1
Elif! Lâm! Râ! İşte bu (sû rede buluna)n lar, (Allâh-u Te`â lâ tarafından indirildiği âşikâr olan ve muhataplarınca manaları) pek açık olan/ (hidâyet ve rüşdü açıkça ortaya koyan ve insanların merak ettiği konuları) iyice açıklayan/ o (yüce) kitabın âyetleridir.
2
Gerçekten Biz onu Arapça bir Kur’ân ola rak indirdik! Tâ ki siz (manalarını ve mûcizelerini ge reği gibi) anlayasınız!
3
Biz sana işte bu Kur’ân’ı vahyetmiş olmamız sebebiyle, anlatılanların en güzelini/en güzel an latma (üslûbu)yla/ sana bildirmekteyiz. Gerçek şu ki; bu (vahyin ulaşması)ndan önce el bette sen (bu gibi kıssaları hiç duymamış olan) ha bersiz kimselerdendin!
4
Hani Yûsuf babasına demişti ki: “Ey benim babam! Şüphesiz ben rüyamda onbir yıldızı, güne şi ve ayı gördüm! Böylece onları bana özenle sec de ediciler hâlinde gördüm.”
5
(Oğlunun bu rüyasını dinleyen Ya`kûb (Aley hisselâm) evvela onu kıskançlık nedeniyle kardeşlerinden gelecek bir tehlikeye karşı uyarmak, sonra da rüyasını tabir etmek üzere) dedi ki: “Ey oğulcuğum! (Gör müş olduğun bu) rüyanı kardeşlerine anlatma; son ra sana (korunamayacağın şekilde) büyük bir tuzak kurarak hile yaparlar. Şüphesiz ki şeytan insan için pek açık bir düş mandır. (Dolayısıyla nübüvvet evinde yetişmiş olsalar da, şeytan devreye girerek, kardeşlerinde sana karşı bir kıskançlığın gelişmesine sebep olup onları bir yanlışa sevk edebilir.)
6
İşte böylece Rabbin (göstermiş olduğu rüya ile de bildirdiği üzere) seni (peygamberlik için) seçiyor, sana (insanların rüyalarında görüp etkilen diği) o haberlerin (ne şekilde gerçekleşeceğini bildi ren tabir ve) te’vîlinden (önemli) bir kısmını öğre tiyor, sana da, Ya`kûb ailesine de (tüm istenmedik şeylerden kurtuluş vererek iki cihanda da) nimetini tamamlıyor. Nitekim daha önce ataların İbrâhîm ve İshâk’a da onu tamamlamıştı. Gerçekten senin Rabbin (kimlerin yüksek makam lara seçilmeyi hak ettiğini pek iyi bilen bir) Alîm’dir; (her şeyi gereğince ve yerli yerince yapan bir) Ha kîm’dir.”
7
Andolsun ki; elbette Yûsuf’ta ve kardeşlerin(in başlarına gelenler)de, (onların kıssalarını)so ranlar için/ (ibret almak üzere âyet) isteyenler için/ (Allâh-u Te`âlâ’nın kâhir gücüne ve bâhir hikmetine delâlet eden) pek çok ve çok büyük âyet (ve alâ met)ler vardır.
8
Hani onlar (aralarında konuşurlarken) dedi ler ki: “Elbette Yûsuf ve (ana-baba bir) kardeşi (olan Bün yamin) babamıza bizden daha sevgilidir. Hâlbuki biz birbirine bağlı olan güçlü bir cema atiz! (Dolayısıyla ona hizmet etme ve fayda sağlama imkânına sahibiz, onlarsa bu vasıflardan uzaktırlar.) Gerçekten de babamız (sevgide onları bize tercih ettiği için) elbette (herkese gereken değeri verme hususunda) pek açık bir yanılgı içerisindedir!
