1
Kulunu, ayetlerimizden gösterelim diye, Mescid-i Haram’dan[1] çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya[2] bir gece yürüttü. Ki O sübhandır.[3] Her Şeyi Duyan’dır, Her Şeyi Gören’dir. 1- Kâbe. 2- Mescid-i Aksa, uzaktaki mescid demektir. Bu mescidin, nerede oluğuna dair bir bilgi bulunmamaktadır. Haram/dokunulmaz kılınan bölgenin mescidi olan Mescid-i Haram’ın, en uzağında olan mescid olmalıdır. Kudüs’teki Mescid olarak anılması gerçeği yansıtmayan bir rivayettir. Zira bu ayetin inişinden yaklaşık 50 yıl sonra, ismi, Abdülmelik b. Mervan tarafından Mescid-i Aksa olarak değiştirilen ve bugün Mescid-i Aksa olarak anılan mescidin o zamanki adı “Beytü’l-Makdis”ti. Bu rivayet aynı zamanda “miraç” olayına dayanak yapılmaktadır. Bu ayetin, tamamen uydurma olan “miraç” olayı ile bir ilgisi yoktur. 3- Bütün noksanlıklardan uzaktır.
2
Musa’ya, İsrail Oğullarına, Ben’den başka bir vekil[1] edinmeyin diye, doğru yola ileten o Kitap’ı verdik. 1- Her şeyin koruyucusu, yöneticisi, dayanağı ve kefili olan; varlığı ayakta tutan, sürdüren, koruyan kontrol altında tutan, rızkını ve hak ettiğini veren.
3
Ey Nuh ile birlikte taşıdığımız kimselerin soyundan olanlar! Gerçek şu ki, o çok şükreden bir kuldu.
4
İsrailoğulları’na Kitap’ta hükmü bildirdik: “Siz kesinlikle iki kez yeryüzünde fesat çıkaracaksınız ve kibirlenip böbürleneceksiniz.”
5
Birincisinin zamanı gelince çok güçlü kullarımızı üzerinize gönderdik. Yurtlarının içlerine kadar girdiler işgal ettiler. Böylece yapılan uyarı gerçekleşmiş oldu.
6
Sonra sizi, onlara karşı tekrar üstün kıldık. Size mallarla ve evlatlarla yardım ettik. Ve sayınızı çokça artırdık.
7
Eğer iyilik yaparsanız, kendinize iyilik yapmış olursunuz. Eğer kötü olursanız, o da kendiniz içindir. Diğer bozgunculuğunuzun cezalandırma zamanı geldiğinde, sizi kötü duruma düşürmek için, ilk kez girdikleri gibi mescide[1] girsinler. Ve yücelttiğiniz şeyleri darmadağın edip mahvetsinler. 1- Kudüs’e. Kudüs’ün M.S. 70 yılında işgal edilmesi.
8
Umulur ki Rabb’iniz size merhamet eder. Eğer siz dönerseniz,Biz de döneriz.[1] Ve Biz Cehennem’i gerçeği yalanlayan nankörler için kuşatıcı kıldık.1- Yine bozgunculuk yaparsanız, Biz de yine cezalandırırız..
9
Bu Kur’an, en doğru olana iletir. Sâlihâtı yapan[1] müminlere kesinlikle büyük bir ödül olduğunu müjdeler.1- Bozuk olan şeyi düzeltmeye çalışmak, düzeltici olmak, yapıcı olmak, düzeltmeye teşvik etmek, iyiye yönlendirmek.
10
Ahirete inanmayanlara can yakıcı bir azap hazırlandığını haber verir.
11
İnsan hayra dua eder gibi, şerre dua ediyor. İnsan[1] çok acelecidir. 1- Ayette sözü edilen insandan kasıt, insanların tamamı değil, ahirete inanmayan gerçeği yalanlayan nankörlerdir.
12
Biz geceyi ve gündüzü iki âyet[1] yaptık. Sonra geceyi karanlık,gündüzü aydınlık yaptık ki Rabb’inizin bahşettiği nimetleri çalışıp kazanasınız ve yılların sayısını ve hesabını yapma imkânı bulasınız. Biz, her şeyi ayrıntılı olarak açıkladık.1- Gösterge, işaret.
13
Her insanın kuşunu[1] kendi boynuna doladık.Kıyamet günü,yaptıklarının tamamını gösteren kitabı önüne koyarız. 1- Cahiliye döneminde insanlar kuş uçurarak bir şeyin kendileri için iyi mi kötü mü olacağına karar veriyorlardı. Ayet, bir benzetme ile kişinin başına ne geleceğini bilmesi için kuşunun hangi yöne gittiğine bakmasına gerek olmadığını, zira herkesin kuşunun kendi boynuna asıldığını söylemektedir. Bu kuş insanın amelinden başka bir şey değildir.
14
Kitabını[1] oku. Bugün hesap görücü olarak sen kendine yetersin.1- İnsanın, yaptığı her şeyinin kayda alındığı kitap.
