1
Elif! Lâm! Mîm! Râ! İşte bu (sûrede buluna)nlar, o eşsiz Kitabın âyetleridir! Sana Rabbinden indirilmiş olan bu şey, (üzerine hiçbir ekleme gerek meyecek derecede yeterli olan) hakkın ta kendisidir! Lâkin insanların çoğu (doğru düşünce kabiliyetlerini kaybettiklerinden, onun Allâh-u Te`âlâ tarafından gönderildiğine) inanmazlar(, bu yüzden: “Onu Muhammed uydurdu!” derler).
2
Ancak Allâh’tır O Zât ki; kendilerini görmekte olduğunuz gökleri direksiz olarak yüksek yapmış tır/gökleri sizin görebileceğiniz bir direk olmaksı zın yüksek yapmıştır/ son ra (bir mekâna yerleşmek ten münezzeh olarak Zât’ına yakışır şekilde) Arş’a istivâ buyurmuştur/ (emri ve hükmü) Arş’a (yönelip) istivâ etmiştir/ sonra Kendisi (en büyük cisim olan) Arş (dâhil tüm yaratıklar)ı (ilmen kuşatıcı şekilde) istîlâ etmiş (ve hepsine hükmünü geçirmiş)tir/. Her biri adı konmuş bir süreye kadar (burçlarında ve yörün gelerinde) akıp gitmekte olan güneşle ayı da (kendi lerinden istenen hizmete boyun eğen) emre âmâde (varlıklar) kılmıştır.(Arş dâhil ulvî süflî tüm varlıklarla alâkalı) bütün işleri (hikmetinin gerektirdiği ve menfaatlerin gözetil diği en uygun bir düzen üzere yerli yerince) O yönet mektedir. (Vahyedilen) âyetleri (ayrıntılı bir şekilde peyder pey indirerek, cihanda sergilenen âyetleri) de (birbiri ardınca sürekli îcat ederek) O tafsîl etmektedir. Tâ ki siz (iyice düşünesiniz de, bu anlatılanları yaratan Zât’ın üstün gücünü ve sizi diriltmeye Kâdir olduğunu anlayasınız, bu sebeple de) Rabbinize kavuşacağınıza ya kînen inanasınız!
3
Ancak O’dur O Zât ki; (üzerinde ayaklar sebat edebilsin ve canlılar rahatça gezip dolaşabilsin diye) yeri (enine boyuna) yayıp uzatmıştır, onda sabit dağlar ve (akan) ırmaklar yaratmıştır, meyvelerin tümünden de orada (ekşi-tatlı, siyah-beyaz, büyük-küçük) ikişer eş yaratmıştır. O, geceyi gündüze bü rü(yüp örterek onu onun yerine geçir)mektedir! İşte (düşünme gücünü sâlim aklın doğru an layı şı istikametinde kullanarak) tefekkürde bulunan bir toplum için şüphesiz ki bu (anlatıla) n(lar)da, el bette pek çok ve çok büyük âyetler vardır. (Nitekim tüm yaratıkların üstün bir nizam ve uygun bir düzen üzere îcadı, onların, dilediğini yapabilen, istediğine ka rar verebilen Hakîm bir Kadîr’in eseri olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.)
4
Yer(yüzün)de (kimi münbit, kimi kurak, kimi eki me, kimi ise ağaca elverişli farklı farklı niteliklere sahip) birbirine komşu birçok kara parçası, üzümlerden oluşan birçok bostanlar, pek çok tür ekinler, kökleri bir olan ve muhtelif köklere sahip bulunan hurma lıklar da vardır ki, hepsi de (tabiatında hiçbir farklılık bulunmayan) bir tek suyla sulanmaktadır. Ama (her bakımdan aynı olmalarını gerektiren bun ca sebep mevcutken) Biz (hâlis lütfumuz ve üstün kud retimizle) ürünleri(nin şekil, tat ve koku gibi özellikleri) hususunda birtakımlarını diğer bir kısma karşı üstün kılmaktayız. İşte akıllı davranmakta olan bir kavim için gerçekten de bun(lar)da elbette (yaratıcılarının üstün gücüne delâlet eden açık seçik) pek çok ve çok büyük âyetler vardır.
