Ana SayfaMealler › Mustafa İslamoğlu

Mustafa İslamoğlu

Bu mealle oku
Mustafa İslamoğlu meali ile okumaya başla
Saf 1 / 14
1
GÖKLERDE olan her şey ve yerde olan her şey Allah adına hareket ettiler (de, bu kozmik düzen öyle oluştu):[⁵⁰⁷⁵] zira O’dur her işinde tek mükemmel olan, her hükmünde tam isabet kaydeden O’dur.[⁵⁰⁷⁶] [5075] Zımnen, “Söylem-eylem çelişkisine düşen ey mü’minler! Allah adına hareket eden hiç böyle yapar mı?” îmâsını içerir gibidir. Aynı ibâre ve tesbih hakkında 59:1 not 2. [5076] Aziz ve Hakîm isimlerinin bu bağlamdaki zımnî açılımlarıyla ilgili bkz. 59:1, not 2.
M.İslamoğlu 61:1
2
Siz ey iman edenler! Yapmadığınız/yapmayacağınız şeyleri niçin söylersiniz![⁵⁰⁷⁷] [5077] Zımnen: ‘Niçin söylemlerinizle eylemleriniz birbirine uymuyor?’ Bu âyet, İbn Abbas’tan nakledilen, sûrenin iniş sebebine dair rivayetle birlikte düşünülmelidir. Rivayete göre, cihad farz kılınmadan önce mü’minlerden bazıları (bir başka rivayete göre Abdullah b. Selam ve arkadaşları) “Keşke Allah’ın en çok sevdiği ameli bilseydik de onu yapsaydık” demişler, fakat savaş farz kılınınca da duraksamış ve zorlanmışlardı. Daha başka bir rivayete göre, bazılarının savaşta göstermedikleri kahramanlığı yapmış gibi anlatmaları üzerine inmiştir (Taberî).
M.İslamoğlu 61:2
3
Yapmadığınız/yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında ağır (sonuçları) olan pek dehşetli bir davranıştır.
M.İslamoğlu 61:3
4
Şüphesiz Allah, dâvâsı uğrunda sanki yekpare çelikten[⁵⁰⁷⁸] bir bina gibi saf[⁵⁰⁷⁹] disiplini içerisinde savaşanları sever.[⁵⁰⁸⁰] [5078] Lafzen: “kurşunla perçinlenmiş”, yada rass köküne nisbetle “birbirine kenetlenerek dizilmiş”. İmanın, düşmana karşı mü’mini koruyan kurşundan bir zırh olduğunu îmâ eder. [5079] Saff, “birden fazla şeyin aynı hizaya gelmesi, bir bütünü oluşturan parçaların yan yana dizilmesi” anlamına gelir (Mekâyîs). Kur’an’da melekler (78:38), kuşlar (24:41), kurbanlık hayvanlar (22:36), cennetteki nimetler (88:15) için kullanılır. Dönemin ruhuna uygun olarak, her sahici başarının ardında disiplin ve birlik ruhunun yattığına işarettir. [5080] “Saf modeli”, İslâm’ın hem sosyal hem siyasal modelini inşâ eden temel bir tasavvurdur. Vahiy tarafından meleklere nisbet edilen bu model, Allah Rasûlü eliyle dinin en temel ibadeti olan namaza tatbik edilmiştir. Cemaatle namazın inşâ ettiği tasavvur, fırsat eşitliğine dayalı âdil bir toplumun fotoğrafını verir. Bunun karşısında “piramit modeli” yer alır. Bu modelde yan yana “yarış” değil birbirinin başına basarak “yükseliş” esastır.
