1
SİZ ey iman edenler! Benim ve sizin düşmanlarınızı evliyâ edinmeyiniz![⁵⁰⁴⁶] Siz onlara yürek dolusu sevgi sunuyorsunuz,[⁵⁰⁴⁷] ama onlar size gelen bütün hakikati kökten inkâr ediyorlar. Onlar hem Elçi’yi hem de sizi sırf Rabbiniz Allah’a iman ettiniz diye sürüp çıkarırlarken, -tabii ki siz rızamı kazanmak ve yolumda çihad etmek için çıkmışsanız eğer- onlara, (akrabalık) sevgisi[⁵⁰⁴⁸] sebebiyle nasıl sır verirsiniz?[⁵⁰⁴⁹] Ne ki Ben sizin gizlediklerinizi de, açığa vurduklarınızı da çok iyi bilirim: Artık sizden kim böyle yaparsa, işte o doğru yolun ortasında sapıtmış[⁵⁰⁵⁰] demektir.[⁵⁰⁵¹]
[5046] Bu, inanca yönelik bir düşmanlıktır. İslâm, iman, vahiy ve peygamber düşmanları, hem Allah’ın hem de mü’minlerin ortak düşmanıdırlar. [5047] Bilmeveddedeki bâ, sunulan sevginin ölçüsüzlüğüne delâlet eder. [5048] Bununla Hâtıb’ın düşmana değil, akrabalarına olan “fıtrî sevgisi” (vudd) kastedilse gerektir. [5049] Sırr, düşmana verilen sır; ihfa ise sırrın arkasındaki sır, yani bu sırrı verirken gizlenen gerekçe. [5050] Benzer bir kullanım için bkz: 7:16. [5051] İniş nedeni olan olay şudur: Hicretin 4. yılında Ebu Leheb’in Sâre isimli müşrik cariyesi Medine’ye gelerek yardım ister. Kendisine hayli yardım yapılır. Kadın, Hudeybiye’nin ardından Mekke’ye dönerken, Hâtıb kendisine bir mektup verir. Hâtıb, kendisi hicret ettiği halde annesi, oğulları ve kardeşi Mekke’de korumasız kalmış biridir. Ama kanaatim odur ki, bu kadın Mekke adına casusluk yapmak için gelmiştir ve Hâtıb’ın aklını çelen de odur. Kadın, sonuna kadar küfründe direnmiş ve küfrüyle öldürülmüştür. Fetih’ten sonra eman verilmediği için öldürülen iki kadından biri olması da bunu göstermektedir. Hâtıb’ın, Uhud’a “yerinizi terk etmeyin” talimatıyla yerleştirildiği halde yerlerini terk eden okçulardan biri olduğu hatırlanmalıdır. Uhud yenilgisinde pay sahibi olmanın içinde estirdiği fırtınalar bu yanlışa düşmesinde rol oynamış mıdır, bilinmez. Mektub şöyledir: “Haberiniz olsun ki Rasulullah gece apansız gelen sele benzer bir orduyla size yöneldi. Allah’a yemin ederim ki, o sizin üzerinize tek başına yürüse, yine de Allah ona zafer verecektir; zira o Allah’ın kendisine vaad ettiğine nail olacaktır” (Âlûsi). Allah Rasûlü durumu öğrenince Hz. Ali komutasında dört kişilik bir tim gönderir. Ravza-i Hâh’da kadını yakalarlar. Bir iki tehditten sonra kadın mektubu sakladığı yerden çıkarıp verir. Allah Rasûlü Hâtıb’ı çağırtır. Hâtıb der ki: “Aleyhimde hüküm vermekte acele etme ya Rasulullah. Ben Kureyş’ten değilim, Kureyş’in yanaşmasıyım. Seninle beraber olan muhacirlerin çoğunun yakınları var, onların geride kalan ailelerini onlar koruyor. Ailemi himaye için onlar arasında himayecim olmadığından, bu yolla onlara ulaşmak istedim; ne inkârımdan, ne dinimden yüz çevirdiğim için ve ne de İslâm’dan sonra küfürden razı olduğum için yaptım bunu.” Nebi “Doğru söyledi” der ve bağışlar (Taberî; krş: Buhari, Meğâzî 46; Müslim, F. Sahabe 161).
