2
Bu Kitap, kesin gerçeğin ta kendisidir. O, muttakiler [1] için yol göstericidir.1-Allah’ın buyruklarına içtenlikle uyarak; o buyruklarla, kötü ve zararlı şeylere karşı kendilerini korumaya, güvenceye alan kimseler.
3
Onlar; gayba [1] inanırlar, salâtı ikame ederler [2] ve verdiğimiz rızıktan infak [3] ederler.1-Gizli, görünmeyen, bilinemeyen, algılanamayan, gelecekte olacak şeyler. 2-Şirkten arınmış bir bilinçle Allah’a yönelirler. İbadete layık yegane ilahın Allah olduğuna inanırlar. Salat, sözcük olarak, “namaz” anlamının yanı sıra Allah’a yönelmek, ibadet, dua, rahmet, destek, dayanışma, yardımlaşma, yakından ilgi duyma ve din gibi anlamlara da gelmektedir. “Salât” sözcüğüne “namaz” olarak anlam verilmesini doğru bulmadığımızdan; çevirimizde, orijinal şekli olan “salât” sözcüğünü kullandık. Kur’an’da namaz sözcüğü yer almamaktadır. “Namaz,” Farsça bir sözcüktür. Salâtın hangi anlamı ifade ettiği, ancak içinde yer aldığı ayet ve konu bağlamından anlaşılabilir.3- Muhtaç olanlara yardım.
4
Onlar, sana indirilene ve senden önce indirilmiş olanlara inanırlar. Ve onlar, ahirete de kesin olarak inanırlar.
5
Onlar, Rabb’lerinden gelen bir yol göstericinin izleyicileridir.Kurtuluşa erenler onlardır.
6
Şu bir gerçektir ki: Gerçeği yalanlayan nankörleri uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir; iman etmezler.
7
Allah, onların kalplerini [1] ve kulaklarını mühürlemiştir. Onların gözlerinde perde vardır. Onları büyük bir azap beklemektedir.1-Akıllarını. Kalp; akletmenin, idrak etmenin, düşünmenin organıdır, merkezidir. “Kalp” sözcüğü, biyolojik anlamı ile kan pompalama organı olan kalp değildir.
8
Kimi insanlar, gerçekten inanmadıkları halde, Allah’a ve Ahiret Günü’ne inandıklarını söylerler.
9
Onlar, Allah’ı ve inananları aldatmaya çalışırlar. Oysa sadece kendilerini aldatıyorlar da farkında değiller.
10
Onların kalplerinde nifak [1] hastalığı vardır. Allah da bu hastalıklarını arttırmıştır ve bu yalancılıklarından [2] dolayı, onlara, can yakıcı bir azap vardır.1- Nifak; birden çok inanca sahip olmak, inanmadığı halde çıkarı için ve çeşitli nedenlerle inanıyor gibi görünmek; ikircikli davranmak, Müslümanlara olan düşmanlığını gizlemek demektir. Kertenkele ve yaban faresinin yer altında birçok yuvası olduğu ve bu yuvalardan hangisine gittiği bilinmediği için, bunların yuvalarına da “nufeka” ve “nafika” denmektedir. 2- Aldatıcılıklarından.
11
Onlara, “Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın.” denildiğinde, “Biz ancak düzelticileriz.” derler.
12
İyi bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir. Fakat bunun bilincinde değiller.
13
Ne zaman onlara, “İnanan kimseler gibi inanın.” dense, “Biz, hiç aklı ermeyenler gibi inanır mıyız?” derler. İyi bilin ki, asıl aklı ermeyenler onlardır; fakat bunun bilincinde değiller.
14
İman edenlerle karşılaştıkları zaman: “İnandık.” derler. Şeytanları [1] ile baş başa kaldıkları zaman, “Biz, sizinle beraberiz; onlarla, sadece alay ediyoruz.” derler.1- Akıl babaları, yandaşları, yol arkadaşları.
15
Allah da onlarla alay eder. Azgınlıkları içinde bocalayıp durmalarına zaman tanır.
16
Onlar, hidayete [1] karşılık sapkınlığı satın almışlardır. Bu ticaretlerinde bir kazanç yoktur. Ve doğru yolu bulamamışlardır.1- Doğru yola iletilmeye.
17
Onların durumu karanlıkta ateş yakan kimselerin durumu gibidir. Ateş, etraflarını aydınlatır aydınlatmaz, Allah onların ışığını yok eder ve onları karanlıklar içinde görmez halde bırakır.
18
Sağır, dilsiz ve kördürler. Artık, doğru yola dönmezler.
19
Ya da onların durumu; içinde karanlıklar, gök gürültüsü ve şimşekler bulunan sağanak bir yağmurda; ölüm korkusuyla, yıldırım sesinden kulaklarını parmaklarıyla tıkayan kimselerin durumuna benzer. Oysaki Allah, gerçeği yalanlayan nankörleri her yönden kuşatmıştır.
