2
Kendisinde şüphe olmayan bu Kitap’ın indirilişi, âlemlerin Rabb’indendir.
3
Yoksa, “Onu kendisi uydurdu” mu diyorlar? Bilakis! O, Rabb’inden bir gerçektir. Senden önce kendilerine bir uyarıcı gelmemiş olan halkı uyarman içindir. Umulur ki böylece onlar, doğru yolu seçerler.
4
O Allah ki; gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde[1] yarattı. Sonra arşa istiva etti.[2] Sizin O’ndan başka veliniz[3] ve şefaatçiniz yoktur. Hala öğüt almaz mısınız? 1- “Altı evrede, altı dönemde.” 2- Sonra yarattıklarını egemenliği altına aldı; düzenleyip, işleyiş yasalarını koydu. Sözcük olarak; arş, kral koltuğu, taht; istiva ise tahta kurulmak, oturmak demektir.3- Koruyucu, yardımcı, gözeten, destekleyici, yandaş. Kur’an’da yer alan, “veli” sözcüğü; “dost,” olarak çeviriye konu edilmektedir. Oysaki bu sözcük, etik anlamda dostluğu değil; siyasi bağlamda, yönetmeyi, korumayı, gözetilmeyi ifade etmektedir
5
Gökten yere kadar işleri düzenler. Sonra miktarı sizin hesabınıza göre bin yıl süren bir gün[1] içinde işler O’na yükselir.[2] 1- “Bin yıl” ve “bir gün” sözcükleri, “asırlarca süren” ve “bir an” anlamında zaman dilimini ifade etmektedir. 2- Yeryüzünün işleyişini düzenleyen yasalar iptal olur.
6
İşte O, görünmeyeni ve görüneni bilen Mutlak Üstün Olan’dır,Rahmeti Kesintisiz’dir.
7
O ki yarattığı her şeyi en iyi şekilde yaratmıştır. İnsanı yaratmaya çamurdan başladı.
8
Sonra onun soyunu[1] bir özden, basit bir sudan[2], devam ettirdi.1- Üreyip çoğalmasını. 2- Sperm.
9
Sonra onu düzenledi ve ona ruhundan üfledi[1]. Size duyma yetisi, görme yetisi ve fuad[2] verdi. Ne kadar az şükrediyorsunuz! 1- Ruh, esas itibarıyla “can” demektir. Ruh sözcüğü; “can”, vücuda hayat veren cevher” demektir. Ne var ki Kur’an, ruh sözcüğünü vahiy anlamında kullanmaktadır. Zira vahiy, insana ve topluma ha- yat vermekte, insana ve topluma düzen vererek onları canlı ve diri tutmakta; onlara en iyi yaşantıyı sağlamanın yolunu göstermektedir. Ruh üfürme,” bilgi ile bilgilendirmek demektir. Ruh üflenmesi, mecazi(değişmeceli) bir anlatımdır. Allah’ın gönderdiği vahiyle insana yol göstermesi, verdiği bilgi ile adeta ona hayat vermesi, onu en doğru şekilde yaşamaya yönlendirmesi anlamına gelmektedir. Ruh; diriltici, hayat verici, yol gösterici bilgiyi; üflemek te o bilgiden çok az bir miktarı ifade etmektedir. 2- “Fuad” sözcüğüne gönül veya kalp olarak anlam verilmektedir. Oysaki bu ve daha pek çok ayette yer alan ve “kalp” veya “gönül” olarak çeviriye konu olan “fuad” sözcüğü; kavramanın, idrak etmenin, düşünmenin, akletmenin organı, merkezi anlamındadır. Ayrıca gönül, yararlı olmak, bir şeye ilgi duymak ve sorumlu olmak gibi anlamları da bulunmaktadır.
10
Onlar: “Toprakta yok olup kaybolduktan sonra yeniden mi yaratılacağız?” dediler. Hayır; onlar, Rabb’lerine kavuşmayı yalanlıyorlar.
11
De ki: “ Size vekil kılınan[1] ölüm meleği, sizi vefat ettirecek. Sonra Rabb’inize döndürüleceksiniz.[2] 1- Sizden sorumlu olan. 2- Ölüm, Kur’an’da Allah’a dönüş, Allah’a kavuşma olarak nitelendirilmektedir.
12
Suçluları, Rabb’lerinin huzurunda başları öne eğilmiş olarak: “Rabb’imiz! Gördük ve dinledik, şimdi bizi dünyaya geri gön- der de salihatı[1] yapalım. Biz, artık kesin bir şekilde inandık.” derlerken bir görsen! 1- Bozuk olan şeyi düzeltmeye çalışmak, düzeltici olmak, yapıcı olmak, iyi olmak, düzeltmeye teşvik etmek, iyiye yönlendirmek.
