Ana SayfaMealler › Mustafa İslamoğlu

Mustafa İslamoğlu

Bu mealle oku
Mustafa İslamoğlu meali ile okumaya başla
Tekvir 1 / 29
1
GÜNEŞ(İN defteri) dürüldüğünde,[⁵⁵⁸⁶] [5586] İbn Abbas ve Mücahid’in dediği gibi, güneş içine çöküp yutan veya yutulan bir karanlık haline geldiğinde (“Azlemet, idmehallet ve zehebet”, Taberî). Bu dürülme sonucunda güneş ve diğer kozmik varlıklar bir çekirdek gibi aslına rücu edecek, sanki yeniden yaratılış bu çekirdeğin yeniden çatlatılması ile (İnfitâr) vuku bulacaktır (Bkz: 21:104). Allahu a’lem.
M.İslamoğlu 81:1
2
yıldızlar sönüp döküldüğünde,
M.İslamoğlu 81:2
3
dağlar yürütüldüğünde,
M.İslamoğlu 81:3
4
doğumu yakın develer terk edildiğinde,[⁵⁵⁸⁷] [5587] Veya istiare olarak: “Yağmur yüklü bulutlar terkedilip yağmur yağdırmadığında”.
M.İslamoğlu 81:4
5
bütün yabanî hayvanlar birbirine sokulduğunda,[⁵⁵⁸⁸] [5588] Lafzen: “Bir araya toplandığında”. Zımnen, kıyametin dehşetinin bir göstergesi olarak: “avcılar ve avları birbirine sığındığında”. ‘Abese 34-37 birlikte zımnen: İnsan da hayvan da Son Saat’e alışılmadık tepkiler verecek.
M.İslamoğlu 81:5
6
denizler fokur fokur kaynatıldığında,
M.İslamoğlu 81:6
7
herkes (iman ve amellerine göre) tasnif edildiğinde,[⁵⁵⁸⁹] [5589] Lafzen: “Eşleştirildiğinde”. Tabii ki dünya hayatındaki seçimlerine göre. Krş: “Sizler üç sınıfta tasnif edilmiş olacaksınız” (56:7, 8-10). Âyette, hayvanlar dahil tüm canlıları ifade eden enfus çoğulu değil, sadece insanları ifade eden nufus (nefisler) çoğulu kullanılmıştır. “İnsanlar” şeklindeki çevirimizin gerekçesi budur. Genellikle Kur’an, âhiret hayatını ele alırken cinsiyet, sınıf, milliyet gibi fizikî ve sosyal tanımlamaların ötesine geçen nefs kelimesini kullanır (3.185; 89:27). Bu kullanım, âhiretteki ceza ve ödülün cinsiyet dahil her tür fizikî ve sosyal farklılığın ötesinde, insanın özü ve aslı bağlamında ele alındığının göstergesidir. Tekrar dirilecek olan da nefstir.
M.İslamoğlu 81:7
8
diri diri gömülen kız çocukları sorduğunda[⁵⁵⁹⁰] [5590] Veya çoğunluğun okuduğu gibi: “sorulduğunda” (Tercihimiz olan kıraat için bkz. Taberî).
M.İslamoğlu 81:8
9
hangi suçtan dolayı öldürüldüklerinin hesabını,[⁵⁵⁹¹] [5591] Maddî gelişmeyle övünen ilk muhataplara, refahın felahın garantisi olmadığını, öz çocuklarını diri diri gömmek gibi vahşice bir cinayeti güzel gösteren gelenekle övünmelerinin gülünçlüğünü ifade eder.
M.İslamoğlu 81:9
10
(insanların) amel defterleri açıldığında,
M.İslamoğlu 81:10
11
gök, (bir gövdenin derisi gibi) soyulduğunda,[⁵⁵⁹²] [5592] Semanın geriye sarılış ve dürülüş (21:104) sürecinin tamamlanışını ifade eder.
M.İslamoğlu 81:11
12
Cehennem kışkırtıldığında,[⁵⁵⁹³] [5593] Bu âyetin açık göstergesi, cehennemin bilinen kozmosun haricinde anlaşılması gerektiğidir.
M.İslamoğlu 81:12
13
ve Cennet(in görüntüsü) yakın plan sunulduğunda;[⁵⁵⁹⁴] [5594] Tıpkı cehennem gibi, cennetin de gökler ve yıldızlara dahil olmadığının delili olsa gerektir. Allah en doğrusunu bilir.
