1
GERÇEKLEŞMESİ kesin olan o çarpıcı olay gerçekleştiği zaman,
2
kimse kalmayacak onun gerçekliğini yalanlayan;[⁴⁸⁷⁸]
[4878] Yalanlayan kalmayacak”, zira şimdi “imanî bir hakikat” olan âhiret o gün “yaşanan bir gerçeklik” olacak.
3
(bazılarını) alçaltan, (bazılarını) yücelten.[⁴⁸⁷⁹]
[4879] Zımnen: Şimdi yücelik taslayan bazılarının cüce olduğunu, şimdi aşağılanan bazılarının da yüce olduğunu, o “olay” ortaya çıkaracak. Yani: Herkes kendi boyunun ölçüsünü alacak.
4
Yer dehşetli bir sarsılışla sarsıldığında,
5
ve dağlar paramparça olup
6
toz zerrecikleri haline geldiğinde,
7
sizler üç sınıfta tasnif edilmiş olduğunuzda...[⁴⁸⁸⁰]
[4880] Büyük eşleştirme ve tasnif için bkz: 81:7.
8
Bir bahtiyar[⁴⁸⁸¹] kesime dahil olan kesim var; ama ne büyük bahtiyarlık!..
[4881] Veya: “sözünün eri” ya da “onurlu ve şerefli”.
9
Bir de bedbaht kesime dahil olan var; ama ne felaket bir bedbahtlık!..
10
Bir de yarışta öne geçip arayı açanlar var:[⁴⁸⁸²]
[4882] Yani “iyiler” ikiye ayrılacak: İyiler ve aktif-öncü iyiler (Krş: 4:69). Zımnen: İyilik çabası hep sürecek, zira iyiliğin bir son noktası olmayacak.
11
İşte bunlardır Allah’a yakınlık sağlayanlar,[⁴⁸⁸³]
[4883] Allah Rasûlü’nün, Allah-insan ilişkilerini kendi mertebesinden okuyarak bunu “Rabbinin nazarından” söz kalıbına döktüğü şu hadis sanki bu âyetin tefsiri gibidir: “Has kulum Bana farzlardan daha sevimli bir şeyle yaklaşamaz. Buna ilaveten nafileler onu Bana daha da yaklaştırır. En sonunda Ben onun gören gözü, işiten kulağı, tutan eli ve kendisiyle yürüdüğü ayağı olurum” (Buhari, Rikâk 38).
12
sonsuz nimetlerle dolu hasbahçelerde kalacak olanlar;
14
azı da sonrakilerden...[⁴⁸⁸⁴]
[4884] Zımnen: Öncü olanlar giderek azalsa da, imanla şereflenenler her dönemde var olacak. Aktif iyilerin çoğunluğunun, vahyin davetine ilk koşanlar arasından çıktığını ifade eder.
15
Emek mahsulü[⁴⁸⁸⁵] huzur tahtlarına kurulacaklar;
[4885] Sadece burada geçen mevdûne lafzen: “Geçmeli, oymalı, işlemeli, murassa, kakmalı, kaplamalı”, mecazen “ince işçilikli, emek mahsulü” demektir. Tercihimiz, cennet nimetlerinin insanın dünyada yaptıklarını hatırlatan bir boyut taşıdığı gerçeğine dayanmaktadır (24. âyete bkz).
16
karşılıklı olarak bunlara yaslanıp tarifsiz bir (sevinci) paylaşacaklar;
17
ölümsüz gençlikler onları bekleyecek;[⁴⁸⁸⁶]
[4886] Veya: “Ölümsüz gençler servis yapacaklar” (Tâfe ‘aleyh için bkz: 76:15, not 21). Allah Rasûlü’nün cennetliklerin hep genç kalacaklarına dair Tirmizî hadisiyle birlikte değerlendirilmelidir.
18
tarifsiz güzellikte bir kaynaktan doldurulmuş bir o kadar tarifsiz ibrikler ve kadehlerle sunulan (içecekler);
19
ondan dolayı ne başları döner ne de sarhoş olurlar.
