1
İNCİR AĞACI ve zeytin (diyarı) şahittir![⁵⁷⁹³]
[5793] İncir veya incir ağacı ile ne kastedildiği yoruma açıktır. Fakat 2 ve 3. âyetlerde beldeler açıkça zikredildiğine göre incir ve zeytin de iki vahiy bölgesi olmalıdır. “Zeytin” ile Hz. İsa’nın vahiy aldığı bölgenin kastedildiğini düşünürsek, geriye “incir” kalmaktadır. Bununla Şam bölgesinin veya Hz. Nûh’un gemisinin son durağı Cûdi dağının kastedildiğini söyleyenler olmuştur (Taberî). M. Hamidullah ise, kimi otoriteleri de referans göstererek âyetteki “incir ağacı”nın, Buda’ya adını veren ve “yabanî incir ağacı” anlamına gelen Budi ağacı olduğunu söyler. Buda ilâhî ilhamı bu ağacın altında almıştır (Aziz Kur’an). Musa Carullah gibi kimi çağdaş âlimler de Buda’nın peygamber olduğu kanaatini paylaşırlar. Zeytin ile Nûr âyetinde (24:35) geçen ve iç aydınlanmayı ifade eden “mübarek zeytin ağacı” arasında bir ilişki kurulabilir. Çekirdekleri itibarıyla incir “kesrete” zeytin “vahdete” işaret olarak yorumlanmıştır. İncir gerçekten de bitkilerin havyarı diyebileceğimiz mucize bir meyvedir. Bu âyet, ilâhî ışığın şavkının varlık, zaman ve mekâna düşmesiyle nasıl bir bereket kesbettiğini gösterir.
2
Ulu Sînâ Dağı şahittir!
3
Bu güvenli belde şahittir:[⁵⁷⁹⁴]
[5794] Rabbin vahyinin geldiği/geleceği yerlere dair Eski Ahid’de benzer bir ibare vardır (Bkz: Tesniye 33:2). Yine Tevrat’ta Hz. İbrahim’in oğlu İsmail’in soyundan orta Arabistan’dan bir elçi geleceği açıkça ifade edilir. Bunun için “Faran Vadisi”, “Havila Diyarı”, bugün suyu kurumuş olan ve Medine’den (Akik vadisi) başlayıp Kuveyt’e kadar yarımadayı baştan başa geçen “Pişon Nehri”, neslinden elçi geleceği müjdelenen İsmail’in oğlu “Kedar soyu” ve nihayet Neşideler Neşidesi’nde geçen “MUHAMMED’IM” ismi, adına varıncaya kadar Allah Rasûlü’nü müjdelemektedir (Referansları için bkz: 28:48’in notu).
4
Doğrusu Biz insanı en güzel kıvamda yaratmış,[⁵⁷⁹⁵]
[5795] Bir sonraki âyetle birlikte zımnen: İnsan yaratılıştan en iyi idi, fakat en iyi bozulunca en kötü olur. Hz. insan varlık ağacının meyvesi, hayatın ruhu, kâinatın gözbebeği, Allah’ın şaheseridir. Öğrenme ve yücelme yeteneğinin itici gücü olan akıl ve iradesiyle en iyi ve en kötü olmaya adaydır. Melekelerini doğru kullanırsa melekleri aşar, yanlış kullanırsa Allah’la ayaklaşacak kadar şaşar.