5
(Habîbim!) Sen şaşıyorsan, onların (Allâhu Te`âlâ’nın üstün kudretine delâlet eden bunca âyetler görmelerine rağmen diriltileceklerine akıl erdireme yerek hâlâ): “Biz (un ufak hale dönüşmüş) bir toprak oldu ğu muz zaman mı, gerçekten de biz mi elbette yepyeni bir yaratılış içinde olacakmışız!” sözleri (gerçekten) çok şaşılacak bir şeydir! İşte ancak onlardır o kimseler ki Rablerini inkâr etmişlerdir. İşte ancak onlardır o kimseler ki (kıyâmet günü tasmalar ve) bukağılar boyunlarında olacaktır! Yine işte o (cehennem) ate şin(in) dostları da sadece onlardır! Onlar orada ebedî kalıcılardır.
6
(Rasûlüm!) O (müşrik ola)nlar (alayvâri bir üs lûpla: “Ey Allâh! Bu Kur’ân hak ise bize gökten taş yağ dır!” gibi sözler ederek) o güzel olan (âfiyet ve kurtuluş arzusun)dan önce o kötü olan (azaplar)ı senden acele istiyorlar. Hâlbuki (inkârcı ümmetlerin) kök (lerini) kazıyan o azaplar gerçekten kendilerinden önce(ki kâfirlere çarpıp) geçmiştir. Muhakkak ki senin Rabbin, zu lümlerine (ve günahlarına) rağmen insanlar için elbette pek büyük bir mağfiret sahibidir. Yine şüphesiz ki senin Rabbin (kâ firlere karşı) elbette azâbı çok şiddetli olan bir Zât’tır!
7
O kâfir olmuş kimseler (inatlarından dolayı): “(Îsâ ve Mûsâ’ya verildiği gibi) Rabbinden ona büyük bir âyet indirilseydi (de, o bizi imana mecbur bırak saydı) ya!” diyor(lar). (Hâlbuki) sen ancak bir uya rıcısın! (Dolayısıyla kendilerini imana sevk edecek mucizeleri göstermek senin görevin değildir.) Zaten her bir toplum için bir hidâ yetçi vardır (ki onları hakka davet etmektedir ve zamanınayakışan bir mucizeyle ümmetini imana sevketmektedir).
8
Allâh her dişinin taşıdığı şeyin (erkeklikdi şi lik, tamamlık-noksanlık, gü zel lik-çirkinlik ve uzun luk-kısalık gibi vasıflardan) ne(lere sahip) ola cağını, ra himlerin (cüsse, müddet ve adet gibi hususlardan) neleri eksilteceğini ve neleri artıracağını bilmek tedir! Zaten O’nun nezdinde her şey (ileri-geri olma yacak) tam bir ölçüyledir!
9
(O, hislerin idrâk edemeyeceği) gizliyi de, görü neni de (hakkıyla) bilendir, (O, Kendi büyüklüğü kar şısında her büyüğün küçüldüğü bir) Kebîr’dir, (kud retiyle her şeye üstün gelen ve yaratıkların sıfatların dan yüce olan bir) Müte`âl’dir!
10
İçinizden, sözü (gönlünde) gizlemiş ol(up açıkça konuşmay)an da, onu açıkla mış bulunan da, kendisi geceleyin iyice giz lenen de, gündüzleyin yolda giden de (Allâh-u Te`âlâ’nın ilminde) eşittir!