M.İslamoğlu 61:4
5
(Sizin bu durumunuz), Musa’nın kavmine “Ey kavmim! Benim Allah’ın elçisi olduğumu çok iyi bildiğiniz halde niçin bana eziyet ediyorsunuz?” (dediği) zamanki durumu hatırlatıyor.[⁵⁰⁸¹] Ve onlar ne zaman yoldan saptılarsa, Allah da onların kalplerinin sapmasına izin verdi: zira yoldan sapmış bir topluluğa Allah, (onların iradesi hilafına) asla rehberliğini bahşetmez.[⁵⁰⁸²] [5081] Kad edatı “defalarca kendini size dayatan bir bilgiyle” vurgusuna sahiptir. Bu vurgu meale “çok iyi..” olarak yansımıştır. Hz. Musa’nın İsrailoğullarından gördüğü “eziyet”, Saf sûresinden sonra indiği kesin olan Ahzâb sûresinin 69. âyetinde bir kez daha dile getirilecektir. Orada bir parça daha ayrıntı verilse de, olayın detaylarına girilmemiştir. (Olaya atıf yapan bir not için bkz: 33:69, not 86.) Zira Kur’an, tarihi olayların hikâyesine, zamanına, mekânına ve hatta kahramanlarının kimliğine odaklanmaz. Kur’an kimin, nerede, ne zaman, kimlerle ne yaşadığından daha çok, o yaşanmışlıktan çıkaracağımız ibrete odaklanır. Burada varlığını ümmetinin iki cihan saadetine adayan bir rasûlün, ümmeti tarafından eziyete uğraması kınanmakta, zımnen Muhammed ümmetine şöyle denilmektedir: Müslüman İsrailoğullarının yaptığı gibi siz de Yahudileşmeyin! Size hayatını vakfedenlere eziyet etmeyin! [5082] Hidayet ve dalaletin çift özneli tabiatı için bkz: 47:17, not 21.
M.İslamoğlu 61:5
6
Yine bir zamanlar Meryem oğlu İsa’nın; “Ey İsrâiloğulları! Elbet ben, Tevrat’tan bana kadar gelen tüm hakikatleri doğrulamak ve benden sonra gelecek Ahmet adındaki[⁵⁰⁸³] bir elçiyi müjdelemek için size gönderilen Allah elçisiyim” dediğini hatırlatıyor.[⁵⁰⁸⁴] O onlara hakikatin apaçık belgeleriyle geldiğinde, “Bu ayan açık bir sihirdir!” dediler.[⁵⁰⁸⁵] [5083] Veya ism ile müsemma kastedilerek “övgüye daha lâyık olan”; ya da ismuhûya zikruhû anlamı vererek “övgüye mazhar olarak anılan”; ya da, muzari fiil olarak “adını en çok övdüğüm” mânaları verilebilir (Krş: İbn Âşûr). [5084] Şu soru akla gelebilir: ‘Allah Rasûlü yaşarken “Ahmed” ismiyle anılmış mıdır?’ Evet, rasul şairi Hassan b. Sabit bir şiirinde onu “Ahmed” ismiyle anmıştır. Kur’an, Tevrat ve İncil’in Allah Rasûlü’nü müjdelediğini haber verir (7:157). Burada verilen haberi, beş husus teyit eder: 1) Yuhanna incilinde Hz. İsa’dan sonra geleceği ifade edilen Periklytos’a (bozulmuş şekli: Parakletos) yapılan müteaddit atıflar (14:16-17, 25-26, 30; 15:26; 16:17, 12-15). İncil(ler)in ilk 4 asırda kaynak dilden Grekçe’ye, oradan da Latince’ye taşınırken yolda geçirdiği sayısız kazanın bir benzerini, bu kelimenin de Ârâmcadan Süryâncaya, oradan da Grekçeye taşınırken geçirdiğini görürüz. Uğradığı ağır hasarlı yol kazası, kelimenin aslını tanınmaz hale getirmiştir. Kelime’nin Süryânca aslına ulaşmak için yoğun çaba harcayanlar, karşılarında “çok övülen, övülmüş” anlamına gelen Munhamenna’yı bulmuşlardır. Bunun sıfat ve isim olarak karşılığı Ahmed ve Muhammed’dir. Habeş kralı Necaşi, daha Nebi hayattayken onu kendi kaynaklarında bulduklarını itiraf etmiştir. Kaynaklarımızdaki şekliyle Faraklit problemi, daha 2. yüzyılın başında fark edilmiştir (es-Sira I, 251). 