1
SEN ey Nebî![⁵¹⁴⁸] Kadınlarınızı boşamak (istediğinizde), Allah’a karşı sorumlu olduğunuzu bilin de, onları bekleme sürelerini gözeterek boşayın ve iddeti sayın.[⁵¹⁴⁹] Onları (içinde yaşadıkları) evlerinden çıkarmayın ve onlar da çıkmasınlar;[⁵¹⁵⁰] tabi ki, ayan açık bir ahlâksızlık[⁵¹⁵¹] yapmaları hali müstesna.[⁵¹⁵²] Bunlar Allah’ın çizdiği sınırlardır: Ve kim Allah’ın çizdiği sınırları aşarsa, artık o kendine zulmetmiş olur; (ve) sen bilemezsin (ey insan), belki de Allah bu (bekleyişin) ardından, birtakım yeni (ve hayırlı) gelişmelere kapı açabilir.[⁵¹⁵³]
[5148] Burada hitap tekil olduğu halde arkadan gelen cümleler çoğuldur. Dolayısıyla Allah Rasûlü üzerinden tüm mü’minlere hitap edilmektedir. Âyette zımnî bir “de ki” vardır. [5149] Aksi halde ya hamileyi eş adayı ilan ederek neslin karışmasına, ya da boşanmış kadını gereksiz yere engelleyerek mağduriyetine neden olursunuz. Talak üç türdür: 1) Kur’an’ın önerdiği en güzel boşama (ahsen talak): Bu tek talakla boşamadır. Süre tamamlandıktan sonra bu evlilik geri dönüşü mümkün olarak biter. Ancak geri dönüş için boşanan eşin rızası şarttır. Kadının iradesi eline verilmiştir. 2) Hasen talak: Kur’an’da tarifi yapılan türde üç aya yayılmış üç ayrı boşamadır. Eğer süreç bitmeden dönülmüşse, dönüldüğü yere kadar infaz edilen talak hakkı kullanılmış olur, geriye kalan hak baki kalır. Eğer süreç tamamlanırsa, geri dönüşü samimi ve istismardan uzak bir yeniden evlilik gerçekleştirmeden mümkün değildir. 3) Haram talak: Üç çeşittir a) Hayızlı iken boşamaktır ki, Allah Rasûlü eşini böyle boşayan Abdullah b. Ömer’e eşine dönmesini söylemiştir. b) Temizlik müddetinde fakat birlikte olduktan sonra boşamadır: bu da kadına zulüm olduğu ve neslin karışmasına neden olacağı için yasaktır. c) Üç talakı bir talakta vermektir: Bu da haramdır. Bir şey hem haram olup hem geçerli olamaz. Allah Rasûlü buna izin vermemiş, eşini böyle boşayan Abdu Yezid isimli bir sahabiye eşine dönmesini emretmiştir (Ebu Dâvud, Talak 10; başka bir örnek için bkz: İbn Hanbel I, 265). Bu âyet “en güzel boşama” olan, tek talakı iddetin takip ettiği boşamayı ifade eder. Bu durumda Bakara 229 normal boşamayı değil vazgeçilebilir boşamanın sınırını ifade eder. [5150] Veya: “çıkmazlar”. Kelime hem nehy-i gaib, hem nefy-i istikbal olarak okunabilir. [5151] Belirli olarak gelen tüm el-fâhişelerin zina veya iffetsizliğe, belirsiz olarak gelenlerinse ma‘siyyete delâlet ettiği görüşüne dayanarak (İbn Atıyye). [5152] İstisna cümlesi, “Ama bu tür bir davranışta bulunmuşsa çıkarabilirsiniz” mânasına da, “Eğer boşayınca fuhşa sürükleneceklerse boşamaktan vazgeçin” mânasına da gelebilir. [5153] Boşanmanın zamana yayılmasının ve iddetin teşri kılınmasının hikmetine dair bir ifade. Ailenin dağılmaması için tüm seçenekleri kullanmak ve umudu sonuna kadar diri tutmak. Her an hayata müdahil olan Allah’ın yardımıyla, zaman unsurunu bir fırsata dönüştürmek. Zira boşama, Rasulullah’ın ifadesiyle “Allah’ın kullanılmasından hiç hoşnut olmadığı bir izindir” (Ebu Dâvud).
