Ana SayfaMealler › Mahmut Ustaosmanoğlu
MU

Mahmut Ustaosmanoğlu

Bu mealle oku
Mahmut Ustaosmanoğlu meali ile okumaya başla
Nahl 1 / 128
1
(Ey kâfirler! Siz kıyâmetin kopmasını ve sizi helâk edecek azapların acele gelmesini talep etmektesiniz ama Benim hükmüm kesinlikle gerçekleşeceği için şimdiden bilin ki;) Allâh’ın emri gelmiştir. Artık onu acele istemeyin! Onların ortak koş makta oldukları şeylerden tesbîh (tenzîh ve arılık) O’na! Zaten O (eş ve ortaktan) dâima pek yüce olmuştur.
M.Ustaosmanoğlu 16:1
2
O, Kendi emri (yerini bulsun) için kullarından (peygamber seçme yi) dilediği kimselere melekleri (öl müş kalpleri dirilten) ruh (mesâbesindeki bir vahiy) ile birlikte indirmektedir ki: “(Ey Benim peygamberlerim!) Gerçek şudur; şüp hesiz Benden başka (ibadete lâyık) hiçbir ilâh yok tur! Öyleyse (şirk koşma hususunda) Benden hakkıy la sakının!” diye (ümmetlerinize) uyarıda bulunun!
M.Ustaosmanoğlu 16:2
3
O, gökleri ve yeri (mükelleflere imtihan mahalli olma gibi üstün bir hikmet ve) hak(lı bir neden) ile yaratmıştır. (Zaten) O, onların ortak koşmakta oldukları şeyler(le herhangi bir hususta iştiraki kabul etmek)den dâima pek yüce olmuştur.
M.Ustaosmanoğlu 16:3
4
O, insanı sâfî azıcık bir sudan (his ve hareketi olmayan bir sıvıdan) yaratmıştır. Sonra (yaratıldığı maddede hiçbir konuşma ve mücadele kabiliyeti bu lunmayan) o (insan) birdenbire; (davasını ispat hususunda) açıklama yapabilen, hasımlarına karşı ken dini çokça müdafaa edebilen biridir./ (Kendisini bir damla sudan yaratan Allâh’ın onu tekrar dirilteceğini inkâr ederek, Rabbine karşı düşmanlıkta) pek açık ve çok büyük bir mücadelecidir./
M.Ustaosmanoğlu 16:4
5
(Koyun, keçi, deve ve sığır gibi) davarlara gelin ce; O onları da yaratmıştır ki, onlarda(n imal edilen yünlü şeylerde) sizin için birçok ısıtıcı (madde) ve (sağılma, binilme, ekin ve sulama işlerinde kullanımları gibi) pek çok faydalar vardır. Onların (etlerinden ve yağlarından yenilmeye elverişli olan) bir bölümünü de yemektesiniz.
M.Ustaosmanoğlu 16:5
6
(Onları) akşamleyin (yaylımdan ahırlarına) geri döndürürken de, sabahleyin (otlaklarına) salıverir ken de sizin için onlarda (sayılan zarûrî ihtiyaçları nız dışında) birçok güzellik bulunmaktadır.
M.Ustaosmanoğlu 16:6
7
(O hayvanlar) sizin ağır yüklerinizi öyle (uzak) bir beldeye taşırlar ki, canlar zorlanmadıkça siz (bile yüksüz halinizle) oraya ulaşıcı kimseler ola mazdınız! Muhakkak sizin Rabbiniz elbette (pek esirgeyen bir) Raûf’tur; (çok acıyan bir) Rahîm’dir. (Bu yüzden böyle büyük nimetleri üzerinize akıtırcasına sizlere lutfetmiş, zor ve zahmetli nice işleri de sizlere kolay etmiştir.)
