1
Elif! Lâm! Râ! İşte bu (sû rede okuna)nlar o (mükemmel) Ki tab’ın ve pek açık (hükümleri ihtivâ etmekte) olan/(hakkı-bâtılı, helâl ve haramı) iyice açıklayan/ büyük bir Kur’ân’ın âyetleridir.
2
O kâfir olmuş kimseler (ölüm anın da ve kıyâmet gününde Müslü manların iyi hâlini müşâhede et tiklerin de, bir de günahları yüzünden cehenneme düşen Müs lümanların bi le neticede oradan çıkartıldığını gördük lerinde) çoğu zaman/ (deh şete kapılarak akıllarını kaybet tiklerinden, ayık kalabildikleri) az kere /keşke kendileri (dünyada) Müs lüman kimseler olsaydılar diye arzulayacaktır.
3
(Habîbim!) Bırak onları, ye(yip iç)sinler, (dünya zevkleriyle) iyice fay dalansınlar ve(uzun yaşayıp her isteklerine kavuşacaklarına dâir) umut (ve kuruntu ları) onları oyalasın! (Yaptıkları hatayı) pek yakında bilecekler!
4
Biz (felâketlere maruz bıraktığımız memleketler den) hiçbir karyeyi helâk etmemişizdir ki, ona âit (cezanın ne zaman geleceği hakkında Levh-i Mahfûz’da kayıtlı olduğu) bilinen (ve ihmâli söz konusu olma yan) bir yazı bulunmasın!
5
(Helâk edilen) hiçbir ümmet ecelin(den önce yok edilerek, mahvedilmesi için takdir edilen sürey)i geçemez, onlar (Bizim tarafımızdan ihmâle uğramaya cakları için, belirli zamandan) sonraya da kalamazlar.
6
(Abdullah ibni Ümeyye, Nadr ibni Hâris ve Velîd ibni Muğîre gibi kâfirler, Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ile a lay etmek üzere) dediler ki: “Ey o Kur’ân kendisine indirilmiş bulunan kişi! (Böyle hârikulâde büyük bir işi iddiaya kalktığına göre) gerçekten de sen elbette bir delisin!
7
(Sadâkatine şâhit olacak ve tebliğde seni destek leyecek) melekleri bize getirseydin ya! Eğer (davan da) doğru kimselerden olduysan (bunu yaparsın)!”
8
(Onlar böyle uygunsuz bir talepte bulundularsa da) Biz melekleri ancak (gönderilmelerini gerek tiren) hak(lı bir neden ve hikmetli bir gaye) ile birlikte indiririz! Ama o (meleklerle açıkça karşılaştıkları hal de imana gelmedikleri) zaman onlar mühlet verilen kimseler olmazlar.
9
Gerçekten de Biz, o (inkâr etmiş oldukları) Kur’ân’ı Biz indirmişizdir! Şüphesiz ki Biz (diğer ki taplarımız arasından) sadece onu elbette (tahrif ve değişikliklere uğratılmaktan) muhâfaza edicileriz!
10
(Rasûlüm!) Andolsun ki; muhakkak Biz sen den önce de, evvelkilerin birlik hâlinde olan top lumları içerisinde (kendilerini uyaracak nice rasûller) göndermiştik.
11
Ama (seni gönderdiğimiz toplumda olduğu gibi) onlara herhangi bir rasûl gelmiyordu ki, mutlaka onunla alay etmekte bulunmuş olmasınlar.
12
(Habîbim!) İşte o(inkâr ve alay huyu)nu böylece (önceki kâfirlerin kalplerine işlettiğimiz gibi) o (seni inkâr eden ve en büyük cürüm olan şirk suçunu işlemiş bulunan) mücrimlerin kalpleri içerisine de girdirmekteyiz.
13
(Artık) o (müşrik ola)nlar o (Kur’â)na inanmaz lar! Zaten şüp hesiz (Allâh-u Te`âlâ’nın) ön cekiler hak kında sürekli âdet(i de böy lece kâfirliği seçenlerin kalplerine inkârın yerleştirilmesi şeklinde devam edip) geçmiştir/ (Allâh’ın) önceki (kâfir)ler hakkındaki (helâk etme) sünnet(i ve ibret alınacak ilâhî kanunu) gerçekten (bunca zaman uygulanıp) geçmişken, bunlar (hâlâ) O (Allâh-u Azîmüşşâ)na inanmıyorlar./
14
Eğer Biz o (inadına mucize istemekte ısrarcı ola)nlara gökten bir kapı açmış olsaydık da, onun içerisinde gün boyu yükselmekte dâim olsalardı (ve orada bulunan melekleri, kudret delillerini ve açık mucizeleri görselerdi)...
15
Elbette (aşırı inatlarından dolayı) derlerdi ki: “Ancak bizim gözlerimiz (gerçeği görmekten) tama men engellendi/ iyice bulandı/. (Dolayısıyla bir şey ler görmekteysek de, bunlar gerçeği olmayan bazı ha yallerden ibarettir.) Doğrusu biz (Muhammed tarafın dan büyülenip) sihre maruz kalmış bir toplumuz!”
16
(Onların bu kâfirliği delil yetersizliğinden olmayıp, hakka karşı direnişlerindendir. Yoksa) andolsun ki; gerçekten Biz gökte birçok burçlar (yüksek köşk gibi görünen yıldız kümeleri, gezegenler ve büyük yıldızlar) yarattık. Seyredenler için de onu çok süslü yaptık.