9
(Bu konuda görüş birliğine varan kardeşler, Yû suf (Aleyhisselâm)dan kurtulma çareleri üretme husu sunda ihtilafa düştüler, kimi dedi ki:) Yûsuf’u öldürün, ya da onu belirsiz bir yere at(ıp kaç)ın ki babanızın yüzü sırf size kalsın (, böylece o artık tümüyle size yönelsin de başkasına bir iltifatı kalmasın)! Onun (ortadan kalkmasının) ardından siz (yaptığı nız bu günahtan tevbe ederek) yine (Allâh nezdinde de, babanız katında da iyi ve) sâlihler topluluğu olur sunuz!”
10
İçlerinden (en insaflı olan, fakat onları caydı ramayacağını anladığı için en az zararı öneren) bir söz sahibi: “Yûsuf’u öldürmeyin, ama (illâ ki bir şey yapacaksanız) onu bir kuyunun derin yerine bıra kın ki kafilenin biri korumak üzere onu alsın. (Böy lece o sizden çok uzak olacağından, tüm izleri silin miş olur, ona da bir zarar dokunmadan siz kurtulmuş olursunuz.) Eğer (onu babasından ayıracak bir işlem) yapacak kimseler olduysanız (, benim bu görüşüme göre hareket edin, daha ileri gitmeyin)!” dedi.
11
(Aralarında bu kararı tertipleyip, tatbik saha sına çıkarma teşebbüsüne giren kardeşler, babalarını da bu konuda râzı etme gayesiyle, aralarında bulunan soy ve kardeşlik bağını öne çıkararak) dediler ki: “Ey bizim babamız! Sana ne oluyor da, Yûsuf’a karşı bize güvenmiyorsun? Oysa muhakkak ki (sen bi zim babamızsın, o da bizim kardeşimizdir. Bu yüz den) biz özellikle onun için elbette iyilik dileyen kimseleriz.
12
Yarın onu bizimle birlikte (kırlara) gönder de bolca yiyip içsin ve (bizimle yarışıp ok atışarak eğ lenip) oynayıversin. Şüphesiz ki biz onu elbette itina ile koruyucu larız.”
13
(Onların bu konuşmalarına karşı Ya`kûb (Aleyhisselâm)) dedi ki: “Gerçekten de ben, elbette (onu çok sevdiğimden ve onsuz duramadığımdan) onu gö türmeniz beni mahzun eder. Ayrıca ben (görmüş olduğum bir rüyadan etkilendiğim için), siz kendi sinden (ayrı bir yerde oyalanıp ondan) gâfil kimse lerken onu bir kurdun yemesinden korkmaktayım.”
14
Dediler ki: “Andolsun; biz güçlü ve birbirine sıkıca bağlı bir cemaatken onu kurt yiyecek olursa, o takdirde hiç şüphesiz ki biz elbette (en değerli varlıklarını) kaybeden (ve bu yüzden aldanmışlığı ve güçsüzlüğü itirafa mecbur olan) kimseleriz.”
15
Ne zaman ki onlar (babalarını zorla râzı ede rek) onu götürdüler ve kendisini bir kuyunun de rin yerine atmaya hep birlikte kesin karar verdi ler (, işte o zaman ona büyük bir zulüm yaptılar)! Biz de (kuyunun dibinde yalnızlık hissini gidermek ve rahmetimizi ulaştırarak) ona (teselli ve müjde ver mek üzere Cibrîl’i gönderip) vahyettik ki: “Andolsun; elbette (bir gün gelecek) sen (bu sıkıntılardan kurtu larak yüce bir makam sahibi olacak ve) onlara işte bu işlerini haber vereceksin! Oysa onlar (senin kim olduğunun) farkında bile olmayacaklar! ’’
16
Derken onlar (Yûsuf (Aleyhisselâm)`ı kuyuya at tıktan sonra) akşamleyin ağlamakta (gibi yapar) oldukları halde babalarına geldiler.
17
Dediler ki: “Ey Babamız! Gerçekten biz (kıra) gittik, (koşarak ve ok atışarak) yarışıyorduk. Yû suf’u da eşyamızın yanında bırakmıştık ki, âniden kurt onu yeyiverdi. Gerçi biz (senin nezdinde gü ven kazanmış) doğru sözlü kimseler olsak bile, (Yû suf’a karşı aşırı sevginden dolayı) sen asla bize ina nacak değilsin! (Hal böyleyken; bize güvenmediğin bir durumda bu haberimizle ikna olman senden nasıl beklenebilir?)”
