1
Ey nebi! Allah’a takvalı ol.[1] Gerçeği yalanlayan nankörlere ve münafıklara uyma.[2] Kuşkusuz Allah, Her Şeyi Bilen’dir, En İyi Hüküm Veren’dir. 1- Allah’ın buyruklarını uygulamada azami özeni göster. 2- Kâfirlerin ve münafıkların baskılarına boyun eğme, onlara ödün verme.
2
Rabb’inden sana vahyedilen neyse yalnızca ona uy. Kuşkusuz Allah, yaptığınız şeylerden haberdardır.
3
Allah’a tevekkül[1] et. Vekil[2] olarak Allah yeter.1- Allah’a güven, O’na dayan; her türlü hazırlığı yaptıktan sonra sonucu Allah’a bırak. 2- Her şeyin koruyucusu, yöneticisi, dayanağı ve kefili olan; varlığı ayakta tutan, sürdüren, koruyan kontrol altında tutan, rızkını ve hak ettiğini veren.
4
Allah, hiç kimsenin bedenine iki kalp yerleştirmedi. Bedenlerini, annenizin bedeni gibi saydığınız[1] eşlerinizi, size anne yapmadı. Ve evlatlıklarınızı, sizin öz evladınız gibi saymadı. Bunlar, sizin söylediğiniz boş sözlerdir. Allah gerçeği söyler. Ve doğru yola O iletir.1- Zihar yapmak: Cahiliye döneminde bir kimsenin, hanımının sırtını annesinin sırtına benzeterek yemin etmesi ve böylece eşiyle ilişkiye girmeyi kendisine haram yapmasıdır.
5
Onları[1] babalarına nispet edin.[2] Bu Allah’ın yanında daha adilcedir. Eğer babalarını bilmiyorsanız, artık onlar dinde kardeşleriniz ve sorumluluklarını üstlendiğiniz kimselerdir. Bilinçli olarak yaptığınız şeyler dışında, yanlışlıkla yaptıklarınızda sizin için bir günah yoktur. Allah, Çok Bağışlayıcı’dır, Rahmeti Kesintisiz’dir. 1- Evlatlıklarınızı. 2- Babalarının kim olduğunu onlara açıklayın ve çağırdığınız zaman babalarının adıyla çağırın.
6
Nebi, inananlar için kendi canlarından daha yakındır. O’nun eşleri onların anneleridir. Aralarında aile bağı olanlar; Allah’ın Kitap’ına göre -evliyaya[1] yapılacak iyilik hariç- birbirlerine, diğer mü’minlerden[2] ve muhacirlerden[3] daha yakındırlar[4]. İşte bunlar Kitap’ta[5] kayıtlıdır. 1- Koruyucular, yardımcılar, gözeticiler, destekleyiciler, yandaşlar. Kur’an’da yer alan, “veli” ve velinin çoğulu olan “evliya” sözcüğü; dost, dostlar olarak çeviriye konu edilmektedir. Oysaki bu sözcükler, etik anlamda dostluğu değil; siyasi bağlamda, yönetmeyi, korumayı, gözetilmeyi ifade etmektedirler. 2- Medineli mü’minlerden.3- Hicret ederek Medine’ye gelmiş olanlardan. 4- Önceliklidirler.5- Yasa gereğidir.
7
Hani Biz, nebilerden kesin söz almıştık. Ve senden, Nuh’tan,İbrahim’den, Musa’dan ve Meryem oğlu İsa’dan, hepsinden sağlam söz aldık.
8
Ki, doğru kimselere, doğruluklarını sorsun.[1] Ve gerçeği yalanlayan nankörlere de acı verecek bir azap hazırladı.1- Sözüne bağlı kimselerin, sözlerine bağlılıklarını ortaya koysun.
9
Ey iman edenler! Allah’ın size olan nimetlerini hatırlayın! Hani, üzerinize ordular gelmişti de Biz, onların üzerine rüzgar[1] ve göremediğiniz ordular göndermiştik. Allah, yaptıklarınızı görendir.[2] 1- Fırtına. 2- Ne kadar zor durumda olduğunuzu görmekteydi.
10
Hani onlar, alttan ve üsten, her yönden size saldırmışlardı.Gözler kaymış, yürekler ağızlara gelmişti. Ve siz, Allah hakkında zan üzerine zanda bulunuyordunuz.[1] 1- Allah’ın ne yapacağına, yardım edip etmeyeceğine dair aklınızdan birçok düşünce geçiriyordunuz.
11
Orada, inanlar sınava tabi oldular. Şiddetli bir sarsıntı ile sarsıldılar.
12
O zaman münafıklar ve kalplerinde hastalık olanlar, “Allah ve Rasulü bize boş vaatte[1] bulunmuş.” diyorlardı.1- Allah ve Rasul’ünün zafer sözü bir aldatmacaymış.
13
Onlardan bir topluluk: “Ey Yesrib[1] halkı, sizin için burada duracak bir yer yok, hemen dönün. Yine onlardan bir gurup da: “Evlerimiz gerçekten korumasızdır.” diyerek Nebiden izin istiyorlardı. Oysaki evleri korumasız değildi. Onlar, savaştan kaçmak için bahane arıyorlardı. 1- Medine.
14
Fakat onların üzerlerine, her bir taraftan girilip kuşatılsalardı ve sonra da fitne[1] çıkarmaları istenseydi, tereddüt etmeksizin bunu hemen yerine getirirlerdi. 1- Baskı ve işkence yapmaları. Düşmanla işbirliği yapmaları, müminlerle savaşmaları, yağma yapma ve kargaşa çıkarmaları istenseydi.
