1
RAHMÂN ?..[⁴⁸³²]
[4832] “Rahmân da neymiş?” (25:60) itirazına zımnî bir cevap: Rahmân’ı mı merak ediyorsunuz? O zaman dinleyin: O…
3
insanı yarattı,[⁴⁸³³]
[4833] Var olmak, yokluğa nisbetle büyük nimet. İnsan öncelikle var olma nimetine şükretmeli. “Yaratma” iki “öğretme” arasında gelmiş. Bu şu demek: İnsan ancak talim ve terbiye ile insan olur. Eğitim ve öğretimin temeli ise merhamet ve şefkattir.
4
insana kendini ifade etmeyi O öğretti.[⁴⁸³⁴]
[4834] Ta‘lim, “anlamın tasavvuru için benliği tahrik etmek”tir. Bu, tasavvurun inşasıdır. Zira tasavvurunuzu kim inşâ etmişse “Rabbiniz” odur.
5
Güneşi ve ayı mükemmel bir hesapla yörüngelerinde O hareket ettirmekte.[⁴⁸³⁵]
[4835] Veya: “zamanı tayin için bir ölçü kılan” (Krş: 6:96). Kur’an’ın beyan sistematiğinde ay ve güneş iki kutbu temsil eder: Gecenin ve gündüzün âyeti. Ayın ışığı nûr, güneşin ışığı dav’ ile ifade edilir. (Ayrıntılı bir açıklama için bkz: 10:5, not 11.) Bununla kozmik uyuma dikkat çekilir. Zımnen: İnsana âmâde kıldığı aya-güneşe bile düzen koyan Allah, kendisine âmâde kıldığı insan için düzen koymasın mı?
6
Gövdesiz ve gövdeli bitkiler[⁴⁸³⁶] O’nun emrine boyun eğmekte.[⁴⁸³⁷]
[4836] Veya: “Yıldızlar ve ağaçlar”. Necm, çayır çimen gibi “gövdesiz bitkileri” de ifade eder. Tercihimiz İbn Abbas’ın görüşüne dayanmaktadır. [4837] Lafzen: “secde ederler”. Zira secde, yaratılış amacıyla uyum içinde olmayı sembolize eder. İradesiz varlıklar bile O’na boyun eğerken, iradeli insanın başkaldırması akıllılıkla bağdaşır mı?
7
Yine göğü özenle O yükseltti, bir denge ve ölçü koydu:[⁴⁸³⁸]
[4838] Kaderin tam karşılığı “ölçü”dür. Ve ölçüsüzlük de kadersizliktir. O’nun ölçülerini aşan, kaderini, yani haddini aşar.
8
ki siz (ey insanlar), dengeyi bozup ölçüyü kaçırmayın!
9
Yine istikametle ölçüp biçin, ölçme değerlendirme yaparken haksızlık etmeyin!
10
Yine O, yeryüzünü orada yaşayan tüm canlıların[⁴⁸³⁹] (ayağı altına) özenle serdi;[⁴⁸⁴⁰]
[4839] Kur’an’da yalnızca burada kullanılan el-enâma, 245 kez her tür kalıpla kullanılan el-halk (bütün bir mahlukat) mânası verilmesi doğru değildir. Kelime bağlamdan da anlaşılacağı gibi, “sadece yeryüzünde yaşayan canlılarla” sınırlı bir anlama sahiptir. Cabiri enâmın Yunanca ve Latincede “nefs, hayat kaynağı” gibi anlamlara gelen anima kelimesinin Arapçalaşmış hali olabileceğine dikkat çeker. (Fehmu’l-Kur’an). Bu, bizce de mümkündür. [4840] Bütün nimetler insanın gerdanına takılmış bir gerdanlıktır. Gerdanlar gerdanlıklara değil, gerdanlıklar gerdanlara kurban olmalıdır. Sultan ölünce sarayın ne hükmü kalır? “Hayat süren leş” olmamak: işte bu!
11
orada envai çeşit meyveler, salkım saçak hurma ağaçları
12
ve filizlenen danelerle hoş kokulu çiçekler verdi:[⁴⁸⁴¹]
[4841] Endülüslü büyük âlim Şatıbi, ölümsüz eseri el-Muvâfakât’ta hükümleri üç ana kategoriye ayırır: Zaruriyyat, hâciyyat, tahsîniyyat; yani olmazsa olmazlar, gerekli olanlar, tamamlayıcı güzellikler. Bu âyet, Şatıbi’nin üçlü sistemi üzerinden anlaşıldığında “Rahmân her üçünü de verdi” vurgusuna sahiptir.