2) Yuhanna İncilinde, zamanının büyük hahamları Hz. Yahyâ’nın Mesih mi, İliyah mı yoksa ‘o elçi’ mi olduğunu öğrenmek isterler. Yahyâ üçü de olmadığını söylediğinde şu cevabı verirler: “Madem ki sen ne Mesih, ne İliyah, ne de ‘elçi’sin, o zaman ne diye insanları takdis edersin?” (1:19-25). Burada Mesih’le İsa, İliyah’la İlyas kastedilmektedir. “O Elçi” için tek şık kalmaktadır: “övülmüş olan” Ahmed. İslâm tarihinde Allah Rasûlü’nden sonra ilk “Ahmed” isminin ünlü dilci Halil’in (ö 175) babasına verildiğini biliyoruz. Sahabe’de bu isme rastlamıyoruz. Bu da Ahmed’in isimden çok vasıf olarak görüldüğünü teyid eder. 3) Luka incilinde “Eudokia” diye bir karşılık vardır. Bu hedef kelimenin kaynak dildeki karşılığını bulmak istediğinizde, tam bir sağır duvarla karşılaşırsınız. Gerçek mânada bir İncil uzmanı olan Abdülehad Dâvud (Benjamin Keldani), bu kelimenin kaynak dildeki karşılığını “Ahmed” olarak tesbit etmiştir (İncil ve Salib, İstanbul-1999). 4) M.S. 496 yılına kadar doğruluğu kabul edilip kiliselerde okunduğu halde, hangi endişeyle bilinmez, Papa Gelasius tarafından “zındıkça” ilan edilip yasaklanan Barnabas İncili’nde Allah Rasûlü’nün ismi, hem de Arapça aslıyla zikredilmiştir. Ne ki bu İncil’in orijinal metninin başına diğerlerinden daha ağır bir yol kazası gelmiş, elde kala kala 14 veya 16. yüzyıldan kalma bir İtalyanca tercüme kalmıştır. Varlığı 18. yüzyılda tesbit edilen İspanyolca bir nüsha, daha sonra esrarengiz biçimde yok olmuştur. Bu orijinalden istinsah edilerek Oxford Universty Press tarafından 1907’de basılan eser, iki nüshası hariç piyasadan kaybolmuştur (M. Aydın, DİA, ilgili md). Barnaba İncili’nden, Kilisenin 1500 yıllık yok etme siyasetinden her seferinde aldığı ağır yaralarla gizli-saklı birkaç tercüme nüsha bugünlere kadar gelebilmeyi başarmıştır. Kilise’nin bu konudaki son siyaseti, kendi açtığı yok etme savaşının bu İncil üzerindeki ağır darbe izlerini göstererek, “bakın, bunun aslı faslı belli değil” demekten ibârettir. 5) İncil kelimesinin kökeni meselesi... Başka mânaları olsa da, bu konuda tüm araştırmaların varıp dayandığı nokta “müjde” mânasıdır. Müjde, “gelmesi beklenen sevindirici habere” denir. Peki, İncil’in müjdelediği geleceğe ilişkin sevindirici haber nedir? Bu soruya Kur’an “Ahmed’dir” diyor (Bkz: İncil ve Salib). [5085] Bu cümle, her iki rasûlü de gösterecek şekilde yerleştirilmiştir.
M.İslamoğlu 61:6
7
İslâm’a[⁵⁰⁸⁶] davet edildiği halde, uydurduğu yalanı Allah’a isnat edenden daha zalim biri olabilir mi? Zaten Allah, zulme gömülmüş bir topluluğa asla rehberliğini bahşetmez. [5086] Teslimiyet yoluna, yani ezeli ve biricik hakikatin insanlığın son çevrimindeki tezahürü olan ve Kur’an vahyinde kodlanmış bulunan tek hak dine.
M.İslamoğlu 61:7
8
Onlar Allah’ın (hidayet) nurunu üfürükleriyle söndürmek için can atıyorlar; kâfirler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır.[⁵⁰⁸⁷] [5087] Benzer bir âyet için bkz: 9:32, not 40. Zımnen: Gerçeğe suikast düzenlemek için ortalığı karartmak istiyorlar; fakat ışığın kaynağının Allah olduğunu unutuyorlar. Hz. İsa’nın İncil’inin (: müjdesinin) başına gelen de budur (6. âyetin notuna bkz). Şu beyit, bu hakikatin şiir diliyle ölümsüz bir ifadesidir: Âlemde felek kuvve-i bâzû ile dönmez/Bir şem’a ki Mevlâ yaka üflemekle sönmez.
