1
Hamdolsun, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah’a. (Öyle iken) yine de küfre sapanlar (başkalarını) Rablerine denk tutuyorlar.
2
O, sizi (önce) çamurdan yaratan, sonra (da) bir ecel tayin edendir. O’nun katında bir de ecel-i müsemmâ (kıyametle ilgili ecel) vardır. (Bu hakikatten) sonra, siz hâlâ (dirilmekten) şüphe ediyorsunuz ha!
3
Göklerde de yerde de hakiki İlâh (ve mâbûd) sadece Allah’tır. (O) gizlediğinizi de açığa vurduğunuzu da bilir. (Hayır ve şerden) kazandıklarınızı da bilir.
4
(Böyle iken) onlara, Rablerinin âyetlerinden bir âyet gelmeye görsün, mutlaka ondan yüz çevirirlerdi.
5
İşte onlar, kendilerine hak (Kur’an ve Muhammed) gelince onu yalan saydılar. Fakat kendisiyle alay ettikleri şeyin (acı) haberleri yakında onlara gelecektir.
6
Bizim, kendilerinden önce nice nesilleri helak ettiğimizi görmediler mi? Yeryüzünde size vermediğimiz imkân (ve yer)leri onlara verdik ve (ihtiyaç anında) üzerlerine semadan bol bol yağmur gönderdik, (evlerinin) alt tarafından akan ırmaklar yaptık. Fakat (âsî oldular da) günahları yüzünden biz de onları (azapla) helak ettik ve onların peşlerinden başka bir nesil meydana getirdik. [bk. 8/25, 54; 29/40; 51/59]
7
(Ey Resûlüm!) Sana kağıtta (yazılı) bir kitap gönderseydik de ona elleriyle dokunsalardı, yine inkâr edenler: “Şüphesiz bu apaçık bir sihirden başka bir şey değildir.” diyeceklerdi.
8
Ona: “(Bizim de görebileceğimiz) bir melek indirilseydi ya!” dediler. Eğer bir melek indirseydik, elbette (yine iman etmezler, fakat helak olmaları hususunda) iş bitmiş olur, artık onlara hiç göz açtırılmazdı.
9
Eğer onu (Hz. Muhammed’i) bir melek yapsaydık, elbet onu da yine bir adam (şeklinde) yapar (gösterir)dik ve onları düştükleri şüpheye yine düşürürdük. [bk. 17/95; 23/24]
10
(Ey Resûlüm!) Hiç kuşkusuz, senden önceki peygamberlerle de alay edildi. (Fakat) onlarla alay edenleri, alay ettikleri şeyler kuşat(ıp mahvet)ti.
11
De ki: “Yeryüzünde gezip dolaşın, sonra da (peygamberleri) yalanlayanların sonlarının nasıl olduğuna bakın.”
12
De ki: “Göklerde ve yerde olanlar kimindir?” De ki: “Allah’ındır.” O, rahmet etmeyi bizzat kendi üzerine yazmıştır. Sizi elbette hakkında hiç şüphe olmayan kıyamet gününde toplayacaktır. (Akl-ı selîmini kullanmayarak) kendilerini ziyana uğratanlar var ya, işte onlar iman etmezler.
13
Gece ve gündüzün içinde barınan (her) şey O’nundur. O, hakkıyla işiten, gerçek bilendir.
14
(Ey Resûlüm!) De ki: “Gökleri ve yeri yoktan var eden, (bütün yaratıkları) beslediği halde, beslenme ihtiyacı olmayan Allah’tan başkasını mı velî (dost ve işlerimi kendisine bıraktığım vekil) edineceğim?” (Yine) de ki: “Bana, müslüman olanların ilki olmam emredildi ve ‘asla müşriklerden olma’! (buyuruldu.)”
15
De ki: “Eğer ben Rabbime isyan edersem, o büyük günün azabından korkarım!”
16
O (kıyamet) günü, (azap) kimden giderilirse, (Allah) ona mutlaka merhamet etmiştir ki bu da apaçık bir kurtuluştur.
17
Eğer Allah, sana bir zarar dokundurursa, kendisinden başka onu giderecek hiçbir güç yoktur. Yine, sana bir hayır dokundurursa da (öyledir). Çünkü O, her şeye kâdirdir.
18
O, kullarının üstünde eşsiz kudret ve yetki sahibidir. O, mutlak hüküm ve hikmet sahibidir her şeyden hakkıyla haberdardır. (Mekkeliler Resûlullah’a: “Yâ Muhammed! Biz yahudi ve hıristiyanlara seni sorduk, onlar da senin resûl olmadığını haber verdiler. Öyleyse senin peygamberliğine kim şahitlik edecek?” demişlerdi. Bunun üzerine aşağıdaki âyet-i kerîmeler nâzil oldu.)
