Ana SayfaMealler › Mustafa İslamoğlu

Mustafa İslamoğlu

Bu mealle oku
Mustafa İslamoğlu meali ile okumaya başla
Kaf 1 / 45
1
Kâf![⁴⁶⁵⁷] BU şanlı-şerefli[⁴⁶⁵⁸] Kur’an’ın değerini bilin![⁴⁶⁵⁹] [4657] Mukatta’ât hakkında ayrıntılı bir tahlil için nüzul sürecinde ilk geçtiği 68:1’in 1 nolu notuna bakınız. [4658] Hem özünde şerefli olan ve hem de hayatını onunla inşâ edene şeref ve onur katan... [4659] Mukatta‘âttan sonra gelen ve cevabı olmayan vav’ları bu şekildeki çevirimizin gerekçesi için bkz: 43:2, not 2. Bu sûre ile Sâd sûresi, iniş yılları farklı olsa da giriş ve konu itibarıyla benzerlik ve tamamlayıcılığa sahiptir. Sâd sûresi tevhide, bu sûre âhirete ilişkindir.
M.İslamoğlu 50:1
2
Ama nerde! Onlar içlerinden bir uyarıcının kendilerine gelmesine şaştılar[⁴⁶⁶⁰] ve içlerindeki kâfirler dediler ki: “Bu ne acayip bir iş! [4660] Kendi içlerinden insan bir elçi gelmesine muhatapların şaşkınlığından söz eden ilk âyet. Şaştılar, zira kendileri umutsuz vaka oldukları için insan soyundan da umut kesmiştiler.
M.İslamoğlu 50:2
3
Ölümümüzün ve toza toprağa karışmamızın ardından (diriliş) ha? Böyle bir dönüş, çok uzak bir ihtimal.”[⁴⁶⁶¹] [4661] Hesabı verilebilir bir hayat yaşamayanların, hesap sorulan bir hayata bakışı...
M.İslamoğlu 50:3
4
Doğrusu Biz, yerin onları nasıl çürütüp toprak edeceğini daha baştan bilmekteyiz; zira katımızda mahfuz bir yasa mevcuttur.[⁴⁶⁶²] [4662] Kitabın “yasa” anlamı için bkz: 11:6, not 11.
M.İslamoğlu 50:4
5
Dahasını da yaptılar;[⁴⁶⁶³] ayaklarına kadar gelen hakikati yalanladılar: hasılı onlar derin bir iç karmaşası yaşıyorlar.[⁴⁶⁶⁴] [4663] Bel edatı bu vurguyu içerir (Bkz: Ebüssuud). [4664] Çevirimizin gerekçesi, merîcin aslî anlamıdır. Zımnen: ne diyeceklerini, ne yapacaklarını bilemiyorlar. Kâh sihirbaz, kâh şair, kâh deli veya kâhin iftirasında bulunuyorlar.
M.İslamoğlu 50:5
6
Onlar üzerlerindeki göğe dönüp de bakmadılar mı? Onu nasıl inşâ ettik ve ışıl ışıl bezedik; üstelik hiçbir eksik gedik bırakmadık![⁴⁶⁶⁵] [4665] Mânın kem vurgusuyla; “ona nice geçit noktaları yerleştirdik” anlamına da ulaşılabilir.
M.İslamoğlu 50:6
7
Yeryüzünü ise (engebeli arazi yapısıyla) uzatıp genişlettik; zira oraya sağlam ve sarsılmaz dağlar yerleştirdik;[⁴⁶⁶⁶] üstelik orada her tür çiftten güzelim bitkiler yeşerttik ki, [4666] Bkz: 13:3, not 6. Zımnen: Nasıl ki engebeli yapısı yeryüzünün alanını büyütüyorsa, insan hayatının iniş-çıkışları da hayata zenginlik katıyor: tekdüze olsa hayat çekilmez olurdu.
M.İslamoğlu 50:7
8
gönüllü olarak O’na yönelen her kul için bir bilinç kaynağı ve bir uyarı vesilesi olsun.[⁴⁶⁶⁷] [4667] Tebsıraten için krş: 7:203, not 166 ve 45:20. Tebsıra “deneysel bilgiye”, zikrâ ise akleden kalbi aydınlatan “ilme” delâlet eder.