17
Biz onu her lânetli/(yıldız parçalarıyla) taş lanmış/ şeytan(ın ulaşımın)dan da koruduk. (Bu yüz den şeytanlar göğe çıkıp meleklere vesvese verme ve onların gizli bilgilerine vâkıf olma imkânı bulamazlar.)
18
Lâkin (birbirinin üstüne binen şeytanlardan, melekler arasında konuşulup) duyulan bir şeyi gizlice (yaklaşıp) çal(arcasına kaç)mış olan biri müstesnâ ki, hemen onun ardına (yıldızlardan kopan) apaçık bir ateş parçası takılır.
19
Yere gelince; onu da (üzerindekiler fay - dalan sın diye) Biz uzatıp yaydık, içerisine sabit dağları koyduk. Ve (ilâhî hikmete göre) ölçülü (ürünlerden)/pek güzel ve uyumlu/değerli/ her türlü şeyi ora da Biz bitirdik!
20
Sizin için (yiyecek, içecek ve giyecekler sınıfın dan) türlü türlü yaşam vasıtalarını da, kendilerini rızıklandırıcılar olmadığınız (çolukçocuk, hizmetçi ve köle konumundaki) kişileri de(, sahip olduğunuz tüm hayvanları da) orada Biz yarattık!/Sizin için de, kendilerini rızıklandırıcılar olmadığınız kimseler için de yaşam vasıtalarını orada Biz yarattık!/
21
(İnsanların faydalanacağı) hiçbir şey yok tur ki, (kulların görüş ve bilgilerinden saklıolan) hazineleri Bizim nezdimizde (hüküm ve tasarrufumuzda, karar ve yönetimimizde) bulunmasın. (Dolayısıyla her şeyi yaratmaya ve onu nimet olarak lütfetmeye Kadir olan ancak Biziz!) Ama (her toprağa elverişli olan yağmur eşit olma yacağı gibi, her şahsa ve her yaratığa gereken nimet ve rahmet de farklılık arz edeceğinden) Biz onu (rastgele salıvermeyip ) ancak (üstün hikmetlere dayalı irâ de miz gereği) bilinen bir ölçüyle indirmekteyiz.
22
Biz rüzgârları, (yağmur yüklü bulutları) taşıyıcılar hâlinde/(ağaçları) aşılayıcılar olarak/ gön derdik de , bu sebeple gökten bir su indirdik ve onu size içecek yaptık. Sizler ise asla ona (ulaşmaya) gücü yeten kimseler değilsiniz/onu (kaynaklarında ve gö zelerinde) koruyabilecek kimseler değilsiniz (Nite kim Biz dilesek tüm suları batırıp onlardan istifâdenize mâni olabiliriz)/.
23
Gerçekten Biz elbette sadece Biz (dilediğimiz cisimlerde hayat icat ederek onları) diriltmekteyiz ve (dilediğimiz canlı varlıklardan hayat sıfatını gidererek onları) öldürmekteyiz. (Bütün varlıklar yok olduktan sonra bâki kalarak her şeye) vâris olacaklar da an cak Biziz!
24
Andolsun ki; şüphesiz Biz içinizden (ölümde, İslâm’a girmekte, ibadet hususunda, cemaat safında ve cihat meydanında) öne geçenleri de elbette bil mişizdir. Yine yemin olsun ki; gerçekten de Biz (henüz ölmeyip hayatta kalan ve ibadet hususunda) geri ka lanları da kesinlikle bilmişizdir.
25
Şüphesiz senin Rabbin, onları (öldürdükten sonra tekrar dirilterek huzuruna) haşredecek olan da ancak O’dur! Şüphesiz ki O (her şeyin hakikatini bi len ve tüm işlerini üstün bir hikmet üzere yerli yerince ve sapasağlam yapan bir) Hakîm’dir; (ilmi her şeyi kaplamış bulunan bir) Alîm’dir.
26
Kasem olsun ki; elbette muhakkak Biz insan (denen var lığın ilk ferdi olan Âdem (Aleyhisselâm))` ı, şe killendirilmiş/ko kuş muş/ (kendisine vurulduğunda) ses çıkartan kupkuru ve kapkara bir çamurdan yarattık.
27
(Cinlerin babası olan) Cânn’ı da bu (Â dem’in yaratılışı)ndan önce Biz onu, gözenek lere nüfûz edecek bir harârete sahip ateşten/ öldürücü harâ rete sahip bir yelden/ ya ratmıştık.
28
Hani Rabbin meleklere buyurmuştu ki: “Şüp hesiz Ben, şekillendirilmiş/kokuşmuş/ (kendisine vurulduğunda) ses çıkartan kupkuru ve kapkara bir çamurdan bir beşer (insan türü) yaratıcıyım!
29
Ben onu (kendisine ruhun nüfûz etmesine elverişli ve) düzgün bir hâle getirdiğimde ve (hayat verme sıfatımı temsil eden) ruhumdan o nun içerisine üfle(yerek onu canlı bir varlık hâline getir)diğimde sizler hemen (bir kıble olarak) ona (yönelip Bana) secde edenler hâlinde (yere) kapanın!”
30
Böylece melekler(in hiçbiri geri kalmadan) hepsi de topluca secde etti.
Sonraki 30 ayet →