11
(Hangi hal üzere bulunursa bulunsun, her hâ lükârda) o kişi için, önünden ve ardından çokça takip edici (melek)ler vardır ki, (üzerine hücum eden zarar ve ziyanlara karşı) Allâh’ın (koruma) emrinden dolayı kendisini sürekli muhafaza etmektedirler. O (insa)nlar kendi nefislerinde bulunan (güzel vasıflar)ı (kötüleriyle) değiştirinceye kadar gerçek ten de Allâh bir toplumda olan (nimet, âfiyet vesâir lütufların)ı (belâ ve azapla) değiştirmez. Ama Allâh bir kavme herhangi bir (azap ve) fe nalık (ulaştırmak) dilerse, artık onun için hiç bir geri çevrilme (söz konusu) olamaz. O (azâba çarp tırılması takdir oluna)nlar için, O (Allâh-u Azîmüşşâ)n dan başka (işlerini takip edecek) bir Vâlî de yoktur!
12
(Yıldırım düşme tehlikesiyle) korkutmak ve (yağmur beklentisiyle) ümitlendirmek için size şim şeği gösteren ve (yağmur yüklü) ağır ağır bulutları (bulundukları yerde) yoktan icat eden Zât ancak O’dur!
13
O’nun korkusu yüzünden O’nun hamdiyle birlikte o gök gürültüsü(nü işitenler) ve melekler (yüce Rablerinin Zât’ını her türlü noksan sıfatlardan tenzih ve) tesbih eder(ler)!/ O’nun hamdiyle birlikte Ra’d (isimli melek) ve (diğer) melekler (hamd ile) tesbih eder(ler)!/ Onlar Allâh(ın Zât’ı) hakkında mücadele ederlerken O, yıldırımları gönderir de, onları dilediğine isâbet ettirir. Zaten O, tuzak kuranlara karşılık vermeye son derece güçlü olan bir Zât’tır! İmam-ı Mücahid (Rahimehullâh)`dan gelen rivayete göre; bir Yahudi, Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ile Allâh-u Te`âlâ hakkında münâzara yaparken yıldırım düşerek onun kafatasını yakmıştır. Diğer bir rivayete göreyse; Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) zorba bir kişiye, İslâm’a davet üzere bir elçi yollamış, o: “Muhammed’in İlâhının mâhiyetini bana bildirin bakalım! O, inciden midir yahut altından mı, yoksa kurşundan mı?” dediği sırada üzerine bir yıldırım düşerek onu helâk etmiştir. Âyet-i celîlenin son kısmının iniş sebebi olarak nakledilen bu rivayetler, âyet-i kerîmenin manasının daha iyi anlaşılmasına yardımcı olmaktadır. (Âlûsî: 13/121)
14
Hak (ve yerli yerinde olup, asılsızlık ve boşa gitme şâibesinden uzak) olan (ve kabûle mazhar bu lu nan) dua ancak O (Al lâh-u Azî müşşâ)na aittir! (Baş kasına yapılan dualar ise, bir şey ifade etmeyeceği için bâtıl niteliğindedir.)/ Hak olan davet ancak O (Allâh-u Azîmüşşâ)na (ibadet için yapılan çağrı)dır! (Zira iba det olunmaya ve ibadetine davet olunmaya lâyık olan Zât ancak O’dur! O’ndan başka hiçbir varlığın bu hu susta hiçbir hakkı yoktur.)/ O (müşrik ola)nların O’nu bırakıp da dua (ve ibadet) ettikleri şeyler ise hiç bir şeyle onlar(ın duasın)a en ufak bir icabette bulunamazlar. Ancak ağzına ulaşsın diye iki avu cunu suya uza tan gibi (onlar da boşuna beklerler) ki, o (su) ona asla ulaşıcı değildir. Zaten o kâfirlerin(putlarına) duası (olsun, âhiretle ilgi li konularda Allâh’a yalvar maları ol sun) ancak bir ziyan (ve boşa çıkma) içe risindedir.