2
Eğer onlar sizi gözlerine kestirirlerse,[⁵⁰⁵²] size düşmanlıklarını kesintisiz sürdürürler; dahası ellerini ve dillerini size kötülük yapmak için uzatırlar:[⁵⁰⁵³] zira onlar inkâr etmenizi ta yürekten isterler.[⁵⁰⁵⁴]
[5052] Yeskafûkum için bkz: 2:191, not 367. [5053] Kinayeten: siz o elleri şefkat eli diye tutarsınız, fakat sizi felakete çekerler. [5054] Yani: Siz onlara yürekten sevgi besliyorsunuz, ama onlar sizi sevmek şöyle dursun, yürekten küfrünüzü istiyorlar.
3
Size ne yakınlarınızın ne de çoluk çocuğunuzun Kıyamet Günü hiçbir yararı olmaz; Allah aranızda (iyi-kötü) ayrımını gerçekleştirir: zira Allah yaptıklarınızı ayrıntısıyla görmektedir.[⁵⁰⁵⁵]
[5055] Zımnen: Yakınlarınız için şahdamarınızdan daha yakın olan Allah’a uzak düşmekten sakının.
4
Doğrusu İbrahim’de ve ona uyanlarda sizin için güzel bir örneklik vardır. Hani onlar kendi kavimlerine şöyle demişlerdi: “Bakın, biz sizden ve Allah’ın yanı sıra taptığınız her şeyden uzağız; biz sizi(n hayat tarzınızı) reddediyoruz; sizinle bizim aramızda, siz bir tek Allah’a ibadet edinceye kadar ebedîyen sürecek bir düşmanlık ve nefret vardır.” Tek istisna, İbrahim’in babasına “Senin için kesinlikle Allah’tan mağfiret dileyeceğim; ama senin lehine Allah’tan bir şey elde etme yetkisine sahip değilim” diye söz vermesiydi.[⁵⁰⁵⁶] (Size düşen şöyle yalvarmaktır):[⁵⁰⁵⁷] “Rabbimiz! Yalnız Sana güvendik, yalnız Sana yöneldik: zira tüm yollar Sana çıkar!
[5056] Hz. İbrahim, bu sözünü gerçekleştirdi (19:47 ve not 53). Bu talebinin arka planında ise, âhirette yakınlarından dolayı mahcup olma kaygısı yatıyordu (26:86-87). Ama babasının Allah düşmanı olduğuna kesin kanaat getirdiğinde, bu duasından derhal vazgeçti (9:114). Sözün özü: Hakikate saygı esastır. Evlat Hz. İbrahim baba onun babası olsa dahi, hakikate saygı duymalı, Allah’ın iman-inkâr arasına çizdiği sınır gözetilmelidir (5:5; Hz. Nûh’un oğluna yaptığı çağrının Allah tarafından reddi için bkz: 11:46). [5057] Önceki cümlenin devamı olarak okunabilirse de, değişen kipleme tercihimizi doğrular niteliktedir.
5
Rabbimiz! Bizi küfre gömülenlerin elinde oyuncak etme![⁵⁰⁵⁸] Ve günahlarımızı bağışla, ey Rabbimiz: Zira Sen, evet Sensin mutlak üstün ve yüce olan, Sensin her hükmünde tam isabet kaydeden!”
[5058] Lafzen: “fitne etme!” Veya: “küfre gömülenlerin sapmasına bizi gerekçe kılma!” Mastar olan fitne, hem ism-i mef’ul mânasına “bizi onların nesnesi kılıp saptırmalarına izin verme” hem de ism-i fail mânasına “bizi onları saptıran birer özne kılma” anlamına gelir (Bkz: 9:49, not 64).
6
Doğrusu onlar(ın bu tavrında),[⁵⁰⁵⁹] içinizden Allah’ın ve Âhiret Günü’nün (ödülünü) uman kimseler için elbet güzel bir örneklik vardır; ama kim de (kâfirleri) dost edinerek (bu emre) sırt dönerse,[⁵⁰⁶⁰] iyi bilsin ki Allah kimseye muhtaç olmayan yegane varlıktır, hamdin tamamı zâtına mahsus olandır.