M.Ustaosmanoğlu 16:7
8
Atları, katırları ve eşekleri de, siz onlara bi nesiniz ve (yeryüzüne, özellikle de sahiplerine) bir süs olsun diye (yaratmıştır)! Ayrıca O (sizin henüz) bilmemekte olduğunuz nice şeyleri de (yaratmış ve) sürekli yaratmaktadır.
M.Ustaosmanoğlu 16:8
9
(Deliller ortaya koyarak ve peygamberler gönderip kitaplar indirerek) o dosdoğru yol(u göstermek ve kavuşmak isteyenleri ona eriştirmek) sadece Allâh’a âittir./ Yolu doğrult(up hakka vardır)mak yalnızca Allâh’a âittir./Ama onun bazısı eğridir/(doğru yoldan) meyillidir/. O (sizin topluca hidayet yolunu seçeceğinizi ezelde bilseydi de inanmanızı) dileseydi, elbette hepinizi birlikte hidâyete eriştirirdi. (Fakat tercihlerinizi topluca bu yönde kullanmayacağınızı bildiğinden; arzusunu ve gücünü doğru yolu bulma uğrunda harcayacağını bildiği bir kavmin hidâyetini, râzı olarak irâde buyurmuş, doğru seçim yapmayacağını bildiği diğer bir toplumun ise, imtihan hikmetine dayalı olarak, râzı olmadığı halde sapıklığını dilemiştir.) (Allâh-u Te`âlâ’nın irâde ve meşîeti hakkında geniş malumat için bakınız: En’âm Sûresi: 149; ayrıca bakınız: Rûhu’l-Furkan: 12/ 239-251)
M.Ustaosmanoğlu 16:9
10
Ancak O’dur O Zât ki; gökten bir su indirmiş tir de, onun bir kısmı sizin (ve hayvanlarınızın fayda lanması) için bir içecektir. Kendisinde (hayvan) otar makta olduğunuz bitkiler de onun sebebiyle (yetiş mekte)dir.
M.Ustaosmanoğlu 16:10
11
O, o (gökte)n (indirmiş olduğu suy)un sebebiyle sizin için (türlü türlü) ekinler, zeytinler, hurmalar, üzümler ve her türlü meyveler bitirmektedir. İşte muhakkak ki tefekkür etmekte bulunan bir toplum için elbette bunda pek büyük bir âyet vardır. (Zira toprağa düşen tohum ve çekirdeğin, kendisine ulaşarak içine işleyen bir nem sebebiyle aşağı kısmı yarılıp, ondan çıkan köklerin yerde yayılmasında ve üst kısmından çıkan filizlerden; şekilleri, renkleri, ko kuları vesâir birçok özellikleri farklı farklı olan yaprak ların, çiçeklerin, meyvelerin ve ürünlerin yetişmesinde, elbette bunları yoktan var eden Zât’ın, mükemmel bir ilim, kudret ve hikmete sahip tek bir İlâh olduğuna dâir çok büyük deliller vardır.)
M.Ustaosmanoğlu 16:11
12
Yine O, geceyi ve gündüzü, güneşi ve ay`ı (akıllı varlıklar gibi) sizin için emre âmâde kılmıştır. (Bu yüzden onlar sizin uykunuz ve istirahatiniz için, ayrıca ziraat ve hayvan otarma gibi faydanıza olan işle re çalışabilmeniz için peş peşe gelip giderler. Güneş ve ay da, yörüngelerindeki seyr ü hareketleri ve aydınlat malarıyla, bitkileri ve ekinleri büyütmekte, ayrıca ürünlerin yetişmesine ve renklenmesine tesir etmek tedirler.) Yıldızlar da O’nun emr (ve irâdes)ine boyun eğ diril(dikleri için kendilerinden istenen hiçbir vazifeyi eksik etmey)en varlıklardır. (Böylece onlar Allâh-u Te`âlâ’nın irâde buyurduğu şe kilde, yaratıldıkları ga yeye hizmet etmektedirler.) İşte muhakkak ki (aşırı zekâya ve ince düşünmeye ihtiyaç olmaksızın, sadece aklı olup) anlamakta bulunan bir kavim için elbette bunda pek çok ve çok büyük âyetler (ve apaçık deliller) bulunmaktadır.
