Ana SayfaMealler › Mustafa İslamoğlu

Mustafa İslamoğlu

Bu mealle oku
Mustafa İslamoğlu meali ile okumaya başla
Alak 1 / 19
1
OKU[⁵⁸⁰⁰] yaratan Rabbin adına;[⁵⁸⁰¹] [5800] Kur’an’ın adıyla aynı kökten olan “oku” emrinin tümleci zikredilmemiştir. Esasen ikra’, etimolojik olarak icma’ mânasına gelir. “Şehir” anlamındaki karye, “hayız başlangıcı-bitişi” anlamındaki el-kur’ hep cem ve ictima kök anlamıyla alâkalıdır (Mekâyîs). Zımnî anlamı şudur: “Kalbine yazılan vahyin ışığında hakikatin parçaları arasında bağ kur! Parçanın bütüne aidiyetinin illet ve hikmeti üzerinde düşün! Varlığı Allah merkezli bir okumaya tabi tut! Sözün özü “Oku” emri, okumanın tüm anlamlarını içerir. Bu âyet, Allah’tan bağımsız bir bilgi ve bilim anlayışını kökten reddeder. İkra’, “İlet, tebliğ et” anlamına hasredilemez. Bu ancak tâlî ve dolaylı bir mâna olabilir. Zira ilk pasajda üçüncü şahısları gösteren lafzî veya zımnî hiçbir dilsel karine yer almaz. Her şey “O ve sen” arasında gerçekleşir. Allah Rasûlü’ne ilk “uyar” emri Müddessir sûresinin ilk âyetiyle verilmiştir. [5801] İlk muhatap için dolaylı olarak “Vahyi Allah adına ilet”, tüm muhataplar için “İletileni Allah adına al ve oku” anlamına gelir. Varlığı Allah adına okuma çabası, onu Allah’a referansla anlama çabasıdır. Fakat okuma her şeyden önce zihinde olanı dile dökme işidir. Zira el-kırae: “Kalpte yazılı veya kayıtlı olanı bilinen bir lisanda dillendirmek” (nutkun bi-kelâmin mu’ayyenin mektûbin ev mahfûzin ‘alâ zahri kalb) anlamına gelir (İbn Âşûr).
M.İslamoğlu 96:1
2
O insanı sevgi ve alâkadan yarattı.[⁵⁸⁰²] [5802] ‘Alak ve ‘alâka maddî olarak “embriyo ve hücre”, mânevî olarak “sevgi ve ilgi-alaka” anlamına gelir. Doğru tercih ikincisidir. Zira hem bu pasaj insanın embriyolojik kökenini değil mânevî boyutunu ele almaktadır hem de âyetin başındaki el-insan’dan dolayı buradaki ‘alak’ın, sadece insan soyuna ait bir şey olması gerekir. Oysa embriyolojik mânada ‘alak (embriyo, hücre) diğer memeli canlıları da kapsayan ortak bir özelliktir. İbn Fâris el-‘alâkayı el-hubbu’l-lâzım li’l-kalb (kalb için gerekli olan sevgi) diye tanımlar (Mekâyîs). İnsanın anne karnındaki embriyolojik gelişim sürecini ele alan Hac 5, Mü’minûn 14, Mü’min 67, Kıyame 37’den farklı olarak bu bağlamda, embriyolojik olmaktan çok ontolojik olmak durumundadır. Bunu destekleyen bir husus da geçtiği tüm diğer yerlerde (5 kez) dişil formda ‘alâka olarak gelirken sadece burada ‘alak formunda gelir. İlginç bir tevafuktur ki, Allah isminin mücerredi olan e-le-he’nin tüm formlarının ortak anlamı “sevgi”dir. Bu, gerçekten dikkat çekicidir.
M.İslamoğlu 96:2
3
Oku! Zira Rabbin sonsuz kerem sahibidir;[⁵⁸⁰³] [5803] el-Ekrem: “Herhangi bir karşılık almadan ve beklemeden sınırsızca veren”. Zımnen: İnsan Allah’a borçlu olarak doğar, bu yüzden dîn “borçluluk bilinci”dir. Bu âyete kadar Rab, ellezi halaka, ellezi alleme gibi eylem sıfatlarından sonra, Ekrem ile kemal sıfatlarına geçti. Öncesiyle birlikte: Yoktan var eden de O, var ettikten sonra aşama aşama kemale ulaştıran da...