[5059] Yani: 4. âyette dile getirilen küfre karşı net ve açık “tavır koyma” ve iman ile inkâr arasındaki ilâhî sınırı gözetme hususunda. [5060] Men yetevelle ibâresi, mazi fiil okunduğunda “kim yüz çevirirse”, muzari (tevelliden) okunursa “kim dost edinirse” mânasına gelir. Kelime iki mânaya da açık, ‘tevriye’ye elverişlidir.
7
Mümkündür ki Allah, sizin düşman olarak algıladığınız kimselerle sizin aranızda bir sevgi var edebilir;[⁵⁰⁶¹] ve Allah’ın (buna) gücü yeter; üstelik Allah tarifsiz bir bağış, eşsiz bir merhamet sahibidir.[⁵⁰⁶²]
[5061] Bu âyet, İslâm’da cihadın gayesinin düşmanlık değil sevgi olduğunun en açık delilidir. [5062] Zımnen: “Kendisine güvenen ve yönelen kimseler için” (4. âyet). Kaynaklarımız, bu âyetin iniş nedeni olarak, Rasulullah’ın Ümmü Habibe ile gıyabında nişanlanmasını gösterirler. Allah Rasûlü, Habeş muhacirlerinden olan Ümmü Habibe’yi, kocası Ubeydullah b. Cahş öldükten sonra veya Hıristiyanlığa dönüp boşandıktan sonra eş adayı seçerek ödüllendirmişti. Nebi’nin bu jestinden hoşlanan Ebu Süfyan, “Bu yiğidi kimse durduramayacak” itirafında bulunacaktır (Keşşaf).
8
Allah size, sizinle din savaşı yapmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselerle iyilik ve hakkından feragate dayalı bir ilişki geliştirmenizi yasaklamaz: Çünkü Allah hakkından feragat edecek kadar fedakâr olanları pek sever.[⁵⁰⁶³]
[5063] Kısta verdiğimiz anlam için bkz: 49:9, not 12.
9
Allah size, yalnızca sizinle din savaşı yapan ve sizi yurtlarınızdan çıkaran veya sizin çıkarılmanıza destek verenlerle dostluk kurmanızı yasaklar: artık kim onlarla dostluk kurarsa, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.[⁵⁰⁶⁴]
[5064] Zımnen: Saldırgana dost olmak zulümse, tersi de adâlettir.
10
SİZ ey iman edenler! Mü’min kadınlar muhacir olarak size geldiği zaman -her ne kadar Allah onların inancını çok iyi biliyorsa da- siz (yine de) onları sorgulayın;[⁵⁰⁶⁵] sonuçta eğer onların mü’min olduğundan emin olursanız, artık onları kâfirlere geri göndermeyin: ne o kadınlar (kâfir) eşlerine helâldir ne de eşleri o kadınlara helâldir.[⁵⁰⁶⁶] Onların verdiklerini de kendilerine iade edin! Ve siz bu kadınların mehirlerini verdiğiniz sürece, onlarla nikâhlanmanızda bir beis yoktur. Beri yandan, inkârda ısrar eden kadınların nikâhına yapışmayın; onlara verdiğinizi isteyin, aynı şekilde (eşi Medine’ye kaçan kâfir kocalar) da verdiklerini sizden isteyebilirler.[⁵⁰⁶⁷] İşte bunlar Allah’ın hükmüdür; aranızdaki hükmü O verir: zira Allah her şeyi bilendir, hikmetle hükmedendir.[⁵⁰⁶⁸]
[5065] İbn Abbas, muhacir kadınlardan kocalarına kızgınlık, yer değiştirme arzusu, dünyalık bir menfaat, başka bir erkeğe olan ilgi veya buna benzer bir nedenden dolayı değil de, Allah ve Rasûlüne olan sevgi, Âhiret Günü’ne imandan dolayı terk-i diyar ettiklerine dair yemin alındığını ifade eder. Bu yeminin ardından Allah Rasûlü kadının mehrini kocasına yollamış ve kaçan kadınları iade etmemiştir (Taberî). [5066] Yasaklığı ifade için ilk cümle yeterli olduğu halde ikinci cümlenin gelmesi, hem yasağın kesinliğini, hem yasağın karşılıklı