1
Ey Peygamber! Allah’ın emirlerine uygun yaşama konusunda sebat et. Kâfirlere ve münâfıklara itaat etme! Şüphesiz ki Allah hakkıyla bilendir, mutlak hüküm ve hikmet sahibidir. (Müşriklerden ileri gelenler Uhud gazvesinden sonra Medine’ye teklif götürmüşlerdi. “Sen bizim taptıklarımızı diline dolamaktan vazgeç, biz de seni Rabbinle başbaşa bırakalım.” demişlerdi. İslâm’dan taviz vererek, putperest sistemlerini ayakta tutmaya yönelik uzlaşma teklifi yapan müşriklere ve “müslümanların kökünü kazıyalım” diyerek onlarla birlik olan, İslâm düşmanlığıyla dolu münâfıklara itaati/boyun eğmeyi yüce Allah yasak etmiştir.) [bk. 76/24]
2
Sen, Rabbinden sana vahyedilene uy! Hiç şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
3
Allah’a güvenip dayan. Vekil olarak Allah yeter.
4
Allah, hiçbir insanın (iç) boşluğunda iki kalp (iki vicdan, iki zıt şeyi beraber sevme duygusu) ile yaratmadı ve zıhar yaptığınız (:“Sen bana artık, annemin sırtı, yani annem gibisin.” dediğiniz) eşlerinizi, anneleriniz (gibi haram) yapmadı. Evlatlıklarınızı da (öz) oğullarınız (gibi) kılmadı. Bu sizin kendi ağızlarınızla söylediğiniz bir laf(tan ibaret olup evde yabancı hükmünde)dir. Allah gerçeği söyler ve O (doğru) yolu gösterir. (Bu âyet-i kerîme, Câhiliye devrindeki üç yanlış hususu ihtar edip kaldırmıştır: 1. Cahiliyede bazı kimseler insanın iki kalpli/iki vicdanlı olanları olduğunu iddia ederlerdi. 2. Karısından ayrılmak isteyen kimse,“Sen bana annemin sırtı gibisin.” derdi. (Bu “sırt” ifadesi, şahsı belirtmek için kullanılır.) 3. Evlatlıklar, kendi babasının adıyla değil, evlat edinenin öz oğlu gibi onun adıyla çağırılırdı. Bunların laftan ibaret, geçersiz âdetler olduğu bildirilmiştir.)
5
(Evlatlık aldığınız çocuklara gelince) onları, babalarına nisbetle (onların adıyla) çağırın. Bu, Allah katında daha adaletlidir. Babalarını bilmiyorsanız bile (ancak) dinde kardeşleriniz ve dostlarınızdır. (Ancak) yanıl(ıp yap)tıklarınızda size bir günah yoktur. Fakat kalplerinizin bile bile yaptığında (günah) vardır. Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.
6
O Peygamber, mü’minlere kendi canlarından daha evladır (yakındır). Onun zevceleri de (mü’minlerin) anneleridir. Akraba olanlar, Allah’ın kitabında birbirlerine mü’minlerden ve muhacirlerden daha yakındır. (Miras artık akrabayadır.) Ancak dostlarınıza bir iyilik (bir vasiyet) yapmanız hariçtir. Bu (hüküm), Kitab’da yazılmıştır.
7
(Resûlüm!) Hani vaktiyle biz, peygamberlerden (tebliğ ve davet hususunda) ahitlerini almıştık. Senden, Nuh’tan, İbrahim’den ve Musa ile Meryemoğlu İsa’dan da. (Evet) biz, onlardan kuvvetli bir söz almıştık. [krş. 3/81; 7/6]
8
(Bu da Allah’ın) o doğruluk üzere (olan peygamber)lere (tebliğ ve davet konusundaki) sözlerine sadâkatlarını sorması ve inkârcılara da pek acıklı azabı hazırlaması içindir.
9
Ey iman edenler! Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani (Hendek gazvesinde) üzerinize ordular gelmişti de biz onların üzerine bir rüzgar ve görmediğiniz (meleklerden) ordular göndermiştik. Allah yaptıklarınızı hakkıyla görendir.
