1
(Bir mekânda bulunmaktan ve yüce Zât’ına ya kışmayacak her türlü acziyet vasfından takdis, arılık ve) tenzîh O Zât’a ki; bir gece(nin az bir ânında, Muhammed) kulunu Mescid-i Harâm’dan (alıp), (Mûsâ (Aleyhisselâm)`dan beri vahyin iniş merkezi ve tüm pey gamberlerin mabedi olması hasebiyle dînî açıdan, ırmaklar ve ağaçlarla çevrili olması itibarıyla da dünya lık bakımdan) etrafını bereketli kıldığımız o Mescid-i Aksâ’ya götürmüştür. Tâ ki ona (bir aylık yola bir gecede ulaşma, Beyt-i Mukaddesi ziyâret, bütün pey gamberleri diri olarak görme, yedi kat semâda onların makamlarına uğrama ve Cemâlimizi müşâhede etme gibi) bazı âyetlerimizi gösterelim diye! Şüphesiz ki O, (tüm sözleri, özellikle Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in dualarını ve müşriklerin mi’râc dönüşü ona neler dediklerini hakkıyla işiten) Semî’ de, (bütün işleri, bâhusus Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in mi’râ ca mazhar kılınmasına vesîle ola cak kıymetli amellerini tam manasıyla gören) Basîr de ancak O’dur!
2
Biz Mûsâ’ya o (Tevrât) kitabı(nı) verdik ve: “(Tüm işlerinizi kendisine havâle edeceğiniz bir Rab olarak) Benden başka bir vekil edinmeyin!” diye (tembihte bulunarak) onu İsrâiloğullarına büyük bir hidâyet (rehberi) yaptık.
3
(Ey) Nûh’la birlikte (gemide) taşı(yıp selâmete çıkar)dığımız kimselerin zürriyeti! Gerçekten de o, çokça şükreden bir kuldu. (Darlıkta da, bollukta da dâima şükreder,hamd et meden yemez-içmez ve giyinmezdi. Sizler ona inanmış olan ve onunla birlikte gemide kurtulan kimselerin nes lisiniz. Öyleyse atalarınız gibi siz de onu örnek edinin!)
4
Biz o kitapta İsrâiloğullarına kesinkes vahyetmiştik ki: “Andolsun; siz mutlaka o (Şam ve Ku düs) arazi(sin)de iki kere fesat çıkaracaksınız. (Bunların birincisinde Tevrât hükümlerine karşı gelerek Şa’yâ (Aleyhisselâm)`ı şehit edeceksiniz, ikinci sindeyse Ze keriyyâ ve Yahyâ (Aleyhimesselâm)` ı şehit edip, Îsâ (Aleyhisselâm)`ı öldürmeye teşebbüs edeceksiniz.) Ve kasem olsun ki; elbette siz pek büyük bir ki birle (Allâh’a taattan) büyüklük taslayacaksınız./ Pek büyük bir azgınlıkla (insanlara karşı) zulüm yapacaksınız./
5
O ikiden birincisinin (azap) vaadesi geldiğin de, (harp hususunda) pek kuvvetli büyük güç sahip leri olan Bize âit bir takım (zorba) kulları (dünyanın yegâne hükümdarı olan o Bâbil`li Buht-u Nassar’ın or dusunu) üzerinize gönder(ip musallat et)dik, böylece onlar (sizi yakalayıp öldürmek için) evler(inizin) ara sında (ve sokakların ortasında) iyice dolaştılar. (Ezelde takdir edilmesi hasebiyle vukuu kesin oldu ğu için) zaten bu (azap tehdidimiz), yapılmış (bitmiş olarak değerlendirmeniz gereken) bir vaad olmuştu.
6
(Yüz sene kadar) sonra (Dâvûd (Aleyhisselâm) zamanında) o (üzerinize musallat kılına) nlara karşı dev leti (ve üstünlüğü) size geri vermiştik, mallarla ve oğullarla size yardım etmiş (ve geniş imkân vermiş) tik, birlikte hareket eden bir cemaat olarak da sizi (evvelce olduğunuzdan) daha çok (nüfusa sahip) yapmıştık.