20
Ve her tür meyve ve kuruyemiş seçeneği…[⁴⁸⁸⁷]
[4887] Fâkihe, hem meyve hem de kuruyemişi ifade eder (İbn Âşûr).
21
Ve canlarının çektiğinden tarifsiz lezzette kuş etleri…[⁴⁸⁸⁸]
[4888] 20 ve 21. âyetteki sıralama önce meyve sonra et şeklinde doğru beslenme sırasını vermektedir.
22
Ve kusursuz bakışlı temiz eşler;[⁴⁸⁸⁹]
[4889] Hûrun ‘ıyni çeviri gerekçemiz için Tûr 20; Rahmân 72 ve Sâffât 48. âyetlerin ilgili notlarına bkz.
23
gün görmemiş inciler gibi…
24
Önceden yaptıklarının bir ödülü olacak (bunlar);
25
orada ne bir boş laf ne de kınanma duyacaklar;[⁴⁸⁹⁰]
[4890] Essemenin mastarı olarak te’simin ilk anlamı “kınama”dır. Yani: Mağfiret edilen günahlarından dolayı. Ğafr, “suçunu dahi dile getirmeden bağışlamak”tır (Bkz: 64:14, not 16).
26
sadece denilecek ki: “Mutluluklar!.. Mutluluklar!..”[⁴⁸⁹¹]
[4891] Teslimiyetin öbür adı olan İslâm’ın ödülü “sonsuz mutluluk ve kurtuluş” olan selamdır. (Krş: 10:10; 13:24)
27
[⁴⁸⁹²]BAHTİYAR kesime gelince: nedir o bahtiyar kesimin (ödülü)?
[4892] Burada çeviriye mânasıyla değil işleviyle yansımış olan bir vav vardır. O, ibtidaiyye işlevidir ve çeviriye paragraf başı olarak büyük harf şeklinde yansımıştır.
28
Dikenlerinin yerini meyvelerin aldığı[⁴⁸⁹³] upuzun Sidr ağaçları[⁴⁸⁹⁴] arasında,
[4893] Yani: her şeyin mükemmel ve kusursuz hali (Krş: 55:68). Mahdûd, hem “dikeninden arındırılmış” hem de “meyve çokluğundan dalları yere ağmış” olarak tefsir edilmiştir. Rivayetlerden, bunun kiraza benzer bir tür olduğu, cennette dikenlerinden arındırılarak yerine meyve ikame edileceği anlaşılmaktadır (Taberî ve Râğıb). [4894] İki cinsi vardır. Nebik adı verilen üzüme benzeyen sarı renkli kekre veya mayhoş meyvesi olan bir ağaç. Bir de kara sidri (sedir) vardır ki pelit ağacıdır. Acı ve kekre olan meyvesi boğazdan geçmez, bir işe yaramaz. Yaprağı, yiyen hayvana sahte bir tokluk hissi verir (İbn Âşûr). Yemişi böylesine yararsız bir ağaç, kalıcı güzelliğin merkezi olan cennette can alıcı bir güzellikte arz-ı endam edecektir.
29
yine çok gövdeli, misk kokulu ve parıltılı Muğaylan ağaçları,[⁴⁸⁹⁵]
[4895] Hicaz ağaçlarından, uzun boylu, kalın ve çok dallı, sağlam, az ve büyük yapraklı, koyu yeşil, büyük gölgeli, dikenli, kaliteli bir zamk salgılayan, misk kokulu bir ağaçtır (İbn Âşûr). el-Mendûd, “muz ağaçları, bazı cins hurma ve palmiye türleri gibi kökten dallı, belirgin bir ana gövde taşımayan” anlamına gelir (İbn Âşûr). Kur’an’ın üslubu gereği sidr ve talh arasında “zıtların uyumu” adını verebileceğimiz bir durum olsa gerektir.
30
ve uzayıp giden serin gölgeler
Sonraki 30 ayet →