M.İslamoğlu 50:8
9
Yine Biz, gökten bereketli bir su indirdik ve onunla has bahçeleri yeşerttik; dahası hasat edilen tahılı
M.İslamoğlu 50:9
10
ve sıra salkımlı meyveleriyle boylu poslu hurma ağaçlarını,
M.İslamoğlu 50:10
11
bütün kullara bir rızık olarak (verdik): Evet, Biz ölü bir beldeye o (su) ile can verdik; işte (insanın) yeniden dirilişi de böyle olacaktır.[⁴⁶⁶⁸] [4668] Bitkinin çıkışı ihya ile, insanın yeniden dirilişi ihrac ile ifade ediliyor. Oysa tersi olması lazım. Bununla, bitkinin insanın gördüğü kadar basit olmadığı, insanın yeniden yaratılışının da Allah için sanıldığı kadar zor olmadığı ifade edilmektedir. Ölü toprağa suyla can verme metaforunun geçtiği her yerde, zımnen vahyin ölü yüreklere hayat vermesi hatırlatılır.
M.İslamoğlu 50:11
12
Onlardan önce Nûh kavmi, Ress sakinleri[⁴⁶⁶⁹] ve Semud da yalanladı; [4669] Krş: 25:38. Birçok dilcinin “kuyu” anlamı verdiği er-ress, bölge insanlarının bildiği, cahiliyye şiirinde de geçen bir vadinin adıdır (Mekâyîs). Bu vadinin yeri ve helâk edilen sakinlerinin kimliği müfessirlerimizi hayli yormuştur. Bunlardan birine göre, Güney Arabistan’da yer alan Ress sakinleri elçi olarak gönderilen Hanzala b. Saffan’ı katletmişler ve belâya uğramışlardır (Krş: Râzî). Bu Ress’in Duhân 37 ve Kâf 14’de geçen Tubba‘ kavmiyle ardışık olması mümkündür. İbn Abbas’ın Ka’b’dan yaptığı bir nakle, muhtemelen buna dayanan Süddi’ye göre Ress Antakya’dadır. Bu isimler, bununla “Yâsîn Sahibi” diye bilinen marangoz Habib’in kastedildiği görüşündedirler. Ress’in, Azerbaycan taraflarında, üzerinde çok gelişmiş bir uygarlığın kurulduğu bir vadi olduğu da söylenmiştir. Diğerinin âyetle çelişir gözükmesi bu ihtimali daha da güçlendirmektedir.
M.İslamoğlu 50:12
13
yine ‘Âd, Firavun[⁴⁶⁷⁰] ve Lût’un kardeşleri… [4670] Başka yerlerde kavmuhu denilirken bu bağlamda kavmu fir‘avn veya kavmuhu yerine sadece fir‘avn gelmiş. Zira bu bağlamda vurgu, Firavun’un tek merkezden koca bir toplumu şahsiyetsizleştirerek sürüleştirmesine yapılmıştır. Artık ortada kavim değil, sadece Firavun kalmıştır. “Nuh kavmi” gibi diğer kavimler, kendini tanrı ilan eden bir zorbanın zoruyla değil, kendi hevalarıyla inkâr etmiştiler.
M.İslamoğlu 50:13
14
Yine ormanlık vadinin sakinleri ve Tübba‘ kavmi…[⁴⁶⁷¹] Bunların hepsi de elçileri yalanladılar: sonunda vaad ettiğim ceza gerçekleşti. [4671] Bkz: 44:37, not 25.
M.İslamoğlu 50:14
15
Şimdi Biz, ilk yaratış sırasında bitkin düşmüşüz, öyle mi?[⁴⁶⁷²] Asla! Ama onlar, yeniden yaratmanın (imkânından) kuşku duymaktalar. [4672] Sûrenin 38. âyetiyle karşılaştırınız. Burada müşriklerin “uzak tanrı” tasavvurlarıyla Yahudilerin “yorulan tanrı” tasavvurları arasındaki ortak nokta olan “yetersiz tanrı” sapmasına dikkat çekiliyor.