oluşunu, hem de sadece ayrılmanın yetmeyip yeniden birleşmenin de yasaklandığını ifade eder. [5067] Kâfir kadınların nikâhına yapışmama, küfrü tercih etmelerinden dolayı onların inanç özgürlüğünü kısıtlamamayı içerir. Hz. Ömer bu âyet indiği gün iki müşrik karısını (Kureybe ve Ummu Cervel) muhayyer bırakmıştı. Onlar da, nikâhları ellerine verilir verilmez Mekke’ye döndüler. Biri Ebu Süfyan ile, diğeri de Saffan b. Ümeyye ile evlendi (Buhârî, Şurût 15). Burada dikkat çekici olan şu: Mümtehane sûresi 6. yılda indi. Demek ki iki müşrik kadın, Ömer’in nikâhı altında 6. yıla kadar kalabildi. Ne Ömer’in ne de bir başkasının aklına onları zorla Müslüman etmek gelmedi. (Ayrıca, müşriklerle evliliği yasaklayan Bakara 221. âyete bkz.) [5068] Bu âyet, Hudeybiye anlaşmasının ardından yaşananlarla ilgili hükümler içermektedir. Ebu Cendel anlaşma sırasında Mekke’den kaçarak mü’minlere kavuşmuş, fakat Rasulullah onu anlaşma gereği babasına teslim etmek zorunda kalmıştı. Aynı dönemde, bu kez müşrik kocalarını terk ederek Medine’ye kaçan kadınlar sorunu çıktı. Bu çığırın öncüsü İslâm’ın can düşmanı Yahudi kökenli ‘zındık’ Ukbe b. Ebi Muayt’ın kızı Ummu Kulsum’dur. Kocası ‘Amr b. As’tan kaçarak Medine’ye sığınmış, sonradan Zeyd b. Harise ile evlenmiştir. Bir başka rivayete göre, bu çığırı açan Subey‘atu’l-Eslemiyye’dir. Kocası Sayfi b. er-Râhib’ten (veya Musafir el-Mahzumî) kaçarak Hudeybiye’ye gelmiş, kendisini istemek için gelen kocasına mehri verilmiş, sonradan Hz. Ömer ile evlenmiştir. Umeyme bt. Bişr, kocası Sabit b. Şimrah’tan kaçarak Medine’ye sığınmış, sonunda Suheyl b. Sayfî ile nikâhlanmıştır. Kanaatimizce, Ummu Kulsum’un kaçışı âyetin nüzul sebebi olmuştur. Âyetin anlaşmanın ilgili maddesini lehlerine çözdüğünü ve kocalarının nikâhı altında kalmalarını yasakladığını öğrenen aynı durumdaki hanımlar, bu örneği izlemişlerdir. Daha önce gerçekleşen Allah Rasûlü’nün kızı Zeyneb’in kocası Ebu’l-Âs’tan ayrılıp Medine’ye gelişini de bu örneklere ilave edebiliriz. Bu âyet, kaçan hanımlarını talep eden müşrik kocalara bir red cevabı oldu. Burada şu soru akla gelebilir: Bu âyet anlaşmanın iade maddesini geçersiz mi kılmaktadır? Bunun cevabı anlaşma maddesinin “erkek ve kadını” açıkça beyan edip etmediğine bağlı olarak değişir. Eğer maddede erkek-kadın açıkça anılmışsa, bu âyet maddeyi iptal etmiştir. Değilse, anlaşmadaki bir boşluğun lehe yorumlanması kabilindendir. Rasulullah’ın yorumu da budur. Kendisine bu konu sorulduğunda Rasulullah “Şart erkekler içindi, kadınlar için değil” demiştir. Buna Kureyş tarafından bir itiraz gelmediğine göre, ikinci şık geçerli olmalıdır. Bu âyette birbiriyle savaş halinde olan iki ayrı devlette yaşayan karı-kocanın durumu ele alınmaktadır. Mekke’de küfrü tercih eden kadın var, Medine’deki kocasının yanına bilinçli olarak hicret etmemiş. Tersi de sözkonusu. Âyet bu tür kadınların nikâhının müslüman kocaları tarafından elde tutulmaması gerektiğini söylüyor ve zımnen şunu diyor: ‘Bırakın, küfrü tercih eden eşleriniz, kendileri gibi küfrü tercih eden yeni eşlerle evlenebilsinler.’ Allahu a’lem.
