1
Anılmaya değer bir şey değilken, insanın üzerinden “dehrden” [1] bir zaman gelip geçmedi mi? 1- Uzun bir zamandan.
2
İnsanı karışık bir nutfeden[1] yarattık. Onu sınava tabi tutacağız; bu nedenle onu duyan ve gören bir varlık yaptık. 1- “Ntf” kökünden türemiştir. Mastar olarak, “azar azar akmak, dökülmek, damlamak” anlamına gelmektedir. Meni/sperm bu kökten türemiştir.
3
Ona doğru yolu gösterdik. Ama isterse şükreden[1], isterse nankörlük eden biri olur. 1- Şükür, karşılık vermek demektir. Allah’a şükretmek demek; Allah’ın verdiği nimetlerin karşılığını, Allah’ın rızasına uygun şekilde kullanmak/harcamak demektir.
4
Gerçeği yalanlayan nankörler için zincirler, kelepçeler ve alevli ateş hazırladık.
5
İyi olanlar ise içinde kâfûr bulunan bir kadehten içerler.
6
Allah’ın kullarının, içtikleri ve diledikleri kadar yararlandıkları bir kaynak.
7
Verdikleri sözü yerine getirirler, kötülüğü salgın bir günden korkarlar.
8
İhtiyaçları olmasına rağmen yiyeceği; yoksula, öksüze ve tutsağa yedirirler.
9
Biz, sizi yalnızca Allah’ın rızası için doyuruyoruz. Sizden bir karşılık veya bir teşekkür beklemiyoruz.
10
Biz; yüzlerin asık olduğu, belâlı, zor günde Rabb’imizin azabından korkarız.
11
Allah da bu nedenle onları, o günün kötülüğünden koruyacak. Ve onları, mutluluk ve sevince kavuşturacak.
12
Sabretmelerine[1] karşılık onlara Cennet ve tam bir hürriyet[2] verecek. 1- Direnmek, zorluklara göğüs germek, yılgınlık göstermemek, kararlılık. 2- Ayette yer alan “harir” sözcüğüne, sözcüğün anlamlarından olan “ipek elbise” anlamının verilmesi ayetin bağlamına uygun düşmemektedir. Harir, hürriyet anlamındaki “hurr”den türetilmiştir. Arınmayı ve kurtulmayı ifade etmektedir. İpek giysi, bir tür hürriyetin simgesi sayıldığı için “harir”le ilişkilendirilmiştir. Zaten, Cennet gibi bir değerle birlikte anılan şeyin, bir elbise olması, değer olarak uygun da değildir. Cennet ve hürriyet, önem yakınlığı itibariyle birbirine daha uygun düşmektedir.
13
Orada, tahtlara kurulacaklar. Orada, ne şiddetli bir sıcak ne de dondurucu bir soğuk görecekler.
14
Meyve ağaçlarının gölgeleri üzerlerine sarkacak, meyveleri yemeye hazır olarak yaklaştırılacak.
15
Gümüşten kaplar ve billur kupalarla aralarında dolaşılır.
16
Miktarını kendilerinin belirledikleri gümüşten billur kadehler,
17
Ve orada, karışımı zencefil olan kadehler sunulur.
18
Selsebil denilen bir pınardan.
19
Ölümsüz gençler aralarında dolaşırlar. Onları gördüğünde, saçılmış inciler sanırsın.
20
Nereye baksan orada nimetler, büyük bir mülk ve saltanat görürsün.
21
Üzerlerinde yeşil ince ipekten ve parlak atlastan elbiseler vardır. Gümüş bileziklerle süslenecekler. Rabb’leri onlara tertemiz içecekler sunacak.
22
Bu sizin ödülünüzdür. Çabalarınız bu karşılığı hak etti.
23
Kur’an’ı sana parça parça indirdik.
24
Artık Rabb’inin hükmü için sabret. Onlardan, günahkârlara ve gerçeği yalanlayan nankörlere uyma.
25
Sabah akşam[1] Rabb’inin ismini an. 1- Her zaman, gün boyu, sürekli.
26
Gecenin bir bölümünde O’na secde[1] et. Ve gece uzunca O’nu tesbih[2] et. 1- Saygı gösterip, değerini takdir etme. Saygı sunma. Selama durma. Secde sözcüğü, yer aldığı ayetlerin tamamında bu anlama gelmekte olup, namazda yapılan secde gibi başın yere konmasıyla bir ilgisi yoktur. 2- Tesbihi, namaza indirgemek doğru değildir. Tesbih, tevhid inancının ve anlayışının kavranması ve Yaratıcının tüm nitelikleri ile tanınması ve tanıtılması etkinliğidir. Allah’ı tesbih etmek; O’nu şirk içeren her türlü düşünce ve inançtan arındırarak, Kendisine özgü nitelikleri ile yüceltmek demektir. (20/Taha, 130).
27
Onlar çabuk geçen dünyayı seviyorlar, zor günü umursamıyorlar.
28
Onları Biz yarattık. Yaradılışlarını sapasağlam yaptık. Dilersek onları yok eder, yerlerine benzerlerini getiririz.
29
Bu bir öğüttür. Artık dileyen onunla Rabb’ine varan bir yol edinir.
30
Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.[1] Kuşkusuz Allah, Her Şeyi Bilen’dir, En İyi Hüküm Veren’dir. 1- Allah size seçme hakkı tanımasaydı siz istediğiniz şeyi seçme imkânına sahip olamazdınız.
Sonraki 1 ayet →