18
Böylece onlar (bir kuzu kesip) onun (kanını Yûsuf’un) gömleğinin üzerine (sürerek) bütünüyle yalan bir kan getirdiler. (Bu durumu gören Ya’kûb (Aleyhisselâm)) dedi ki: “Doğrusu nefisleriniz size (kötü işler arasında misli) görülmemiş bir işi hoş göstermiş/kolaylaştırmış/. Artık (bana düşen, ka dere itiraz içermeyen ve rıza ifade eden) pek güzel bir sabır(dır)! (Olayın nasıl gerçekleştiğini canlan dırırcasına) vas feder şekilde anlat makta olduğunuz bu hâdise ye kar şı Kendisinden yardım istenecek Zât ancak Allâh’tır!
19
Derken (birkaç gün sonra Medyen’den Mısır istikâmetine gitmekte olan) bir kafile (kuyunun ya nına) geldi de, (su temini için) sucularınıgönder diler. O, kovasını sarkıtmıştı ki (; kovaya bir çocuğun tutunduğunu görünce): “Ey (millet!) müjde( mi duyun)! İşte bu, muhteşem bir erkek çocuk!” dedi. (Kafilede bulunan diğer insanlar onu görüp de, köle olarak satıp kâr etme hevesine düşmesinler diye) böylece onlar onu bir sermaye olarak gizlediler. (Sonradan gören lere de: “Bunu bize o suyun yanında bulunan insanlar kendileri namına Mısır’da satalım diye verdi!” dediler.) Allâh ise onların yapmakta olduklarını (pek iyi bilen bir) Alîm idi.
20
Böylece onlar onu kıymeti düşük bir paha ya; sayılı dirhemlere sattılar ve (sahibi çıkar da el lerinden alır korkusuyla, üçe beşe bakmayıp) onun (satışı) hakkında (yüksek fiyat istemeye karşı) istek siz (görünen)lerden oldular.
21
(Birkaç kere köle olarak satıldıktan sonra) Mı sır (halkın)dan onu satın almış olan o (mâlî vezir konumundaki) kişi hanımına: “Onun kalacağı yer(e varıncaya kadar her şeyin)i güzel yap! Ola ki (yanı mızda yetişip tecrübe kazanarak ileride) bize faydalı olur ya da (çocuğumuz olmadığı için) onu bir çocuk ediniriz!” dedi. (Habîbim!) İşte Biz (onu kuyunun dibinden çıkartarak) böy lece (kurtardıktan sonra) Yûsuf’a o toprakta (değerli bir) yer verdik/imkân verdik/. Böylece Biz ona (insanların yönetimiyle ve rüya ların tabiriyle ilgili) o (önemli) hâdiselerin (ne şekil de sonuçlanacağına dâir bilgi ve) te’vîlinden (büyük) bir kısmını öğretelim (de o, insanları adâletle yönet sin ve gelecekle ilgili tedbirler aldırarak herkese fay dalı olsun) diye (ona bu imkânları verdik)! Allâh, (kararlarını bildiren tüm) em(i)r(ler)in(i icra ve in faz etmey)e (hakkıyla gücü yeten ve bu hususta hiçbir engel tanımayan bir) Ğâlib’dir! Lâkin insanların çoğu (kendilerinin de bazı şeylere güçlü olduklarını sandıklarından, bu hakikati) bilmezler.
22
O (Yûsuf (Aleyhisselâm)), (aklının ve gücünün kemâle erdiği) kuvvetlenme çağının sonuna ulaş tığında, Biz ona (amelle desteklenen faydalı ilim gi bi) büyük bir hikmet/ (insanlar arasında adâletli) bir hüküm (verme yeteneği)/ ve (insanlara yararlı olan şeyler hakkında, özellikle de rüya tabiriyle ilgili) önemli bir ilim verdik! İşte Biz (ilim ve amel bakımından güzel davranan, özellikle de gençken ibadetlerine dikkat eden) o muhsinleri (yaşlılıklarında) böyle mükâfatlandırırız!