10
O vakit (kâfirler) size hem üst taraftan (vadinin doğusundan), hem aşağı taraftan (vadinin batısından) gelmişlerdi. O zaman gözler (korku ve şaşkınlıktan yerinden) kaymış, yürekler de gırtlaklara dayanmıştı da, Allah’a karşı (türlü) zanlarda bulunuyordunuz.
11
İşte orada mü’minler imtihana tâbi tutulmuş ve şiddetli bir sarsıntı ile sarsılmışlardı.
12
Hani münâfıklar ve kalplerinde (mânevî) bir hastalık (ve şüphe) bulunanlar: “Allah ve Resûlü bize (zafer diye) boş bir vaadden başka bir şeyde bulunmadı.” diyorlardı.
13
O zaman yine onların bir kısmı da: “Ey Yesrib (Medine) halkı! Artık size (burada) duracak yer yok, haydi (evlerinize) dönün!” demişti. Onların bir kısmı da: “Hakikaten evlerimiz açık (korumasız)dır.” diyerek Peygamber’den izin istiyordu. Halbuki onlar(ın evleri) açık değildi. Onlar kaçmaktan başka bir şey istemiyorlardı.
14
Eğer o (Medine’)nin etrafından üzerlerine hücum edilse de, sonra kendilerinden karışıklık çıkarmaları (küfre dönüp müslümanlara saldırmaları) istenseydi, elbette buna katılırlar ve bunda pek az gecikirlerdi.
15
Halbuki onlar, bundan evvel (Uhud’da) arkalarına dön(üp kaç)mayacaklarına dair Allah’a söz vermişlerdi. Allah’a verilen söz(ün hesabı) sorulacaktır.
16
(Resûlüm!) De ki: “Eğer ölümden veya öldürülmekten kaçıyorsanız, (bilin ki) kaçmak size asla fayda vermez. O takdirde (kaçsanız) bile, (hayatta kalıp dünyadan) faydalanacağınız süre pek azdır.” [bk. 4/78; 62/8]
17
De ki: “Eğer (Allah) size bir kötülük dilese veya size bir rahmet istese (bunlara engel olmak için) Allah’tan gelenlere karşı sizi kim saklayabilir?” Onlar kendileri için Allah’tan başka ne bir dost bulurlar ne de bir yardımcı.
18
Allah, içinizden (savaşta Peygamber’e yardımdan) alıkoyan (münâfık)ları ve kardeşlerine de: “(Savaşa gidip ölmeyin.) Bize gelin!” diyenleri elbet biliyor. Zaten bunların pek azı dışındakiler savaşa gelmezler.
19
(Gelseler bile) size karşı cimri olarak (ve gösteriş için gelirler). Bir de (savaşta) korku gelince, üzerine ölümden baygınlık çökmüş kimse gibi, gözleri dönerek sana baktıklarını görürsün. O korku gidince de hayra karşı cimri (fakat alınan ganimete düşkün) kimseler olarak, keskin dilleriyle sizi incitirler. Onlar, (gönülden) inanmamışlardır. Allah, onların amellerini boşa çıkarmıştır. Bu Allah’a göre çok kolaydır.
20
Bunlar, (korkularından dolayı düşman) birliklerin(in Medine etrafından) henüz gitmediklerini sanıyorlardı. Eğer o birlikler (bir daha) gelse, (o münâfıklar) isterlerdi ki kendileri bedevî Araplarla çölde olsunlar da sizin haberlerinizi (oradan) sorsunlar. Esasen içinizde bulunsalar bile çok azı savaşırlardı.