19
De ki: “Şahitlik bakımından hangi şey daha büyüktür?” (cevap olarak) de ki: “(Benim hak peygamberliğime) benimle sizin aranızda, Allah şahittir. Bu Kur’an bana, gerek sizi, gerek ulaştığı herkesi uyarmam için vahyedildi. Siz, Allah ile beraber başka tanrılar olduğuna şahitlik mi ediyorsunuz?” (Cevaben) de ki: “Ben şahitlik etmiyorum.” “O, ancak bir tek ilâhtır. Muhakkak ki ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden de uzağım.” de.
20
Kendilerine kitap verdiklerimiz, o (Muhammed’in hak ve son peygamber olduğu)nu, kendi öz çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar. (Fakat haktan saparak) kendilerini hüsrana/ziyana uğratanlar var ya, işte onlar iman etmezler. [bk. 61/6; krş. 2/146]
21
Allah’a karşı bir yalan uydurandan veya O’nun âyetlerini yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Zalimler, kesinlikle iflah olmaz/isteklerine ulaşamazlar.
22
O gün onların hepsini toplayacağız, sonra da ortak koşan (ve putlara ve putlaştırdığı şeylere tapan)lara: “Hani, eş (ilâh) sandığınız ortaklarınız nerede?” diyeceğiz.
23
Artık onların: “Rabbimiz Allah’a yemin ederiz ki biz ortak koşanlardan değildik.” demelerinden başka (mazeret ve) çareleri kalmadı.
24
Bak, kendilerine karşı nasıl yalan söylediler! (Allah’a karşılık) uydurmuş oldukları şeyler de kendilerinden ayrılıp kayboldu.
25
Onlardan seni, (Kur’an okurken kasıtlı) dinleyenler vardır. Buna karşı biz de, onlar an(layıp kötüye yorum)larlar diye kalplerinin üzerine perdeler, kulaklarının içine de ağırlık koyduk. Onlar, her türlü delili/mucizeyi görseler de yine ona inanmazlar. Hatta o küfre sapanlar/inkârcılar sana geldikleri zaman: “Bu (Kur’an), öncekilerin masallarından başka bir şey değildir.” diyerek seninle çekişirler. [krş. 2/7]
26
Onlar, hem (insanları) ondan (Kur’an’dan) uzaklaştırırlar, hem de kendileri ondan uzak dururlar. Böylece ancak kendilerini mahvederler de hâlâ düşünmezler! (Kur’an ve müslümanlara gizli veya açık düşman olanlar, her devirde çeşitli adlar altında ayırımcılık yapmışlar, müslümanlara saldırılarını çeşitli şekilde gerçekleştirmişler, aynı zamanda Kur’an’ın yaşanmasına giden yolların önünü kesip kapatmaya çalışmışlardır.)
27
Ateş karşısında durdurulunca onların: “Keşke biz (dünyaya) geri döndürülseydik, Rabbimizin âyetlerini yalanlamaz ve inananlardan olurduk.” dediklerini bir görsen!
28
Hayır, bundan önce gizledikleri (şirk, küfür ve isyan gibi) şeyler artık açıkça karşılarına çıktı(ğından böyle söylüyorlar). Eğer geri döndürülseler, yine kendilerine yasak edilen şeylere geri dönerlerdi. Çünkü onlar şüphesiz yalancıdırlar. [bk. 32/12]
29
O (akıllarını putlaştırıp bencil yaşaya)nlar: “Hayatımız, bu dünyadakinden ibarettir. Biz, bir daha dirilecek de değiliz.” dediler. (Allah’a, O’nun yaratıcılığına ve O’na hesap vereceğine inanmayanlar ve bunun için de hayatı bu dünyadan ibaret sayanlar, az da olsa her devirde bulunmaktadır. Bunlar, beş duyu ile algılanmayan şeyleri reddederler. Tabiatı (doğayı) yaratıcı kabul ederler. Bunlara, natüralist (dehriyyûn) denildiği gibi, her şeyde maddeyi esas aldıkları için materyalist de denilmiştir. Bunlar, gözleri madde sınırını aşmayan, gönülleri hidayet ışığına ulaşamayan, aklı araç değil mutlak ölçü edinen, kalpsiz kafalara sahip kimselerdir.) [bk. 44/35; 45/24]
30
Rablerinin huzurunda durdurulmuş iken onları bir görsen! (O zaman, Allah:) “Bu (âhiret hayatı) gerçek değil miymiş?” diyecek. Onlar da: “Evet, Rabbimiz hakkı için gerçektir.” diyecekler. O da: “Öyleyse, küfre sapmanız yüzünden tadın azabı!” buyurur.
Sonraki 30 ayet →