1
GÖKYÜZÜ şerha şerha yarıldığında,[⁵⁶³²]
[5632] İnfial kalıbının açılımıyla: “yarılma emrine boyun eğdiğinde”. Kıyamete ilişkin tüm haberler meçhul ya da mutavaat kalıbıyla gelir. Yani faile değil fiile dikkat çekilir. Bu, “aniden” (bağteten) kelimesiyle ifade edilmiştir. Sistemin içine yerleştirilmiş bir yasayla gerçekleşeceği anlamına gelir. Kun fe-yekun emri gereği, bu âlem oluş ve bozuluş âlemidir. Bozuluş ve yeniden oluş bir süreçtir. İnfitâr (82. sûre) kevn ve fesad sürecinin başlangıcını, bu âyetteki inşikak bir sonraki safhayı, tayy (21:104) ise sürecin sonunu ifade eder. Âdeta bir torbanın içinin dışına çevrilmesi gibi tasvir edilen süreç şu âyette ifadesini bulur: “mahlukat (evrenini) ilk defa nasıl yaratmışsak, onu öylece tekrar yaratacağız” (21:104).
2
yani[⁵⁶³³] Rabbine kulak verdiğinde ve sonuç alındığında,[⁵⁶³⁴]
[5633] Ve bağlacının bu bağlamdaki en uygun karşılığı. [5634] Meçhul kiple (hukkat) gelmesinin hikmeti için sûrenin girişine bkz.
3
ve yeryüzü uçsuz bucaksız bir düzlük haline getirildiğinde,[⁵⁶³⁵]
[5635] Bkz: 20:105-107 ışığında. Zımnen: büyük duruşma için dev bir duruşma salonu haline getirildiğinde.
4
ve içindeki her şeyi atarak boşaldığında,[⁵⁶³⁶]
[5636] Yani: Gizlisi saklısı kalmayıp içini boşalttığında. Veya içinde taşıdığı cevher, maden, petrol ve gaz gibi değerleri boşaltıp tabii ömrünü tamamladığında.
5
yani Rabbine kulak verdiğinde ve sonuç alındığında…
6
Sen ey insanoğlu! Evet evet, hayat yolunda son sürat yeldirdikçe (ister istemez) Rabbine doğru yol alan sen, sonunda O’na kavuşacaksın![⁵⁶³⁷]
[5637] Veya, mulâkîhideki zamiri kedhe dönük okuyarak: “Rabbine vardığında hayat yolundaki çabanın karşılığına kavuşacaksın”. Tercihimiz Müberred ve Ahfeş gibi dil otoritelerine dayanmaktadır. Kesb, sonucu sahibine kâr veya zarar olarak dönen fiil, kedh sahibini yaparken aşırı etkileyen ve büyük emek isteyen fiil. Kedh eylemin sebebini, kesb ise sonucunu ifade eder. (Furûk, 150).
7
İşte (o gün) sicili sağ eline verilen kimseye gelince:
8
onun hesabı pek kolay görülecek[⁵⁶³⁸]
[5638] Bunun üç farklı yolu vardır: 1) Yaptıklarının en iyisiyle ödüllendirilmek (24:38 ve 46:16); 2) Günahlarının örtülmesi (64:9); 3) İyiliklerinin on katıyla karşılık bulması (6:160). Rasulullah bazı namazlarında, “Allahumme hâsibnî hısâben yesîrâ: Allah’ım hesabımı kolay getir!” diye dua ederdi (İbn Hanbel).
9
ve kendi insanları arasına sevinçli bir şekilde dönecek.
10
Ve sicili bozuk çıkan[⁵⁶³⁹] kimseye gelince:
[5639] Lafzen: “arkadan verilen”. Hâkka’da “solundan”. Demek ki sağ-sol tanımları mecazidir ve aslında soldan ve arkadan vermek zorluğa ve kaybetmişliğe delâlet eder. Zımnen: hakikate sırt dönen karnesini sırtından alacak. Allah’a sırtını dönenlerin bozuk sicili sırtlarına yapıştırılmış bir yafta gibi olacak. Böylece hakikate ters dönerek ihanet ettikleri sırtları da kendilerinden öç alacak.
11
artık ısrarla yok olmak için yalvaracak,[⁵⁶⁴⁰]
[5640] Şu âyet tam da bu gibiler içindir: “Bugün bir tek yok oluşu çağırmayın, (aksine); birçok yok oluşu çağırın” (25:14).
