1
Hâ-Mîm![⁴⁴³⁰]
[4430] Mânası hakkında sözün tükenmeyeceği bu harfler, Allah Rasûlü’nün vahyi tek bir harfini dahi zayi etmeden ilettiğinin canlı şahididirler. Ünlem, Mukatta‘ât’ın dikkat çekme işlevini göstermek içindir.
2
Özünde açık ve hakikati açıklayıcı olan bu kitabın değerini bilin![⁴⁴³¹]
[4431] Veya: “şahit olsun”. Benzer bir metin ve çevirimizin gerekçesi için bkz: 43:2, not 2. Zımnen: Değerini bilin, size de indiği geceye yüklediği kadar değer yüklesin (Bkz: 97:3, not 7).
3
Evet, onu mübarek bir gecede Biz indir(meye başla)dık;[⁴⁴³²] zaten, baştan beri (vahiyle) uyaran da Bizdik.[⁴⁴³³]
[4432] Yani: “kadir gecesinde” (Krş: 97:1, not 2). [4433] Eğer Kadr sûresi ışığında anlarsak: “zaten baştan beri (meleklerin beraberindeki vahiyle) uyaran da Bizdik” anlamına gelir.
4
O gece, (iyi ve kötü) her iş ayrıştırılarak hikmetli bir hükme bağlanır,[⁴⁴³⁴]
[4434] Bu “ayrıştırma” Bakara 256’da söylenen iyinin kötüden, doğru yolun sapıklıktan vahiy ile ayrılmasıdır (Krş: 97:4, not 10). İbn İshak’tan naklen İmam Bakır, buradaki yufraku ile Enfâl 41’deki yevme’l-furkan (ayrışma günü) arasında bağ kurarak âyeti gelecekten ihbar olarak yorumlamış, dolayısıyla Bedir zaferinin gerçekleştiği Ramazan’ın 17’sini vahyin ilk inmeye başladığı Ramazan gecesine işaret saymıştır (Nkl: İbn Âşûr). Bu yorum, Bedir savaşının gece değil bir sabah yani gündüz olması bir yana, Fecr 1-4 ile mutabakat arz eden “Onu son on günde arayın!” sahih rivayetleriyle de uyuşmamaktadır.
5
tarafımızdan verilmiş bir emirle: elbet Biz, evet (rasulleri) gönderen de Bizdik,
6
Rabbinin rahmeti sayesinde. Şüphesiz yalnızca O’dur her şeyi işiten, her şeyi bilen O’dur;
7
tabii ki göklerin, yerin ve o ikisi arasındakilerin (yaratıcı) Rabbi (Allah’tır) sözünüze gönülden inanıyorsanız.[⁴⁴³⁵]
[4435] İmanla bilgi arasında sebep-sonuç ilişkisi kuran bu âyet, imanın bir “önyargı” değil “önbilgi” olduğunun delilidir (İman ve îkân için bkz: 2:4, not 9).
8
O’ndan başka ilâh yoktur; hayatı ve ölümü yaratan (Allah) sizin de Rabbinizdir, önden giden atalarınızın da Rabbidir.[⁴⁴³⁶]
[4436] “Öncü atalar” için bkz: 23:24, not 24.
9
Ama nerde! Onlar, şüphe bataklığında oyalanıp duruyorlar.
10
ŞU halde, göğün (felaket) taşıyan bir dumanla kaplanacağı günü bekle![⁴⁴³⁷]
[4437] Âyetteki tehdidin o dönemde mi gerçekleştiği yoksa Son Saat öncesi mi gerçekleşeceği konusunda ilk nesiller arasında polemiğe kadar varan hararetli tartışmalar yaşanmıştır. Bu âyetleri, İbn Mes’ud ve onu izleyenler Rasulullah’ın bedduası üzerine Mekke’de 7. hicrî yılda ortaya çıkan kısa süreli kıtlığa, “duman”ı ise “açlıktan gözlerin kararmasına” yormuşlardır. Bu kıtlık Mekkelileri leş ve kemik yemek zorunda bırakmıştı. Ebu Süfyan bu kıtlıkla başa çıkamayınca Medine’ye gelip durumu şikâyet etmiş, Rasulullah da Hayber ganimetleri arasında bulunan külçe gümüşü Mekke yoksullarına dağıtılmak üzere yollamıştı. Mekke’nin tahıl tedarik ettiği Necran’ın reislerinden Sümame b. Usal’in Müslüman olması, Mekke’deki gıda sıkıntısını daha da artırmış, bu durum Fethin önünü açmıştı. Hz. Ali, İbn Abbas ve İbn Ömer’e göre bu âyetler kıyameti haber vermektedir (Taberî). Her iki yorumu da destekleyen rivayetler mevcuttur (Rivayetlerin farklı açılardan eleştirisi için bkz: Taberî ve İbn Kesir). Bizce pasaj, hem toplumsal hem kozmik kıyamet öncesiyle yorumlanmaya müsait bir açık uçluluğu bünyesinde barındırır. Üçüncü bir ihtimal daha var: bu azap mânevî de olabilir. Şöyle ki: Bir önceki sûrede geçtiği üzre (43:36) Rahmân’ın uyarısına tavuk karası bir gözle bakanlar, bulanık görmeye mahkûm olacaklar. Tıpkı dumandan gözün gözü görmediği ve güç belâ nefes alınan bir ortama mahkûm olduğu gibi. Buna göre dumanla kaplanan gök, görüş ufkunun net olmayışına delâlet eder. Bu da, muhatapların zihin ekranının kirliliğinin ifadesidir.