15
Oysaki onlar, daha önce arkalarını dönüp kaçmayacaklarına dair Allah’a söz vermişlerdi. Allah’a verilen söz sorumluluktur.
16
De ki: “Eğer ölümden veya öldürülmekten kaçıyorsanız, kaçmak asla size yarar sağlamaz. Öyle olsa bile çok az faydalanırsınız.”
17
De ki: Eğer Allah başınıza bir felaket getirmeyi dilese sizi kim koruyabilir? Veya size bir rahmet dilese…[1] Onlar, kendileri için Allah’tan başka bir veli[2] de bir yardımcı da bulamazlar. 1- Buna kim engel olabilir? 2- Koruyucu, yardımcı, gözeten, destekleyici, yandaş. Kur’an’da yer alan, “veli” sözcüğü; “dost,” olarak çeviriye konu edilmektedir. Oysaki bu sözcük, etik anlamda dostluğu değil; siyasi bağlamda, yönetmeyi, korumayı, gözetilmeyi ifade etmektedir Yakın kişi, himaye eden, gözeten, dost.
18
Allah, sizden engel[1] olmaya çalışanları ve kardeşlerine:[2] “Bize gelin.”[3] diyenleri kesinlikle biliyor. Onların pek azı hariç savaşa gelmezler.1- Savaşmaya gitmeye. 2- Yandaşlarına. 3- Bizimle birlikte hareket edin.
19
Size karşı çok isteksizdirler. Fakat korku gelince, ölümden dolayı baygınlık çökmüş kimse gibi gözleri dönmüş olarak sana baktıklarını görürsün. Sonra korkuyu savınca, hayra[1] karşı kıskançlıkla sivri dilleriyle sizi incitirler. İşte onlar mü’min değiller. Allah yaptıklarını boşa çıkardı. Bu Allah’a kolaydır.1- Mal ve ganimet.
20
Onlar, düşman birliklerinin gitmediğini sanıyorlardı. Eğer birlikler gelseler[1], bedevi Araplar arasına karışıp, ne halde bulunduğunuzu sormak isterler[2]. Eğer sizin aranızda olsalardı, pek azı hariç, savaşmazlardı. 1- Düşman birlikleri tekrar saldıracak olsalar. 2- Yenilgi haberlerinizi beklerler.
21
Ant olsun ki, sizden Allah’a ve Ahiret Günü’ne kavuşmayı uman ve Allah’ı çokça ananlar için, Allah’ın Rasul’ünde iyi bir örnek vardır.
22
İnananlar, düşman birliklerini gördükleri zaman: “İşte bu,Allah’ın ve Rasul’ünün bize söz verdiği şeydir. Allah ve O’nun Rasul’ü doğru söyledi.” Bu, onların yalnızca iman ve teslimiyetlerini arttırdı.
23
İnananlardan öyle erler[1] var ki; Allah’a, üzerine söz verdikleri şeylere bağlılık gösterdiler. Böylece onlardan bir kısmı verdiği sözü yerine getirdi, bir kısmı da beklemektedir.[2] Verdikleri sözden asla dönmediler. 1- Yiğitler. 2- Bir kısmı savaşarak can verdi, bir kısmı da sırasını beklemektedir.
24
Allah, doğru kimseleri, doğruluklarından dolayı ödüllendirecek, münafıkları, dilerse cezalandıracak veya tövbelerini kabul edecektir. Kuşkusuz Allah, Çok Bağışlayıcı’dır, Rahmeti Kesintisiz’dir.
25
Allah, gerçeği yalanlayan nankörleri hiçbir yarar elde etmeden kinleriyle geri çevirdi. Ve Allah, inananlara savaşta yeterli geldi. Allah, Mutlak Güç Sahibi’dir, Mutlak Üstün Olan’dır.
26
Allah, Kitap Ehli’inden düşmanlara yardım edenleri kalelerinden indirdi. Ve yüreklerine korku saldı. Bir kısmını öldürüyor, bir kısmını esir alıyordunuz.
27
Sizi, onların yerlerine, yurtlarına, mallarına ve hiç ayak basmadığınız yerlere mirasçı yaptı. Allah, Her Şeye Güç Yetiren’dir.[1] 1- Bu ayetlerin, Hicretin 5. Yılında gerçekleşen Hendek savaşını konu edindiği söylenmektedir.
28
Ey Nebi! Eşlerine de ki: “Eğer dünya hayatını ve onun güzelliklerini istiyorsanız, gelin sizi yararlandırayım.[1] Ve sizi güzellikle boşayayım.” 1- Nafakanızı, geçimliğinizi.
29
“Eğer Allah’ı, Rasul’ünü ve Ahiret Yurdu’nu istiyorsanız, kuşkusuz Allah, sizden Muhsin[1] olan kadınlar için büyük bir ecir[2] hazırlamıştır.” 1- İyi kimse, iyi işler yapan, iyi davranmayı ilke edinen, güzel ahlak sahibi olan. 2- Ödül, karşılık.
30
Ey Nebi’nin hanımları! Sizden kim açık bir fuhuş[1] yaparsa,onun azabı iki kat arttırılır. Ve bu Allah’a göre pek kolaydır. 1- İsyankârlık, aşırılık. Fuhuş, sözcük olarak aşırılık demektir. Hangi konu ve alanda olursa olsun, yapılan her aşırılığı kapsamaktadır. (Fuhuş sözcüğü, “el” takısı(belirlilik takısı) almamışsa “isyankârlık”; “el” takısı(belirlilik takısı) almışsa, “hayâsızlık” anlamında kullanılmaktadır.)
Sonraki 30 ayet →