M.Ustaosmanoğlu 16:12
13
Türleri/ renkleri/ farklı farklı olarak, yerde sizin için üretip türettiği (hayvanlar, bitkiler ve ma denler gibi) şeyleri de (sizin için hizmete âmâde kıldı). İşte muhakkak ki iyice düşünen bir kavim için elbette bunda pek büyük bir âyet vardır (ki o delil, hiçbir hususta hiçbir şeyin, bu işlere Kâdir olan Zât’a benzeyemeyeceğini açıkça göstermektedir).
M.Ustaosmanoğlu 16:13
14
Yine ancak O’dur O Zât ki; kendisinden tap taze bir et yiyesiniz ve (inci ve mercan gibi,) kendile rini (takı olarak) giyinebileceğiniz bir süs eşyasını ondan çıkarasınız diye denizi (sizin için) hizmete âmâde kılmıştır! (Ey insan!) Sen gemileri onun içerisinde yara yara akıp giderlerken görürsün! Böylece tâ ki siz O (Allâh-u Sübhânehû)nun bol rızkından (nasibi nizi) arayasınız, bir de siz (İslâm’a girip ibadette bulunarak, mazhar olduğunuz nimetlerin sahibine) şükredesiniz!
M.Ustaosmanoğlu 16:14
15
O (Rabbiniz), (toprak, su üstündeki gemi gibi) sizi sallamasın diye yer(yüzün)de sağlam dağlar, ayrıca ırmaklar ve yollar koydu. Tâ ki siz (maksat larınıza ve Rabbinizi bilme yoluna) erişesiniz.
M.Ustaosmanoğlu 16:15
16
(Dağlar, pınarlar ve toprak kokuları gibi, yolda kalanların kendilerinden istifâde ederek yol bulmaya delil çıkarabilecekleri) birtakım alâmetleri de (dün yaya o yerleştirdi)! Bir de onlar (karada ve denizde geceleyin) yıldızlarla yol bulurlar!
M.Ustaosmanoğlu 16:16
17
(İstediği her şeyi ve bahsi geçen eşsiz varlıkları) yaratan bir Zât (herhangi bir şeyi) yaratamayan kimse gibi olur mu hiç? (Aklı olan varlıklar bile, yaratanla bir olamazken, ya akılsız putlar ve cansız varlıklar nasıl O’na ortak olabilirler?) Siz hiç iyice düşünmüyor musunuz?
M.Ustaosmanoğlu 16:17
18
Allâh’ın (size lûtfetmiş olduğu tüm) nimetlerini saymaya başlasanız, onları(n fertleri bir yana, türle rini bile) sayıp bitirme imkânı bulamazsınız. Şüp hesiz ki Allâh elbette (çokça bağışlayan, bu yüzden bunca nimetlerine karşı yaptığınız nankörlüklerin gü nahını örtüp, hak ettiğiniz cezayı peşin vermeyen bir) Ğafûr’dur; (kullarına çokça acıyan, bu sebeple de mah rumiyet gerektiren bunca kâfirlik ve isyanınıza rağmen nimetlerini sizden kesmeyen bir) Rahîm’dir.
M.Ustaosmanoğlu 16:18
19
Allâh (inanç ve amel olarak) gizlemekte olduğunuz şeyleri de, açıklamakta bulunduğunuz şeyleri de bilmektedir.
M.Ustaosmanoğlu 16:19
20
Ama o (kâfir ola)nların Allâh’ı bırakıp da tap makta oldukları şeyler hiçbir şey yaratamazlar. Üstelik kendileri (yaratılmıştırlar, aynı vasıfta olan niceleri de sürekli) yaratılmaktadırlar!