15
Göklerde ve yerde bulunanlar da, onların gölgeleri de sabahları ve akşamları ister istemez sadece Allâh’a secde eder. (O’nun bü yük lüğünü iti raf eder ve kendileri hakkında dilediği hükümleri ic ra et me sine hiçbir itirazda bulunmayarak boyun eğerler. Melekler ve ins ü cinnin müminleri darlıkta da, rahat lıkta da; kâfirlerle münafıklar ise zorluk ve sıkışma anında bu secdeyi îfâ ederler.)
16
(Habîbim! O müşriklere soru mâhiyetinde) de ki: “Göklerin ve yer (ler)in Rabbi (yaratıcısı ve yöneticisi) kimdir?” (Rasûlüm! Herkes tarafından bilinen cevabı açıklamak üzere sen) de ki: “Allâh’tır!” (Habîbim! Onları susturmak ve aklıngösterdiği yoldan ne kadar uzaklaştıklarını kendilerine itiraf ettirmek için onla ra) de ki: “Yoksa siz (göklerin ve yerin Rabbinin an cak Allâh-u Te`âlâ olduğunu bile bile) hâlâ O’nu bıra kıp da (kendi uydurmuş olduğunuz) birtakım (ilâh ları) dostlar mı edin(mekte ısrar et)diniz ki, onlar kendilerine (bile) ne hiçbir fayda (sağlama) ya, ne de hiçbir zarar(ı savuşturmay)a sahip olamazlar!” De ki: “Hiç kör (olan ve ibadetin kime yapılaca ğını bilmeyen müşrik)le, (İlâhın bir olduğu gerçeğini) gören (mümin) bir olur mu? Ya da (kâfirlik ve sapık lık) karanlıklar(ıy)la o (iman ve tevhîd) nur(u) eşit olur mu? Yoksa onlar Allâh’a birtakım ortaklar mı koştular ki, onlar O’nun yaratması gibi yaratmış lardır da, bu yüzden (Allâh-u Te`âlâ’nın ve onların) ya ratma(ları) kendilerine karışmıştır (, bu neden le de onlar: “İşte bunlar da Allâh gibi yaratmışlardır. Dolayısıylabunlar da ibadet olunmaya hak kazanmışlardır!” diyebilmişlerdir, böy le bir şey var mıdır)?” (Hayır! Bilakis onlar Yaratan bir yana, yaratılanların bile yapabildikleri şeylere güç ye tirmekten âciz olan birtakım putları Allâh’a ortak tanımışlardır.) De ki: “Her şeyin Yaratıcısı ancak Allâh’tır! (İlâhlıkta tek olan) Vâhid de, (her iste diğini herkese zorla da olsa yap tırabilen) Kahhâr da ancak O’dur!”
17
O (Allâh-u Te`âlâ) gök (cihetin)den çokça su indirmiştir de, bu sebeple (yağmurun ken dilerinde top landığı) va di ler kendi ölçülerince (barın dırabil dikleri o sularla) akmış, böylece o (vadilerde akıp gi den) sel üste çıkan bir köpüğü (yüklenip) taşımış tır. Bir süs eş yası veya (kap-çanak ve âlet-edevât gibi) faydalı bir şey (meydana getirme) arzusuyla, ateş içerisinde kendisini tutuş turdukları (ve eri terek istifade edilir hale getirdikleri altın, gü müş, demir ve kurşun gibi) şey lerden de o (suda oluşa) na benzer bir köpük mevcuttur. İşte sana! Böylece (üstün nüktelere sahip eşsiz bir misal verme üslûbuyla) Allâh hak ve bâtıla misal vermektedir. Köpüğe gelince; o dağılıp atılmış bir halde (boşa) gider. İnsanlara sürekli fayda veren (hâlis su ve hakiki maden gibi) şey(ler) ise yer(yü zün)de kalır. İşte Allâh (kullarını irşad hususunda üstün lütuf ve yüce inâyetini açık lamak için) böylece (eşsiz beyan üslûplarıyla her konuda) misaller beyan eder.
