1
Elif, Lâm, Râ. Bu (Kur’an, öyle) bir Kitab’dır ki onu sana; insanları Rablerinin izniyle (her türlü kişisel ve toplumsal) karanlıklardan aydınlığa; eşsiz galip ve övgüye layık olan (Allah’)ın yoluna çıkarman için indirdik. [krş. 16/44, 89] (Düşüncelerin değil, şehvetperestliğin, maddeperestliğin, erkek ve kadın pazarlamacılığının, içki, faiz ve tefeciliğin, çıkarcılık yarışının hâkim olduğu, kendilerine dokunulmazlık öngörülen/verilen kişi ve kral tanrıların hâkimiyet kurduğu devirlerin karanlıklarından aydınlığa çıkarmak için yüce Allah, bu Kur’an’ı indirmiştir. Böylece insanlığın asıl aydınlığa geçişi, toplumun nizamı, sosyal düzeni ve adaleti Kur’an’la olmuş ve toplumda ilâhî hâkimiyet de yine Kur’an’la sağlanmıştır. Çünkü Kur’an hayat nizamı, dünya ve âhiret saadeti için gelmiştir (2/257). Kur’an hayata rehber oldukça bu aydınlık devam edecektir.)
2
O Allah ki göklerde olan ve yerde olan şeyler(in hepsi) ancak O’nundur. (Uğrayacakları) şiddetli azaptan dolayı vay küfre sapanların haline!
3
O (küfre sapa)nlar, âhirete tercih ettikleri dünya hayatını severler. (İnsanları) Allah’ın yolundan alıkoyarlar ve onu (o yolu) eğri (ilerlemeye mânî/tutucu) göstermek isterler. İşte onlar (haktan) uzak bir sapıklık içindedirler. [bk. 3/99; 7/45, 86; 11/17]
4
Biz her peygamberi, (kitabımızı) apaçık anlatsın diye ancak kendi halkının diliyle gönderdik. Artık Allah, dilediğini (amellerinin gereği olarak) sapıklıkta bırakır, dilediğini de doğru yola iletir. O, eşsiz güç, mutlak hüküm ve hikmet sahibidir.
5
Andolsun ki biz Musa’yı da: “Kavmini karanlıklardan aydınlığa çıkar ve onlara Allah’ın (gerek kendilerinin, gerek başkalarının başlarına getirdiği felaket ve nimet) günlerini hatırlat.” diye âyet (ve mucize)lerimizle gönderdik. Bunda çokça sabreden, çokça şükreden herkes için âyetler (ders verici işaretler) vardır.
6
Hani, Musa kavmine: “Allah’ın size bahşettiği nimetleri hatırlayın. Kadınlarınızı (kızlarınızı) sağ bırakıp da oğullarınızı boğazlayarak sizi işkencenin en kötüsüne çarptıran firavun tâifesinden sizi O kurtardı. Bunda (size) Rabbinizden büyük bir imtihan vardır.” demişti. [bk. 7/126] (Dünyanın çeşitli yerlerinde İslâm’ın sesinden ve onun fertler üzerinde hâkimiyet kurmasından rahatsız olunmuş, bundan dolayı da müslümanlara çeşitli zulüm ve işkenceler yapılmış, kısıtlamalar getirilip baskı altında bulundurulmaya çalışılmıştır.) [bk. 28/4]
7
Hani Rabbiniz, (size) şöyle bildirmişti: “Andolsun ki eğer şükrü yerine getirirseniz, elbette size (nimetimi) artırırım. Eğer nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım çok çetindir.” [krş. 2/152; 18/29; 47/15] (Allah’a karşı şükrü yerine getirmek; emirlerine itaat, zikir ve verdiğinden vermekle gerçekleşir. Şükrü yerine getirmek, Rabb’ın rahmetinin, şefkat ve iltifatının şükür sahibine yönelmesini sağlar, basireti açar. Şükrü yerine getirmek, nimetleri verenin tanındığına ve kalpteki imanın dinamikliğine işarettir/delildir. Yediğimiz, içtiğimiz helal rızıklar son derece kıymetli bir hazine olduğu halde, şükrü yerine getirmeme/şükürsüzlük, onları, hayvânî zevklerin tatmin edildiği ve sorumluluğu ağır olan nesneler haline getirir. Şükürsüzlük nankörlüğe, nankörlük ise nimetin er geç elden gitmesine, helak ve azaba sebep olur.) [bk. 2/152-153]