M.Ustaosmanoğlu 16:20
21
(O bâtıl tanrılar diğer canlılar gibi) ölülerdir, diriler değillerdir! (Kendilerinin de, tapanlarının da) ne zaman diriltilecek olduklarını dahi bilemezler! (Hal böyleyken, âhirette müşriklere nasıl şefaat ede bilirler?)
M.Ustaosmanoğlu 16:21
22
(Artık bütün bu âyetler ışığında şu hakikat kesin kes sabit olmuştur ki;) sizin İlâhınız (olan Allâh) bir tek İlâh`tır! Ama o kimseler ki âhirete inanmamak tadırlar; işte onların kalpleri (tevhîde delâlet eden âyetleri) inkâr edicidir ve kendileri (gördükleri açık delillerin gösterdiği hakikate inanmak mecburiyetinde kaldıkları halde, bunları kabullenmekten inadına) bü yüklük taslayıcıdırlar.
M.Ustaosmanoğlu 16:22
23
(Şu) gerçek ortaya çıktı ki; şüphesiz Allâh onların gizlemekte olduğu şeyleri de, açıkça ortaya koydukları şeyleri de bilmektedir. (Dolayısıyla hak ettikleri cezaları verecektir.) Muhakkak ki O, (herhan gi bir konuda herhangi bir şahsa karşı) büyüklük taslayanları sevmez! (Hele Kendisine imandan ve âyet lerine inanmaktan kibredenleri ise hiç sevmez ve bu yaptıklarına rıza göstermez!)
M.Ustaosmanoğlu 16:23
24
(Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in gönderil diği haberini alarak tâ uzaklardan ona inanmak için ge lenler tarafından) o (büyüklük taslaya)nlara: “Rabbi niz (Muhammed’e) neyi indirdi?” denildiği zaman: “Evvelkilerin (uydurup) yazmış olduğu hikâyeler!” derler.
M.Ustaosmanoğlu 16:24
25
Nihâyet onlar (günahlarını sildirecek bir amel leri bulunmadığı için) kıyâmet günü (günah) yükleri ni tam olarak taşıyacaklar, (yollarının yanlışlığını ve kendilerini sevk edeceği azâbı) bilmeksizin kendile rini saptırmakta oldukları kimselerin birkısım yük lerini de (taşıyacaklardır. Ama taşıdıkları yine kendi yükleri olacaktır, zira onların kötü yola düşmelerine sebebiyet veren de yine kendileri olmuştur)! Âgâh olun ki; onların yüklenmekte oldukları o şey ne kötü olmuştur!
M.Ustaosmanoğlu 16:25
26
Onlardan öncekiler de (peygamberlerinin getirdiği hak dini iptal için) gerçekten tuzak kurmuştu. Ama Allâh(ın, kasırga ve zelzele gibi yıkıcı azapları) onların (sağlamca yaptıkları) binalarına temeller(in) den gelmiş, böylece (kendileri altında bulunuyorlar ken) tavan(ları) üzerlerinden doğru tepelerine düşmüş ve azap onlara hiç fark edemeyecekleri (aksine kendilerini koruyacak diye fayda umdukları) bir yönden gelmişti. Müfessirlerin cumhûruna göre; bu âyet-i kerîme İbrâhîm (Aleyhisselâm)ın zamanında yeryüzünün en büyük hükümdârı olan Nemrûd ibni Ken`ân’dan bahsetmektedir, şöyle ki o; göğe doğru yükselip kendi anlayışına göre gök ehliyle savaşmak için Bâbil’de beş bin arşın uzunluğunda bir köşk yaptırmıştı. Derken Allâh-u Te`âlâ bir kasırga estirerek onu yıktırıp kulesini denize attı. Geri kalan kısmı da altında bulunan insanların üzerine çöktü. O güne kadar insanlar sadece birkaç dil konuşabiliyorken, o günün dehşetinden insanlar yetmiş üç lisan konuşmaya başladılar. Lisanların karışmasından dolayı oraya Bâbil adı verildi. (Beğavî, Hâzin, Âlûsî)