M.İslamoğlu 50:15
16
Doğrusu insanı Biz yarattık ve iç beninin ona neler fısıldadığını[⁴⁶⁷³] iyi biliriz: zira Biz insana şahdamarından daha yakınız.[⁴⁶⁷⁴] [4673] Vesvese ‘fıs fıs’tan türetilmiştir ve iç benin “fısıltılarını” ifade eder. İrade ve vesvese ters orantılıdır: biri büyürse diğeri küçülür. [4674] Zımnen: İnsan Allah için kendi başına bırakılmayacak kadar önemlidir. Zira dışarıdan hiç müdâhale olmasa dahi, içindeki imkânı zaafa dönüştürerek ya kula kul olur ya da kulu kendine kul eder. Sonuçta vesveseden vicdanının sesini duyamaz olur. O sesi duyması için şahdamarına, yani kendisine yaklaşması şarttır. Krş: “Yaratan bilmez mi hiç?” (67:14). Şeytanî fısıltının fiil ile ifadesi iç benin ayartmalarının sürekli değişken ve kestirilemeyen yapısına delâlet eder. Âyet, Yaratıcısına yabancılaşmayan insana, Allah’ın kendi benliğinden de yakın olduğunu beyan eder.
M.İslamoğlu 50:16
17
(Zıt kutuplarda) konuşlanmış olan o iki (unsur),[⁴⁶⁷⁵] sağdan ve soldan karşı karşıya geldiği zaman [4675] Yani: bir önceki âyette yer alan “insan” ve “iç beni”. Bizim “konuşlanmış” karşılığını verdiğimiz, “oturmuş güdülere” ve insanı yönlendiren “köklü saiklere” (Bkz: 21. âyetteki sâik) delâlet eden ka‘îd, hem özne hem nesne anlamına sahiptir. Burada işteşli eylem bağlamında her ikisine de ihtimal vardır (İbn Âşûr). Bu iki “unsur”, çoğunluk tarafından bazı rivayetlere dayanarak insanın iyilik ve kötülüklerini yazan iki melek olarak yorumlanmıştır. Allah Rasûlü’nün, dili bu meleklerin kalemi, tükürüğü ise mürekkebi olarak nitelemesi, bu âyetteki yoğun sembolizme işaret eder (Zemahşerî). Sağ iyiliği, sol kötülüğü sembolize eder. Bunların insanda meleke haline gelen iyilikler-kötülükler olarak yorumlanması mümkün olduğu gibi, insandaki akl-ı selim ve onun zıddı olan içgüdüler olarak da yorumlanabilir. Bu ibareyi Esed “insanın tabiatında mevcut iki eğilim” olarak anlamış ve bunu da içgüdüsel arzu ve dürtüler-sezgisel ve düşünsel akıl zıtlarıyla açıklamıştır. Ka‘îd formunun aktif ve pasif ikili yapısı göz önüne alındığında, âyeti her iki yorumu da kapsayıcı şekilde anlamak mümkündür (Ayrıca 23’ün 25 nolu notuna bkz).
M.İslamoğlu 50:17
18
insandan herhangi bir söz çıkmaya görsün; illa ki, kendi içinde bile onu gözetleyip kaydeden Biri vardır.[⁴⁶⁷⁶] [4676] Söz, tasavvurla eylemin orta noktasında bulunur. Düşüncenin meyvesi, eylemin tohumudur. Zımnen: Eğer söz kaydediliyorsa eylem haydi haydi kaydediliyor demektir. Gözetleyenin “Allah” olduğunu, 16. âyetten çıkarabiliriz.
M.İslamoğlu 50:18
19
Derken ölüm kâbusu tüm gerçekliğiyle çıkagelir; (ki) işte bu (ey insan), senin köşe bucak kaçtığın şeydir!
M.İslamoğlu 50:19
20
Nihayet (diriliş için) sura üflenir:[⁴⁶⁷⁷] işte bu da (ey insan), kendisine karşı uyarıl(dığın) gündür. [4677] Bkz: 20:102, not 84.
M.İslamoğlu 50:20
21
Ve her can kendisini yönlendiren unsurlar ve tanıklarla[⁴⁶⁷⁸] (huzura) gelir; [4678] Hem etkileyen dış/aktif/özne unsurlar hem de etkilenen iç/pasif/nesne unsurlar. (Bkz: 17 ve 23. âyet ve ilgili notlar). Sâık (sürücü) ve şehîd (tanık olan/olunan), vicdan ve eylemdir.