12
ne ki çılgın bir ateşi boylayacak;
13
oysa o, (vaktiyle) kendi insanları içerisinde pek şen şakrak idi;
14
her halde o (Allah’a) döneceğini asla ummuyordu;
15
evet öyleydi, ama Rabbi onu sürekli gözetliyordu.
16
ÖTESİ YOK![⁵⁶⁴¹] İşte şafak vaktini Ben şahit tutuyorum![⁵⁶⁴²]
[5641] Çevirimizin gerekçesi için bkz: 90:1, not 1. [5642] Şafak: gün batarken tan yerindeki beyazlık. Gece şahidinin, nöbeti devralırken gündüz şahidine verdiği selamdır. Gecenin içinde saklı gündüzlere atıf. Zımnen: Size ikram ettiğim zamanı şahit tutacağım ve zaman dile gelip emanete ne yaptığınızı söyleyecek.
17
ve geceyi ve toplayıp kaydettiklerini,[⁵⁶⁴³]
[5643] Zımnen: Gecenin karanlığı altında işlediklerinizi de Allah görüyor.
18
ve safha safha dolunay halini alan[⁵⁶⁴⁴] ayı (şahit tutuyorum ki
[5644] Lafzen: “(ışığı) biriktirip toparlanan”.
19
ey insanlar; mukadder sona doğru) safha safha, adım adım ilerleyeceksiniz.[⁵⁶⁴⁵]
[5645] Veya: “Bir boyuttan diğer boyuta geçerek ilerleyeceksiniz”. Burada zikredilen insan tekinin veya soyunun yeryüzündeki serüvenidir. Zira âhiret âyetleri muzari değil mazi olarak gelir. Oysa ki burada kasemden sonra geldiği için muzari gelecek zamana kilitlenmiştir. Zımnen: Hayat bir güne benzer; sabahı, akşamı, gecesi ve yeniden dirilişi var. İyisi ve kötüsü, acısı ve tatlısı var. Mü’mini ve kâfiri, sâdıkı ve fâsıkı var. Ama mutlaka bir sonu ve Hesap Günü var. Bu âyette insanoğlunun yer ve gök katmanlarındaki yolculuğuna da bir işaret bulunabilir. Parantez içi açıklamamızın gerekçesi bir sonraki âyettir.
20
Peki, onlara ne oluyor ki hâlâ (Hesap Günü’ne) iman etmiyorlar?[⁵⁶⁴⁶]
[5646] Yani: Âhiret, bütün yaratılmışları kuşatan tekâmül yasasının insana ilişkin boyutudur.
21
Dahası, kendilerine Kur’an okunduğu zaman onu tasdik edip de teslim olmuyorlar.[⁵⁶⁴⁷]
[5647] Secde burada “tasdik ve boyun eğme” anlamındadır. Zira bir sonraki âyetteki tekzib/yalanlama”, secdenin karşıtı olarak kullanılmıştır (Krş: 55:6). Allah’ın rehberliğine kayıtsız şartsız uyma anlamına gelir (Krş: Ebu Müslim ve Rağıb’a katılarak Râzî). Zira, hemen arkadan gelen “küfürde direnenler vahyi yalanlıyor” âyeti, buradaki secdenin karşıtıdır.
22
Aksine, inkârda direnenler (ilâhî vahyi) yalanlamakta ısrar ediyor;
23
ama Allah içlerinde biriktirip gizlediklerini çok iyi biliyor.
24
Artık onlara elem verici bir azabı müjdele;[⁵⁶⁴⁸]
[5648] “Azabı müjdele” şeklindeki nükteli üslûp, onların vahyi hafife almalarına karşı bir misillemedir.
25
ancak iman edenler ve Allah rızasına uygun davrananlar hariç: Onları kesintisiz bir ödül bekliyor.[⁵⁶⁴⁹]
[5649] Veya: “Başa kakılmayacak tarifsiz bir ödül”. Tercihimiz İbn Abbas’ın Nafi b. Ezrak’a verdiği cevaba dayanmaktadır (Tahkikli bir neşr için bkz: Âişe Abdurrahmân, el-İ‘câzu’l-Beyânî li’l-Kur’an ve Mesâilu İbni’l-Ezrak, Kahire-1404).