M.İslamoğlu 61:8
9
Allah’tan başkasına ilâhlık yakıştıranlar hoşlanmasa da O, Elçi’sini hidayet (kitabı Kur’an) ve hak dini tebliğ ile görevlendirmiştir ki, böylece Hak dini diğer tüm dinlere üstün kılsın.[⁵⁰⁸⁸] [5088] Krş: 48:28 ve 9:33, not 36 ve 41.
M.İslamoğlu 61:9
10
SİZ ey iman edenler! Sizi elem vericibir azaptan kurtaracak bir alışverişe yönlendireyim mi?
M.İslamoğlu 61:10
11
Allah’a ve Elçi’sine güvenirsiniz, Allah dâvâsı uğrunda mallarınızla ve canlarınızla cihad edersiniz: böyle yapmanız sizin için daha hayırlıdır; tabi ki eğer bilgiyle (hareket) ederseniz.[⁵⁰⁸⁹] [5089] Zımnen: Cihadı bilgi üzerine inşâ ederseniz. Bu pasaj tümüyle Kur’an’ın zafer ve fetih tasavvurunu inşâya yöneliktir.
M.İslamoğlu 61:11
12
(Böyle yaparsanız) O sizin günahlarınızı bağışlayacak ve sizi zemininden ırmakların aktığı cennetlere koyacaktır; kalıcı güzelliğin merkezi[⁵⁰⁹⁰] olan cennetlerdeki tarifsiz huzur köşklerine: işte gerçek büyük başarı budur! [5090] ‘Adn için bkz: 13:23, not 32.
M.İslamoğlu 61:12
13
Ve kendisiyle sevineceğiniz bir şey daha var: Allah’tan bir yardım ve görünen bir zafer. Artık mü’minlere müjde ver!
M.İslamoğlu 61:13
14
SİZ ey iman edenler! Allah’ın destekçileri olun! Tıpkı Meryem oğlu İsa’nın, havarilerine “Allah’a giden yolda kim bana var gücüyle destek olur?” deyince, havarilerin “Biziz Allah dâvâsının gönüllü destekçileri!” demeleri gibi… Nitekim İsrâiloğullarından bir gurup (ona) inandı,[⁵⁰⁹¹] bir gurup da inkâr etti.[⁵⁰⁹²] Bunun üzerine Biz de iman edenleri düşmanlarına karşı dirençli kıldık: Sonunda galip gelenler onlar oldu.[⁵⁰⁹³] [5091] Bunlar, Hadid 28’de “iman edenler” olarak anılan, teslise değil tevhide inanan muvahhid İsevilerdir. Luka incilinde 70 kişi oldukları kayıtlıdır. Arius, 4. yüzyıldaki tevhide dayalı çıkışını Hz. İsa’ya yardım sözü veren bu havarilerin inançları üzerine bina etmişti. Mü’minlere en yakın olarak nitelenen “Biz Nasârâyız diyenler” (5:82) de bu grubun Allah Rasûlü dönemindeki uzantılarıdır. [5092] Bu son cümle Hz. İsa’ya yönelik üç tür inkârı da içerir: 1) İsa’nın nübüvvetini inkâr. 2) İsa’nın verdiği 6. âyette dile gelen müjdeyi inkâr. 3) İsa’nın beşerliğini, dolayısıyla tevhid mesajını inkâr. [5093] Bilinen mânada savaş yapmamış olan havariler, farklı bir cihad modelinin mimarları olarak sunulmaktadır. Onların “galip” gelmesi, bir kansız fetihtir. Aç aslanlara yem edildiler, öldürüldüler, taşlandılar fakat yılmadılar. Yürek avcılığından vazgeçmediler. Râğıb, havârî kelimesinin mânasını “avcı” olarak verir. Kelimeyi Arapça’dan türetenler “beyaz” anlamındaki hûr’a nisbet ederler. Yani havariler bir tür “yürek avcısı” idiler.
M.İslamoğlu 61:14
Saf suresi tamamlandı