1
Hayır! Bu beldeye yemin ederim!
2
Senin de içinde yaşadığın beldeye,
3
Ant olsun doğurana ve doğurduğuna!
4
Biz insanı gerçekten zorluk arasında yarattık.
5
Kendisine hiç kimsenin güç yetiremeyeceğini mi sanıyor?
6
“Yığınlarca mal harcadım.” diyor.
7
Kendisini hiç kimsenin görmediğini mi sanıyor?
8
Ona iki gözü Biz vermedik mi?
10
Onu iki yol[1] gösterdik.1- Doğru ve eğri, Hakk ve Batıl, iman ve küfür, iyilik ve kötülük...
11
Ne var ki o, sarp yokuşu aşmayı göze alamadı.[1] 1- Köleye özgürlüğünü vermedi. Tutku ve kuruntuların isteklerine karşı koyamadı. Hakk’ı, hayrı, adaleti tercih etmek işine gelmedi.
12
Bilir misin nedir sarp yokuş?
13
Boynu çözmektir,[1] 1- Köleyi özgürleştirmektir. Rakabe, sözcük olarak, “boyun” demektir. Mecaz olarak, özgürlüğünü kaybetmiş insan için; esir veya köle için kullanılmaktadır. Boynuna boyunduruk vurulmuş olmak; özgürlüğü elinden alınmış olmak anlamına gelmektedir.
14
Veya darlık ve yoklukta doyurmaktır;
15
Yakınlık sahibi olan yetimi,[1] 1- Yakınında, çevrende bulunan sahipsiz, kimsesiz kalmışları.
16
Veya hiçbir şeyi olmayan miskini,[1] 1- Çalışacak gücü ve işi olmayan, yerlerde sürünen yoksul. Hiçbir şeyi olmayan.
17
Sonra birbirlerine sabrı[1] ve merhameti tavsiye eden inananlardan olmaktır.1- Direnmeyi, zorluklara göğüs germeyi, yılgınlık göstermemeyi.
18
İşte onlar, ashab-ı meymenedir.[1] 1- Sağın adamı. Meymene, sözcük olarak “sağ el” veya “uğurlu, bereketli” anlamındadır. Deyim olarak; bahtı iyi olan, bereketli, mutluluk sahibi” demektir. Veya deyim olarak, “yüksek makam, güç ve şeref” demektir. Keza Türkçede de birisine “Bu benim sağ kolumdur.” dendiği zaman, ona verilen değer gösterilmiş olunmaktadır.
19
Ayetlerimizi küfredenler[1] ashab-ı meşemedir.[2] 1- Gerçeği yalanlayan nankörler. Gerçeği görmezden gelenler, gerçeğin üzerini örtenler. 2- Sözcük olarak, “uğursuzluk, talihsizlik;” “sol el” demektir. “Sol el”, Arapça’da deyim olarak “zayıflık ve zillet” demektir.
20
Onlara, üzerlerine kapıları kapatılmış bir ateş vardır.