2
İmdi, sürelerinin sonuna yaklaştıklarında ya onları meşru bir biçimde tutun, ya da meşru bir biçimde ayırın; ve siz(in toplumunuz)dan adaletli iki kişiyi de şahit olarak bulundurun;[⁵¹⁵⁴] ve (hepiniz) şahitliği Allah için dürüstçe yapın! Bakın, bütün bunlar, Allah’a ve Âhiret Günü’ne iman edenlere verilen bir öğüttür. Ve her kim Allah’a karşı sorumlu olduğunu bilirse, O onun için bir kapı aralar
[5154] Zımnen: Tarafların haklarının zayi olmaması için hukuki bir bağlayıcılığa kavuşturun. Şahidi olmayan talak mağdur doğuracağı için ilâhî emre aykırıdır. Bazıları Bakara 282’deki ticaret şahitliğiyle kıyaslayarak vacip olmadığı sonucuna varmışlardır. Oysa nikâh akdiyle alım-satım akdi arasında insan ile mal arasındaki fark kadar fark vardır. “Şahit bulundurun” emrinin “boşama” ile mi, yoksa hemen önündeki cümlede yer alan “ayırın” ya da “tutun” ile mi alâkalı olduğu tartışılmıştır. “Tutmak” ya da “ayırmak” boşanma işleminin doğal bir uzantısı olduğu için buradaki şahitlik her halükârda boşanmayla ilgilidir. Doğaldır ki, şahitler huzurunda akdedilen nikâha yine şahitler huzurunda son verilmesi istenmektedir. Aksi halde birtakım mahzurlar ve mağduriyetler doğabilir.
3
ve hiç beklemediği yerden onu rızıklandırır; ve her kim Allah’a güvenirse, artık O ona yeter: Şüphesiz Allah emrini gayesine erdirendir;[⁵¹⁵⁵] doğrusu Allah her bir şey için bir ölçü/kader koymuştur.
[5155] Veya bâliğun emruhu okuyuşuna dayanarak: “Allah’ın emri hedefini bulur.”
4
Ve ay halinden tamamen kesilen kadınlarınız konusunda kuşkuya düşerseniz;[⁵¹⁵⁶] bilin ki onların bekleme süresi üç aydır;[⁵¹⁵⁷] hiç ay hali görmeyenlerin durumu da öyledir;[⁵¹⁵⁸] hamile olanların iddeti ise doğum yapıncaya kadardır.[⁵¹⁵⁹] Ve her kim Allah’a karşı sorumluluğunun bilincinde olursa, O ona buyruğunu kolay kılar:[⁵¹⁶⁰]
[5156] İki anlama da açıktır: “Ay halinden kesilip kesilmedikleri konusunda”; veya “iddet süreleri konusunda kuşkuya düşerseniz”. [5157] İbn Abbas Bakara 234’teki kocası ölen kadının iddeti olan 4 ay 10 günü esas alarak iki süreden uzun olanının kastedildiğini söylemiş, fakat Ümmü Seleme bunu reddetmiştir. [5158] Hem hayız görmeye başlamadan öncesini (ki yaş sınırı 17’dir), hem de bir anomali olarak hiç hayız görmeyeni kapsar. [5159] Subey’a el-Eslemî örnek olayı bunun nüzul ortamındaki karşılığıdır. [5160] 3. âyette ve burada yer alan emrihî (O’nun emri), ilâhî yasalar âlemine işaret sayılabilir. Psikolojinin yasaları da emir âlemindendir. Allah bu yasalar aracılığıyla kalpleri çevirip, zoru kolaylaştırabilir. Nihayetinde kalpler Allah’ın elindedir. Kula düşen sorumlu davranmaktır.
5
İşte bu Allah’ın size indirmiş olduğu buyruğudur; kim Allah’a karşı sorumluluğunun bilincinde olursa, (Allah) onun günahlarını örter ve ona muazzam bir ödül verir.
6
(İddet bekleyen kadınlarınızı), imkânlarınız nisbetinde barındığınız şartlara[⁵¹⁶¹] uygun olarak barındırın; onlar üzerinde baskı kurup hayatlarını çekilmez hale getirmeyin; eğer hamileyseler, doğum yapıncaya kadar nafakalarını üstlenin; eğer (çocuğunuzu) sizin hesabınıza emzirirlerse, onlara hak ettikleri karşılığı verin ve (çocuğun geleceğini) kendi aranızda ortak değerler çerçevesinde istişare edin;[⁵¹⁶²] eğer (emzirme konusunda) karşılıklı zorlanırsanız, bu takdirde (baba) hesabına bir başkası emzirecektir.[⁵¹⁶³]
[5161] Lafzen: “yerde”. Min haysu’nun bu bağlamdaki vurgusuna dayanarak. [5162] Lafzen: “birbirinize ma’rufu emredin!” Maruf: Aklen mümkin, şer’an meşru, kalben tatminkâr, örfen münasip olandır. [5163] Ayrıntılarla örülü bu âyet muhatabın dikkatini bir hususa çeker: Boşanmış eşler ve özellikle baba, müşterek meyveleri olan bebeğe karşı sorumludur. Annenin hamilelikle yaptığı fedakârlığa, baba doğum sonrasının külfetini üstlenerek katılmalıdır. Bebeğin hayatını idame ettirmek için, “ortak akıl” (ma’ruf) etrafında herkes üstüne düşeni yapmalıdır.
