş yeri (olan bu geminin içerisi) ne kondur!/(Hayırlı nesillerimizin artışına sebep ola cak) pek bereketli bir indirişle beni (tûfândan sonra yeryüzüne) indir!/ Zaten konaklatanların en hayır lısı ancak Sensin! (Zira Senden başka konuk ağırla yanlar, konuklarını Senin gibi koruyamazlar!)’ de!”
30
(Habîbim!) İşte elbette bu (anlatıla)nda pek çok ve çok büyük birtakım âyetler vardır. Gerçek şu ki; Biz elbette (Nûh kavmine) büyük bir belâ isâbet ettirenlerdik/Biz elbette dâima (kul larımızı bu gibi âyetlerle) imtihan eden(lerin muâme lesine tâbi eden)ler olmuşuzdur/!
Sonraki 30 ayet →