8
Musa yine dedi ki: “Eğer siz ve yeryüzünde olanların tamamı, toptan nankörlük etseniz bile, şüphesiz ki Allah zengindir (hiçbir şeyinde noksanlık olmaz). O, hakkıyla övülmeye lâyıktır.” [bk. 39/7]
9
Sizden önce geçenlerden Nuh, Âd, Semûd kavminin ve onlardan sonra (isim ve sayılarını) ancak Allah’ın bildiği kavimlerin haberleri size gelmedi mi? Peygamberleri, onlara mucizeler getirdi de onlar ellerini onların (o resûllerin) ağızlarına karşı çevirip: “Biz, sizinle (bize tebliğ için) gönderilmiş olan her şeyi inkâr ettik. Çünkü (sizin) bize yaptığınız davetin mahiyetinden derin bir şüphe ve endişe içindeyiz.” dediler.
10
Peygamberleri de (onlara): “Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında mı şüphe (içindesiniz)? Halbuki O, günahlarınızı bağışlamak ve sizi belirlenmiş bir vakte kadar bırak(ıp yaşat)mak için (hak dine) çağırıyor.” dediler. (Onlar da:) “Siz de bizim gibi bir insandan başka (bir şey) değilsiniz; bizi atalarımızın taptıkları (tanrıları)ndan vazgeçirmek istiyorsunuz. Öyleyse bize apaçık/ olağanüstü bir delil getirin.” demişlerdi. (Son iki âyette görülüyor ki gerek kâfir, gerek müşrik, gerek münâfık toplum veya gruplar, Allah’a gereği gibi inanmadıkları için peygamberlerin Allah’tan getirdikleri hakikatler karşısında büyüklenip inanmayı kabullenemediklerinden, kâh öfkelenip yumruk halinde parmaklarını ısırmışlar (3/119) kâh yapılan tebliği ve tevhîde daveti işitmemek için parmaklarıyla kulaklarını kapamışlardır (71/7). Mekkeliler’den Kur’an karşıtları, ya Hz. Peygamber’den gizlenmişler, kaçmışlar (11/5; 9/127) veya“Kur’an’ı dinlemeyin, dinletmeyin onu düşündürmeye fırsat vermeyin, bunun için de, gürültü şamata yapın” (41/26), demişler, bunu yaygınlaştırmaya çalışmışlardır. Burada da aynı eylemin bir benzeri görülmektedir. Bütün devirlerde bu grupların, yüce Allah’tan gelen hakikatleri açık veya gizli susturma kin ve planları görülmüştür.)
11
Resulleri de onlara dediler ki: “(Evet) biz de sizin gibi sadece birer insanız. Fakat Allah, kullarından dilediğine nimetini lütfeder. Allah’ın izni olmadan bizim, size (istediğiniz gibi, kesin) bir delil (ve mucize) getirmemize imkân yoktur. İnananlar artık ancak Allah’a güvenip dayansın(lar).”
12
“(O,) yollarımızı bize dosdoğru göstermişken, biz ne diye Allah’a güvenip dayanmayalım? Bize yaptığınız eziyete karşı elbette dayanıp direneceğiz (yılmayacağız). O halde tevekkül eden (mü’min)ler, yalnız Allah’a güvenip dayansınlar.”