M.İslamoğlu 96:3
4
O insana (bilgiyi) kalemle (kaydetmeyi) öğretti,[⁵⁸⁰⁴] [5804] Kalem bir semboldür. Hem bilginin kayıt altına alınmasını, hem de öğrenme araçlarını simgeler. Daha ilk inen vahiyle “sözlü kültürden yazılı kültüre geç” işaretini alan Nebi, mesajı aldığını vahyi yazdırarak ortaya koyacaktır. Kalem yazıyı temsil eder. Yazı ise bilgiyi kayda alıp, bu kayda kalemi, kâğıdı, eli, zamanı, mekânı, okuyan ve okuyacak her insanı şahit tutmaktır. Söz uçucu yazı kalıcıdır. Onun için demişlerdir ki; ilim avlamak, yazı ise avı bağlamaktır.
M.İslamoğlu 96:4
5
O insana bilmediklerini öğretti.[⁵⁸⁰⁵] [5805] Hem fıtratına fıtrî bilgiyi nakşetti, hem vahiy (zikr) ile nakşedileni hatırlattı, hem de bilmediklerini öğretti. Allah Rasûlü “Arayış” (Hırâ’) mağarasından bu vahiylerle endişeli bir halde dönünce Hz. Hatice onu şöyle teselli eder: “Vallahi Allah seni kesinlikle mahcup etmez! Çünkü sen sözüne sadık bir adamsın, akrabalık bağlarını gözetirsin, kimsesizleri korursun, konuğa ikram edersin, haklının hakkını almasına yardım edersin!” (İbn Hanbel VI, 223).
M.İslamoğlu 96:5
6
EVET, evet;[⁵⁸⁰⁶] insan mutlaka azar, [5806] Kellâ: Muhtemelen edatın ilk geçtiği yer. Dilciler farklı mânalara geldiğini söylemişlerdir. Basralılara göre “Yoo, hayır, asla” veya paragraf başı; Kisai’ye göre “gerçekten de, hakikat şu ki”, Sa’leb’e göre “değil mi ki”, Ferrâ’ya göre “evet, kesinlikle” mânasına gelir. Bizce edat bağlamına göre bu işlev ve anlamlardan bir veya birkaçını kazanır. Tercüme boyunca tercihimiz de budur. Bir ara cümle gibi öncesini de sonrasını da görür.
M.İslamoğlu 96:6
7
kendi kendine yettiğini sandığında![⁵⁸⁰⁷] [5807] İnsanın kendi kendisine yettiğini zannetmesi tuğyanın sebebidir. Zira insan, ancak kendini kaybettiğinde bu zanna kapılır.
M.İslamoğlu 96:7
8
Ne ki insanın Rabbine dönüşü muhakkaktır.[⁵⁸⁰⁸] [5808] Bu üç âyet bütün ahlâkî davranışın kaynağına dikkat çekmektedir. Zımnen: Ahlâkın referansı kalplerin özünü gören ve bilen Allah değilse, ahlâk hasbî olmaktan çıkar hesabi olur. Bu da ahlâkın anlamını kaybetmesidir. Zira bu takdirde ahlâkî davranışın anlamını onu yapan kişinin kalbindeki niyette bulan ‘garantisi’ ortadan kalkar.
M.İslamoğlu 96:8
9
Ama (ey muhatap!)[⁵⁸⁰⁹] Baksana şu engel olmaya kalkışana, [5809] Bu ve devamındaki âyet Kur’an’daki hitap zamirlerinin tümünü Allah Rasûlü’ne has kılmanın yanlışlığını gösterir. Zira namazı engellenen kul zaten Allah Rasûlü’dür. O halde “Baksana” denilince dönüp bakması gerekenler, her çağda Kur’an’a muhatap olanlardır.
M.İslamoğlu 96:9
10
ibadete[⁵⁸¹⁰] kalkan bir kula![⁵⁸¹¹] [5810] Veya: “namaza”. Bir insanı meşgul ederek ibadetten alıkoymak da bu kapsama girer. [5811] Burada namaza engel olmaktan amaç, dinin sosyal hayatta görünür kılınmasına engel olmaktır. Bununla amaçlanan sosyal hayatı Allah’tan koparmaktır. Allah’tan kopmuş bir sosyal hayat anlam ve ahlâktan da kopmuş olacaktır. Hangi çağda yaşanırsa yaşansın, bunun adı “Ebu Cehillik”tir.