M.İslamoğlu 81:13
14
(işte o zaman) her can ne hazırladığını (yakînen) bilir.[⁵⁵⁹⁵] [5595] Bu pasajın ifade ettiği hakikatin farklı bir anlatımı için bkz: 18:47-49.
M.İslamoğlu 81:14
15
BUNDAN ötesi yok![⁵⁵⁹⁶] İşte Ben yemin ederim gizlenenlere,[⁵⁵⁹⁷] [5596] Çevirimizin gerekçesi için bkz: 90:1, not 1. [5597] Bu ve müteakip âyetteki sıfatların mevsufları yoktur. Bunlar “yıldız, gezegen” gibi gök cisimleri veya yuvalarına girip çıkan yabanî hayvanlar olarak yorumlanmıştır (Taberî). Bizce benzeri yerlerde olduğu gibi bu sıfatların mevsufları vahiy veya o vahyin inşa ettiği mü’minlerdir. Bu takdirde mâna zımnen şöyle olur: Yemin ederim gönüllere gizlenerek onları harekete geçiren vahye, o vahyin yörüngesinde kâh gizli kâh alenî atağa kalkan mü’minlere. Eğer sûrenin başından beri izlenen kozmik süreç bağlamında anlaşılırsa, bu durumda bu gizlenenler evrenin tüm yıldızları ve galaksileri olur. Zira onlar geri sarılıp dürülmüş ve başlangıcına iade edilmiş bir halde artık tek noktadadırlar (21:104).
M.İslamoğlu 81:15
16
yuvalarına giren[⁵⁵⁹⁸] yıldız ve gezegenlere,[⁵⁵⁹⁹] [5598] Veya “görünmeyen”. Işığı sönüp artık kara delik haline gelmiş yıldızlara atıf olabilir. [5599] el-Cevar, cariye gibi dönüp duran. Bununla yıldızlar ve gezegenler kastedilmiştir. Onlar adeta insana hizmet için dolanan garson kızlar gibidir. Bu âyet, yıldız ve gezegenlerin yuvalarına girişini, yani başlangıç noktasına iade edilişini, zamanın ve mekânın geri sarılış sürecinin sonunu ifade eder.
M.İslamoğlu 81:16
17
ve (yokluğun) zifiri karanlığına (zaman ve mekân) geri döndüğünde;[⁵⁶⁰⁰] [5600] Yani: Yokluk gecesinin sonu varlık gündüzünün başı. Sûrenin başından beri nakledilen evrenin geriye sarılış ve aslına iade ediliş sürecinin geldiği son nokta. Yani tekrar yaratılmak için ilk başlangıcına, yokluğa iade edilmesi (21:104 ve 39:67).
M.İslamoğlu 81:17
18
ve henüz soluk almaya başlayan sabaha[⁵⁶⁰¹] (yemin ederim)! [5601] Bu “sabah” sûrenin başından buraya kadarki kozmik geriye sarılış ve dürülüş sürecinin bitiminden sonra yeniden yaratılışın ilk sabahını ifade etse gerektir. Bu aynı zamanda cahiliyye gecesinin zifiri karanlığında imanın neredeyse yok olup, vahyin aydınlığı ile tekrar ortaya çıktığını çağrıştıran tevriyeli bir ifadedir.
M.İslamoğlu 81:18
19
Ki elbet bu (Kur’an), türünün en seçkini olan bir elçi (meleğin) ilettiği sözdür;[⁵⁶⁰²] [5602] Gayet açıktır ki, elçinin sözü elçiye değil elçiyi gönderene aittir. Çünkü o, ilâhî kelâmın elçisidir. Allah, ilâhî kelâmın ruhunu Cebrail kamışı içinden üflemiş, rasulün akleden kalbine indirilen söz orada ortaya çıkmıştır. Burada “elçi”, Hâkka’dakinin aksine melektir. Bağlam bunu tasrih etmektedir.
M.İslamoğlu 81:19
20
Arş’ın sahibi katından ona hem güç hem de makam bahşedilmiştir;
M.İslamoğlu 81:20
21
orada kendisine itaat edilir; üstelik kendisine güven duyulur.
M.İslamoğlu 81:21
22
Arkadaşınız da cin musallat olmuş biri değildir.
