1
Nûn. Kaleme ve (onunla) yazılanlara andolsun.
2
(Resûlüm!) Sen Rabbinin nimeti sayesinde bir mecnun değilsin.
3
Doğrusu senin için elbet kesintisiz (ve minnetsiz) bir mükâfat vardır.
4
Ve şüphesiz sen, pek evrensel/genel geçerli mükemmel bir ahlâk üzerindesin.
5
5-6 Fitneye (deliliğe) tutulanın hanginiz olduğunu, yakında göreceksin, onlar da görecekler.
6
5-6 Fitneye (deliliğe) tutulanın hanginiz olduğunu, yakında göreceksin, onlar da görecekler.
7
Şüphesiz Rabbin, O, kendi yolundan sapanı en iyi bilendir. O, doğru yolu bulanları da en iyi bilendir.
8
Artık (seni ve Kur’an’ı) yalanlayan (ve bu tavırda olan)lara itaat etme!
9
(Çünkü) Onlar arzu ettiler ki sen yumuşak davranasın da, (taviz veresin, şirk düzenlerine çatmayasın, uzlaşasın ve hoşlarına gidecek işler yapasın da böylece) kendileri de (sana) yumuşak davransınlar. [krş. 109/1-6]
10
Şunların hiçbirine boyun eğ(ip yakınlık göster)me: (Doğruya eğriye) alabildiğine yemin eden aşağılığa,
11
Daima (onu bunu) ayıplayana, hep koğuculuk için gezene,
12
Din adına yapılan hayrı/iyi olanı yapmaya daima engel olana, saldırgana, günaha dadanmışa, [krş. 18/ 28; 76/24]
13
Sert, kaba olana. Bundan başka (da) kötülükle (dine aykırı olanı yapmada) damgalı (ve soysuz kimse)ye,
14
Malı ve oğulları vardır, (çevresi geniştir, güçlüdür) diye (boyun eğip yakınlık gösterme, izzeti ve ikbâli Allah katında ara). [bk. 35/10]
15
Çünkü ona âyetlerimiz okunduğu zaman: “(Bu) evvelkilerin masallarıdır.” der (burun kıvırır).
16
Biz onun, yakında hortumu (olan burnu)nun üzerini damgalayacağız. (Rezillik nişanı ile, kibrini kıracağız).
17
(Resûlüm!) Doğrusu biz o bahçe sahiplerini belaya uğrattığımız gibi, bunları da belaya uğratırız. Hani onlar, sabah olunca (fakirler görmeden) onu mutlaka devşireceklerine yemin etmişlerdi.
18
(Allah izin verirse diye) istisna da yapmıyorlardı. (Kendi kendilerini yeterli görüyorlardı.) [bk. 18/34-43]
19
19-20 Fakat onlar uyurlarken, hemen Rabbin tarafından dolaşan bir afet onu sardı da, (o bahçe kökünden) simsiyah kesiliverdi.
20
19-20 Fakat onlar uyurlarken, hemen Rabbin tarafından dolaşan bir afet onu sardı da, (o bahçe kökünden) simsiyah kesiliverdi.
21
21-22 İşte sabaha karşı: “(Haydi!) Devşirecekseniz mahsulünüzün başına erkenden çıkın.” diye, birbirlerine seslendiler.
22
21-22 İşte sabaha karşı: “(Haydi!) Devşirecekseniz mahsulünüzün başına erkenden çıkın.” diye, birbirlerine seslendiler.
23
23-24 Onlar: “Aman ha, bugün hiçbir yoksul, karşınıza (çıkıp) oraya girmesin!” diye fısıldaşarak gittiler.
24
23-24 Onlar: “Aman ha, bugün hiçbir yoksul, karşınıza (çıkıp) oraya girmesin!” diye fısıldaşarak gittiler.
25
(Fakirleri) menetmeye güçleri yetecek edasıyla erkenden gittiler.
26
(Fakat) birdenbire onu (harap olmuş, kapkara) görünce: “Herhalde (yolu) şaşırdık, (yanlış geldik)!” dediler.
27
(Bahçeleri olduğunu anladıklarında ise:) “Hayır! Asıl mahrum kalmış olanlar biziz.” (dediler).
28
Onların en insaflısı: “(Ben) size demedim mi (Allah’a sığınıp, O’nu) tesbih etmeli değil miydiniz?” dedi.
29
(Onlar:) “Rabbimizi (zulümden) tenzih ederiz. Hakikaten biz zalimlermişiz.” dediler.
30
Sonra dönüp birbirlerini kınamaya başladılar.
Sonraki 22 ayet →