20
Şimşek, neredeyse görmelerini yok ediverecekti. Şimşek, aydınlık verince ışığında yürürler; üzerlerine karanlık çökünce de oldukları yerde kalakalırlar. Allah dileseydi onların işitme ve görme yeteneklerini tamamen yok ederdi. Kuşkusuz, Allah’ın gücü her şeye yeter.
21
Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabb’inize kulluk edin ki takva [1] sahibi olasınız. 1-Korunma; Allah’ın buyruklarına içtenlikle uyarak, o buyruklarla, kötü ve zararlı şeylere karşı kendini korumaya, güvenceye almak.
22
O ki sizin için yeri bir döşek, göğü de bir bina yaptı ve gökten su indirip onunla size rızık olarak çeşitli ürünler çıkardı. O halde, Allah’a bile bile eşler koşmayın.
23
Eğer kulumuza indirdiğimizden kuşku duyuyorsanız, o zaman ona denk bir sure getirin. Allah’tan başka bütün yardımcılarınızı da çağırın. Eğer doğru söyleyen kimselerseniz.
24
Eğer bunu yapamazsanız ki asla yapamayacaksınız o halde gerçeği yalanlayan nankörler için hazırlanmış, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten korunun.
25
İman edip, sâlihâtı [1] yapanları; içlerinde ırmaklar akan cennetler ile müjdele. Onlara ne zaman yiyecek bir şey sunulsa: “Bu daha önce yediğimiz şeydendir.” derler. Oysa bu onlara benzer olarak verilmiştir. Onlar için arındırılmış eşler vardır. Ve onlar, orada süresiz kalacaklardır. 1- Bozuk olan şeyi düzeltmeye çalışmak, düzeltici olmak, yapıcı olmak, iyi olmak, düzeltmeye teşvik etmek, iyiye yönlendirmek.
26
Doğrusu Allah, bir sivrisineği veya ondan daha üstününü [1] örnek olarak vermekten çekinmez. İman edenler, bunun, Rabb’lerinden bir gerçek olduğunu bilirler. Gerçeği yalanlayan nankörler ise: “Allah, bu örnekle neyi amaçlamıştır?” derler. Allah, bu örnekle birçok kimseyi saptırır, birçok kimseyi de doğru yola iletir. Bununla, ancak fasıkları [2] saptırır.1-Biyolojik olarak daha küçük, daha karmaşık olanı. 2-Vahyin belirlediği sınırların dışına çıkan; iyi, doğru, güzel ve temiz şeylerden uzak kalan.
27
Onlar ki; kesin olarak anlaştıktan sonra, Allah’a verdikleri sözü bozan, Allah’ın korunmasını istediği bağları koparan ve yeryüzünde bozgunculuk çıkaran kimselerdir. İşte onlar, hüsrana uğrayacaklardır.
28
Sizi yoktan var eden Allah’ı nasıl inkâr edersiniz! Sonra sizi öldürecek, sonra tekrar dirilterek kendisine döndürecektir.
29
O ki yeryüzündeki her şeyi sizin için yaratandır. Sonra O, göğe istivâ [1] etti; onları yedi gök halinde düzenledi. O, Her Şeyi Bilen’dir.1- Gökyüzüne egemen oldu, onu düzenledi.
30
Hani! Bir zamanlar Rabb’in, meleklere: “Ben yeryüzünde bir [1] halife [2] tayin [3] edeceğim.” demişti. Melekler: “Seni övgü ile yüceltip kutsayan bizler dururken orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birisini mi yönetici yapacaksın?” dediler. Allah da: “Ben sizin bilmediklerinizi bilirim.” dedi.1- “Bir” sözcüğü; sayı anlamında bir kişiyi değil, görev ve statü anlamında görevlendirilecek zümreyi kastetmektedir. 2- Sözcük anlamı ardıl olan Halife; terim olarak, birinin yerine geçmek; vekâlet etmek, vekil ve naip demektir. Halife sözcüğü; ayette, irade ve akıl verilerek yeryüzünü düzenleyen, yönlendiren, yeryüzünün yöneticisi ve onarıcısı anlamında kullanılmıştır. 3- “Halife yaratacağım” şeklindeki çeviriler yanlıştır. Zira ayette, “câi’lun” sözcüğü yer almaktadır. Bu sözcük, “yaratmak” değil, “yapmak”, “kılmak” demektir. Böyle olunca, doğru anlam; Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım değil insana yeryüzünde yönetici ve düzenleyici olarak sorumluluk vereceğim, onu görevlendireceğim; onu halife (yönetici, düzenleyici ve onarıcı) olarak tayin edeceğimdir.
Sonraki 30 ayet →