11
(O duman) bütün insanları bürüyecek (ve inkârcılar haykıracak): “Elem verici azap işte bu![⁴⁴³⁸]
[4438] Son cümle Allah’tan bir haber olarak da okunabilirse de, huve zamiri yerine hâzâ işaret ismi kullanılması tercihimizi güçlendirmektedir.
12
Rabbimiz! Bu azabı bizden kaldır, çünkü biz artık inanmış bulunuyoruz!”
13
Şimdi alınan bir ders, onlara nasıl bir yarar sağlar ki! Zira kendilerine hakikati apaçık ortaya koyan bir elçi gelmişti de,
14
ondan yüz çevirmiş ve demişlerdi ki: “O (başkalarınca) öğretilmiş[⁴⁴³⁹] delinin teki.”
[4439] “Başkalarını” îmâ, iftiradaki tutarsızlığı örtme telaşının bir ürünü (Bkz: 16:103 ve 25:4).
15
Elbet Biz cezayı bir süreliğine askıya alacağız, fakat siz yine (eski halinize) döneceksiniz.[⁴⁴⁴⁰]
[4440] Krş: “ama eğer siz (günaha) dönerseniz, Biz de (cezaya) döneriz” (17:8).
16
Kapana kıstırıp sizi enselediğimiz büyük gün gelip çatınca da,[⁴⁴⁴¹] her halükârda yaptıklarınızın acısını size tattıracağız.
[4441] Bir yoruma göre el-batşetu’l-kubrâ Bedir zaferidir. Fakat sonraki örneklerden de anlaşılacağı gibi, burada insanlık yürüyüşünün genel karakterine ilişkin bir tesbit yapılmaktadır.
17
DOĞRUSU Biz, onlardan önce de Firavun kavmini sınamıştık. Onlara seçkin[⁴⁴⁴²] bir elçi gelmiş
[4442] Kerîm, “kendi sınıfının üstün ve seçkinleri” için kullanılan sıfat. Rasul insanlar arasından seçilen, rasulun kerim rasuller arasından seçilendir.
18
ve (demişti) ki: “Bana gelin ey Allah’ın kulları![⁴⁴⁴³] Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
[4443] Veya: “Allah’ın kullarını bana teslim edin” (Krş: 26:17). Yani, Mısır’ın köleleştirdiği İsrâiloğullarını. ‘İbâde, hem nidanın muhatabı hem de cümlenin nesnesi olarak okunabilir. Hz. Mûsa’nın davetinin sadece İsrâiloğullarını değil, Firavun ve kavmini de kapsadığı gerçeğine dayanmaktadır.
19
Allah’a karşı küstahlaşmayın! Benim size hakikatin açık delilleriyle geldiğimi aklınızdan çıkarmayın![⁴⁴⁴⁴]
[4444] Sultân, muhatabını boyun eğmek zorunda bırakan delil: asâ ve yed-i beyzâ. Birincisi “Firavun’un kamçısını çoban sopası yendi”, ikincisi “Musa’nın dili zorlanınca Allah eline dil verip konuşturdu” mesajı taşır. Zımnen tüm çağlara verilen mesaj şudur: Allah kendisine dayananı yarı yolda bırakmaz.
20
İyi bilin ki ben, sizin bana yönelik saldırınızdan[⁴⁴⁴⁵] benim de sizin de Rabbiniz olan (Allah’a) sığınıyorum.
[4445] Lafzen: “taşlamanızdan”. Kasas 33’ün de delâletiyle, suikast hazırlığını îmâ olabilir (Krş: Ferrâ).
21
Ama eğer bana inanmıyorsanız, bari yolumdan çekilin!”
22
Olan oldu, o (da) Rabbine şöyle şikâyet etti: “İşte bunların günaha batmış bir toplum olduğu kesinleşmiştir.”
23
(Rabbi ona) “Kullarımla birlikte geceleyin yola düş!”[⁴⁴⁴⁶] (dedi), “Ama unutmayın ki, takip edileceksiniz.
[4446] Krş: 20:77.
24
Ziyanı yok, sen denizi rahat bir biçimde terk et! Onlar hakkındaki karar kesin: o ordu mutlaka boğulacak!”[⁴⁴⁴⁷]
[4447] Tüm zamanlara mesaj: Her Firavun’un boğulacağı bir deniz vardır (Krş: 26:63-66).
25
Geriye nice nice has bahçeler ve su kaynakları bıraktılar;
26
ve bir nice ekili alan ve bereketli vatan…[⁴⁴⁴⁸]
[4448] Makâm kelimesinin “yurt, vatan” anlamı için bkz: 17:79, ilgili not.
27
Dahası, orada mevcut keyif ve sürur verici daha bir nice nimet
28
işte böylece (geride kalmış) oldu. Sonuçta Biz, onların bıraktıklarına başka toplulukları mirasçı kıldık.
29
Ne gök ağladı onlara ne de yer;[⁴⁴⁴⁹] ve ne de cezaları ertelendi.
[4449] Zımnen: Firavunlaşan her zorba, kendisini yerin göğün vazgeçemeyeceği biri zanneder.
30
Böylece Biz İsrâiloğullarını aşağılayıcı bir belâdan[⁴⁴⁵⁰] kurtarmış olduk;
[4450] Yani: Firavun’un onları köleleştirmesinden (Bkz: 31:6).
Sonraki 29 ayet →