5
sonra onu başlangıç noktasının en dibine döndürmüşüzdür.[⁵⁷⁹⁶]
[5796] Veya klasik yoruma dayanarak: “Onu aşağıların en aşağısına indirmişizdir.” Bu tercihe göre, “aşağıların aşağısı” ya cehennem ya da yaşlılıkla gelen düşkünlük ve bunamadır. Tercihimizin zımnî açılımı şudur: Biz insanı potansiyel olarak çok üstün vasıflarla donattık ve onları kullandığında mahlukatın zirvesi olabilecek yetenekte yarattık; fakat bu yüce makama kendi gayret ve çabasıyla tırmanması için onu tekâmül yolculuğunun başladığı noktaya koyduk ve ona “haydi, mâ hulika leh’in olan yaratılışının kıvamını bulmak için Allah’ın verdiği akılla öğren ve kendi gayretinle tekâmül yolculuğuna çık!” dedik. İlk inen ‘Alak 1-5. âyetler de bu hakikati ifade eder. Kur’an’ın insana dair üslubu ve hassaten bir sonraki âyet tercihimizi teyit eder. Sufl, “yüceliş” mânasındaki ‘uluvvun karşıtıdır. İnsanın yolculuğu maddî ve yatay değil, mânevî ve dikeydir. Dolayısıyla esfele sâfilîn, yolculuğun en başındaki noktayı ifade eder. Bunların dışında tercihimizi teyit eden dört unsur şudur: Takvîmin tedric ifade etmesi, kullanılan edatın ilâ değil fî olması, fiilin irtidat değil riddet olması ve en önemlisi riddetin insana değil de Allah’a isnat edilmesi. Çevirimizin gerekçesi budur. Klasik yoruma göre buradaki illâ “ancak…müstesna” anlamına gelir.
6
Ancak (tekâmül yolculuğunda), imanda sebat eden ve o imanla uyumlu hareket edenleri kesintisiz bir ödül beklemektedir.[⁵⁷⁹⁷]
[5797] Amel-i sâlih, 23 yıllık nüzul sürecinin tümünde aynı vurguya sahip olmasa gerektir. Başlangıçta 2:2 ışığında sorumluluk bilinci çerçevesinde “erdemli, dürüst ve sorumlu davranış” vurgusu taşır. Nebiliğin ortalarında, razı olunan ameller artık bildirildiği için “Allah’ın razı olduğu imanla uyumlu ameller” vurgusuna ulaşır. İslâm cemaatinin kurulup emr-i bi’l-ma‘rufun farz kılındığı Medine’de ise “ıslah edici iyi işler” vurgusunu kazanmıştır (Bkz: 103:3, not 5). Gayru memnûna verdiğimiz “kesintisiz” anlamının gerekçesi ve ona alternatif başka mâna için bkz: 84:25
7
Öyleyse (ey insan): bütün bu gerçeklerden sonra sana Hesap Günü’nü yalanlatan nedir?[⁵⁷⁹⁸]
[5798] Bir sonraki âyette (8) Allah’ın “hükmünden” söz edilmektedir. Bu durumda buradaki ed-dîn, “din günü”, yani “Hesap Günü” anlamındadır (Krş:1:3). Din, Allah’a borçluluk bilincidir. Tarifi, “Allah katında din İslâm’dır” âyetinden yola çıkarak: Allah’a hakkını teslim etmek için Allah’a kayıtsız şartsız teslim olmaktır. Dini yalanlamak ise, işte bu gerçeği yalanlamaktır.
8
Şimdi (söyle ey insan): Allah en iyi hükmeden değil de nedir?[⁵⁷⁹⁹]
[5799] Bir önceki âyetle birlikte: Ey insan ilâhî değerler sistemi olan dini yalanlamak, esasen Allah’ın yargısını reddetmektir. Allah Rasûlü bu âyeti okuyuştan sonra, Kur’an’a canlı bir özne muamelesi yapıp onunla diyaloga girerek şöyle derdi: Belâ yâ Rab! Ve ene ‘alâ zâlike mine’ş-şâhidîn: “Elbette ey Rabbim! Ve ben buna şahidim!” (Tirmizî ve Ebu Dâvud). Senedinde yer alan meçhul raviden dolayı hadis eleştirilmiştir. Ne var ki, Allah Rasûlü ve sahabenin namaz içinde ve dışında okuduğu Kur’an’la aktif diyaloğa girdiğine dair başka örnekler de vardır. Benzeri rivayetlerle birlikte değerlendirildiğinde, hadisin senedine yönelik itiraz, Nebi’nin vahye canlı bir özne muamelesi yaptığı gerçeğini değiştirmemektedir.