1
KUŞATIP örten gece şahit olsun![⁵⁷⁵⁹]
[5759] Gece zaten karanlıktır. İnsanlığın ufkunu gittikçe karartan cahiliyye gecesine bir imâdır. Yemin vavı ile ilgili bkz. 93:1, not 1.
2
(Gecenin kuşatmasını) yarıp ortaya çıkan gündüz şahit olsun!
3
Erkek ve dişiyi yaratan kudret şahit olsun[⁵⁷⁶⁰]
[5760] Veya mânın ilgi zamiri vurgusuyla: “Erkek ve dişiyi yaratan şahit olsun”. Tercihimizin gerekçesi için bkz: 91:7, not 7.
4
ki (ey insanlık); sizin çabanız, (sebep ve sonuç açısından) farklı farklıdır.[⁵⁷⁶¹]
[5761] İlk üç âyette yemin edilen gece-gündüz ve erkek-dişi, farklılığın ve çift kutupluluğun Allah’ın yasası olduğuna delâlet eder. İyi-kötü, ödül-ceza, cennet-cehennem de varlığın tâbi olduğu bu yasanın iradeli eylemler alanındaki bir uzantısından başka bir şey değildir. Zaten devamındaki âyetler de bu gerçeği dile getirir.
5
Sözgelimi;[⁵⁷⁶²] kim sorumlu davranır ve (Allah yolunda) verirse;[⁵⁷⁶³]
[5762] “Ayrıntı ve açıklama” vurgusu taşıyan feemmânın bu bağlamdaki en uygun karşılığı. [5763] Buradaki ittika, 8. âyetteki istiğnânın mukabilidir. Çevirimizin gerekçesi budur.
6
üstelik en güzel olanı da tasdik ederse;[⁵⁷⁶⁴]
[5764] “En güzel”, tüm klasik tefsirlerde “tevhid kelimesi” olan lâ ilâhe illallah olarak yorumlanmıştır. Bizce “En güzel” (Husnâ) ile Allah da kastediliyor olabilir. Zira Kur’an husnâ kelimesini 4 yerde el-Esmau’l-Husnâ terkibi içerisinde Allah’a isnatla kullanır. İsimleri “en güzel” (husnâ) olanın kendisi de “en güzel”dir. Öte yandan tasadduk, bir güzelin bir güzelliği En Güzel adına başka güzellerle paylaşmasıdır. Husn, maddî olarak kubhun, mânevî olarak sûun mukabilidir. Burada ikincisidir. Güzelliğin son noktasını ifade eder. Husn hem “a’yan” hem “ahdas” hakkında kullanılır. Hasene vasıf olursa bir öncekiyle aynıdır, isim olursa sadece ahdas hakkında kullanılır. Husnâ ise sadece ahdas hakkında kullanılır (Râğıb). Husn Kur’an’da maddî güzellik için değil, aklî, kalbî ve şer’î güzellikler için kullanılır (et-Tefsîru’l-Beyânî).
7
işte ona, rahatlık ve mutluluğun zirvesine götüren yolu kolaylaştırırız.[⁵⁷⁶⁵]
[5765] Medine’de yaşanmış örnek bir infak olayı tefsir kaynaklarımızda bu pasajla ilintilendirilerek anlatılır (Bkz: 57:10, not 12).
8
Sözgelimi; kim de cimrilik yapar ve kendi kendine yettiğini zanneder,
9
en güzel olanı da yalanlarsa;
10
işte ona da, zorluk ve felaketin en dibine giden yolu kolaylaştırırız;[⁵⁷⁶⁶]
[5766] Kötüye cehennemin kolaylaştırılması, tercihinin onda artık yerleşik bir meleke haline gelmesiyle açıklanabilir. Çünkü onun iç dünyası tercihine alışmış, hatta tercihinin tiryakisi olmuştur. Bu da ona cehennemin kolaylaştırılmasıdır. Bir mastar formu olarak yusrâ kolaylığın zirvesini, ‘usrâ ise zorluğun dibini ifade eder.
11
öyle ki, o baş aşağı (cehenneme) yuvarlanıp helâk olacağı zaman, (Allah için paylaşmadığı) malı kendisini asla kurtaramaz.[⁵⁷⁶⁷]
[5767] Veya mâya soru mânası vererek: “malı kendisini kurtarır mı?”
12
ELBET doğru yolu göstermek sadece Bizim işimizdir;
13
ama gerçekte işin önü de sonu da Bizim mülkiyetimizdedir.[⁵⁷⁶⁸]
[5768] Burada âhiretin dünyadan önce gelmesi, insana öncelik sırasını öğretmek içindir.
14
İşte Ben sizi, alevler saçan bir ateşe karşı uyarmış bulunuyorum:
15
oraya sadece sorumsuzluğun zirvesinde olan[⁵⁷⁶⁹] bir azgın girer;[⁵⁷⁷⁰]
[5769] Bu eşkâ (en sorumsuz), 17. âyetteki etkânın (en sorumlu) karşıtıdır. [5770] Görgü tanığı İmam Malik anlatıyor: Ömer b. Abdülaziz’in arkasında akşam namazı kılıyorduk. Velleyli iza yağşa sûresini okudu. “Oraya sadece sorumsuzluğun zirvesinde olan bir azgın girer” âyetine gelince ağlamaya başladı. Ağlamadan dolayı âyeti bir türlü tamamlayamadı. Sonunda sûreyi okumayı bırakarak başka bir sûre okudu” (Kurtubî).
16
o ki, (vahyi) yalanladı[⁵⁷⁷¹] ve (gerçeğe) sırt döndü.
[5771] Kur’an’da tekzib daima tasdikin karşıtı olarak dinî anlamda kullanılır.
17
Ama yüce ve yüksek bir sorumluluk bilinciyle hareket eden kimse, o (ateşten) uzak tutulacak;
18
o ki, malını gönülden verir ve arınıp gelişir;[⁵⁷⁷²]
[5772] Yani Allah katında arınmak ve manen gelişmek için verir, riya ve gösteriş için değil. el-İtâ’, el-i‘tâdan farklı olarak “kolaylıkla vermeyi” ifade eder. “Gönülden” karşılığının gerekçesi budur.
19
Onun (bu yaptığı) herhangi birinden gördüğü bir hayra karşılık değildir;
20
sadece Yüce Rabbinin rızasını kazanma iştiyakı iledir.[⁵⁷⁷³]
[5773] Aynı edebi telkin eden âyetler için bkz: 76:8-9.
21
İşte böyle biri, kesinlikle, zamanı gelince (gördüğü karşılıktan) fazlasıyla memnun olacaktır.