1
O (KİBİRLİ KİŞİ) surat astı ve sırtını dönüp uzaklaştı,
2
Elçi’ye âmâ geldi diye…[⁵⁵⁶⁵]
[5565] Veya: “O (rasul) surat astı ve sırtını dönüp uzaklaştı, yanına âmâ geldi diye…” Müteakip 3 ve 4. âyetlerin okunuşuna bağlı olarak ilk iki âyetin özneleri değişir. Bu âyetlerin öznesinin Allah Rasûlü olduğunu ittifakla söyleyen klasik tefsirin tercihinde, Muvatta ve Tirmizî’nin Sünen’inde nakledilen nüzul sebebi rivayeti belirleyici olmuştur. Fakat Tirmizî rivayeti sorunludur. Bununla beraber bu rivayetler bile tercihimizi dolaylı olarak onaylar. Tercihimizin birinci gerekçesi, “surat astı” (‘abese) fiilinin aynen (ayrıca “sırt dönüp uzaklaştı” anlamına gelen tevellâ ve edbera yakın anlamlılarının) geçtiği Müddessir 23-24. âyetler ve orada anlatılan tiptir. Nüzul sebebi rivayetlerine dikkatle bakınca, hem 74:23-24’teki hem de buradaki olayda aynı ismin geçtiği görülür: Velid b. Muğire. Tercihimizin ikinci gerekçesi de şudur: İlk iki âyette özneden “o” diye söz edilirken, müteakip âyetlerde “sen” diye söz edilmektedir. Bu da, ilk iki âyetle sonraki âyetlerin öznelerinin farklılığını teyit eder. Özetle; 1 ve 2. âyetteki muhatap (yani “o kibirli adam”) Velid b. Muğire b. Şube, 3 ve 4. âyetteki muhatap ise Allah Rasûlü’dür.
3
“Ve (sana gelince Ey Nebi!) Sen nereden bileceksin o (müşrikin) arınacağına[⁵⁵⁶⁶] dair bir ihtimal[⁵⁵⁶⁷] bulunduğunu;
[5566] Yezzekkânın aslı yetezekkâdır. Dönüşlü kiptir. Kipin bu bağlamdaki açılımı şudur: Vahiy gibi arıtan bir öznenin varlığı tek başına yetmez. Onun yanında insan da arınmaya gönüllü olmalıdır ki işlem tamamlansın. [5567] Lealle edatının bu bağlamdaki en uygun karşılığı.
4
veya alacağı dersin kendisine yarar sağlayacağını?[⁵⁵⁶⁸]
[5568] Veya: “Ve (ey rasul); sen nereden bileceksin; belki de o arınacak veya alacağı öğüt kendisine bir yarar sağlayacaktı?” İki âyetlik bu uzun cümlenin i’rabı, mâna farklılığına izin verecek bir yapıdadır. Klasik tefsir iki hatta üç mef’ul alan yudrîke geçişli fiilini ya biri zamir (ke/sen) diğeri mahzuf iki mef’ulle izah etmiş, ya da arkasından gelen le‘alle edatının kalp fiillerinden olduğunu, üstelik talep ve temenni bildiren bir istifham olduğunu söyleyen Ebu Ali Fârisi’ye dayanarak, bu durumda yudrî fiilinin iki-üç değil, tek tümleç isteyen fiile dönüştüğünü, sonrasının da müstakil bir cümle olduğunu savunmuşlardır (Nkl: İbn Âşûr). Tercihimiz, yudrî fiilinin iki mef’ulüyle birlikte (biri ke zamiri diğeri müteakip iki cümle) tek bir cümle gibi okunmasına dayanmaktadır. Bu âyet İslâm’a davette seçkinci yaklaşımı reddetmektedir.
5
Fakat, kendi kendine yettiğini sanan[⁵⁵⁶⁹] kimseye gelince:
[5569] İstiğnadaki sin ve te’nin mânaya kattığı yananlam.
6
Sen bütün ilgini ona yönelttin;[⁵⁵⁷⁰]
[5570] Zımnen: “böyle yapmak sana yakışmadı”. Bu Allah Rasûlü’ne açıkça “Bir daha böyle yapma” uyarısıdır. Burada soru şudur: Vahiy seyrek de olsa ara sıra yer verdiği Allah Rasûlü’ne ait bu gibi ‘zelle’leri örtemez miydi? Eğer örtseydi, kimsenin haberi olmazdı. Peki, o zaman ne diye dile getirip onları ölümsüzleştirdi? Bu ve buna benzer tüm soruların cevabı bu sûrenin 23. âyetinde verilmiştir: Hatasız kul olmaz. Elçiler de buna dahildir. Şu halde Allah Rasûlü’nün görevi “Nasıl hatasız kul olunur?” sorusunun isbatını ortaya koymak değil, “Hata yapılınca nasıl özür dilenir, nasıl tevbe edilir, nasıl geri dönülür?” sorularının isbatını ortaya koymaktır. Allah’ın kendi elçisine “Ben de sizin gibi ölümlü bir insanım” demesini emretmesinin temelinde yatan sebep de bu olsa gerektir.