13
o halde Rabbinizin hangi nimetini inkâr edebilirsiniz?[⁴⁸⁴²]
[4842] Kumâ tesniye zamiri neye delâlet eder? 1) insan ve cinlere işaret ettiği yaygın yorumuna İbn Âşûr “Kur’an cinlere değil insanlara gönderildi” gerekçesiyle karşı çıkar. İbn Âşûr’un bu görüşüne Ahkâf 29-32’yi delil göstererek itiraz eden olabilir. Ne var ki orada, Allah Rasûlü’nü dinlediğini vahiyden öğrendiğimiz cinlerin, “maddi olmayan iradeli varlıklar” değil, “bölgede nadir görülen kabileler” olmuş olma ihtimali daha yüksek görünmektedir. (Bkz: 72:16, not 17.) 2) İman ve küfre delâlet edebilir. Bu sûrenin 20. âyetindeki birbirine karışmayan iki su kütlesi, iman ve küfre mecazi bir atıf olarak kabul edildiğinde (25:53), bu yorumu destekler gibidir. Mü’min olsun kâfir olsun, doğum ve ölüm insanın kaçamayacağı iki gerçektir. 3) Râzî bu ikil zamirin, âyetin içeriğine tekrar vurgusu kattığı kanaatindedir. 4) Bizce erkek ve kadın, madde ve anti madde, görünen ve görünmeyen âlem, madde ve mâna, ceset ve ruh ve daha birçok çifti kapsayacak şekilde eşyanın çift kutupluluğu gerçeğine bir atıf olarak yorumlanabilir. Görünen ve görünmeyen boyutuyla insanın çift kutbuna delâlet edebileceği gibi, idrak ve irade sahibi varlıkların görünen kutbu olan insanla görünmeyen kutbu olan cinne de delâlet edebilir. Bazı âyetlerden yola çıkarak buradaki ikil zamirin “insan” ve onun “iç ben”ine delâlet ettiğini söyleyebiliriz. Kur’an, Fussilet 25, Zuhruf 36 ve Kâf 16-29’da insan ve “iç ben” (öteki kişilik) arasındaki ilişkiye dikkat çeker. Özellikle Kâf 16-29 arasında insan ve “iç ben”i sanki iki tarafmış gibi âhiret sahnesinde karşılıklı konuşurlar. Orada tasvir edilen cehennemlik olan insan ve iç benidir. Fakat 46. âyetteki “iki cennet”, bu iki boyuta bir ödül olsa gerektir. İşin hakikatini Allah bilir.
14
O insanı ateşte pişirilmiş gibi kuru, ses veren balçıktan yarattı,[⁴⁸⁴³]
[4843] Bkz: 15:26, not 21,22. Yeryüzünün ateş topu (magma) haline atıf olarak da anlaşılabilir.
15
görünmeyen varlıkları da tarifsiz, ateş türü bir karışımdan halk etti:[⁴⁸⁴⁴]
[4844] Tabiatı ateşten olan bu varlıklar insandan önce yaratılmışlardır (Bkz: 15:27, not 23).
16
o halde Rabbinizin hangi nimetini inkâr edebilirsiniz?[⁴⁸⁴⁵]
[4845] Nimeti inkâr, nimeti vereni inkârdır. Bu âyetteki “nimet” iki şekilde anlaşılabilir: ya görünmeyen yaratıkların varlığı ya da onların insanın üzerinde fiilî bir gücünün olmaması (17:65).
17
O, iki doğunun da Rabbidir, iki batının da Rabbi:[⁴⁸⁴⁶]
[4846] Yani: “O, her yerin Rabbidir”. İbare gündoğumunun iki uç noktasıyla, günbatımının iki uç noktasını ifade eder. Zımnen: Allah kâinattaki nizamın tek garantisidir.
18
o halde Rabbinizin hangi nimetini inkâr edebilirsiniz?
19
O iki denizi salmıştır; birbirine kavuşurlar.
20
(Ama) aralarında aşamayacakları tarifsiz bir engel vardır; birbirine karışmazlar:
21
o halde Rabbinizin hangi nimetini inkâr edebilirsiniz?[⁴⁸⁴⁷]
[4847] Bu iki su kütlesinin nitelikleri Furkan 53’te verilir. Tuzlu deniz suyundan buharlaşma yoluyla tatlı kara sularının elde edilmesine delâlet edebileceği gibi, denizlerdeki tatlı su kaynaklarının tuzlu deniz suyuna karışmamasına da delâlet edebilir. Bu iki âyet, lafzî delâletin ötesinde mü’min ve kâfirin iman ve küfrüyle alâkalı olarak okunabilir. Yine, birbirine değen fakat karışmayan iki deniz bilinçaltı ve bilinçüstü olarak da yorumlanabilir.