7
İyi amel işlerseniz/(insanlara) iyilik yaparsanız/, kendi nefisleriniz için iyilik etmiş olursunuz. (Zira kazanacağınız sevapların menfaati sadece size ait olacaktır.) Kötü amel işlerseniz/ kötülük yaparsanız/, yine kendi (nefis)lerinize aittir. (Çün kü kötülüklerin vebâli yine size dönecektir.) Sonraki söz(ün gerçekleşme zamanı) geldiğinde ise, suratlarınızı mahzun bıraksınlar/ sizi kötü duruma soksunlar/ diye ve ilk defa (tahribat yapmak üzere) oraya girdikleri gibi tekrar o Mescid’e (Beyt-i Makdis’e) girsinler diye üstün geldikleri/gâlibiyetleri süresince/ her şeyi tam bir yıkımla (yakıp yıkarak) helâk etsinler diye (bu sefer üzerinize Romalı Tîtos komutasındaki zorba orduyu musallat ettik)!
8
(Bu ikinci defadan sonra da günahları bırakıp gerçekten tevbe ederseniz,) umulur ki Rabbiniz size acıyacaktır. Ama eğer (âhir zamanda göndereceğim peygamberi inkâr edip öldürmeye kalkarak, üçüncü defa da ifsatlarınıza) dönecek olursanız, Biz de (size azap etmeye) döneriz! Zaten Biz cehennemi o kâfirler için bir hapis yeri/bir hasır (gibi altlarına yaygı)/ yapmışızdır.’’ Onlar, Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`i inkâr ederek ifsatlarını tazeleyince Allâh-u Te`âlâ, Habîbini ve müminleri onlara musallat ederek, Kureyza’yı katlettirmiş, Nadîr oğullarını sürgüne göndermiş, diğerlerine de cizye vurdurmuştur ve bu tasallut kıyâmet gününe kadar devam edecektir. Yahudilerin binlerce sene çektikleri azapların yanında bugün görünen birkaç yıllık devletleri yok hükmünde olduğu gibi, İlâhî vaad gereğince, kendilerine en kötü azapları tattıracak olan kimseler de kıyâmete kadar başlarına musallat edilecektir.
9
Şüphesiz işte bu Kur’ân, o kendisi en doğru olan (iman ve amel-i salih) yol(un)a ulaştırmaktadır ve salih ameller işlemekte bulunan o müminleri müjdelemektedir ki, (cennet gibi) pek büyük ve çok değerli bir mü kâfat şüphesiz sadece onlara âittir.
10
(O müminlere şu müjdeyi de vermektedir ki) âhirete inanmamakta olan o kimseler ise; gerçek ten Biz onlara (cehennem gibi) çok acı verici pek büyük bir azap hazırlamışızdır.
11
İnsan (kızdığı zaman) hayır istermişçesine (kendisi, âilesi ve malı hakkında) şer (ve kötü olan bir istek)le (Allâh-u Te`âlâ’ya) duada bulunur. (Bazen de hayır sanarak şer ister.) Zaten insan (neticesini düşün meksizin, aklına gelen ve kalbine düşen her şeyi isteme hususunda) pek aceleci olmuştur.
12
Biz (mevsimler itibarıyla uzayıp kısalan ve sürekli birbirini izleyen) geceyle gündüzü (üstün gücü müze delâlet etmekte bulunan) birer âyet yaptık. (Gün düzleri) Rabbinizden bir lütuf (olan rızkınızı ve geçim sebeplerinizi) arayasınız ve senelerin sayısını da, (imsak, iftar, hac zamanı, iddet müddetleri ve borç ödeme dönemleri gibi birçok vakitlerin) hesabı(nı) da bilesiniz diye gece âyetini (kendisinde en büyük varlıkların bile görülemeyeceği şekilde) silik yaptık, gündüz âyetini ise (en ufak şeylerin bile kendisinde net görüneceği surette) parlak/gösterici/ kıldık /gecenin âyetini (temsil eden ayı güneşe nispetle) silik yaptık, gündüzün âyetini (teşkil eden güneşi) ise pek aydınlık yaptık./ Biz (din ve dünya hususunda muhtaç olacağınız) her bir şeyi, böylece onu (hiçbir karışıklığa mahal bırakmayan) ayrıntılı bir îzâhla iyice açıkladık.