13
Eğer dileseydik, herkese elbette hidayetini verirdik.[1] Fakat Ben’den söz[2] hak oldu: “Cehennemi tamamen cin ve insanlardan dolduracağım.”[3] 1- Herkesi doğru yolu seçme mecburiyetinde bırakırdık. Ancak herkesi dilediği şeyi seçme konusunda serbest bıraktık. İnsanların, seçimlerinde özgür irade sahibi kılındıklarına dair Kur’an’da onlarca ayet var. Örneğin, 18/Kehf Suresi, 29. Ayet: De ki: “Hakk Rabb’inizdendir. O halde dileyen iman etsin, dileyen küfretsin…” 2- Herkesin yaptığının karşılığını göreceğine ve insanları yoldan saptıracağına dair ant içen şeytana (38/Sad Suresi, 71-78) verdiğim cevapta da belirttiğim gibi, “şeytana uyanların Cehennem’e gireceği ile ilgili” yaptığım uyarı gerçekleşti. 3- Cehennem’in tamamını; şeytana uyan, doğru yoldan sapan, bilinen bilinmeyen ne kadar gerçeği yalanlayan nankör varsa, onlarla dolduracağım. Bir sonraki ayete bakılırsa, bu ayetle kast edilen şey açıklamaktadır.
14
Öyleyse bu gününüzle karşılaşmayı unuttuğunuz[1] için tadın azabı. Kuşkusuz Biz de sizi unuttuk.[2] Yapmış olduklarınıza karşılık, sürekli olan azabı tadın. 1- Hesap günü ile ilgili yaptığımız uyarıları dikkate almadığınız için.2- Pişmanlığınızı, yalvarıp yakarmanızı dikkate almayacağız.
15
Bizim ayetlerimize inananlar; kendilerine öğüt verildiği zaman saygı gösterirler[1] ve Rabb’lerini övgü ile yüceltirler. Onlar asla büyüklük taslamazlar. 1- Kimi çevirilerde, bu cümleye; cümlede yer alan “harra” sözcüğüne “yere kapanma” anlamı verilerek; “Yere kapanarak secde ederler.” şeklinde anlam verilmektedir. Oysaki “harra”, sözcük olarak, çöktü, yıkıldı, yüksekten düştü anlamına gelmektedir. Dolayısı ile burada kast edilen şey tevazu göstermek, yanı saygı duymaktır.
16
Onlar, yataklarından kalkarak korku ve ümit içinde dua ederler. Kendilerine verdiğimiz rızıklardan infak[1] ederler.1- İhtiyaç sahiplerine yardım ederler.
17
Hiç kimse, yaptıkları iyi şeylerin karşılığı olarak, kendisini netür bir mutluluğun beklediğini bilmez.
18
Öyleyse, mü’min kimse “fasık”[1] olan kimse gibi midir? Elbette bunlar bir olmazlar. 1- Günaha sapan. Vahyin belirlediği sınırların dışına çıkan; iyi, doğru, güzel ve temiz şeylerden uzak kalan. Hakk yoldan sapan.
19
İnanan ve salihatı yapanlar[1], işte onlar için, yapmış olduklarından dolayı konaklama yeri olarak Cennetlerde ağırlanırlar.1- Bozuk olan şeyi düzeltmeye çalışmak, düzeltici olmak, yapıcı olmak, iyi olmak, düzeltmeye teşvik etmek, iyiye yönlendirmek.
20
Fasıklara gelince, onların barınağı ateştir. Her çıkmak istediklerinde, oraya yeniden iade edilirler. Ve onlara: “Yalanladığınız ateşin azabını tadın!” denir.
21
Onlara, büyük azaptan[1] önce, daha yakın[2] olan azaptan tattıracağız. Belki dönerler.[3] 1- Ahiret. 2- Dünya. 3- Belki akıllarını başlarına alırlar, gerçeği kavrarlar.
22
Rabb’inin ayetleri ile öğütlendiği halde, ondan yüz çeviren kimseden daha zalim kim vardır? Kuşkusuz Biz, suçlulara hak ettikleri cezayı vereceğiz.
23
Ant olsun ki Musa’ya Kitap verdik. Sakın ona kavuşmaktan[1] kuşku içinde olma. Onu[2] İsrailoğulları için yol gösterici yaptık.1- Musa’nın muhatap olduğu ilahi vahye muhatap olduğundan, aynı yolun yolcusu olduğundan. 2- Tevrat’ı.
24
Sabrettikleri[1] ve ayetlerimize tam bir bağlılık gösterdikleri için, onlardan buyruğumuzla doğru yola ileten önderler çıkardık.1- Direnip dayandıkları.
25
Senin Rabb’in; Kıyamet Günü, anlaşmazlığa düştükleri şeylerde onların arasını ayırır.[1] 1- Kimin haklı, kimin haksız olduğu konusunda kesin hükmünü ve- recek.
26
Yaşadıkları yerlerde, daha önce gezip dolaşmış olan nice nesilleri yok etmiş olmamız, onları doğru yola iletmeye yetmedi mi? Kuşkusuz bunda nice ayetler[1] vardır. Hala söz dinlemeyecekler mi? 1- Dersler, göstergeler, kanıtlar.
27
Çorak araziye suyu sevk edip, onunla hayvanlarının ve kendilerinin yedikleri bitkileri çıkardığımızı görmüyorlar mı? Bundan ibret almaları gerekmez mi?
28
Eğer doğru kimselerseniz, “Bu fetih[1] ne zaman?” diyorlar. 1- Karar, yargı zamanı; haklı ve haksızın belli olacağı Kıyamet Günü.
29
De ki: “Gerçeği yalanlayan nankörlerin, fetih günü[1] inanmaları kendilerine bir yarar sağlamaz. Ve onlara süre de tanınmaz.” 1- Karar zamanı, hüküm günü, kıyamet günü.
30
Artık onları kendi hallerine bırak ve olacakları bekle. Doğrusu onlar da bekleyenlerdir.