22
O ikisinden inci ve mercan çıkar:[⁴⁸⁴⁸]
[4848] Veya Ferrâ’nın tercihiyle: “irili ufaklı inciler çıkar”. İnsan merkezli bir anlamanın izini sürerek bu âyeti Allah Rasûlü’nün şu sözü ışığında yorumlayabiliriz: “İnsanlar madenler gibidir; cahiliyyede değerli olanı İslâm’da da değerli olur” (Buhari, Bed’u’l-Halk, 63:21). Yine “İnsanlar develer gibidir; bazen yüz tanesi bir arada olur da, binecek bir tane dahi bulamayabilirsin” (Buhârî). Küfür perdesi incinin üzerini örten midye kabuğudur. O kabuğu kaldırmayı bilen inciye ulaşır. Bilinçaltının en derinlerinde fıtratın kendi kendini savunurken oluşturduğu incilere işaret olarak okunabilir. İnci-Mercan mesâni özelliği gereği zıt kutupluluk oluşturur. Biri denizin en dibinde, diğeri yüzeyine yakın yerde yaşar. Biri vahyin maksadından diğeri lafzından çıkarılacak mâna mücevherlerini çağrıştırır.
23
o halde Rabbinizin hangi nimetini inkâr edebilirsiniz?
24
Yüce dağlar gibi[⁴⁸⁴⁹] denizde hızla akıp giden koca gemiler O’nun (yasalarına) tâbidir:[⁴⁸⁵⁰]
[4849] Veya: “(Yelkenleriyle) açılmış sancaklar gibi”. Semada yüzen bütün gök cisimlerini içerir. [4850] Tatlı veya tuzlu, tüm suların yasasını Allah koymuştur. Su akıllıdır, su canlıdır ve su ilâhî kudret delîli olan bir ayettir. Zımnen: Allah yüce iradesini mü’min-kâfir demeden, her tür tavır alışın üstünde ve ötesinde gerçekleştirir. Yani: Allah gemisini kâfirin küfrüne rağmen yürütür (Krş: 9:32).
25
o halde Rabbinizin hangi nimetini inkâr edebilirsiniz?
26
Oradaki her varlık fânîdir;[⁴⁸⁵¹]
[4851] Yaratılmışlar hiyerarşisinde en üst sırayı şuurlu varlıklar (men) işgal eder. Eğer mahlukatın zirvesi olan varlıklar bile fani ise, şuursuz varlıkların fani olduğu kendiliğinden anlaşılır.
27
bâkî kalacak olan azamet ve ihtişam sahibi Rabbinin zatıdır:[⁴⁸⁵²]
[4852] Veya: “Rabbinin rızasıdır”. Lafzen: “Rabbinin yüzüdür” (Bkz: 88:2, not 2). “Azamet ve ihtişam” diye çevirdiğimiz Celâl ve İkrâm, kahır-lütuf dengesini ifade eden iki ilâhî isimdir. Krş: “her şey yok olacak, sadece O’nun zâtı bâki kalacaktır.” (28:88).
28
o halde Rabbinizin hangi nimetini inkâr edebilirsiniz?
29
GÖKLERDE ve yerde bulunan her varlık O’na muhtaçtır;[⁴⁸⁵³] her an O, (hayata ve varlığa dair) her işe müdahildir:[⁴⁸⁵⁴]
[4853] Lafzen: “Ondan ister”. Krş: “Ey insanlık ailesi! Allah’a muhtaç olan sizlersiniz; Allah’a gelince: O kendi kendine yeten sonsuz zenginlik sahibidir” (35:15). [4854] Şe’n, sıra dışı tavır ve eylemleri ifade eder. Bu bağlamdaki en doğru karşılığı; “Mahlukata dair büyük ve sıra dışı muhteşem müdâhale”dir. Eskimez tabirle, “O, her anda bir şandadır”. Bu cümle, Allah’ın müdahil olmadığı bir alan tasavvuruna dayalı her tür seküler yaklaşımı dışlar. Daha kendi bedeninin işleyişine müdahil olamayan, dolaşım, sinir, sindirim, boşaltım, lenf sistemi gibi bir dolu unsurun kendi müdâhalesi dışında işlediği insan, Allah’ın yarattığı varlıklara ve zamana müdâhalesine kafa tutuyorsa, burada ciddi bir kendini bilmezlik ve algı problemi var demektir.
30
o halde Rabbinizin hangi nimetini inkâr edebilirsiniz?
Sonraki 30 ayet →