2
Apaçık Kitap’a ant olsun ki!
3
Biz onu düşünüp anlayasınız diye Arapça bir kur’an[1] yaptık. 1- Okunan. Çevirilerde Kur’an sözcüğüne, yaygın olarak Allah’tan gelen vahyin kitaplaşmış hali anlamı verilmektedir. Bu tek başına doğru bir tanımlama değildir. Zira vahyin kitaplaşmış haline kimi ayetlerde bağlamından dolayı isim olarak Kur’an denmiş olsa da esas isim, “Mushaf”tır, “Kitap”tır. Aslında Kara’e kökünden türeyen Kur’an, kök anlamı itibariyle Kitap veya Mushaf demek değil, “okumak”, “toplamak” “bir araya getirmek”, “nakletmek”, “aktarmak” demektir.
4
Kur’an, nezdimizde Ummul Kitap’tadır[1]. Gerçekten yücedir ve hâkimdir.[2] 1- Ana kitap. 2- Kötülüğü önleyici yasalar içermektedir; sağlamdır, korunmuştur.
5
Siz, israf eden[1] bir toplum oldunuz diye, size öğüt vermekten vaz mı geçelim? 1- Haddi aşan.
6
Öncekiler için de nice nebiler gönderdik.
7
Onlar, kendilerine gelen her nebiyi mutlaka alaya alıyorlardı.
8
Biz, güç bakımından onlardan daha üstün olanları yok ettik. Geçmişe ait örnek haline geldiler.
9
Müşriklere: “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan, kesinlikle: “Onları Mutlak Üstün Olan, Her Şeyi Bilen yarattı.” diyecekler.
10
O, yeryüzünü sizin için beşik[1] yaptı. Orada yollar yaptı[2]. Umulur ki hidayete eresiniz.[3] 1- Yaşama ve geçinme yeri. 2- Geçinme kaynakları, geçim yolları. Ayette, yer alan sebil sözcüğüne, “ kara yolu” anlamı verildiği için “gitmeniz için yollar var etti” diye çeviri yapılmaktadır. Oysaki sebil, karayolu anlamında “yol” demek değildir. Sebil: “iki şey arasından birini seçmek anlamında “tercih edilen yol” demektir. Yani, Hakk ve Batıl, iyi ve kötü, doğru ve yanlış “yoldan birini tercih etmek” anlamına gelmektedir. 3- Yaşamınızı doğru yoldan temin edersiniz. Hidayet, sözcük olarak doğru yol, doğru yolda olmak, doğru yolu seçmek demektir.
11
O, bir ölçüye göre gökten su indirendir. Sonra, onunla ölü bir beldeyi canlandırdık. İşte siz de böyle yeniden diriltileceksiniz.
12
Her şeyi çift yarattı.[1] Gemilerden ve hayvanlardan binekler kıldı. 1- Evrendeki bütün varlıklar çift yaratılmıştır: Erkek–dişi, iyi-kötü, siyah–beyaz, sıcak-soğuk, iman-küfür, madde-mana, hayat-ölüm, sevgi-nefret, cömertlik-cimrilik...
13
Üzerlerine binip, onlardan yararlanınca, Rabb’inizin verdiği nimetleri anarak: “Bunları, hizmetimize veren Allah ne yücedir; yoksa bizim bunlara gücümüz yetmezdi.” deyin.
14
Kuşkusuz biz, sonunda Rabb’imize döneceğiz.
15
Bazı kullarını, O’nun bir parçası saydılar.[1] Gerçekten, insan[2], açıkça nankörlük etmektedir. 1- Allah’ın velileri, azizleri, kralları, oğulları, çocukları, hayvanları... 2- Buradaki insandan kasıt, insanların tamamını değil, belli bir insan gurubudur, yani müşriklerdir. “El insan” da ki “el” takısı; belli olanı, bilineni işaret etmektedir.
16
Yoksa O, yarattıklarından kızları kendisine ayırıp, oğulları size mi bıraktı?
17
Onlardan biri, kendisine, Rahman’a layık gördüğü kız çocuğu haberi verildiği zaman, yüzü simsiyah kesilir, içini üzüntü kaplar.
18
Ve süs içinde büyütülmekten başka işe yaramayanı mı verdi diye hayıflanır!
19
Onlar, Rahman’ın kulları olan melekleri dişi saydılar. Onların yaratılışlarına tanık mı oldular? Onların bu tanıklıkları yazılacak ve sorguya çekilecekler dir.
20
“Eğer Rahman[1] dileseydi, biz onlara kulluk etmezdik.” dediler. Onların bu konuda hiçbir bilgileri yoktur. Onlar yalnızca saçmalıyorlar. 1- Rahmeti bol.
21
Yoksa ondan önce, onlara kitap verdik de onlar, ona mı dayanıyorlar?
22
Hayır! “Doğrusu, biz, atalarımızı bir ümmet[1] üzerinde bulduk, biz de onların yolundan gidiyoruz. 1- Topluluk, toplum. Sözcüğün birincil anlamı “yol” demektir. Bu yol, amaçlanmış, hedef olarak belirlenmiş yoldur. Amaç ve inanç birliği, ortak değer yargıları ve aynı uygarlığa sahip olan insan topluluğu demek olan ümmet kavramının; aynı zamanda ana, din, yol, cemaat, familya, nesil, boy, zaman gibi anlamları da bulunmaktadır.
23
Tıpkı bunun gibi, senden önce de ne zaman bir beldeye uyarıcı gönderdiysek, oranın refah içinde olanları: “Biz, atalarımızı bir ümmet üzerinde bulduk. Biz de kesinlikle onların izinden gidiyoruz.” demişlerdi.
24
Size, “Atalarınızı üzerinde bulduğunuz yoldan daha doğrusunu getirmiş olsam da mı?” deyince, onlar: “Biz, sizinle gönderileni inkâr ediyoruz.” dediler.
25
Bunun üzerine onlara hak ettikleri cezayı verdik. Yalanlayanların sonlarının nasıl olduğuna bir bak!
26
Bir zamanlar İbrahim, babasına ve halkına: “Ben sizin kulluk ettiklerinizden uzağım demişti.”
27
Yaradılışımı[1] düzenleyen, kuşkusuz beni doğru yola iletecektir.1- Ayette yer alan “fetara” sözcüğüne, “yaratma” anlamı verildiği için, çevirilerde “beni yaratan” şeklinde anlam verilerek yanlışlık yapılmaktadır. Fetara, yaratma değil; yaradılış özelliği, kişilik, benlik, yaradılış yasaları yani “fıtrat” demektir.
28
İbrahim, gerçeğe yönelmeleri umuduyla takdir edilmiş hükmü gelecek nesiller için de kalıcı bir ilke yaptı.
29
Doğrusu bunları ve atalarını, kendilerine Hakk ve onu açıklayıcı bir rasul gelinceye kadar yaşattım.
30
Onlara, Hakk geldiği zaman: “Bu bir büyüdür. Biz onu yalanlayanlarız.” dediler.
Sonraki 30 ayet →