13
İnkâr edenler, peygamberlerine: “Andolsun ki ya sizi yurdumuzdan çıkarırız ya da mutlaka milletimize (dinimize) dönersiniz.” dediler. Rableri de onlara şöyle vahyetti: “O zalimleri muhakkak helak edeceğiz.” (Allah’ın dinine ve peygamberine karşı cephe alan küfür grubu, mü’minlere dinlerini yaşama yollarını kapamak ve onları sindirmek için her ne kadar kötülük yapma planları hazırlasalar da Allah’ın planı hepsine galip gelecektir.) [bk. 2/120]
14
“Ve onlardan sonra o yere sizi yerleştireceğiz. Bu (sözüm, benim yücelik) makamımdan korkan ve tehdidimden sakınanlar içindir.”
15
(Peygamberler, kendilerine düşman olanlara karşı Allah’tan) yardım (ve zafer) istediler; (Allah’ın yardımı üzerine) her inatçı zorba perişan olup hüsrana uğradı.
16
(Bunun) ardından da (onlara) cehennem vardır. (Orada onlara) irinli su içirilir.
17
Onu zorla yutmaya çalışacak, fakat boğazından geçiremeyecek ve her taraftan ona ölüm gelecek (her yerinden ölümü hissedecek). Ancak yine de ölmeyecek. (Bunun) ardından da (bitmez tükenmez) şiddetli bir azap vardır. [bk. 18/29; 47/15]
18
Rablerini inkâr edenlerin/küfre sapanların durumu şudur: Onların yaptıkları (iyi) işler, tıpkı fırtınalı bir günde rüzgarın şiddetle savurduğu bir kül (yığının)a benzer. (Onların) kazandıklarından hiçbir şey ellerine geçmez. İşte, (haktan) uzak olan sapıklık budur. [bk. 3/117] (Rabbi tanımak; O’na iman edip emirlerini kabullenip samimi olarak teslim olmaktır.)
19
19-20 Allah’ın gökleri ve yeri hakkıyla (yerli yerince) yarattığını (düşünüp gerçeği) görmedin mi? Eğer (O) dilerse sizi giderir (yerinize imanlı ve itaat eden) yepyeni bir halk getirir. Bu da Allah’a güç değildir. [bk. 5/54; 6/89; 47/38]
20
19-20 Allah’ın gökleri ve yeri hakkıyla (yerli yerince) yarattığını (düşünüp gerçeği) görmedin mi? Eğer (O) dilerse sizi giderir (yerinize imanlı ve itaat eden) yepyeni bir halk getirir. Bu da Allah’a güç değildir. [bk. 5/54; 6/89; 47/38]
21
(İnsanların) hepsi Allah’ın huzuruna çıkacaklar; güçsüzler tâifesi, büyüklük taslayan (yönetici ve önder)lere: “Doğrusu biz (dünyada dine aykırı işlerde) size uymuştuk, şimdi siz, Allah’ın azabından (herhangi) bir şeyi bizden giderebilir misiniz?” diyecekler. Onlar da: “Eğer Allah bizi doğru yola eriştirseydi, biz de sizi doğru yola götürürdük. Artık sızlansak da sabretsek de bizim için birdir; kaç(ıp sığınıl)acak bir yerimiz yoktur.” derler. [bk. 7/38-39; 33/66-68; 40/47-48]
22
İş bitirilince (kullara ait ilâhî hüküm verilince) şeytan (cehennemdekilere): “Doğrusu Allah size gerçeği vaadetmişti, ben de size (‘istediğiniz gibi yaşayın, korkmayın, âhiret yoktur’ diye) vaadetmiştim. Sonra sözümden cay(ıp sizi yüzüstü bırak)tım. Benim sizin üzerinizde hiçbir hâkimiyetim/baskı gücüm yoktu. Ben sizi sadece (inkâr ve isyana) çağırdım, siz de hemen bana uyup geldiniz. O halde (kusuru bana yükleyip) beni kınamayın, kendinizi kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Esasen evvelce beni (Allah’a) ortak tutmanızı (Allah yerine bana tapmanızı) da kabul etmemiştim.” der. Elbette (böyle) zalimlere, pek acıklı bir azap vardır. [bk. 4/117-120; 59/16]
