1
De ki: “Bana, cinlerden[1] bir topluluğun dinledikten sonra gidip; biz gerçekten hayranlık uyandıran bir kur’an[2] dinledik, dedikleri, vahy vahyedildi.” 1- Yabancılardan. Cinn sözcüğünün kökü mastar olarak, “örtmek, görünmez hale getirmek” demektir. Cinnet, mecnun, cennet, cenin sözcükleri bu köktendir. Aklın örtülmesine cinnet; ağaçlarla, yeşilliklerle örtülmüş toprak parçasına cennet; rahmin örttüğüne cenin; akıl hastası olana(aklı örtülmüş olduğu için) mecnun denmesi, bunların örtünerek görünmez hale gelmiş olmalarındandır. Kur’an, cinn kavramını daha çok bilinmeyen, tanınmayan yani yabancı olan, yabancı yerlerden olan kimseler ve toplumlar için kullanmaktadır. (46/Ahkaf, 29) Kur’an’ın; Cahiliye’nin cinn algısı bağlamında, cinn kavramını kullanmış olmasının, cinler hakkında ontolojik bilgi olarak görülmesi önemli bir yanılgıdır. Kur’an, Cahiliye’nin cinn algısını sapkınlık olarak nitelemekte ve Cahiliye’nin cinlere atfettikleri nitelikleri reddetmektedir. Kur’an’a göre; cinlerin, üstün varlıklar ve üstün güçlere sahip olduğu inancı cahili bir inançtır. Müşriklerin; Nebi efendimize kâhin, şair, mecnun lakabı takmaları, onların cinn inançlarının bir sonucudur. 2- Hitap, söylev, kelam.
2
“Ona iman ettik, artık kesinlikle Rabb’imize hiçbir şeyi ortak koşmayacağız.”
3
“Rabb’imizin şanı çok yücedir. O, asla eş ve çocuk edinmemiştir.”
4
“Meğer bizim “beyinsiz,” [1] Allah hakkında saçma şeyler söylüyormuş” 1- Öncümüz, önderimiz.
5
Doğrusu biz “ins”in ve “cinn”in [1] Allah’a karşı asla yalan söylemeyeceklerine inanıyorduk. 1- Yerli- yabancı, tanıdık- tanımadık, bilinen-bilinmeyen kimselerin.
6
Gerçekten de insten[1] bazı adamlar, cinden[2] bazı adamlara[3] sığınıyorlardı. Böylece cinlerin[4] azgınlıklarını, beyinsizliklerini artırıyorlardı. 1- Tanıdık kimselerden. 2- Tanımadığımız yabancı kimseler. 3- “Adam” sözcüğü de aslında cin sözcüğü ile kast edilen şeyin, yalnızca “görünmez varlık” değil, aynı zamanda insan türü varlık olduğunu açıkça ifade etmektedir 4- Yabancı kimselerin.
7
Gerçekten de onlar sizin inandığınız şekilde, Allah’ın hiç kimseyi diriltmeyeceğine inanmışlardı.
8
“Gerçekten de biz göğe erişmek istedik, fakat onun zorlu bekçiler ve parlak alevlerle doldurulmuş olduğunu gördük.”
9
“Biz, dinlemek için oturma yerlerine otururduk. Fakat şimdi kim dinlemek isterse, kendisini gözetleyen parlak bir alev buluyor.”
10
“Gerçekten bilmiyoruz. Yeryüzünde olan kimselere kötülük mü istendi yoksa Rabb’leri onlara bir iyilik mi istedi bilmiyoruz.”
11
“Bir kısmımız salihlerdeniz[1], bir kısmımız da bunun dışındadır. Biz, ayrı ayrı yollar tuttuk.” 1- Arı, saf, temiz, iyi, erdemli, dürüst
12
“Yeryüzünde Allah’ı asla aciz bırakamayacağımızı; kaçmakla da O’ndan asla kurtulamayacağımızı anladık.”
13
“Yol gösteren rehberi[1] dinlediğimizde ona inandık. Artık kim Rabb’ine iman ederse, bundan sonra hakkının verilmemesinden veya haksızlığa uğramaktan endişe etmez.” 1- Kur’an’ı.
14
Bizden, Allah’a teslim olanlar da var, asilik edip kendilerine haksızlık yapanlar da. Allah’a teslim olanlar, gerçeği arayanlardır.
15
Asilik edip kendilerine haksızlık yapanlar, işte onlar Cehennem’e odun oldular.
16
Eğer onlar, yolda[1] dosdoğru gitselerdi, onları kesinlikle bol su[2] ile sulardık ki; 1- Hakk yol, doğru yol. 2- Bolluk, nimet, bereket verirdik.
17
Onları bu nimetlerle sınardık. Kim Rabb’inin öğüdünden yüz çevirirse, O da onu çok şiddetli bir azaba uğratır.
18
Mescitler Allah içindir. O halde Allah’ın yanı sıra başka bir kimseye çağrıda bulunmayın.[1] 1- İbadet ederken Allah’tan başkasının adının anılması; başkasından destek ve yardım istenmesi kesinlikle doğru değildir. Kendisinden bir şey istenilen kimse Nebi Muhammed de olsa, bu Allah’ın yanı sıra başkasına çağrıda bulunmak olur ki bu da açıkça “şirk koşmaktır.”
19
O Allah’ın kulu[1], O’na çağrıda bulunmaya kalktığı zaman, neredeyse çevresinde keçe gibi oluyorlardı.[2] 1- Muhammed. 2- Müşrikler çevresini sarıyorlardı.
20
De ki: “Ben yalnızca Rabb’ime dua ederim ve hiçbir şeyi O’na şirk koşmam.
21
De ki: “Ben, size bir zarar verme[1] ve sizi irşad[2] etme gücüne sahip değilim.” 1- Sizi doğru yoldan çıkarma. 2- Sizi doğru yola iletme. Ben yalnızca çağrıcıyım.
22
De ki: “Beni, Allah’a karşı hiç kimse asla koruyamaz ve ben asla O’ndan başka sığınacak bir yer bulamam.”
23
“Bana düşen sadece Allah’tan aldığım vahyi size duyurmak ve gönderileni iletmektir. Kim Allah’a ve O’nun Rasul’üne karşı gelirse, bilsin ki onun için kesintisiz olarak sürekli içinde kalacağı Cehennem ateşi vardır.
24
Uyarıldıkları şeyi gördükleri zaman, kimin yardımcısının daha zayıf ve kimsesiz olduğunu bilecekler.
25
De ki: “Uyarıldığınız şey yakın mıdır, yoksa Rabb’im onun için uzun bir süre mi belirlemiştir, bilmiyorum.”
26
O, gaybı bilendir. Ve O, gaybını hiç kimseye bildirmez;
27
Rasullerden razı oldukları hariç.[1] O, onların her tarafından gözetleyiciler gönderir;[2] 1- Onlara, kullarına iletilmek üzere bazı gaybi bilgileri verir. 2- Onlar, her taraftan koruma altına alınmıştır.
28
Rabb’lerinin mesajlarını tebliğ ettiklerini bilmek için.[1] Yanlarında olanları kuşatmış ve her şeyi kayıt altına almıştır. 1- Vahyin hiçbir değişikliğe uğramaksızın olduğu gibi tebliğ edildiğini ortaya koymak için.