1
SEMA[⁵⁶⁶⁸] ve gece gelen konuk şahit olsun![⁵⁶⁶⁹]
[5668] Tekil geldiği bu bağlamda hem “uzaya” hem de varlığın “en üst tabakasına” delâlet eder. [5669] et-Târık: “işittirmek için şiddetle vurmak, ses çıkarmak” anlamına tarktan. Gece gelen konuğun kapı vuruşuna et-turuk denilir. et-Târık, “gece gelip kapıyı vuran konuk” anlamına cins isimdir. Sabahı müjdelediği için sabah yıldızına da Târık adı verilmiştir. Sûrenin bütünü dikkate alındığında et-Târık’la vahyin kastedildiği görülür. Zira vahiy insanlığın zifiri gecesinde gelip sabahı müjdeleyen bir gök konuğudur. O mühürlenmemiş yüreklerin kapısını çaldığı için Târık’tır. Vahiy fiilen de bir gece (Kadir Gecesi) inmeye başlamıştır.
2
Sahi, gecenin konuğu nedir, bilir misin sen?
3
O (inkârcı aklın) zifiri karanlığını delen bir yıldızdır.[⁵⁶⁷⁰]
[5670] Kur’an vahyi, insanoğluna zifiri gecede yolunu gösteren ve sabahı müjdeleyen kendi semasının en parlak yıldızıdır. Cahiliyye karanlığını delmiştir. Sâkıbın “yücelen” anlamını esas alırsak mâna şöyle olur: “yücelen bir yıldızdır”. Arap edebiyat tarihinde sâkıb ilk kez Kur’an’da görünür. Türetildiği sakb, “yumuşak bir şeyi yakarak delmek” mânasına gelir. Necm, “yıldız” anlamının yanında “vahyin aşama aşama inişini” (tencîm) de ifade eder. Bu açıdan bu âyetle “vahyin aşama aşama inişi şahit olsun” anlamına gelen Necm sûresinin ilk âyeti arasında bir mâna irtibatı bulunmaktadır.
4
Zaten hiçbir insan yoktur ki (ilâhî) gözetim ve koruma altında olmasın.[⁵⁶⁷¹]
[5671] Veya in-i muhaffefe ve lâm-ı te’kit takdiriyle: “Elbet her insan mutlaka gözetim ve koruma altındadır”. Zımnen: Vahyin gönderiliş amacı da insanı hıfz içindir. Sağduyu da denilen vicdan, bu ilâhî gözetimin iç dünyamızdaki karşılığıdır. Vicdan altyapıdır ve vahiyle gelen din onun üstyapısını oluşturur.
5
[⁵⁶⁷²]İNSANOĞLU neden yaratıldığına bir baksın:
[5672] Burada bir ibtidaiyye fâsı vardır ve çeviriye mâna ile değil büyük harfle yazılan paragraf başı işleviyle yansımıştır. Bunu çok yerde uyguladık, fakat sadece birkaç yerde notlandırdık.
6
o, (üreme organlarından) fışkıran hayat tohumları içeren basit bir sıvıdan[⁵⁶⁷³] yaratıldı;
[5673] “Atılan, fışkıran” mânasına gelen dâfik ism-i faildir. Bu form özne formudur. Min edatı, insanın bu sıvının tümünden değil içindeki hayat suyundan (sperma) yaratıldığına delâlet eder.
7
omurga ile kaburga kemikleri arasında (ki bölgede)n çıkan…[⁵⁶⁷⁴]
[5674] Yani: “sırtı ile göğsü” ya da “göğsü ile oturunca toprağa (turab: terâib) gelen yeri arasındaki bölgeden”. Kafa, kollar ve bacaklar hariç gövdenin tümünü ifade eder (el-İ‘câz, s.525). Kur’an cinsel organlar konusunda genellikle kinayeli bir üslup benimser. Bu âyet erkek ve kadının üreme organlarından kinaye olarak anlaşılabileceği gibi, lafzen de anlaşılabilir. Bu ibare her iki cinsin üreme sisteminin tamamını ifade etse gerektir.
8
Elbet (insanı yoktan var eden) Allah, onu tekrar hayata döndürmeğe kadirdir.[⁵⁶⁷⁵]
[5675] er-Rac‘, er-rucu‘dan farklı olarak geçişli fiilin mastarıdır. Bunun delâlet ettiği zımnî mâna şudur: Eğer Allah hayata döndürmemiş olsaydı o asla varolamazdı.
9
O gün, sırlar (bile) sınanır;
10
dahası kişi ne (içerden) bir güç ne de (dışardan) bir yardım alabilir.
11
(HAYAT) çevrimine sahne olan gök şahit olsun;[⁵⁶⁷⁶]
[5676] “Dönüş, çevrilme” anlamındaki er-rac‘in buradaki en uygun karşılığı yeryüzündeki canlı hayat için vazgeçilmez olan yağmurla girdiği “hayat çevrimi” olsa gerektir. Bunun, mikro uzaydan makro uzaya, atomdan galaksilere varana dek bütün bir kozmosun “varlık tavafı” olan dairesel hareketini ifade etmesi de mümkündür. Unutulmamalıdır ki insanoğlu kozmik tavafın ekmeğini yemektedir. Hayatımızı mümkün kılan eşyayı kullanmamızı bu tavafa borçluyuz. Eğer atomların haccında çekirdek Kâbe’sinin etrafında elektron hacısı tavaf etmeyi durdurursa, bütün maddî varlık içine çöker (füzyon), bu takdirde ne toprağı ekebilir, ne suyu içebilir, ne kumaşı biçebilirdik. Eğer dünya hacısı güneş Kâbe’sini tavaf etmeyi durdurursa, bu kıyametin kopuşu olurdu. Eğer kan hacısı kalp Kâbe’sini tavaf etmeyi durdurursa, bu ölüm olurdu.
12
ve (bitkilerle) yarılan yer şahit olsun:
13
elbet bu (vahiy) hakkı bâtıldan ayıran bir sözdür,
14
o asla anlamsız bir lakırdı değildir.
15
Ne var ki onlar tuzak üstüne tuzak kuruyorlar;
16
ve Ben de onların tuzaklarını bozuyorum.
17
Şu halde kâfirlere süre ver, sadece kısa bir süre…