13
Her bir insan (doğarken on)a; (Allâh-u Te`âlâ’nın ezelde takdir buyurduğu kader yuvasından ken disine doğru) uçan amelini/ kaderini/(n yazılı bulun duğu amel defterini) onun boynuna takmışızdır. (Artık tüm yaşayacakları ve karşılaşacakları, onun ayrıl maz bir parçası hâlini almıştır.) Kıyâmet gününde ise ona (amellerinin kendisinde yazılı olduğu) bir kitap çıkaracağız ki o ona açılmış vaziyette kavuşacaktır (ve açma zahmetinde dahi bulunmayarak onda yazılı amellerini rahatça okuya bilecektir).
14
(O zaman kendisine şöyle buyuracağız:) “Oku (bakalım) kitabını! Bugün iyi bir muhasebeci olarak nefsin sana yeterli olmuştur!”
15
Kim hidâyet bulduysa, o ancak kendisi için doğru yolu bulmuştur. (Zira salih a me lin sevabı işle yicisine mah sustur.) Kim de sapıttıysa, o ancak kendi aleyhine sapmıştır. (Çünkü onun sapıklığı kendisin den başkasını helâk etmez.) Hiçbir (günah) taşıyıcı (sı) diğerinin yükünü taşımayacaktır. Zaten Biz (herhangi bir topluma, emir ve yasaklarımızı duyurmak üzere) bir rasûl gönderinceye kadar (cezasını bil meyerek işledikleri şeylerden dolayı) azap ediciler olmamışızdır!
16
Biz (ezelî takdirimizi infaz etmek üzere) bir memleketi helâk etmek istediğimizde, oranın bol lukla şımartılan kişilerine (göndermiş olduğumuz peygamber vasıtasıyla, Kendimize itaati) emrederiz. Fakat onlar orada (Bize itaatten çıkarak) fâsıklık yaparlar da, böylece o (azap) söz(ümüz) orası üze rine hak olur.Biz de bir daha düzelemeyecek bir şekilde görül memiş bir helâk edişle hemen orayı kırıp geçiririz!
17
Nûh’tan sonra (gelip geçen Âd ve Semûd gibi) asırlar (halkın)dan nicelerini (inkâr ve isyanları se bebiyle) helâk etmişizdir. Kullarının günahlarını(n iç yüzünü de, görünen kısmını da hakkıyla idrak edip ona göre cezalarını vere cek olan bir) Habîr ve Basîr olarak senin Rabbin yeterli olmuştur!
18
Her kim(in tüm hedefi dünyaya kilitlenip sadece) o (kazanılması da yitirilmesi de) çarçabuk olan (dünyay)ı istemekte bulunmuşsa, Biz orada ona, (herkese de değil) o dilediğimiz kimseye (peşinen vermeyi) dilediğimiz kadarını çabucak veririz, son ra da cehennemi ona tahsis ederiz ki, o oraya kı nanmış ve kovulmuş bir halde girer.
19
Her kim de âhiret (derecelerini elde etmey)i arzular ve kendisi (şirk bulaşmamış muteber bir imanla) mümin olarak onun (kazanılması) için ona yakışan gayretle çalışırsa, işte onlar ki, amel leri (Allâh nezdinde) kabûle elverişli olmuştur.
20
İşte şu (dü)n(yacı)lara da, işte bu (âhiret için çalışa)nlara da, Rabbinin (kesintisiz) bahşişinden (dünyada) her birine sürekli vermekteyiz. Zaten Rabbinin hediyesi (dünyada kâfirler dâhil hiçbir kulundan hiçbir zaman) engelli bir şey olmamıştır.
21
(Habîbim!) Bak ki Biz (makam, mevki ve mal, mülk gibi konularda) onların bir kısmını diğer bir kısma karşı nasıl üstün kılmışızdır! Âhiret ise elbette dereceler yönünden daha büyüktür, üstün kılma yönünden de daha büyüktür. Rivayete göre; eşrâftan bir topluluk ile bazı fakir kimseler Ömer (Radıyallâhu anh)ın kapısında toplanarak görüşme izni beklerlerken, fakir olan Bilâl ve Suheyb (Radıyallâhu anhümâ)ya izin çıkınca, bu Ebû Süfyan (Radıyallâhu anh)a çok ağır geldi. O zaman Süheyl ibni Amr (Radıyallâhu anh): “Bu bize kendi nefsimiz yüzünden geldi, zira onlar ve biz topluca İslâm’a çağrıldığımızda onlar çabuk davrandılar, bizse geç kaldık. Şimdi bu Ömer’in kapısı böyle olursa, ya âhiretteki farklılık nasıl olacak? Bugün siz onları Ömer’in kapısında kıskanıyorsanız, bilin ki Allâh’ın cennette onlar için hazırladıkları daha fazladır!” dedi. (Nesefî)
22
(Ey insan!) Allâh ile birlikte başka bir ilâh tanıma! Sonra (tüm melekler ve müminler nezdin de) tenkide uğramış ve yardımsız bırakılmış bir halde kalırsın/âciz olursun/.