M.İslamoğlu 96:10
11
(Ve sen ey ibadete engel olan!)[⁵⁸¹²] Hiç o hidayet üzere midir diye geldi mi aklına?[⁵⁸¹³] [5812] Fiil zamirlerinin ibadeti engelleyene gittiğinden yola çıkarak (Keşşaf). [5813] Zımnen: Bir kez olsun önyargısız bakmak aklına gelmedi mi?
M.İslamoğlu 96:11
12
Yahut da, çağırmakta[⁵⁸¹⁴] mıdır diye sorumluluğa?[⁵⁸¹⁵] [5814] Buradaki emrin “buyruk ve talimat” anlamına gelmediği açıktır, zira sahibi âmir makamında değildir. Emr, tıpkı el-emr bi’l-maruftaki gibi bir öneri ve davet ifade eder. [5815] Yani: İbadeti engelleyen, hidayeti engellemiş ve sorumsuzluğa çağırmış olur (Takvâ için ilk kullanıldığı yer için bkz: 91:8, not 8.
M.İslamoğlu 96:12
13
Düşündün mü hiç: eğer o hakikati yalanlasa ve sırt dönmüş olsa Allah’a,
M.İslamoğlu 96:13
14
kendisi bilmez mi ki, Allah görür mutlaka.[⁵⁸¹⁶] [5816] Tercihimizin gerekçesi için bkz: Keşşaf.
M.İslamoğlu 96:14
15
Yoo! Eğer o buna bir son vermediyse, elbet perçeminden yakalayacağız;[⁵⁸¹⁷] [5817] Zımnen: Günahkâr yüzünü sakladığı, maske gibi kullandığı perçeminden.
M.İslamoğlu 96:15
16
o pek sahtekâr, bir o kadar da[⁵⁸¹⁸] günahkâr perçeminden; [5818] Hâtıetin’deki belirsizliğin anlama yansıması.
M.İslamoğlu 96:16
17
haydi o kendi yandaşlarını[⁵⁸¹⁹] çağırsın, [5819] “Kulüp, loca, lobi” anlamındaki nâdiyeh, müşrik Mekke’nin şehir senatosu Dâru’n-Nedve’ye bir göndermedir. Bu bağlamda örgütlü küfrü ifade eder. (Kelimenin lugavî tahlili için bkz: 29:29, not 38.)
M.İslamoğlu 96:17
18
Biz de zebanileri çağıracağız.[⁵⁸²⁰] [5820] “Cehennem muhafızları” olarak kullanılan zebâni, zâbin, zebine, zibniyye ya da zibniy kelimesinin çoğuludur. Kökeni Adnanî Araplara uzanan Vâ’il kabilesinin bir kolu olduğu belirtilen Benu Zebine oymağıyla da muhtemel bir anlam ilişkisi bulunan zebânî kelimesi, klasik Arapça’da “kolluk kuvvetleri” (surât) anlamında kullanılmıştır. Ayrıca son derece saldırgan ve elinden kaçıp kurtulunması mümkün olmayan insanlar “zebani” diye nitelenmiştir (Lisân ve Kurtubî). Tahrim sûresinin 6. âyetinde bunların Allah’ın görevlendirdiği melekler olduğu ifade edilmektedir. Bu durumda, bu görevlilerin “korkunç, çirkin” değil, “güçlü, kuvvetli” varlıklar olduğu sonucuna ulaşılır. Tabi ki “münker-nekir” gibi bir anlama kullanılmadıkları sonucuna da...
M.İslamoğlu 96:18
19
Hayır! O (azgın) insana uyma;[⁵⁸²¹] imdi (Rabbine) secde et[⁵⁸²²] ve yaklaşmaya gayret et.[⁵⁸²³] [5821] Zımnen: Zorbalara teslim olma! İlk muhatabın ve tüm muhatapların, ibadeti engelleyen zorba tiplerden korkmamalarına dair ihtar. [5822] Zımnen: Tam bir teslimiyet göster. Secde de teslimiyetin simgesidir. Müstakil rükû yoktur, fakat şükür, dua, tilavet, sehiv secdeleri gibi müstakil secde vardır. [5823] “Gayret et” karşılığı, ifti‘al kalıbının lafza kattığı yan anlamdır.
M.İslamoğlu 96:19
Alak suresi tamamlandı