1
ŞAHİT olsun[⁵⁵⁴²] (muhatabın yüreğine) dalıp (küfrü oradan) şiddetle söküp çıkaran[⁵⁵⁴³] (uyarı âyetleri)!
[5542] Krş: 77:1, not 1. İlk beş âyetteki sıfatların mevsufları zikredilmemiştir. Bunlar melekler, yıldızlar, ok atan mücahitler veya kabzedilen ruhlar olarak yorumlanmıştır. Oysa ki Kur’an melekleri dişi olarak tasavvur edenleri reddeder (43:19). Yıldızlara ve ruhlara öznelik (müdebbir) yakıştırmak da Kur’an’ın genel kabullerine aykırıdır. Bizce bu sıfatların mevsufu benzerleri gibi vahiy veya vahye burada olduğu gibi olumlu veya ‘Âdiyât’ta olduğu gibi olumsuz tepki veren insanlardır. Sıfatlar hem geçişli hem geçişsiz okunabilir. [5543] Veya geçişsiz anlamıyla: “..söküp alan..”
2
Ve (mü’min gönüllere) müjde dolu bir umudu usulca getirip bırakan (rahmet âyetleri)!
3
Ve (o umutla hayat denizine) açılıp yüzdükçe yüzen (mü’min)ler!
4
Ve (hayır yolunda) birbirleriyle yarışan öncüler!
5
Derken, onların peşinden işleri yoluna koyan artçılar (şuna şahit olsun):[⁵⁵⁴⁴]
[5544] Aşağıdaki âyetler yeminin cevabı olarak okunmalıdır, açıklamamızın gerekçesi budur.
6
O gün, şiddetle sarsan güç her şeyi sarsacak;[⁵⁵⁴⁵]
[5545] Râcife-râdifenin muhtemel vurguları arasında şunlar sayılabilir: sûra ilk üfürülüş-kıyametin kopması, yeryüzü-dağlar, gökyüzü-yıldızlar, yerkürenin hareketi, bunun ikinci safhası, yani kıyametle birlikte yeryüzünün yok olması…
7
onun peşinden daha büyük sarsıntılar gelecek;
8
işte o gün kalpler çarpılmış (gibi) titreyecek;
9
onların gözleri yıkılmışlığı, bitmişliği temsil edecek.[⁵⁵⁴⁶]
[5546] Dünyada huşu‘un izzet ve şeref, âhirette ise zillet ve meskenet oluşuyla ilgilidir bkz: 88:2, not 3.
10
Onlar (hâlâ) diyorlar ki: “Ne yani, şimdi biz çukuru boyladıktan sonra yeniden eski halimize mi döneceğiz?
11
Tamamen çürüyüp bir külçe kemik haline gelsek de mi?”
12
(Ve) ekliyorlar: “O zaman desene bu ikinci bir hüsran olacak!”[⁵⁵⁴⁷]
[5547] Alaycı bir küstahlıkla.
13
Sözün özü: o (kalk emri), sert ve kesin bir komuttan ibarettir.
14
İşte o zaman onlar, faltaşı gibi açılmış gözlerle mahşer meydanında beliriverecek.[⁵⁵⁴⁸]
[5548] Veya sâhirah kelimesinin kök anlamına istinaden: “ bir meydana atılacak”.
15
MÛSA kıssasından[⁵⁵⁴⁹] haberin var mı?[⁵⁵⁵⁰]
[5549] Hadîsin “hâdise” ile lafzî alâkası için bkz: 66:3, not 5. [5550] Hel ile sorulduğu için muhataptan “elbette gelmişti” cevabı ister.
16
Hani Rabbi, iki kat kutsal kılınmış bir vadide[⁵⁵⁵¹] ona şöyle seslenmişti:
[5551] Tuvânın kök anlamına dayanarak: “iki kat, kat kat, kıvrım kıvrım, dürüm dürüm”. Tercihimiz, bu vadinin birden fazla kutsal kılınışına dayanmaktadır. Kur’an’da mukaddes sıfatı aynı olaya dair iki kez Tuva vadisi için (diğeri 20:12), bir kez de Filistin toprakları için kullanılır (5:21). Tuva vadisi için Kasas 30’da mubarek sıfatı kullanıldığına göre Kur’an bunları birbirinin yerine kullanmaktadır. Aynı sıfat Mekke için de kullanılır (3:96). Buraların kutsallığı kendiliğinden bir kutsallık değil -ki öyle bir kutsallık yoktur- el-Kuddûs olan Allah’ın kelâmının inişi dolayısıyla ‘verilen’ bir kutsallıktır. el-Mukaddesin anlamı da zaten budur.
