Ana SayfaMealler › Erhan Aktaş
EA

Erhan Aktaş

Bu mealle oku
Erhan Aktaş meali ile okumaya başla
Zuhruf 1 / 89
1
Ha, Mim.
Erhan Aktaş 43:1
2
Apaçık Kitap’a ant olsun ki!
Erhan Aktaş 43:2
3
Biz onu düşünüp anlayasınız diye Arapça bir kur’an[1] yaptık. 1- Okunan. Çevirilerde Kur’an sözcüğüne, yaygın olarak Allah’tan gelen vahyin kitaplaşmış hali anlamı verilmektedir. Bu tek başına doğru bir tanımlama değildir. Zira vahyin kitaplaşmış haline kimi ayetlerde bağlamından dolayı isim olarak Kur’an denmiş olsa da esas isim, “Mushaf”tır, “Kitap”tır. Aslında Kara’e kökünden türeyen Kur’an, kök anlamı itibariyle Kitap veya Mushaf demek değil, “okumak”, “toplamak” “bir araya getirmek”, “nakletmek”, “aktarmak” demektir.
Erhan Aktaş 43:3
4
Kur’an, nezdimizde Ummul Kitap’tadır[1]. Gerçekten yücedir ve hâkimdir.[2] 1- Ana kitap. 2- Kötülüğü önleyici yasalar içermektedir; sağlamdır, korunmuştur.
Erhan Aktaş 43:4
5
Siz, israf eden[1] bir toplum oldunuz diye, size öğüt vermekten vaz mı geçelim? 1- Haddi aşan.
Erhan Aktaş 43:5
6
Öncekiler için de nice nebiler gönderdik.
Erhan Aktaş 43:6
7
Onlar, kendilerine gelen her nebiyi mutlaka alaya alıyorlardı.
Erhan Aktaş 43:7
8
Biz, güç bakımından onlardan daha üstün olanları yok ettik. Geçmişe ait örnek haline geldiler.
Erhan Aktaş 43:8
9
Müşriklere: “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan, kesinlikle: “Onları Mutlak Üstün Olan, Her Şeyi Bilen yarattı.” diyecekler.
Erhan Aktaş 43:9
10
O, yeryüzünü sizin için beşik[1] yaptı. Orada yollar yaptı[2]. Umulur ki hidayete eresiniz.[3] 1- Yaşama ve geçinme yeri. 2- Geçinme kaynakları, geçim yolları. Ayette, yer alan sebil sözcüğüne, “ kara yolu” anlamı verildiği için “gitmeniz için yollar var etti” diye çeviri yapılmaktadır. Oysaki sebil, karayolu anlamında “yol” demek değildir. Sebil: “iki şey arasından birini seçmek anlamında “tercih edilen yol” demektir. Yani, Hakk ve Batıl, iyi ve kötü, doğru ve yanlış “yoldan birini tercih etmek” anlamına gelmektedir. 3- Yaşamınızı doğru yoldan temin edersiniz. Hidayet, sözcük olarak doğru yol, doğru yolda olmak, doğru yolu seçmek demektir.
Erhan Aktaş 43:10
11
O, bir ölçüye göre gökten su indirendir. Sonra, onunla ölü bir beldeyi canlandırdık. İşte siz de böyle yeniden diriltileceksiniz.
Erhan Aktaş 43:11
12
Her şeyi çift yarattı.[1] Gemilerden ve hayvanlardan binekler kıldı. 1- Evrendeki bütün varlıklar çift yaratılmıştır: Erkek–dişi, iyi-kötü, siyah–beyaz, sıcak-soğuk, iman-küfür, madde-mana, hayat-ölüm, sevgi-nefret, cömertlik-cimrilik...
Erhan Aktaş 43:12
13
Üzerlerine binip, onlardan yararlanınca, Rabb’inizin verdiği nimetleri anarak: “Bunları, hizmetimize veren Allah ne yücedir; yoksa bizim bunlara gücümüz yetmezdi.” deyin.
Erhan Aktaş 43:13
14
Kuşkusuz biz, sonunda Rabb’imize döneceğiz.