18
O en güzel şey (olan cennet) ancak Rablerin(in iman ve taat da vetin)e tam manasıyla icabet et miş olan kimseler içindir! O (Rab lerinin hakka uyma çağrısı)na hiçbir icabette bulunmamış olan o kim seler ise; yerde bulunan (türlü türlü mal)ların hepsi, beraberinde de onun bir misli olduğu halde ger çek ten onlara âit olsa, elbette (düştükleri dehşetten kurtulmak için) onu fidye olarak verirlerdi. İşte sa na! Onlar ki, kötü muhasebe sa de ce kendilerine âittir! Sığınakları da ancak cehennemdir! O ise, ne kötü bir döşek olmuştur!
19
Rabbinden sana indirilmiş olan (ve faydası gökten indirilen suyla, saf altına benzetilen o Kur`ân)ın, şüphesiz hakkın ta kendisi olduğunu bilen (ve buna böyle inanan) kimse, hiç o (kalp gözü) kör olan (, bu yüzden de kendisine açıklanan misallerden hiç mi hiç etkilenmeyerek cehâlet karanlıkları ve sapıklık uçurum larında bocalayıp kalan) kişi gibi olur mu? (Bunca açıklanan misallerden) ancak (, alışkanlıklara uymak tan ve evhama kapılmaktan uzak kalmış olan) hâlis akıllara sahip kimseler iyice öğütlenir!
20
O kimseler ki; Allâh’ın (rabliğini itiraf ve emir lerine uyma hususunda onlardan aldığı tüm) ah(i)d(le r)ini (ve kullara verdikleri bütün sözleri) hakkıyla ye rine getirirler de, (Allâh-u Te’âlâ ile aralarında sözleş miş oldukları iman, ahkâm ve adaklara riâyeti, ayrıca kullarla aralarındaki antlaşmalar ve akitler gibi) o kuvvetli sözü bozmazlar.
21
Öyle kimseler ki; (Allâh’a imanla peygambere imanı vasletmek, imanı amelle birleştirmek, sıla-i ra him, selâmı yaygınlaştırma, hasta ziyareti, cenazelere katılma ve kul haklarına riâyet gibi) Allâh’ın, kendisiy le ilgili ulaştırılma emri vermiş olduğu şeyleri (ek sik bırakmayıp yerli yerine) ulaştırırlar, Rablerin(in Zât’ından ve ulaştırılmasını emrettiği şeyleri kesmeleri durumunda azâbına dûçâr edilmek) den korkarlar ve kötü muhasebe (ile hesaba çekilmek)den endişe ederler.
22
Yine o kişiler ki; Rablerinin Zât’ını (ve rızasını) arzulayarak (musibetlere, rıza üzere) sabretmişler dir, o (farz) namaz(lar)ı hakkıyla kılmışlardır, bir de onlar Bizim kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerin bir kısmını (sadaka olarak) gizlice ve (zekât ola rak) açıkça (Bizim yolumuzda) infak etmişlerdir, ayrıca onlar (yaptıkları) kötü şeyi (ve kazandıracağı gü nah sorumluluğunu, hemen peşine işleyecekleri) güzel (ameller)le savuşturmaktadırlar/ (vermeyene vere rek, gelmeyene giderek ve zulmedeni affederek) kötü yü iyiyle karşılamaktadırlar/. İşte onlar ki, o (dünya) yurd (un)un (güzel) âkıbeti (olan cennet) sadece kendilerine aittir.
23
(O) Adn cennetleri ki; kendileri oraya, (ana-) babalarından, eşlerinden ve zürriyetlerinden (iman etmiş ve namaz, oruç, hac, zekât gibi) salih (ameller işlemiş) olan kimselerle birlikte gireceklerdir. Melekler de (köşklerinin) her kapı (sın)dan yan larına girecekler (ve şöy le diyerek onları müjdele yeceklerdir)
24
“(İslâm’ı yaşamaya) sabretmiş olmanız sebe biyle selâm olsun size! O (dünya) yurd(un) un âkı beti (olan cennet) ne güzel olmuştur!”