17
“Firavuna git, çünkü o haddini aştı;
18
ve ona de ki: ‘Gönlün var mı arınmaya?
19
İmdi (cevabın evetse), ben seni Rabbine doğru yönelteceğim ve sen de kendine çekidüzen vereceksin!’[⁵⁵⁵²]
[5552] Bunları söyleyen Hz. Musa’nın, bir prens olarak büyütülen eski bir saraylı olduğunu unutmayalım.
20
Nihayet ona o ilâhî kudret delilini gösterdi;[⁵⁵⁵³]
[5553] “İlâhî kudret delili”, yani âyet. Asâ ve beyaz el, Hz. Musa’ya peygamberlik delili olsun diye Allah tarafından verilmiş olan âyet idi.
21
fakat o yalanladı ve sert çıktı;[⁵⁵⁵⁴]
[5554] Veya: “Dikleşti”. ‘Asânın “değnek/kazık gibi oldu” anlamına istinaden.
22
sonra hışımla orayı terk etti;
23
derken (adamlarını) topladı ve bağırıp çağırdı;
24
üstelik (bir de) “Ben sizin en büyük rabbinizim!” dedi.[⁵⁵⁵⁵]
[5555] A‘lâ, sebeb-i na‘t/sebeb-i sıfat olarak anlaşılmalıdır. Zira gökleri ve yeri yaratmadığını Firavun’un kendisi de bilmektedir. Hiksoslar Mısır’dan çıkarıldıktan sonra, Mısır’ın yönetimini ele alan Kamosa Hanedanı’na mensup firavunlar kendilerini “yaşayan tanrı” ilan ettiler.
25
Allah da onu kıskıvrak enseleyip dünya ve âhirette ibretlik bir cezaya çarptırdı.
26
Şüphesiz bunda Allah’a karşı içten bir saygı duyanlar için sayısız ibret vardır.
27
YARATILIŞ açısından siz mi daha zorlusunuz, yoksa gök kubbe[⁵⁵⁵⁶] mi?[⁵⁵⁵⁷] Göğü O İnşâ etti;
[5556] 29. âyetin delâletiyle es-Semâ’daki belirlilik ahd içindir: “bilinen ve görülen gök” anlamına. [5557] Yani: Bu kadar sağlam olanı İnşâ eden, sizi öldükten sonra yeniden diriltemez mi? İlk muhatapların 10-11. âyetteki inkârlarını red. Allah için ‘zor’ yoktur, dolayısıyla göğü ve insanı yaratması arasında da fark yoktur. Bu yüzden eşeddin bu bağlamdaki doğru karşılığı “sağlam”dır. Bu âyet Mü’min 56-57 ile birlikte okunmalıdır. Bencil ve küstahça bir böbürlenmeye dayalı insanı hakikatin tek ölçütü ilan eden hümanizmi red. Aynı zamanda insanın efdaliyyet ve eşrefiyyet düşüncesine Kur’anî bir endaze.
28
onu (içinde gök cisimleri) yüzecek şekilde yükseltti[⁵⁵⁵⁸] ve dengeli bir iç düzene kavuşturdu;
[5558] Semkin “balık” anlamındaki semekin mastarı oluşuna dayanarak.
29
onun gecesini adım adım kararttı, aydınlığını kıvamında çıkardı.
30
Ve onun ardından yeryüzünü yuvarlatarak bir düzene koydu;[⁵⁵⁵⁹]
[5559] Dahv, “dolamak, döşemek, sarmak”. Edhiye, devekuşunun yumurtasını kumda gömdüğü yuva. Yumurta o yuvaya kendi şeklini verdiği için tabiatıyla o yuva da yumurta gibi küreseldir. Midha (ç. medâhi) ceviz gibi yuvarlak taşlarla oynanan bir tür iptidaî golf oyunu (Lisân). Buradaki dehâ ile Şems 6’daki tahâ arasında hem mahreç yakınlığı hem mâna benzerliği vardır. Her ikisi de yeryüzünün yuvarlaklığına delâlet ederler (Bkz: 91:6’nın not 6). Hiç kuşku yok ki bu o günün insanı için mucizevî bir ihbardır.
Sonraki 16 ayet →