M.Ustaosmanoğlu 16:26
27
(Allâh-u Te’âlâ İslâm aleyhine gizli faaliyetler içerisine giren kimseleri dünyada peşinen cezalandırdıktan) sonra özellikle kıyâmet günü onları (manevî huzurunda toplayıp) rezil(- ü rüsvây) edecek ve: “Kendileri(nin ilâhlıkları) hakkında (peygamberler ve etbâ`ıyla) çekişmekte bulunmuş olduğunuz o Benim ortaklarım nerede(ler, niçin bugün size yardıma gelemiyorlar)?” buyuracaktır. (İşte o zaman mahşerde bulunan peygamberler ve tevhîd delillerine dâir) kendilerine ilim verilmiş olan kimseler de dedi ki: “Bugündeki tüm rezillik ve kötü azaplar hiç şüphesiz ki (Allâh’ı, âyetlerini ve peygamberlerini inkâr eden) o kâfirler üzerinde (yerleşmiş)dir.”
M.Ustaosmanoğlu 16:27
28
O kimseler ki (şirk koşarak ) nefislerine zulmedici şahıslar hâlin deyken melekler onları vefat ettirmektedir, işte onlar: “Biz (hayatımız boyunca) hiçbir fenalık yapmamaktaydık!” diye tam bir teslimiyet hâli ortaya koydular. (O vakit Allâh-u Te’âlâ tarafından kendilerine şöyle buyrulacaktır) “Hayır! (Siz dediğiniz gibi, kötülük yapmayan insanlar değildiniz!) Şüphesiz ki Allâh sizin yapmakta bulunmuş olduğunuz şeyleri (hakkıyla bilen ve gereken cezayı verecek olan bir) Alîm’dir.
M.Ustaosmanoğlu 16:28
29
Artık içerisinde ebedî kalıcılar olmak üzere cehennemin kapılarından (kendinize ayrılan dereke ye) girin! O (tevhid inancını kabullenmekten) çokça büyüklenen kimselerin ikametgâhı (olan cehennem), gerçekten ne kötü olmuştur!”
M.Ustaosmanoğlu 16:29
30
(Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in peygamberliğini haber alarak, tâ uzaklardan onu araştırmak için gelen yolcular tarafından,) o (şirkten ve isyandan) hakkıyla sakınmış olan kimselere: “Rabbiniz (Muhammed’e) neyi indirdi?” denildi(ğin)de onlar: “Büyük bir hayrı (indirdi)!” dediler. (İman kelimesi olan kelime-i şehâdet ve kelime-i tevhîd gibi zikirleri tekrar etme ve insanlara İslâm’ı tanıtıp sevdirme gibi) güzel ameller işlemiş bulunan o kimseler için, işte bu dünyada (yardımlar, fetihler ve Allâh-u Te’âlâ’nın medhu senâları gibi) pek güzel bir mükâfat vardır. Hele âhiret yurdu(nda karşılaşacakları sonsuz mükâfatlar) elbette (dünyada elde ettiklerinden) çok daha iyidir. O takvâ sahiplerinin yurdu (olan cennet) elbette ne güzel olmuştur! Rivayete göre; Arap kabileleri hac mevsimi günlerinde Mekke’ye birtakım elçiler göndererek Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in durumunu araştırıyorlardı. Gelen elçi Hıcr Sûresi`nin 90. âyet-i kerîmesinde geçen kâfirlere rastlarsa, bu sûrenin 24. âyet-i kerîmesinde zikredilen kötü cevapla karşılaşıyordu. Müminlere rastladığında ise bu âyet-i kerîmede beyan edilen cevapla aydınlanıyordu. (Beyzâvî)
M.Ustaosmanoğlu 16:30