23
Rabbin kesinkes emir buyurdu ki; Kendisinden başkasına tapmayacaksınız, anababaya da tam bir iyilikle (davranacaksınız)! (Ey insan!) Ya gerçekten o ikisinden biri yahut her ikisi senin yanında ihtiyarlığa ulaşırsa, sakın onlara (rahatsızlık ifade eden): “Öf!” (sözünü) bile deme! Onları(n talepleri hiç hoşuna gitmese de, meş rû isteklerini engelleme(ye kalkışma)! Üstelik kendilerine (“Anacığım!”, “Babacığım!” şeklinde edebe yakışır) pek hoş bir söz söyle!
24
(Kendileri hakkında sahip olduğun aşırı) merhametten dolayı onlara karşı alçalma kanadını ger ve (kâfir bile olsalar, hidâyete muvaffak kılınma larını Benden isteyerek): “Ey Rabbim! (Benim fânî acımam ne ifade eder?) O ikisi, küçükken beni (büyük bir şefkatle) yetiş tirmiş oldukları gibi, Sen de onlara (bâki rahme tinle) merhamet buyur!” de!
25
Rabbiniz içinizde bulunanları pek iyi bilen dir. (Dolayısıyla ana-babanıza karşı iyi niyet taşıyan, onlara gereken tazimi göstermenin farziyetine inanan ve) iyilik arayan kimseler olursanız, şüphesiz ki O (Allâh-u Te`âlâ, herhangi bir kızgınlık ânında iste meyerek de olsa anne-babasını üzen ya da gereken ilgide noksanlık yapan, sonra da pişman olup), çokça tevbe edenleri dâima (bolca bağışlayan bir) Ğafûr olmuştur.
26
Yakınlık sahibine, (sıla-i rahim, güzel geçim ve fakirse nafaka temini gibi) hakk(lar)ını ver! Yok sula ve (vatanında zengin bile olsa) yolda (mağdur) kalmışa da (zekât ve sadaka gibi haklarını ver)! Bir de (gereksiz yerlere harcamalarda bulunarak ve bir kuruş da hi olsa haram yolda sarf edip, malını) israf ederek saçıp savurma!
27
O (mallarını masiyet uğruna harcayarak ve za ruret dışı yerlerde telef ederek) saçıp savuran kim seler, gerçekten de şeytanların kardeşleri (gibi kötü bir durumda) olmuşlardır. Şeytan ise, Rabbine karşı çok büyük bir inkâr cı/çok büyük bir nankör/ olmuştur. (Demek ki insanları sadece kendi yoluna ve yap tıklarının bir benzerine çağırıp duran şeytan itaati hak etmemektedir.)
28
(Habîbim!) Ya bir de (bazı fakir sahâbenin isteklerini karşılayamadığında) kendisini Rabbinden ummakta olduğun bir (rızık ve) rahmet arayışıyla gerçekten onlardan (utancına konuşamayıp) yüz çevirecek olursan, (ihtiyaçlarını yakın bir zamanda göreceğine dair güzel bir vaadde bulunmak üzere) on lara pek yumuşak bir söz söyle!
29
(Aşırı cimrilikten dolayı) elini boynuna bağlanmış (gibi sıkı) yapma, (eline geçeni saçıp savura rak) onu tam bir açışla da yayma ki, sonra (Allâh ka tında israfla, insanlar nezdinde de tedbirsizlikle suçlana rak) kınanmış ve pişman/bağlantıları kesilmiş (bit miş tükenmiş)/ bir halde kalırsın/bir âciz olursun/.
30
Şüphesiz senin Rabbin (kullarının menfaatini gözeten üstün hikmeti gereği) dilediğ kimse için (ba zen) rızkı genişletir ve (bazen de) daraltır. Şüphe siz ki O, dâima kullarını(n gizli-açık tüm hallerini hak kıyla bilen bir) Habîr ve Basîr olmuştur. (Dolayısıyla onların rızkını daraltması da bir hikmete dayalıdır.)
Sonraki 30 ayet →