1
KASVET gibi sarıp sarmalayan olayın haberi sana ulaştı mı?[⁵⁶⁹⁴]
[5694] Bu tarz bir sorunun mukadder cevabı: “Kesinlikle ulaştı”dır. Ğâşiye kıyamete isim olmuştur. Zira sıfatlara giydirilen dişil form, onu isme dönüştürmek içindir.
2
Bazıları[⁵⁶⁹⁵] vardır o gün; zillet içinde yıkılmıştır;[⁵⁶⁹⁶]
[5695] Lafzen: “Bazı yüzler”. Yüz, sahibinden kinayedir (Krş: 55:27). Delili 6. âyetteki “onlar için” ibaresidir. [5696] Huşû‘ kalp fiillerindendir. Fussılet 39’da mecazen yeryüzü için kullanılmış olsa da, genellikle insan için kullanılır. Zira huşû‘ bilgi ve bilinçten kaynaklanır. Mesela Allah’ın büyüklüğü hakkında insanın bilgisi arttıkça huşû‘u da artar. Mü’minlere dünyada nisbet edilir, kâfirlere ve münafıklara âhirette. Burada olduğu gibi, Allah’tan dünyada huşû‘ duymadılarsa âhirette mecburen duyacaklar (Krş: 79:9). Fakat dünyada duyulan huşû‘ sahibi için izzet ve şeref, âhirette duyulan huşû‘ sahibi için zillet ve meskenet olacaktır.
3
işi bitmiş, eli kolu dökülmüştür;
4
tarifi imkânsız kızgın bir ateşi boylarlar,
5
zehir gibi bir (umutsuzluğun) pınarından sulanırlar;
6
onlara hiçbir yiyecek yoktur, ancak onursuzların yiyeceği vardır;[⁵⁶⁹⁷]
[5697] Darî kelimesine verdiğimiz bu mâna, sözcüğün “onursuz, rezil, zayıf, zelil” gibi kök anlamına dayanmaktadır (Mekâyîs). Zımnen: Dünyada Allah’a karşı takındıkları küstahça kibir orada zillet ve onursuzluk olarak karşılığını bulacaktır. Darî‘ konusunda tefsirlerde yer alan yorumlar mesnetsizdir. Zira âyette geçen Darî‘ nekira gelmiştir. Bu formun metne kattığı yananlam şudur: Bu sizin bildiğiniz, gördüğünüz, duyduğunuz bir yiyecek değildir, tarifi imkânsızdır (Kök anlamıyla ilgili bir not için bkz: 7:55). Şu bir hakikattir ki, ğaybî hakikatler bu dünyada gördüğümüz nesneler üzerinden tarif ediliyor. Böylece ğaybi mânalar aklımıza nüzul etmiş oluyor.
7
ama ne besleyicidir ne doyurucudur.
8
Bazıları da vardır o gün; nimete gark olmuştur;
9
sonuçta gayretinin meyvesinden hoşnut ve razı olmuştur;
10
kendini tarifsiz bir Cennet’te, yüce bir makamda bulmuştur.
11
Orada boş bir lakırdı işitmeyecek,[⁵⁶⁹⁸]
[5698] Cenneti anlamdan ve amaçtan yoksun tasavvur edenleri red. Krş: “Elbet cennet ehli o gün, keyif veren bir meşguliyet içinde olacak” (36:55).
12
orada tarifsiz bir (mutluluk) pınarı hep çağıldayacak,[⁵⁶⁹⁹]
[5699] Cennet’teki her ödül dünyadaki bir amele mukabildir. Dolayısıyla bu nimetler de mü’minin dünyada Allah korkusuyla döktüğü göz yaşlarının, sevdanın kesilmeyen çeşmesi olan gönlünün, iyilik pınarı olan elleriyle yaptıklarının ödülü olacaktır.
13
orada sevinç ve huzur kaynağı yüce makamlar bulunacak;
14
her an içime hazır dolu dolu tarifsiz kupalar,
15
yan yana dizilmiş minderler
17
PEKİ, (yeniden dirilişi inkâr edenler) yağmur yüklü bulutlara[⁵⁷⁰⁰] bakmazlar mı nasıl yaratılmış?
[5700] Veya lafzî mânasıyla: “deveye”. Tercihimiz tekili olmayan ibil kelimesinin mecazî anlamıdır (Lisân ve Müfredât).
18
Ve gök kubbeye (bakmazlar mı), nasıl yükseltilmiş?
19
Ve dağlara (bakmazlar mı), nasıl dikilmiş?
20
Ve yeryüzüne (bakmazlar mı), nasıl yayılmış?
21
İmdi sen (ey Nebî) hatırlat! Çünkü sen sadece bir hatırlatıcısın;
22
onlara inanç dayatan bir zorba değilsin![⁵⁷⁰¹]
[5701] Bu âyetler, yıllar sonra inecek olan “Zorlama dinde yoktur” (2:256) âyetiyle de teyit edilecektir. Dolayısıyla bu âyetlerin neshedilerek hükmünün yürürlükten kaldırıldığı yorumu isabetsizdir.
23
İlla ki yüz çeviren ve inkâr eden olacaktır:
24
Allah onu, en büyük azap ile azaplandıracaktır.[⁵⁷⁰²]
[5702] Bu ibarenin zımnî karşılığı şudur: ‘Allah onu öyle mahrum edecektir ki, o en büyük mahrumiyet olacaktır (Bkz: 68:33, not 29 ve 85:10, not 11).
25
Bakın: Bizedir onların nihâî dönüşü.[⁵⁷⁰³]
[5703] Bu kalıpla sadece burada gelen el-iyâb, anlamı daha genel olan er-rucû‘ ile karşılanamaz. Varış makamı Allah olan “nihâî dönüşü” ifade eder (Krş: el-İ‘câz, s. 469-472).
26
Yine bakın: Bize düşer onları hesaba çekmek.