Ana SayfaMealler › Mustafa İslamoğlu

Mustafa İslamoğlu

Bu mealle oku
Mustafa İslamoğlu meali ile okumaya başla
Beyyine 1 / 8
1
İNKÂRDA ısrar edenler, -ister kitap ehline isterse şirki hayat tarzı edinenlere mensup olsunlar-[⁵⁸³⁶] kendilerine hakikatin açık delili[⁵⁸³⁷] gelinceye kadar çözülecek değillerdi![⁵⁸³⁸] [5836] Kitap ehli ile müşriklerin üzerinde birleştikleri inkâr, son Rasul ve son vahiydi. Müşrikler şirki hayat tarzı haline getirdikleri için böyle adlandırıldılar. Kitap ehli bazen şirke düşseler de şirki hayat tarzı haline getirmedikleri için farklı bir kategoriye tâbi tutuldular (Krş: 2:105). [5837] el-Beyyine burada “herhangi bir delili” değil, belirliliğin de delâlet ettiği gibi “her delili” kapsar. Bir sonraki âyet bu delilin “risalet” olarak tecelli ettiğini söyler (Krş: Ferrâ). [5838] Bazı müfessirler bu sûrenin ilk üç âyetine mâna vermekte hayli zorlanmışlar ve bunları Kur’an’ın en zor âyetleri saymışlardır (Vahidi’den nklen Râzî). Özellikle munfekkîn kelimesi onları çok yormuştur. Tercihimize alternatif olabilecek iki mâna daha vardır: 1) “..kendilerine hakikatin açık delilleri gelinceye kadar (kendi inanç sistemlerinden) kopmayacaklardı”. Bu vakıaya aykırıdır. Zira müşriklerin yarısı ve kitap ehlinin çoğu Nebi geldikten sonra da inkârı sürdürdüler. Zaten âyetin girişindeki ellezine keferu süren durumu ifade etmektedir. Kaldı ki, sûrenin 4. âyeti benzer bir mânayı zaten söyleyecektir. 2) “..kendilerine hakikatin açık delili olan (nebî) gelinceye kadar (onun geleceğini ilan etmekten) geri durmadılar.” Bu mânâ kitap ehli için geçerli olsa da, ihmal edilebilir bir azınlık dışında müşrikler için geçerli değildir. Zira onlar nebî beklemiyorlardı. Tercihimiz, bu üç âyetteki ihtimalleri teke indirmek için onlarca sayfa tahlil yapan İbn Teymiyye’nin de katılarak naklettiği hocası İbnu’l-Cevzi’nin tercihine yakındır. İbnu’l-Cevzi munfekkîni munfasılîn ve zâilîn olarak mânalandırır (et-Tefsiru’l-Kebir VII, 3-27). İbn Teymiyye tercihine “İnsan kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanıyor” âyetini şahit gösterir. Fakat bizce “başıboşluk” değil, infial kalıbının da delâlet ettiği gibi “çözülme ve dışlanma” söz konusudur. Burada dile gelen hakikat, şu âyette ifadesini bulur: “Helâk olan açık bir delil ile (beyyinetin) helâk olsun, yaşayan da yine açık bir delil ile yaşasın” (8:42).
M.İslamoğlu 98:1
2
(O delil); tüm şaibelerden arınmış sayfaları Allah’tan kendilerine ileten bir elçidir;[⁵⁸³⁹] [5839] Krş: 2:213.
M.İslamoğlu 98:2
3
(o vahiylerin) içinde (önceki) kitapların ölmez yitmez (değerleri) bulunur.[⁵⁸⁴⁰] [5840] Son vahiy kutubun kayyimeh, tüm vahiylerin kalıcı değerlerini içinde barındırır; İslâm da dînun kayyimun (98:5) olarak tüm şeriatların kalıcı değerlerini içinde barındırır.