23
Kendisinin, evinde bulunduğu o kadın, (Yûsuf (Aleyhisselâm)ın güzelliğine dayanamayınca, bir şeyi elin den çıkarmak istemeyenin yapması gerekenleri sergile mek üzere) gide gele (, döne dolaşa) hileye başvura rak ondan murad almak istedi ve kapıları iyice ka pattı da: “Hey, bu hazırlık sana!” dedi. O da: “Me’âzellâh (; zina gibi bir günaha düşmekten Allâh’a sığınırım)! Çünkü gerçekten önemli husus şudur ki; benim efendim kalacağım yeri güzel yapmıştır. (Artık ona yanlış yapmak büyük bir vefasızlık ve zulüm olur.) Mu hakkak gerçek şu ki; (zina gibi bir günahı işleyen, he le de kaldığı evin sahibine bu hâinliği revâ gören) o zâ limler felah bulmayacaktır! (Ne umduklarına kavuşa cak, ne de korktuklarından kurtulacaklardır!)”dedi.
24
Andolsun ki; elbette o kadın ona (sahip olmayı kesinlikle aklına koymuş ve buna) kastetmişti. O da (zinanın çirkinliğine dâir) Rabbinin açık bir delilini görmeseydi ona meyledecekti. İşte Biz (, insanlara hâinlik yapmak gibi bir) fenalığı ve (zina gibi) çok çirkin işi böylece ondan çevirelim diye (kendisine sebat vererek kaderimizi icra ettik)! Şüphe siz ki o, Bizim (taatımız için seçtiğimiz ve günahsızlık vasıflarına zarar verecek şeylerden koruduğumuz) ihlâsa erdirilen kullarımızdandı! Yûsuf (Aleyhisselâm)`ın tenzîhi ve kendisine nispet edilen bu hatâdan ismetinin beyanı hakkında bazı muhakkik âlimler şöyle buyurmuşlardır: Kalbin bir şeye meyli iki türlü olur, birincisi; arzuladığı şeyden hoşnut olarak onu yapmaya azimli ve kararlı olmaktır ki, Azîz’in hanımının Yûsuf (Aleyhisselâm)a meyli bu kabîldendir, işte bu, kulun kendisinden sorumlu tutulacağı bir meyildir. Diğer bir meyil ise, kasıt ve kararlılık olmaksızın âniden kalbe gelen bir düşüncedir ki bu, sıcak günde oruç tutanın soğuk suya meyli gibi, kınama gerektirmeyen gayr-i ihtiyari bir arzudur. Nitekim Yûsuf (Aleyhisselâm)ın meylî bu kabîlden olduğu için burada hiçbir günah ve ismeti ihlâl edecek durum söz konusu değildir. Böyle bir istek ancak konuşulursa yahut tatbik edilirse günahı mucip olur. Yûsuf (Aleyhisselâm)ın gördüğü “Burhân”dan ne kastedildiği hakkında birkaç görüş vardır. Bunu, Yûsuf (Aleyhisselâm)ın gözle görür dereceye ulaşan bir bilgiyle zinanın çirkinliğine inanması, “Zinaya yaklaşmayın!” âyetini tavanda yazılı olarak görmesi ve bir meleğin zinadan nehyeden nidalarını işitmesi olarak tefsir edenler olmuşsa da, İbni Abbâs, Katâde ve Mücâhid (Radıyallâhu anhüm) gibi birçok sahâbe ve tâbi’înden nakledildiğine göre; Yûsuf (Aleyhisselâm) babası Ya`kûb (Aleyhisselâm)ı duvarda şaşkınlığından parmağını ısırır bir halde görmüş, hatta eliyle göğsüne vurduğunda şehveti parmak uçlarından çıkıp gitmiştir. (Taberî, Câmi’ul-beyân, no: 19042-19099, 7/183-189; İbni Atıyye, el-Muharrarü’l-Vecîz: 3/234) Bazı âlimlerin bu