7
(Neticede) imkânı olanlar, imkânları nisbetinde harcama yapsın; maddî imkânı dar olanlar da Allah’ın kendisine verdiği kadar harcama yapsın: Allah hiç kimseye verdiği imkândan fazlasını yüklemez; (belki de) Allah, bir zorluktan sonra bir kolaylık ihsan edecektir.[⁵¹⁶⁴]
[5164] İnşirah 5-6’da me‘a ile gelen ‘usr ve yusr burada ba‘de ile gelir. İkisi arasında bunun dışında da farklar vardır: 1) İnşirah’ta isim cümlesi burada ise fiil cümlesidir. Üstelik zati-cevheri değil, fiili-arazi müdâhaleye delâlet eden yec‘alu ile, muzari olarak ve başında da gelecek edatıyla (sin) yer alır. 2) İnşirah’ta inne…ve inne ile ikişer kez ve tekitli, burada birer kez ve tekitsiz gelir. 3) İnşirah’ta ‘usr belirli yusr belirsiz, burada ikisi de belirsizdir. Sonuç: İnşirah’taki Allah’ın zâtından eşyanın cevherine yönelik her zaman, mekân ve durumda geçerli, sabit ve değişmez bir müjde, buradaki ise Allah’ın fiilinden eşyanın arazına yönelik olaylarla sınırlı lokal bir müjdedir.
8
İMDİ, Rablerinin ve O’nun elçilerinin emrini dinlemeyen nice topluluklar gelip geçmiştir;[⁵¹⁶⁵] sonunda Biz hepsiyle pek çetin bir biçimde hesaplaşmış, eşi görülmemiş bir azaba çarptırmışızdır:
[5165] Bir önceki pasajda konulan ilâhî sınırları çiğneyecek olanlar, geçmişte yaşanan ibretli örnekler üzerinden uyarılıyor.
9
Nihayet yaptıklarının vebalini tatmışlar, işledikleri şeyler sonucunda yıkıma uğramışlardır.
10
(Dahası) Allah onlar için (âhirette) çetin bir azap hazırlamıştır. Şu halde ey aktif akıl sahipleri![⁵¹⁶⁶] Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun! (Ey bu vahye) iman edenler: siz de!.. Zira Allah size uyarıcı bir mesaj indirmiş;
[5166] Uli’l-elbâb için bkz: 2:243, not 444.
11
iman eden ve ıslah edici iyiliklerde bulunanları[⁵¹⁶⁷] (küfrün) karanlıklarından (imanın) aydınlığına çıkarmak için, Allah’ın apaçık âyetlerini size okuyan bir elçi göndermiştir. Her kim Allah’a inanır ve ıslah edici iyilikler yaparsa, içinde ebedî kalmak üzere (Allah) onu zemininden ırmaklar akan cennetlere koyar: böylece Allah ona tarifsiz güzellikte bir rızık vermiş olur.
[5167] ‘Amilu’s-sâlihâtı çevirimiz için ilk geçtiği 103:3’ün ilgili notuna bkz (Krş: 2:25, not 31).
12
ALLAH, yedi kat gökleri ve yerden de bir o kadarını yaratandır.[⁵¹⁶⁸] O’nun (yaratıcı) iradesi, bu ikisi arasında her an yenilenerek sürekli tecelli eder ki, Allah’ın her şeye muktedir olduğunu ve her şeyi akıl sır ermez bir ilimle kuşattığını kavrayasınız.
[5168] Veya mini beyaniyye sayarak: “benzer bir biçimde de yeri”; veya teb’îdiyye sayarak “yerden de onların bir benzerini yaratmaya başladı”. Esasen her ‘semâ’, bir ‘arz’ın çevresindeki boşluktur. Mislehunne, Kur’an’da yer ve göğün yaratılışından bahseden sayısız âyet arasında sadece burada geçer. Yerin çokluğuna (ardın, aradûn çoğulu yerine kullanılışıyla ilgili bkz: İtkân II, 299), veya çok katmanlılığına ya da kıtalarına delâlet edebileceği gibi, göklerin yaratılışına benzer bir süreçte yaratıldığına da delâlet eder. Bizce mislehunne “ona benzer başka dünyalar” anlamına gelebilir. Eğer bu sonuç isabetliyse, dünya dışı dünyaların varlığına delâlet eder. Âyetin devamında Allah’ın sonsuz kudretine ve akıl sır ermez bilgisine atıf yapılması bunu destekler mahiyettedir.