2
Rahmeti bol ve kesintisiz olan tarafından indirilmiştir.
3
Bilen[1] bir toplum için, ayetleri detaylandırılmış, Arapça kur’an[2] bir Kitap’tır. 1- Gerçeği kavrayan. 2- Okunan. Ayette yer alan kur’an sözcüğü, sözcüğün öncelikli anlamı olan “okumak, okunan, okunmak” anlamındadır.
4
Müjdeleyici ve uyarıcı olarak. Fakat insanların çoğu ondan yüz çevirmekte ve onu dinlememektedirler.
5
“Bizi kendisine çağırdığın şeye karşı, kalplerimiz örtülü, kulaklarımızda bir ağırlık ve bizimle senin aranda bir perde vardır. Artık sen, bildiğini yap, biz de bildiğimizi yapacağız.” dediler.
6
De ki: “Ben de sizin gibi bir insanım. Bana vahyolunuyor ki, sizin ilahınız, bir tek ilahtır. Öyleyse doğrudan O’na yönelin ve yalnızca O’ndan bağışlanma dileyin. Müşriklerin vay haline!”
7
Onlar zekât[1] vermezler. Ahireti inkâr ederler. 1- Zekât sözcüğü, burada “mali yükümlülük” anlamında değil, sözcüğün diğer anlamları olan “arınma, eş koşmaksızın Allah’a yönelme, benliğin her türlü kötülükten arınması, temizlenmesi, arı duru hale gelmesi.” anlamına gelmektedir. Zira bu ayet indiğinde mali yardım anlamında zekât henüz farz kılınmamıştı. Onlardan kasıt da müşriklerdir zaten.
8
İnanan ve salihatı[1] yapanlar, onlar için kesintisiz ödül vardır. 1- Bozuk olan şeyi düzeltmek, düzelticilik yapmak, yapıcı olmak, düzeltmeye yönlendirmek, teşvik etmek.
9
De ki: “Gerçekten de yeri iki günde yaratana mı nankörlük ediyorsunuz? O’na denk olanlar mı görüyorsunuz? O, âlemlerin Rabb’idir.”
10
Orada; onun üzerinde sabit dağlar oluşturdu. Ve orayı bereketli kıldı. Orada rızkını temin etmek isteyenler için, rızıkları, fark gözetmeden dört gün içinde takdir etti.
11
Sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi. Ona ve yeryüzüne: “İsteyerek veya istemeyerek gelin!” dedi. İkisi de: “İsteyerek geldik.” dediler.[1] 1- Bu, Allah’ın evrene koyduğu yasaların mecazi anlatımıdır.
12
Böylece onları iki günde yedi gök olarak tamamladı. Ve her göğe işini vahyetti.[1] Ve dünya göğünü kandillerle süsleyip koruduk. İşte bu, Mutlak Üstün Olan ve Her Şeyi Bilen’in takdiridir. 1- Yasalarını koydu.
13
Eğer hala yüz çevirirlerse, onlara de ki: “Adn ve Semud’un yıldırımı gibi bir yıldırıma karşı sizi uyardım.”
14
Hani! Onlara, onlardan önceki ve sonrakilere, “Allah’tan başkasına kulluk etmeyin.” diye rasuller gelmişti. Onlar, “Eğer Rabb’imiz isteseydi kesinlikle melekler indirirdi. O halde biz kendisiyle gönderilmiş olduğunuz şeyleri inkâr ediyoruz.” demişlerdi.
15
Ad’a gelince, onlar yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar: “Bizden daha güçlü kim olabilir?” dediler. Kendilerini yaratan Allah’ın, kendilerinden daha güçlü olduğunu görmediler mi? Ayetlerimizi bile bile reddediyorlardı.
16
Bunun üzerine, dünya hayatında zillet azabını onlara tattırmamız için, o bahtsız günlerde dondurucu bir rüzgâr gönderdik. Ahiret azabı ise elbette daha rezil edicidir. Ve onlara yardım da olunmaz.
17
Semud kavmine gelince, onlara doğru yolu göstermiştik. Fakat onlar körlüğü doğru yola tercih ettiler. Bunun üzerine, yaptıkları şeyler nedeniyle, alçaltıcı azabın yıldırımı onları yakaladı.
18
Biz, inanan ve takvalı davranan kimseleri kurtardık.
19
O gün, Allah’ın düşmanları bir araya getirilip topluca ateşe sürülecekler.
20
Nihayet oraya geldikleri zaman, yapmış oldukları şeylere; işitme, görme duyuları ve bedenleri kendi aleyhlerine tanıklık ederler.
21
Bedenlerine, “Niçin aleyhimize tanıklık ettiniz? dediler. Bedenleri de: “Bizi, her şeyi konuşturan Allah konuşturdu. Sizi ilk defa O yarattı ve O’na döndürülüyorsunuz.”
22
İşitme ve görme duyunuz ve bedeniniz aleyhinize tanıklık eder diye sakınmıyordunuz. Yapmakta olduğunuz birçok şeyi Allah’ın bilmediğini zannediyordunuz.
23
İşte Rabb’iniz hakkındaki bu zannınız, sizi helake sürükledi. Böylece hüsrana uğrayanlardan oldunuz.
24
Artık day anabilirlerse[1], onlar için konaklama yeri ateştir. Eğer özür beyan edip[2] af isteseler de onlar affedilecek olanlardan değillerdir. 1- İster d ayanabilsinler, ister dayanamasınlar. 2- Pişman olduklarını ve kendilerin e bir şans daha verilmesini istemek.
25
Biz, onlara b ir takım yandaşlar musallat ettik. Yaptıklarını ve yapacaklarını onlara süslü gösterdiler. Cinn ve insten[1], kendilerinden önce gelip geçmiş topluluklarda yürürlükte olan “söz” [2] üzerlerine gerçekleşti. Onlar hüsrana uğrayan kimselerdir. 1- Bildik bilinmedik kim varsa. Tanınan tanınmayan. Herkes. 2- Azap sözü.
26
Gerçeği yalanlayan nankörler: “Bu Kur’an’ı dinlemeyin, onun etkisini kırmak için boş şeyler söyleyin, belki üstün gelirsiniz.” dediler.
27
Böylesi gerçeği yalanlayan nankörlere, şiddetli bir azap tattıracağız. Ve onları yaptıklarının en kötüsü ile kesinlikle cezalandıraca ğız.
28
İşte böyle! Allah’ın düşmanlarının cezası ateştir. Ayetlerimizi bilerek reddetmeleri nedeniyle ceza olarak, onlar için orada ebedilik yurdu vardır.
29
Gerçeği yalanlayan nankörler: “Rabb’imiz! Cinn ve insten[1] bizi saptıranları bize göster. Aşağılanmışlardan olmaları için onları a yaklarımızın altına alalım.” dediler. 1- Cinn ve ins ifadesiyle; bilinen- bilinmeyen, tanınan-tanınmayan kim varsa onların tamamı kastedilmektedir.
30
“Rabb’imiz Allah’tır.” deyip, dosdoğru olanlara gelince, onlara melekler gelerek: “Korkmayın ve üzülmeyin. Söz verildiğiniz Cennet’le sevinin!” derler.
Sonraki 24 ayet →