M.İslamoğlu 81:22
23
Doğrusu o, meleği berrak bir ufukta görmüştür;[⁵⁶⁰³] [5603] Vahyin geliş sıklığının henüz tecrübe edilmediği başlangıçta doğal bir molayı vahyin kesildiğine yoran Mekke’deki inkârcıların dedikodularını reddeden bir ifade (Vahiy kesintisiyle ilgili değerlendirmemiz için bkz: 74. sûrenin girişi). “Doğrusu onu bir başka iniş sırasında yine görmüştü” (53:13) âyeti, buraya atıf olarak okunmalıdır.
M.İslamoğlu 81:23
24
kaldı ki o, görünmeyenin bilgisi üzerinde tekel kurup (onu saklayan) biri de değildir;[⁵⁶⁰⁴] [5604] Veya: “o gayba ilişkin yalan yanlış bilgilerin peşinde seğirten kâhin ve falcıları kıskanan biri değildir”; veya zamirin meleğe gittiğini varsayarak: “(vahiy gibi) gaybî bir hakikati kıskanan biri değildir”. Mal ve para gibi verince elden çıkan somut değerleri kıskanana bahîl, ilim ve hikmet gibi verince eksilmeyen değerleri kıskanana danîn denilir.
M.İslamoğlu 81:24
25
dahası bu kelâm, Allah’ın kendisine sığınanları şerrinden emin kıldığı[⁵⁶⁰⁵] şeytanın sözü de değildir.[⁵⁶⁰⁶] [5605] Racîmin açılımı. Bu âyette şeytan, 19. âyetteki meleğin mukabili olarak yer alıyor. [5606] Şeytanın vahyin iniş sürecinde ilk defa geçtiği yer. Çok sağlam ve uzun ip, halat” anlamına gelen eş-şetanu köküne nisbet edilir. Bu tanıma uygun olduğu için Arapça’da çok özel bir yılan türüne de şeytan denilir. Bu yılanın özelliği sinsi olup uyurken insanın ağzından midesine akması, aniden ve gizlice sokması ve göreni hayrette bırakan at yelesi gibi bir yeleye sahip olmasıdır. Şetane an, “uzaklaştı”, şâtın, “haktan uzaklaşan” demektir (Lisân). Kur’an’da haktan uzak düşen görünür ve görünmez, somut ve soyut her varlık için kullanılmıştır. Kelimenin “habis, melun” anlamındaki İbranca bir kökten türetildiği de söylenmiştir. Eğer kelime ş-t-n değil de ş-y-t kökünden türetilmişse, o zaman kök anlamı “yanmak, öfkeden yanıp tutuşmak” anlamına gelir. Kur’an’da İblis’in Allah ile ilişkisinde “İblis”, insan ile ilişkisinde “şeytan” sıfatı kullanılmıştır. Bakara 34. âyet birincisine, aynı sûrenin 36. âyeti ise ikincisine örnektir. Görünen-görünmeyen, insan-cin her tür varlık için kullanılır. Kur’an’a göre şeytan insanın sahici ve gerçek bir “düşman ötekisi”dir. “O sizin apaçık düşmanınızdır” âyetleri bunu teyit eder. Zira insan “ötekisiz” yapamaz. Eğer şeytan olmazsa insan hep kendi türünden birilerini “düşman öteki” ilan eder ve onu şeytanlaştırır. Bu giderek kendine döner ve sürecin sonunda insan kendi kendisinin şeytanı olur.
M.İslamoğlu 81:25
26
Hakikat buyken (ey insanlar), nereye gidiyorsunuz![⁵⁶⁰⁷] [5607] Veya zehebenin “bir görüşe vardı” anlamıyla: “o sonuca nereden varıyorsunuz?”
M.İslamoğlu 81:26
27
Bu vahiy, tüm insanlık için bir uyarı ve öğütten ibarettir;
M.İslamoğlu 81:27
28
sonuçta[⁵⁶⁰⁸] içinizden doğru yolda yürümeyi tercih edenler (öğüt alır). [5608] Akıbet lâmı vurgusuyla.
M.İslamoğlu 81:28
29
Zaten âlemlerin Rabbi Allah (size irade vermeyi) tercih etmese, siz hiçbir şey tercih edemezdiniz.[⁵⁶⁰⁹] [5609] Yani: Allah sizin iyi ve doğru olanı seçmenizi dilemiş, bunu dilemeniz için hem akıl ve irade vermiş hem de vahiyle yol göstermiştir. (Krş: 74:54-56; 76:3, 29-30).
M.İslamoğlu 81:29
Tekvir suresi tamamlandı