7
oysa onun arınmamasının sorumlusu sen değilsin;[⁵⁵⁷¹]
[5571] İlâhî şefkatin beliğ bir ifadesi. Demek ki uyarı alan bu davranışın temelinde Nebi’nin aşırı sorumluluk duygusu vardı. Bu âyet Rasulullah’ın içtihad ettiğinin ve içtihadında yanıldığında Allah’ın onu düzelttiğinin beyanıdır. Düzeltilen o içtihat “varlıklı ve hatırlı kimselerle fazla ilgilenilirse imana geleceklerine dair” yanlış görüştür. Eğer vahyin müdalahesi olmamış olsaydı, onun ictihadı “sünnet” olacaktı. Allah Rasûlü Amiroğullarından olan babası yerine soylu Mahzumoğullarından olan annesine nisbetle anılan ve Hz. Hatice’nin kuzeni olan İbn Ümmi Mektum’u gördüğünde “Merhaba ey Rabbimin kendisi yüzünden beni uyardığı kişi” dermiş. Biz Kur’-an’da anlatılan diğer elçilerin kıssalarında da onaylanmayan içtihatlar görüyoruz. Hz. Nûh’un oğlu hakkındaki içtihadı (11:45), Hz. İbrahim’in soyu ve babası hakkındaki içtihadı gibi (9:114).
8
fakat sana büyük bir iştiyakla gelen var ya:
9
-ki o Allah’a saygıda kusur etmez-
10
işte sen onu ihmal ediyorsun.
11
ELBET bu hitap bir öğüt ve uyarıdan ibarettir:[⁵⁵⁷²]
[5572] Zımnen: Bu âyetler seni üzmek için değildir; zira uyarı dostluğun icabıdır: Allah senin dostundur.
12
isteyen herkes ondan öğüt alabilir,
13
kutsal ve seçkin kayıtlar altında korunmuştur;[⁵⁵⁷³]
[5573] Mukerreme, merfû‘ah, mutahhara gibi sıfatlarla anılan bu sayfalar elbette yerden biten kâğıtlar değil arştan inen vahyin dokunulmaz ve mukaddes kaynağıdır.
15
elçilerin elleriyle (taşınan);
16
türünün en iyisi ve hata yapmayan (elçilerin).
17
Şu kahrolası (kâfir) insan, nankörlükte[⁵⁵⁷⁴] ne kadar da sınır tanımazdır?
[5574] Veya: “küfürde..” Müteakip âyetler dikkate alındığında muhatap tür olarak insandır.
18
O, insanı neden yarattı?
19
(Elbette) basit bir hayat tohumundan. Önce yarattı, ardından ona takdir yeteneği bahşetti;[⁵⁵⁷⁵]
[5575] Kadderahu, hem “kaderini yaratmayı”, hem “miktarını takdir etmeyi” hem de “takdir yeteneği vermeyi” ifade eder. Tercihimizin gerekçesi bir sonraki âyettir.
20
sonra ona yolu kolaylaştırdı;[⁵⁵⁷⁶]
[5576] Yani: Ebedî kurtuluşa ulaşan yolu, akıl, irade ve vahiy ile kolaylaştırdı (Krş: 90:10).
21
en sonunda onun için ölümü takdir etti ve kabre koydurdu;
22
nihayet istediğinde onu tekrar diriltecektir.
23
Evet,[⁵⁵⁷⁷] (hiçbir insan) O’nun emirlerini asla kusursuz olarak yerine getirememiştir.[⁵⁵⁷⁸]
[5577] Kellânın farklı anlamları için bkz: 96:6, not 7. [5578] 3-10. âyetlerde uyarılan Allah Rasûlü bu âyetle teselli edilmekte ve “kul kusursuz olmaz” denilmektedir. Devamındaki âyetlerle birlikte zımnen: yaşamak için toprağa ve suya muhtaç olan bir varlık nasıl olur da kusursuzluk iddiasında bulunur?
24
İnsanoğlu yediklerine bir baksın:[⁵⁵⁷⁹]
[5579] Yani: onların nasıl bir tek tohumdan yola çıkarak basitten mürekkebe doğru kemale ulaştığına bir baksın Zımnen: İnsan da bir tek basit hücreden yola çıkıp bu hale gelmedi mi?
25
Elbet suyu tarifsiz bir cömertlikle Biz indirmekteyiz;
26
sonra toprağı tarifsiz bir incelikle yarmaktayız;
27
derken orada tohumu yetiştirmekteyiz…
28
Mesela[⁵⁵⁸⁰] üzüm bağları, sebze bahçeleri,[⁵⁵⁸¹]
[5580] Vavın bu vurgusuna Kur’an içi bir örnek için bkz: 7:164. [5581] Kadb, sadece hayvan besini olan otlara değil, sebze türü insan besini otlara da denir.
29
zeytinlik ve hurmalıklar,
30
balta girmemiş sulak ormanlar,[⁵⁵⁸²]
[5582] Hadâik için bkz: 27:60, not 62. Metindeki ğulben, “balta girmemiş” ile karşılanmıştır.
Sonraki 12 ayet →