11
Eğer kâfirlere kaçan hanımlarınızdan dolayı herhangi bir mağduriyet yaşarsanız, misillemede bulunarak mahsuplaşın;[⁵⁰⁶⁹] şöyle ki, eşlerin mağdur ettiği kocalara, (karıları için) harcadıklarına denk olan miktarı (onlara gönderilecek meblağdan keserek) siz verin:[⁵⁰⁷⁰] Ama, iman ettiğiniz Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun!
[5069] ‘İkâb, “nöbet” anlamındaki ‘ukbeden; “misilleme” vurgusu taşır (Krş. 16:126). [5070] Parantez içi açıklamamız, bu âyetin yorumlarının en isabetlisi diyebileceğimiz Zühri’nin yorumuna dayanır (Taberî). Zımnen: Siz mağduriyeti giderin, aynı kalemden Mekke’ye gidecek bir miktar varsa, Mekkelilerin vermeleri gerekip de vermediklerini ona mahsuben kesin. Bu âyet, vahyin, hakkaniyet ve sözleşmelere riayet konusunda muhataplarını nasıl inşâ ettiğinin en çarpıcı örneklerinden biridir. Oysa, sözleşmenin karşı tarafı, baştan beri hiçbir hak hukuk gözetmeyen Mekke müşrikleriydi. Âyetin zımnen verdiği öğüt şudur: Bir davranışın ahlâkiliği, muhatabın değişen kimliğine göre değişmemesidir. Zira doğru ve iyi sabittir ve bizatihî doğru ve iyidir. Göreceleştiğinde ahlâkî olma vasfını yitirir.
12
Sen ey nebî! Ne zaman mü’min kadınlar sana gelir de Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmayacaklarına, çalmayacaklarına, zina etmeyeceklerine, çocuklarını katletmeyeceklerine,[⁵⁰⁷¹] elleri ve ayakları arasında yalan düzüp koşarak iftira atmayacaklarına,[⁵⁰⁷²] (dinin) değerler sistemi konusunda sana isyan etmeyeceklerine dair biatlerini sunarlarsa, onların biatlerini kabul et[⁵⁰⁷³] ve Allah’tan onlar için mağfiret dile: Unutma ki Allah tarifsiz bir bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.
[5071] Kadınlardan alınan bu söz, cahiliyye geleneğindeki kız çocuklarını diri diri öldürme (ve’d) geleneğinden daha çok -ki onu babalar yapıyordu- kadınların hamileliklerini sonlandırmak için işledikleri bir tür “ilkel kürtaj” diyebileceğimiz cenin cinayetlerine ilişkindir. [5072] Yani: “Başkalarından olan gayr-ı meşru çocuklarını elleriyle getirip “bunlar kocalarımızdan” diye iftira etmeyeceklerine..” Bu kinayeli ifade, karşı cinsin iffet ve onuruna yönelik her türlü iftirayı kapsar. Buna sahte annelik iddiası ve gerçek anneliğin inkârı türünden, bir başka erkeği töhmet altında bırakan her tür iftira ve bühtan da dahildir. [5073] Allah Rasûlü birçok biat almıştır. Bunların zemini, zamanı, alınış usul ve üslubu farklı farklıdır. Bazen bu yemin işi için Hz. Ömer’i görevlendirmiş, Allah Rasûlü adına kadınlardan biati o almıştır (Kadınlardan alınan biat yöntemlerinin en ayrıntılı tasviri için bkz. İbn Kesir, âyetin tefsirine).
13
SİZ ey iman edenler! Allah’ın gazabına uğrayan bir kavim olan ve kabirdekilerin (tekrar dirileceğinden) ümit kesen (müşrik) kâfirler gibi âhiretten ümit kesen (Yahudileri), dost ve müttefik edinmeyin![⁵⁰⁷⁴]
[5074] Zımnen: Onlar tek dünyalıdırlar. Tek dünyalı olanın iki yüzü olması doğaldır. İki yüzlülerle nasıl candan yürekten dostluk kurabilirsiniz? Son tahlilde bu bir “yahudileşmeyin, dünyevîleşmeyin” uyarısıdır. Bu âyet, bölgedeki Yahudiler arasında, âhirete inanmadığı öteden beri bilinen Saduki mezhebine mensup Yahudilerin de olduğunu gösterir.