25
Ama o kimseler ki Allâh’ın (rab liğini itiraf ve emirlerine imtisâl hususunda kendilerinden aldığı, ken dilerinin de O’na ve kullarına verdikleri tüm) ahid(le r)ini (ikrar ve itiraf edip, yeminlerle de) iyice sağlam laştırdıktan sonra bozarlar, Allâh’ın, (tüm peygam berlere inanma gibi) kendisiyle ilgili ulaştırılma em ri vermiş olduğu şeyleri (yerine getirmeyip) keser ler ve (inkâr ve zulüm işleyerek bir de fitne yaparak) yer(yüzün)de fesat çıkarırlar; işte onlar ki, lânet sadece kendilerine aittir. O (dünya) yurd(u n)un (âkıbetinin) kötülüğü(yle karşılaşacakları ce hen nem işkenceleri) de ancak onlara mahsustur!
26
Allâh rızkı dilediği kimselere genişletir ve (dilediklerine) daraltır. (Mekke müşrikleri gibi nankör) o(la)nlar ise o en âdî (dünya) hayat(ıy) la ferahlan(ıp şımar)dılar. Hâlbuki âhirete nispetle o en alçak ha yat, ge çici olarak faydalanılacak bir şeyden baş kası değildir.
27
(Abdullah ibni Ebî Ümeyye ve arkadaşları gibi) o kâfir olmuş kimseler der ki: “(Gök parça parça üstü müze düşürülerek veya dedemiz Kusayy diriltilerek) onun üzerine Rabbinden bir âyet indirilseydi ya!” (Habîbim!) De ki: “Gerçekten de Allâh (sapıklığı seçtiğini bildiği için, imtihan hikmeti gereği sapıtması nı) dilediği kimseyi saptırır, (gördüğü delilleri iyice düşünüp hakka) yönelmiş olanı da Kendi (dîni)ne hidâyet eder (ve ona doğruyu buldurur).
28
(Hakka yönelenler) o kimseler(dir) ki; (inanıl ması gereken tüm hakikatlere) iman etmiştirler ve kalpleri Allâh’ı(n rahmetini hatırlamakla, varlığına ve birliğine delâlet eden delilleri) anmakla (tüm çalkantılardan, ıstırap ve şüphelerden kurtularak istikrar ve) sükûnete kavuşmaktadır/ve kalpleri Allâh’ın (Kur`ân’ını okumak ve öğretmiş olduğu) zikr(ler)i (yapmak sûreti) ile (yatışıp) sükûne erer/. Âgâh olun ki; kalpler ancak Allâh’ın zikriyle mutmain olur!”
29
O kimseler ki iman etmişlerdir ve (namaz, oruç, hac, zekât gibi) sâlih ameller işlemişlerdir; müjde de, güzelliğin ta kendisi olan (cennet gibi) bir dönüş yeri de onlara aittir!
30
(Habîbim!) İşte (senden önceki peygamberleri gönderdiğimiz gibi) böylece seni de kendisin den evvel gerçekten birçok ümmetler geçmiş olan bir toplum içerisinde (peygamber olarak) gönder dik, tâ ki onlara sana vahyetmiş olduğumuz şeyi art arda okuyasın. Oysa onlar (kendilerine son derece acıdığı için Kur’ân’ı indiren) O Rahmân’ı inkâr etmek tedirler. De ki: “O (inkâr ettiğiniz Rahmân Te`âlâ) benim Rabbim dir ki; Kendisinden başka hiçbir ilâh yoktur! Ben (tüm işlerimde özellikle de size karşı desteklenmem hususunda) ancak O’na tevekkül (ve itimad) ettim. Dönüşüm de ancak O’nadır!”
Sonraki 13 ayet →