21
Andolsun ki Allah’ı(n rızasını) ve âhiret gününü(n saadetini) umanlar ve Allah’ı çokça ananlar için Allah’ın Resûlü’nde, sizin için, pek güzel bir örnek vardır. (Allah’ın Resûlü Muhammed (sas.), Kur’an’ı yaşama örneği ve onun muallimidir. O’nun hayatı ve sünneti bilinmeden Kur’an gayesine uygun anlaşılmaz. Allah’ı sevmek ve onun hoşnutluğunu kazanmak için de kimseyi değil, ancak prensip olarak onu örnek almak Kur’an ifadesidir (3/31). Onun hayatı ve sahih sünneti ortada iken, başkalarını öne çıkarmak veya onu devre dışı bırakarak, Allah ile Resûlü’nün ve kullarının arasını açmak, “Peygamber’in görevi yalnız Kur’an’ı getirmektir.” demek, Allah’a ve Kur’an’a münâfıkça inanmak anlamına gelmektedir.) [bk. 4/80]
22
Mü’minler (o düşman) birlikleri(ni) görünce: “İşte bu, (bir imtihan vesilesi ve zafer olarak) Allah ve Resûlü’nün bize vaadettiği şeydir. Allah ve Resûlü doğru söylemiştir.” derler. (Bu da) ancak onların iman ve teslimiyetini artırır (kuvvetlendirir). [bk. 9/124]
23
Mü’minlerden öyle yiğitler vardır ki Allah’a verdikleri sözde durdular. Onlardan kimi (can) adağını ödedi (çarpışıp şehit oldu), kimi de (şehitliği) beklemektedir. Onlar (verdikleri sözü) hiçbir şekilde (asla) değiştirmediler.
24
Çünkü Allah sâdık kalan (mü’min)leri doğruluklarıyla mükâfatlandıracak, münâfıklara da dilerse azap edecek yahut tevbelerini kabul edecektir. Şüphesiz Allah, çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
25
Allah, o kâfir (birlik)leri(ni), hiçbir hayra (başarıya) erememiş bir halde, öfkeleriyle geri çevirdi. Allah savaşta (fırtına çıkarıp melekleriyle yardım ederek) mü’minlerin imdadına yetişti. Allah güçlüdür, mutlak galiptir. [bk. 33/9 ve dipnotu]
26
(Allah,) Ehl-i Kitab’dan (hainlik ederek) onlara yardım eden (Kureyza yahudi)lerini de kalplerine korku düşürerek kalelerinden indirdi. (Siz, onları kuşatıp) bir kısmını öldürüyor, bir kısmını da esir ediyordunuz.
27
Onların yerlerine, evlerine, mallarına ve henüz (fethedip) ayak basmadığınız topraklara da sizi mirasçı yaptı. Allah her şeye kâdirdir.
28
Ey Peygamber! (Bu sırada seni dünyalık isteyerek huzursuz eden) hanımlarına de ki: “Eğer siz dünya hayatını ve onun süsünü istiyorsanız, gelin size boşanma bedellerini vereyim ve sizi güzellikle serbest bırakayım.”
29
“Eğer; Allah’ı, Resûlü’nü ve âhiret yurdunu istiyorsanız, şüphe yok ki Allah, içinizden güzel hareket edenlere büyük mükâfat(lar) hazırlamıştır.” (Resûlullah (sas.), bütün Arabistan’a hâkim olmuş ve halkın refah seviyesi artmıştı. Bu arada Resûlullah’ın hanımları da kendisinden daha iyi geçim, giyim kuşam ve ziynet istemiş, Resûlullah (sas.) da bundan huzursuz olmuştu. Çünkü o, dünyalık elde etmek ve beğenilmek için gelmemişti. İşte bunun üzerine bu iki âyet-i kerîme gelince onları dünyalık ile kendisini tercih etmek hususunda bir ay serbest bıraktı. Sonra Hz. Âişe’den başlamak suretiyle her bir hanımına ayrı ayrı sordu; hepsi de dünya isteklerinden vazgeçip Allah’ı, Resûlü’nü ve âhiret yurdunun güzelliğini istediler. Bu âyete “tahyîr” (muhayyer bırakma) âyeti denilir.) [bk. Emiroğlu, IX, 133]
30
Ey peygamber hanımları! İçinizden kim çirkinliği âşikâr bir günah işlerse, onun azabı iki kat artırılır. Bu, Allah’a göre kolaydır.
Sonraki 30 ayet →