15
Kim doğru yolda olursa, ancak kendi iyiliği için doğru yolda olur. Kim de saparsa ancak kendi kötülüğü için sapmış olur. Ve hiçbir yük taşıyıcı, başkasının yükünü yüklenmez.[1] Ve Biz, bir rasul göndermedikçe azap edecek değiliz.1- Her kim zerre miktarı bir hayır işlerse onu görecek, her kim zerre miktarı bir şer işlerse onu görecek. (99/Zilzal, 7-8)
16
Biz bir beldeyi yok etmek istersek, varlık ve güç sahibi ileri gelenlerine uyarımızı yaparız, buna rağmen bozgunculuk yaparlarsa böylece söz[1] hak olur. Ve onu helak ederek yok ederiz.1- Cezalandırma.
17
Nuh’tan sonra böyle nice nesilleri yok ettik. Kullarının kötülüklerini görmede ve haberdar olmada tek başına Rabb’in yeter.
18
Kim aceleciyi[1] isterse, dilediğimiz kimseye dilediğimiz şeyi çabuklaştırırız. Sonra onun için Cehennem’i mekân yaparız. Kınanmış ve kovulmuş olarak oraya girer.1- Geçici olan, çabuk biten dünyayı.
19
Kim de ahireti isterse ve mümin olarak onun gerektirdiği şekilde çalışırsa, işte onların çalışmaları şükredilendir.[1] 1- Çalışmalarının karşılığı verilendir. Ayetten de anlaşıldığı gibi şükretmek demek, karşılığını vermek demektir. Kim ki Allah’a şükretmek istiyorsa, Allah, kendisine her ne verdiyse onun karşılığını vermelidir. Sözle şükretmenin bir anlamı yoktur. Canın/hayatın şükrü Allah’a kulluk yapmaktır. Malın şükrü infaktır. Aklın şükrü teslim olmaktır vs.
20
Biz, bu dünyayı isteyene de, ahireti isteyene de veririz. Bu, Rabb’inin atâlarındandır.[1] Rabb’inin atâları kısıtlanmış değildir.1- Nimetlerindendir, ihsanındandır.
21
Bak! Onların bir kısmını bir kısmından daha fazla imkân sahibi kıldık. Elbette ahiret, dereceler ve imkân bakımından da daha büyüktür.
22
Allah ile birlikte başka bir ilah edinme. Yoksa kınanmış ve horgörülmüş olarak kalırsın.
23
Rabb’in, Kendisinden başkasına kul olmamanızı, anne ve babaya iyi davranmanızı kaza1 etti. Eğer ikisinden birisi veya her ikisi senin yanında yaşlanırlarsa sakın onlara “öf” deme, onlara kaba davranma. Ve ikisine de kerim[2] şekilde konuş. 1- Hükmetti. 2- Onurlarını zedelemeden, saygılı, candan, tatlı dil ve güzel bir üslupla konuş.
24
Ve merhametle, alçakgönüllüce onlara kol kanat ger. Ve de ki: “Rabb’im, onların beni büyütürken gösterdikleri merhamet gibi, onlara merhamet et.”
25
Rabb’iniz niyetinizi çok iyi bilir.[1] Eğer salihler[2] olursanız, o zaman kuşkusuz O, Kendisine yönelenleri bağışlayıcıdır.1- Anne ve babanıza karşı ne düşündüğünüzü. 2- Erdemli, samimi, iyi kimseler.
26
Yakınlık sahibine[1], düşkünlere ve kendisini Allah’ın yoluna adamış olanlara[2] yardım yap! Savurganlık yaparak saçıp savurma. 1- Himaye ettiklerine, yanında yer alanlara, yakınlık gösterenlere, akrabaya. 2- “Ayette yer alan “ibne es sebili/yol oğlu” deyimine, “yolda kalanlara” olarak anlam verilmektedir. Sebil, üzerinde yürünen/gidilen “yol” demek değildir. Sebil, “iki şey arasından birini seçmek anlamında “tercih edilen yol” demektir. Yani, Hakk veya Batıl yoldan “birini tercih etmek” anlamına gelmektedir. Bu nedenle doğru anlamın “yolda kalanlar” değil, bütün zamanını “Allah yolunda” çalışmaya ayırmış olan anlamındadır. Veya yaptıkları şeyi yarım kalmış olanlar.
27
Savurganlık yapanlar, şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabb’ine karşı çok nankördür.
28
Rabb’inden, ümit ettiğin rahmeti isterken, onlardan yüz çevirirsen[1] bari yumuşak davranarak gönüllerini al.1- İmkânın olmadığı için onlara yardım edemezsen.
29
Elini bağlayıp boynuna asma. Onu büsbütün de açma.[1] Aksi halde kınanırsın ve yaptığına pişman olur kalırsın.[2] 1- Cimri olma, savurganlık da yapma. 2- Cimrilik edersen kınanırsın, savurganlık yaparsan pişman olursun.
30
Rabb’in, dilediği kimsenin rızkını genişletir ve kısar. O, kullarından Haberdar Olan’dır, Her Şeyi Gören’dir.
Sonraki 30 ayet →