konudaki itirazları rivayetlerin tümüne yönelik olmayıp ancak Yûsuf (Aleyhisselâm) ın da o kadın gibi bir meyle sahip olduğu görüşüne râcidir ki, bu itiraz yerindedir. Zira zinaya azimli bir meyil asla bir peygambere isnat edilemez. Zaten Allâh-u Te`âlâ’nın Yûsuf (Aleyhisselâm)a mûcize kabilinden bazı şeyler göstermiş olması, onun zinaya azmetmiş olması nedeniyle değildir, ancak peygamberlere yaptığı özel bir korumanın neticesidir. (Beyzâvî, Nesefî, Hâzin, İbni Kesîr)
25
Böylece (o kadın Yûsuf (Aley hisselâm)`ı ya ka la ya yım, o da kaçayım derken) her ikisi kapıya (doğru) koşuştular. O onun gömleğini arka taraftan (çekip) uzunlama sına yırtmıştı ki, (tam o sırada) kapının yanında kocasına rastladılar. (Durumu kurtarmak isteyen) o kadın (suçu Yûsuf (Aleyhisselâm)a atmak için): “Senin âilene (zina gibi) bir fenalık (yapmayı) dilemiş olan kimsenin cezası; hapse atılmaktan ya da çok acı verici büyük bir azap(a çarptırılmak)tan başka bir şey olamaz!” dedi.
26
O (kadının bu hilekârlığı karşısında şaşkınlığa düşerek kendisini müdafaa etme mecburiyetinde ka lınca): “Asıl o gide gele hileye başvurarak benden kendi nefsimi istedi!” dedi. Derken (bir mûcize ger çekleşti de kadının) âilesinden bir(i olan ve beşikte be bek halinde bulunan bir) şâhit (dile gelerek) şâhitlik yaptı ki: “Eğer onun gömleği ön taraftan yırtılmış olduy sa o kadın doğru söylemiştir. O ise (, kadının kendisini ayartmaya çalıştığı iddiasında) yalancılardandır.
27
Ama eğer onun gömleği arkadan yırtılmış olduysa, o kadın yalan söylemiştir. O ise doğru lardandır!”
28
O (kadının kocası) onun gömleğini boylu bo yunca arkadan yırtılmış görünce (her ikisine hitâben) dedi ki: “Gerçekten de bu (ustalıklı iş), sizin (gibi ka dınların) hilelerinizden biridir! Muhakkak sizin hileniz (şeytanın hilesini bile zayıf bırakacak kadar) pek büyüktür.
29
Ey Yûsuf! (Mademki senin eteğinin temizliği, bununsa yalancılığı meydana çıktı, artık sen) işte bun(u başkalarına anlatmak)dan yüz çevir! (Ey kadın!) Sen de (hem zina kastından dolayı, hem de iftira) günahın için (Allâh-u Te`âlâ’dan) bağışlanma talebinde bulun! Gerçekten de sen kasten günah işleyenlerden oldun!”
30
(Yûsuf (Aleyhisselâm)ın güzelliği dilden diledola şıp, Azîz’in hanımıyla başından geçenler duyulunca) o şehirdeki birtakım kadınlar dedi ki: “Azîz’in hanımı hileye başvurarak delikanlısını döne dolaşa (kandırmaya teşebbüs edip) kendi nef sinden talep ediyormuş. Gerçekten o (Yûsuf), sevgi bakımından onun kal binin perdesini yırtmış (da gönlünün derinliğine kadar sızmış)! (Hiç böyle soylu bir kadının, yanında çalış tırdığı bir köleye âşık olması yakışık alır mı?) Gerçekten biz onu elbette çok açık (bir şekilde akıl ve mantığın gösterdiği doğru yoldan) tam bir sapma içerisinde görmekteyiz!”
Sonraki 30 ayet →