M.İslamoğlu 98:3
4
Ama önceki vahiylerin mensupları durdular durdular da, kendilerine hakikatin apaçık belgeleri[⁵⁸⁴¹] geldikten sonra ayrılığa düştüler.[⁵⁸⁴²] [5841] Bu “belgeler” önceki vahiylerde bildirilen gelecek elçilerle ilgili bilgiler olmalıdır (Eski Ahid: Tesniye 18:15-19; İncil: Yuhanna, 14:16, 26,30; Matta, 24:14-15). [5842] Zımnen: İnsanlığın değişmez değerlerinin öbür adı olan çağlar üstü islâmın amacı insanlığı ortak doğrular üzerinde birleştirmekti, fakat maksadı anlamayan müntesipler onu ihtilaf ve ayrılığa dönüştürdüler. Kur’an bunun sebebini de söyler: “aralarındaki kıskançlık yüzünden” (2:213). Bunun temelinde de hakikate teslim olma değil, hakikati teslim alma hastalığı yatmaktadır. İlâhî hikmet açısından bu, Allah’ın farklılığa izin vermesinin ve insan için takdir ettiği iradenin doğal bir sonucudur (11:118 ve 2:253). Bu da ilâhî hakkaniyetin şuurlu varlıklardaki yansıması olan diyalektiğin bir gereğidir. Âlemlerin Rabbi aklın inkişafını bu yasaya bağlamıştır.
M.İslamoğlu 98:4
5
Oysa kendileri yalnızca Allah’a kulluk etmek, din koyma yetkisinin sadece O’na mahsus olduğuna iman edip bâtıl olan her şeyden uzak durmak, ibadeti hakkıyla eda etmek,[⁵⁸⁴³] arınmak ve artmak için verilmesi gerekeni vermekle emrolunmuşlardı: İşte insanlığın ebedî değerler sistemi budur.[⁵⁸⁴⁴] [5843] Salât’ın “ibadet” anlamı için bkz: 19:59, not 65. [5844] Dînu’l-kayyimeh, takdiren dînu’l-milleti’l-kayyime olarak anlaşılabileceği gibi, sûrî izafet tabir edilen ve Arap dilinde örneği çokça görülen bir sıfat tamlaması türü olarak da okunabilir. Çevirimizin gerekçesi de budur.
M.İslamoğlu 98:5
6
Elbette inkârda ısrar edenler, -ister kitap ehline isterse şirki hayat tarzı haline getirenlere mensup olsunlar- içinde ebedî kalmak üzere Cehennem ateşinin bağrına düşecekler: Onlar bütün yaratıkların en şerlileridir.[⁵⁸⁴⁵] [5845] Zımnen: şeytandan da şerlidirler; zira en iyi bozulunca en kötü olur. Burada küfür bir önceki âyette tarif edilen ihlas ve hanifiyyetin zıddıdır. “Canlıların en şerlisi”, Allah’ın hakkını inkâr edendir. Allah’ın hakkını inkâr eden kimin hakkını teslim eder ki?
M.İslamoğlu 98:6
7
Şüphesiz iman eden ve imanına uygun davrananlar da var; işte onlar bütün yaratıkların en hayırlılarıdır.[⁵⁸⁴⁶] [5846] Zımnen: Meleklerden de hayırlı. Hasenât ile sâlihât arasındaki fark için bkz: 103:3, not 5.
M.İslamoğlu 98:7
8
Rableri katında onların ödülleri, zemininden ırmakların aktığı ölümsüz güzelliğin üretildiği tarifsiz cennetlerdir; orada sonsuza kadar kalacaklardır: Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan memnun olmuştur.[⁵⁸⁴⁷] İşte bütün bunlar, Rablerinin sevgisini yitirmekten korkanlar içindir. [5847] Veya: Onlar Allah’tan memnun oldukları için Allah da onlardan razı olmuştur. Zımnen: Ey ‘Allah razı olsun’ diyen: Allah’tan razı mısın sen?
M.İslamoğlu 98:8
Beyyine suresi tamamlandı