Erhan Aktaş 43:14
15
Bazı kullarını, O’nun bir parçası saydılar.[1] Gerçekten, insan[2], açıkça nankörlük etmektedir. 1- Allah’ın velileri, azizleri, kralları, oğulları, çocukları, hayvanları... 2- Buradaki insandan kasıt, insanların tamamını değil, belli bir insan gurubudur, yani müşriklerdir. “El insan” da ki “el” takısı; belli olanı, bilineni işaret etmektedir.
Erhan Aktaş 43:15
16
Yoksa O, yarattıklarından kızları kendisine ayırıp, oğulları size mi bıraktı?
Erhan Aktaş 43:16
17
Onlardan biri, kendisine, Rahman’a layık gördüğü kız çocuğu haberi verildiği zaman, yüzü simsiyah kesilir, içini üzüntü kaplar.
Erhan Aktaş 43:17
18
Ve süs içinde büyütülmekten başka işe yaramayanı mı verdi diye hayıflanır!
Erhan Aktaş 43:18
19
Onlar, Rahman’ın kulları olan melekleri dişi saydılar. Onların yaratılışlarına tanık mı oldular? Onların bu tanıklıkları yazılacak ve sorguya çekilecekler dir.
Erhan Aktaş 43:19
20
“Eğer Rahman[1] dileseydi, biz onlara kulluk etmezdik.” dediler. Onların bu konuda hiçbir bilgileri yoktur. Onlar yalnızca saçmalıyorlar. 1- Rahmeti bol.
Erhan Aktaş 43:20
21
Yoksa ondan önce, onlara kitap verdik de onlar, ona mı dayanıyorlar?
Erhan Aktaş 43:21
22
Hayır! “Doğrusu, biz, atalarımızı bir ümmet[1] üzerinde bulduk, biz de onların yolundan gidiyoruz. 1- Topluluk, toplum. Sözcüğün birincil anlamı “yol” demektir. Bu yol, amaçlanmış, hedef olarak belirlenmiş yoldur. Amaç ve inanç birliği, ortak değer yargıları ve aynı uygarlığa sahip olan insan topluluğu demek olan ümmet kavramının; aynı zamanda ana, din, yol, cemaat, familya, nesil, boy, zaman gibi anlamları da bulunmaktadır.
Erhan Aktaş 43:22
23
Tıpkı bunun gibi, senden önce de ne zaman bir beldeye uyarıcı gönderdiysek, oranın refah içinde olanları: “Biz, atalarımızı bir ümmet üzerinde bulduk. Biz de kesinlikle onların izinden gidiyoruz.” demişlerdi.
Erhan Aktaş 43:23
24
Size, “Atalarınızı üzerinde bulduğunuz yoldan daha doğrusunu getirmiş olsam da mı?” deyince, onlar: “Biz, sizinle gönderileni inkâr ediyoruz.” dediler.
Erhan Aktaş 43:24
25
Bunun üzerine onlara hak ettikleri cezayı verdik. Yalanlayanların sonlarının nasıl olduğuna bir bak!
Erhan Aktaş 43:25
26
Bir zamanlar İbrahim, babasına ve halkına: “Ben sizin kulluk ettiklerinizden uzağım demişti.”
Erhan Aktaş 43:26
27
Yaradılışımı[1] düzenleyen, kuşkusuz beni doğru yola iletecektir.1- Ayette yer alan “fetara” sözcüğüne, “yaratma” anlamı verildiği için, çevirilerde “beni yaratan” şeklinde anlam verilerek yanlışlık yapılmaktadır. Fetara, yaratma değil; yaradılış özelliği, kişilik, benlik, yaradılış yasaları yani “fıtrat” demektir.
Erhan Aktaş 43:27
28
İbrahim, gerçeğe yönelmeleri umuduyla takdir edilmiş hükmü gelecek nesiller için de kalıcı bir ilke yaptı.
Erhan Aktaş 43:28
29
Doğrusu bunları ve atalarını, kendilerine Hakk ve onu açıklayıcı bir rasul gelinceye kadar yaşattım.
Erhan Aktaş 43:29
30
Onlara, Hakk geldiği zaman: “Bu bir büyüdür. Biz onu yalanlayanlarız.” dediler.
Erhan Aktaş 43:30