M.İslamoğlu 50:21
22
“Doğrusu sen” (denilir), “buna karşı gaflet içindeydin; işte, artık senin perdeni[⁴⁶⁷⁹] önünden kaldırdık: şimdi gözün daha bir keskindir.”[⁴⁶⁸⁰] [4679] Yani: vicdanının ve sağduyunun üzerine örttüğün küfür perdesini; seni kör, sağır ve dilsiz eden perdeyi... [4680] Bu dünya hakikatin yansıdığı perdedir. Zira hakikati mutlak niteliğiyle göremeyiz. Görsek ölürdük, o yüzden ölünce göreceğiz. İman bu açıdan da bir nimettir, yakin âhirettir. Tıpkı Hz. Ali’nin söylediği gibi: “İnsanlar bir tür uykudadır, ölünce uyanırlar”.
M.İslamoğlu 50:22
23
Güdümüne girdiği (şeytanî öteki kişiliği) der ki: “İşte, bir uydu gibi emrime pervane olan budur!”[⁴⁶⁸¹] [4681] Krş: 41:25 ve 43:36. Bütün bu âyetlerde yer alan karînin tefsiri bu âyettir. Karîni “şeytanî öteki kişilik” olarak alışımızın gerekçesi, 16. âyette yer alan “iç beninin ona neler fısıldadığı” ifadesidir. Bu âyetten, pasaj boyunca karşı karşıya gelen iki kişiliğin tek bir şahsa ait olduğu sonucuna varıyoruz.
M.İslamoğlu 50:23
24
(Allah emreder): “İnkârda ısrar eden her inatçı kâfiri (uydusu olduğu odakla) birlikte cehenneme fırlatın:
M.İslamoğlu 50:24
25
her hayra engel olanları,[⁴⁶⁸²] her haddini bilmez saldırganı, kuşku ve fesat yayan herkesi, [4682] Veya: “değer yıkıcılık yapanları”.
M.İslamoğlu 50:25
26
Allah dışında başka ilâhlar peydahlayanı… Haydi, (özne ve nesnesiyle birlikte) hepsini şiddetli azabın bağrına fırlatın!
M.İslamoğlu 50:26
27
Güdümüne girdiği (şeytanî öteki kişilik) diyecek ki, “Rabbimiz! Onu azdırıp saptıran ben değildim; kaldı ki o zaten derin bir sapıklığın içindeydi.”[⁴⁶⁸³] [4683] İbn Abbas, Mücahid ve Katâde bu konuşanı “O kişi için görevlendirilen şeytan” olarak yorumlar (İbn Kesir).
M.İslamoğlu 50:27
28
(Allah) buyuracak: “Benim huzurumda hesaplaşmayın;[⁴⁶⁸⁴] zira Ben sizi azabıma karşı uyarmıştım; [4684] Veya zımnen: “Özeleştiriyi Benim huzurumda yapmayın, bunun bir yararı yok”.
M.İslamoğlu 50:28
29
Benim katımda verilen söz değişmiyor; ve benim kullarıma zulmetme ihtimalim yoktur.”[⁴⁶⁸⁵] [4685] Nefyin haberi bâ ile gelirse imkân ve/veya ihtimal yokluğuna delâlet eder (Krş: 6:107, not 89). Mübalağa kipi, zulmün olumsuzlanmasına ilave bir vurgudur (İbn Âşûr). Bkz: “Onlara zulmeden biz değildik, ne var ki onlar asıl kendi kendilerine zulmettiler.” (16:118).
M.İslamoğlu 50:29
30
O gün cehenneme “Doldun mu?” diye soracağız; o “Daha var mı?” diyecek.[⁴⁶⁸⁶] [4686] Zımnen: Her varlık gibi cehennem de yaratılış amacı uğrunda çaba gösterecek. Tıpkı şahit olan organlar gibi, cehennemin konuşan bir özne olarak tasvir edilmesi dikkat çekicidir. Cehennemin özne olarak tasviri Kur’an’ın tamamında yer alan bir özelliktir. Bu, hem kul kendi eylemleriyle kendisini yakar mesajı içerir hem de aktif bir özne olan cehennemin elinden cehennemliğin kaçıp kurtulamayacağını ifade eder. Zira cehenneme lâyık olan kişi, kendini güdülerinin eline vererek nesneleştirmenin cezasını çekmektedir.
M.İslamoğlu 50:30