1
AH O kesin hakikatin gerçekleşmesi![⁵²⁷²]
[5272] Veya “tahakkuk eden olay”; veya “gerçekleşecek olan hakikat”; veya “gerçek olan Son Saat”; ya da “kesin gerçek”. İsm-i fail olan hâkkâ, sonuna gelen tâ ile mastar mânası kazanmıştır. Tercihimizin gerekçesi budur.
2
(Bilir misin ey muhatap) o ne dehşet gerçekleşecek?
3
Sahi onun nasıl gerçekleşeceğini bilir misin sen?[⁵²⁷³]
[5273] Son Saat ve kıyamet hakikatinin tahakkukunu hiçbir beşer gözünde canlandıramaz. Görseydik ölürdük, onun için ölünce göreceğiz. İman, âhiret hakikatini görse yaşayamayacak olan insana verilmiş İlâhî bir lütuftur. Bu sayede “görür gibi” inanma imkânına kavuşur.
4
SEMUD ve ‘Âd[⁵²⁷⁴] (insanın aklını başına devşiren) o malum fâciayı[⁵²⁷⁵] yalanladılar.
[5274] Semud ve ‘Âd’ın birlikte anıldığı ilk yer için bkz: 89:6-9, not 9. [5275] Yani: Hak eden toplumların kıyametinin kopacağı hakikatini yalanladılar.
5
Bir yanda Semud: sonuçta onlar ses duvarını çok çok aşan[⁵²⁷⁶] bir bela ile helâk edildiler.
[5276] Veya: “haddi aşma sebebiyle”. Bu bela sâ’ikah (41:13) ve racfeh (7:78) olarak da geçer.
6
Ve öte yanda ‘Âd: onlar da değdiğini sesiyle çarpan dizginlenmez bir kasırgayla helâk edildiler.
7
(Allah), üzerlerine emrine âmâde kıldığı o (kasırgayı) yedi gece sekiz gündüz kesintisiz bir biçimde estirdi;[⁵²⁷⁷] öyle ki, tıpkı kökünden savrulmuş hurma kütükleri gibi, o kavmin orada öylece donup kaldığını gözünde canlandırabilirsin.
[5277] Husûm, “kesintisiz” anlamına gelebileceği gibi “kökünü kazıyan” veya akkor demir gibi “dağlayan” anlamına da gelir. Günle gecenin eşitlendiği sekiz güne buna kinayeten eyyam-ı husûm denmiştir.
8
Şimdi onlardan geriye kalan bir (kişi) görebiliyor musun?[⁵²⁷⁸]
[5278] Veya lâm-ı leh mânası vererek: “Geriye kalandan onların lehine bir şey görebiliyor musun?” ‘Ankebût 38’de onların kalıntılarından söz edilir. Şu halde onlardan geriye kalmayan “iz ve eser” değil, “insan”dır. Bir üstteki “kökünü kurutmanın” farklı bir ifadesidir bu.
9
Firavun ve ondan önce gelenler de, o hataya gömülüp[⁵²⁷⁹] altı üstüne getirilen kentler de öyle oldu...[⁵²⁸⁰]
[5279] Hâtıe: kişinin bir şey lazım gelmez diyerek kasıtlı işlediği cürüm (Bkz: 7:161, not 124). [5280] Lût kavminin kentleri olan Sodom, Gomore ve diğerleri (11:70, not 85).
10
Hepsi de Rablerinin elçisine isyan etmişlerdi. Ve (Allah, günahlarıyla) katlanan bir bela ile tümünü enseledi.
11
Şüphesiz o su çığırından çıkıp tuğyan ettiğinde[⁵²⁸¹] sizi gemide taşıyan Bizdik;[⁵²⁸²]
[5281] Zımnen: İnsan çığırından çıkıp tuğyan edince su da çığırından çıkıp tuğyan eder; tuğyan olan yerde tufan olur. Tağâ, “suyun yatağından taşması” anlamına gelir. Mecazen, “sınırı aşmak, ileri gitmek”, yani “küstahlığı ve haddini bilmezliği” ifade eder. Mekkeli müşrikler için, kendi gücü ve önemi konusunda aşırı güvende olmak. birçok yerde Firavun için kullanılır (89:11; 79:17; 20:24, 43). [5282] “Sizi”, yani “sizin atalarınızı”. Zımnen: Sizi gemi değil Allah kurtardı: O’na şükredin!
12
Onu, size bir ibret vesikası kılmak için, dahası işittiğini anlayan her kulak (sahibinin işin özünü) kavraması için (aktardık).
13
İmdi, sur borusuna (ilk kez) tek bir defa üflendiğinde,
14
yeryüzü ve dağlar yerlerinden edilip, ardından da tek bir seferde un ufak edildiğinde:
15
İşte o zaman, olması beklenen o (büyük olay) olup bitmiş olacak.
16
Ve gök pelte pelte yığılmış olacak, zira o gün tüm direncini yitirmiş olacak.
17
Melekler onun enkazı başında duracak; ve onların da üstünde o gün Rabbinin hükümranlık tahtını sekizi[⁵²⁸³] taşıyacak.
[5283] Buradaki “sekiz”, insan idrakini aşan bir haberdir. Ayrıntısını Allah bilir. Bu tür âyetler, Âl-i İmran 7’de ifade edilen müteşabih sınıfına girer. Tıpkı “Üzerinde on dokuz vardır” (74:30) âyeti gibi, “imtihan” aracıdır (74:31).
18
O gün (yargılanmak üzere) huzura çıkarılacaksınız; en gizli sırrınız bile gizli kalmayacak.
19
Karnesi sağ tarafından verilen kimseye gelince… O (sevinçle) şakıyacak: “Hey millet! Alın işte, okuyun karnemi!
20
Kesinlikle ben, hesabımla yüzleşeceğime gönülden inanmıştım!”[⁵²⁸⁴]
[5284] Zanne, genellikle enne ile birlikte doğru tahmin, en ile birlikte kuşku ifade eder (Krş: 48:12). Yine zan Kur’an’da mü’mine nisbet edildiğinde ve övüldüğünde iman, kâfire nisbet edildiğinde ve yerildiğinde şüphe ifade eder. Ve zan âhirette gerçekleşirse “doğrulanmış tahmine” delâlet eder. Zerkeşi’nin bu güzel tesbitlerine “genellikle” kaydı düşmek şarttır. Zira istisnaları boldur (Bkz: Kulliyyâtu’l-Elfaz, s. 436).
21
O kendini mesut ve bahtiyar eden bir hayatın içinde bulacak;
23
hemen yakınında (amellerinin) meyveleri.
24
(Kendilerine) “Bu günler için geçmişte peşinen takdim ettiklerinize karşılık yiyin, için, âfiyet olsun!” (denilecek).
25
Karnesi sol tarafından verilen kimseye gelince… Sonunda o da şöyle sızlanacak: “Ah n’olaydım, keşke hiç karne almayaydım!
26
Ve hesabımın ne olduğunu (keşke) hiç bilmeyeydim!
27
Ah keşke (ölüm), işi tamamen bitiren (mutlak bir yok oluş) olaydı!
28
Malım başıma gelen hiçbir belayı def edemedi.
29
Gücüm elimde patladı.”[⁵²⁸⁵]
[5285] Veya: “Beni güçlü kılan belgeler, hiçbir işe yaramadı”.
30
(Görevli meleklere emredilecek): “Alın onu bağlayın!
Sonraki 22 ayet →