1
SABAHIN berrak aydınlığını temsil eden kuşluk vakti şahit olsun,[⁵⁷⁷⁴]
[5774] Çevirimiz Kur’an’ın duhâyı akşam’ın mukabili olarak kullanmasına dayanmaktadır (Krş. 79:46). Zımnen: Cahiliyye gecesini sona erdiren vahiy güneşinin ilk sabahı şahit olsun. Yemin vav’ı ile başlayan 16 sûreden biridir. Tümü de Mekkî olan bu sûrelerin başında gelen vav aslen bağlaçtır, yemin mânası aslî değil arızidir. Zâriyât hariç bu sûrelerin hiçbirinde Allah’ın Rab dışındaki herhangi bir sıfatı kullanılmaz. Zira bu âyetler Allah’ın eşyaya müdâhalesi hakkında tereddüt gösteren aklı reddetmektedir. Elbet uksimu bi’d-duhâ ile ve’d-duhâ arasında mâna farkı vardır. Kasem vavı ile başlayan sûrelerin genelinde yemin edilenler gözlemlenebilen ve hissedilebilen fizikî ve maddî şeyler, yeminin cevabında gelenler ise metafizik ve mânevî durumlardır. Yemin edilen şeyler maddî olandan mânevî olana zihnî intikal için bir destek noktası hükmündedir. Bununla da soyut düşünme yeteneği gelişmediği için melek ve cin gibi görünmez varlıkları somutlaştıran ilk muhatapların bu yeteneğini geliştirmek amaçlanmıştır.
2
karanlığın dibini bulup sakinleşen gece şahit olsun[⁵⁷⁷⁵]
[5775] İkinci vavı hal sayarsak, iki âyeti birlikte şöyle de çevirebiliriz: “Karanlığın sonuna dayandığı bir halde ortaya çıkan ilk sabahın aydınlığı şahit olsun”. Vahyin ilk inmeye başladığı Kadir Gecesi veya vahiy güneşi inmezden önceki cahiliyye gecesi. Bu durumda zımnen şöyle denilmiş olur: Ey muhatab! Eğer vahiyle içinden aydınlanmışsan, gündüz de sana şahittir, gece de.
3
ki; Rabbin seni ne terk etti, ne de darıldı.[⁵⁷⁷⁶]
[5776] Kalâda ke hitap zamirinin olduğu, fakat fasıla gereği düştüğü görüşü yaygındır (Ferrâ’dan nkl. Râzî). Fakat bu çeviride takip ettiğimiz usule aykırıdır. Zira metne lafız idhalini gerektiren bir zorlamadır. İbarenin önündeki zamir, sonu için de geçerlidir. Nesne malum olduğu için tekrarına gerek duyulmamıştır. Fasıla gözetilseydi sûrenin son kelimesi olan haddisin, habbir (haber ver) olması gerekirdi. Üzerine yemin edilen gündüz ve gecenin yeminin cevabı olan “terk etme” ve “darılma” ile ilişkisi şöyle açıklanabilir: Vahyin bazen kesilip bazen gelmesi gayet doğaldır, tıpkı gündüz ve gecenin doğal oluşu gibi.
4
Kaldı ki, işin sonu senin için önünden daha hayırlı olacaktır;[⁵⁷⁷⁷]
[5777] Eğer âhirete yevm veya dâr ilave edilmeden gelirse, bu takdirde âhiret “gelecek, akibet, sonrası” anlamına gelir ve hem bu dünyayı hem âhireti kapsar. Bu, “Muhammedî davetin geleceği bugününden çok daha parlak olacak” gaybî ihbarını içerir. Zımnen söylenen şudur: Rabbinin seni bırakması ve darılması şöyle dursun, Rabbin sana gelecekte büyük nimetler bahşedecek, tıpkı geçmişte ettiği gibi.
5
ve zamanı gelince Rabbin sana bahşedecek, sen de (bundan) hoşnut ve memnun olacaksın.
6
O seni bir yetim olarak bulup sığınak olmadı mı?[⁵⁷⁷⁸]
[5778] Yani: “yetim olarak dünya sahnesine çıkarıp”. 6-8. âyetlerde “yetim olma”, “yolu kaybetme” ve “ihtiyaç” Allah’a nisbet edilmezken, “sığınak olma”, “doğru yola yöneltme” ve “müstağni kılma”nın Allah’a nisbet edilmesinin üzerinde durmak gerekir.
7
Yine O seni yolunu kaybetmiş bulup doğru yola yöneltmişti.[⁵⁷⁷⁹]
[5779] Krş: “Sen bundan önce kitap nedir iman nedir bilmezdin” (42:52). Dalâl lugavî anlamı olan “şaşırmak” mânasınadır (12:8, 26:20; 2:282). Kavminin yanlış yola gittiğini fark etmiş fakat doğru yolun ne olduğunu bilememenin ıstırabıyla şaşırmış bir vaziyette kalakalmıştı.
8
Seni birilerine yük olmuş olarak bulup,[⁵⁷⁸⁰] muhannete muhtaç olmaktan ve mala tamahtan müstağni kılmıştı.[⁵⁷⁸¹]
[5780] Veya: “bakıma muhtaç kalabalık bir ailede bulup”. [5781] Kur’an’ın hiçbir yerinde ğınâ “servet”in anlamdaşı olarak kullanılmaz. Dahası ğınâ, servet sahibi olmadan da var olabilen bir şeydir (2:283). Malın karşıtı olarak da kullanılır (111:2; 69:28; 92:11). Buradaki ğınâ, “istiğna” ve “kanaat” mânasındadır. Yani malın ve servetin varlığını ya da yokluğunu dert edinmemek, ona bağımlı olmamak, ele girmesini ya da elden çıkmasını aşırı önemsememek anlamındadır (Krş: 57: 23). Allah Rasûlü’nün serveti “kelimeler” idi. Bu yüzden Rabbi, onun dünya metaına dönüp bakmasını istemedi (15:87-88). Zira Kur’an; değil dünyayı, âhireti bile alacak bir sermayeydi.
9
Dolayısıyla, asla yetimi ezme![⁵⁷⁸²]
[5782] Veya tekhar okuyuşuna göre: “surat asma!” (Krş: 28:77) Tercihimiz kahrın Kur’an’daki kullanımına dayanmaktadır. Allah Rasûlü şöyle buyurdu: “Allah’tan başka kimsesi olmayan hakkında Allah’tan korkun Allah’tan”. “Ben ve yetime kefil olan kimse cennette yan yanayız” (Buhârî).
10
Her durumda yardım isteyeni azarlama![⁵⁷⁸³]
[5783] Zımnen: Yol göstermeni isteyeni (Krş: Abese sûresi 3-10). Bu ilkenin Kur’an terbiyesindeki yeri, bu âyeti dengeleyen şu âyetle birlikte düşünülmelidir: “insanlardan arsızca istemezler” (2:273).
11
ve her zaman Rabbinin (sonsuz) nimetini dilinden düşürme![⁵⁷⁸⁴]
[5784] Bir şeyin dilde olması, hem onun gönülde ve zihinde olmasını gerektirir hem de olduğuna delâlet eder. Tahdîs-i nimet, nimeti yâd etmek, onu dile getirmektir. Bu ise şükrün bir parçasıdır. Buradaki nimet ilk olarak İslâm ve onun son tezahürü olan Kur’an vahyidir: “..ve size olan nimetimi tamamladım” (5:3).