23
İman edip de sâlih (sevaplı) ameller işleyenler, Rablerinin izniyle, içinde devamlı kalacakları, alt tarafından ırmaklar akan cennetlere konulacaklar. Orada (birbirlerine) dilek, iltifat ve duaları “selâm”dır (esenlik dilemektir). [krş. 36/55-58]
24
Görmedin mi! Allah nasıl bir benzetme yaptı: (Tevhid ve şehadet olarak) güzel söz, kökü (yerde) sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaç gibidir. (Bu âyet-i kerîmede geçen “güzel söz”ü Allahu Teâlâ, bizim anlamamız için, kökü sağlam, sabit, yıkılmayan, kurumayan, dalları yer ve gök semasını tutmuş, meyvesi güzel olan bir ağaca benzetmektedir. Müfessirlerin açıklamasına göre, bu güzel söz; “kelime-i tevhid/kelime-i şehadet”, bu ağaç ise “mârifetullah” ağacıdır. Benzeyen, benzetilenin özelliğini taşır. Bu bakımdan mârifetullah (Allah bilinci) ağacı kimin kalbine dikilir, orada ne kadar kuvvetli kök salar ve ne kadar güzel gelişip meyvelerini verirse o insan artık özüyle, sözüyle, ahlâk ve davranışlarıyla kemâle ulaşır. Allah’a kulluk görevini yerine getirir, şirkten ve tâğûttan uzaklaşır. Yalnız Allah’ın rızasına uygun iş ve hareketlerde bulunur. Bu sayede de dünya ve âhiret saadetini hazırlamış olur. [bk. 22/24] Aşağıdaki âyet-i kerîmede belirtildiği gibi kalpte/düşünce ve duygudaki kötü kelime ise küfür olup Allah’ı ve O’nun hüküm ve hâkimiyetini tanımama sözüdür ki her türlü fitne, fesat, musibet ve felâketin kaynağı olup bu da dünya ve âhiret bedbahtlığına sebep olur.)
25
Ki o (ağaç), Rabbinin izniyle her zaman meyvesini verir. Allah insanlara düşünüp ibret alsınlar diye (işte böyle) misaller verir.
26
(Küfür ve inkârcılık gibi) kötü bir sözün (ve sahibinin) durumu da (gövdesi) yerin üstünden kolayca kesilip koparılan, bu sebeple yerinde durması mümkün olmayan kötü bir ağaç gibidir.
27
Allah (şirk ve tâğûtu reddederek) iman edenleri, dünyada ve âhirette sağlam bir söz (olan kelime-i şehadet) üzere sabit tutar. Allah (küfre sapan) zalimleri de sapıklıkta bırakır/saptırır. Allah dilediğini yapar. [bk. 2/256 ve dipnotu; 4/48; 5/72]
28
28-29 Allah’ın nimetini, nankörlükle/küfürle değiştirenleri ve halklarını helak yurduna yani cehenneme sürükleyenleri görmedin mi? Onlar(ın hepsi) oraya girecekler. Orası ne kötü bir duraktır!
29
28-29 Allah’ın nimetini, nankörlükle/küfürle değiştirenleri ve halklarını helak yurduna yani cehenneme sürükleyenleri görmedin mi? Onlar(ın hepsi) oraya girecekler. Orası ne kötü bir duraktır!
30
Onlar, (insanları) Allah yolundan saptırmak için O’nun yerine birtakım denk (varlık ve şahıs)lar koy(up Allah yerine onlara bağlanmayı sağla)dılar. De ki: “(Şimdilik dünyada) eğlenin, hiç şüphe yok ki dönüşünüz ateşedir.” [bk. 2/165; 10/70]
Sonraki 22 ayet →