Ana SayfaMealler › Mustafa İslamoğlu

Mustafa İslamoğlu

Bu mealle oku
Mustafa İslamoğlu meali ile okumaya başla
Şura 1 / 53
1
Hâ-Mîm
M.İslamoğlu 42:1
2
‘Ayn-Sîn-Kâf![⁴²⁹⁹] [4299] Hâ-mîm ailesinden olmasına rağmen, girişinde fazladan üç harf taşıyor olması, bu sûrenin inişi sırasında vahye yönelen şiddetli saldırıya, aynı şiddette meydan okuma ile yorumlanmıştır (İbn Âşûr). Kûfe okulunun bu harfleri iki âyet sayması, bu sûrenin Hâ-Mîm ailesinden olduğunu göstermek içindir. Fazladan olan ‘Ayn-Sîn-Kâf harflerinin, harf değil bir mânanın sembolü olduğu söylenmiştir. Bu harflerin, Kur’an’da sadece bu sûrede yer alan vahyin geliş şekilleriyle ilgili 51. âyetteki üç hali sembolize ettiği yorumu yapılmıştır. Buna göre ‘ayn görmeyi, sîn (sem’) işitmeyi, kâf (kalb) kalbe nakşedilmeyi ifade eder (Elmalılı, âyet 51’in tefsirinde). ‘Ayn “su kaynağı”, sîn “insan”, kâf “kalb” anlamına alınırsa, vahyin kaynağından Rasul’ün kalbine iniş sürecine işaret edebilir. Allah en doğrusunu bilir (Mukatta‘ât için bkz: 68:1, not 1).
M.İslamoğlu 42:2
3
HER işinde tek mükemmel olan, her hükmünde tam isabet bulunan Allah, sana ve senden öncekilere hakikati işte böyle vahyeder.[⁴³⁰⁰] [4300] Yani: “muhatapların konuştuğu dil aracılığıyla”. Veya “birbirine benzer biçim ve içerikte”. Önceki vahiylerle Kur’an vahyi arasındaki benzerlik yönü 51. âyette açıklanan vahyin iniş şekilleriyle de açıklanabilir.
M.İslamoğlu 42:3
4
Göklerde ve yerde ne varsa, hepsi O’nundur; O aşkın yüceliğiyle görünmeyen varlıkların da, azamet ve heybetiyle görünen varlıkların da ötesindedir.[⁴³⁰¹] [4301] ‘Aliyy, Allah’ın fizikötesi varlıklardan aşkınlığını, ‘Azîm Allah’ın fizikî varlıklardan aşkınlığını ifade eder.
M.İslamoğlu 42:4
5
O kadar ki, neredeyse gökler en tepesinden parçalanırcasına sarsılır;[⁴³⁰²] melekler ise Rablerinin sonsuz yüceliğini hamd ile dile getirir ve yeryüzünde yaşayan herkes için af dilenir.[⁴³⁰³] Bakın, şüphesiz Allah, evet yalnız O’dur sınırsız bağışlayan, eşsiz rahmet eden. [4302] Öncesiyle bağlantılı olarak “Allah’ın azamet ve heybetinden”, sonrasıyla bağlantılı olarak “Allah hakkındaki iftiralarından” gibi bir açıklamayla da okunabilir. (Benzer bir ibare için krş: 19:90.) Yetefattarne ve fevkıhinne kullanımları akıllılar için olup istisnâî bir kullanımdır. Bağımsız bir cümle olarak okunduğunda, açık ve genişleyen evren modeline işaret eder. [4303] Bazı müfessirler bu âyeti, Mü’min sûresinin 7. âyetine istinaden meleklerin mü’minlerin bağışlanmasına dua ettiği şeklinde açıklamıştır. Zımnen: Şeytanlar insanın can düşmanıysa, melekler de insanın can dostudur.
M.İslamoğlu 42:5
6
Zatından başkalarını sığınılacak evliya edinenleri Allah sürekli gözetim altında tutmaktadır; sen onların tercihinin asla savunucusu değilsin![⁴³⁰⁴] [4304] Son cümle için bkz: 39:41.
M.İslamoğlu 42:6
7
İşte Biz sana, hem Şehirlerin Anası’nı ve onun çevresindekileri[⁴³⁰⁵] uyarman hem de kendisinde asla kuşku bulunmayan Toplanma Günü’ne karşı (insanlığı) ikaz etmen için Arapça bir Kur’an vahyettik: (Sonuçta) bir kısmı cennete girecek, bir kısmı da ateşe. [4305] Özelde Mekke ve onun mânevî merkezi olan yer küreyi (Râzî). Zımnen: uygarlıkların merkezini.
M.İslamoğlu 42:7
8
Ama eğer Allah isteseydi onları tek bir ümmet yapardı:[⁴³⁰⁶] Ne var ki O, tercih edeni/tercih ettiğini rahmetine gark eder;[⁴³⁰⁷] zalimler ise ne candan bir dost ne de bir yardımcı bulabilecekler. [4306] Varlığın çift kutupluluğu yasasını ele alan 11. âyetle birlikte okunursa, zımnen şu anlama gelir: iman-inkâr, mü’min-kâfir kutupları bu yasa gereği hep var olacaktır. [4307] Men yeşâ ibaresini çevirimizin gerekçesi için bkz: 10:25, not 44; 14:4, not 5 ve 24:21, not 24. Zımnen: O isteseydi insanları bir tek inanç ve düşünce etrafında birleştirirdi, fakat bunu istemedi ve onları sınayıp tercihlerine göre ödül ve ceza vermek için irade verdi. Dolayısıyla iman ve küfür, iradenin doğal ve mecburî bir sonucudur.
M.İslamoğlu 42:8
9
Yoksa onlar O’nun dışında hâmîler mi edinmeye kalkıyorlar? Oysa asıl himâye edici Allah’tır; zira ölüye can veren sadece O’dur, her şeye kadir olan da O’dur.
M.İslamoğlu 42:9
10
BU ALANDA[⁴³⁰⁸] ayrılığa düştüğünüz her hususta hüküm Allah’a aittir. (De ki): “Bakın, işte benim Rabbim olan Allah budur: yalnız O’na güvendim. Ben, her daim O’na yönelirim.”[⁴³⁰⁹] [4308] Yani: Allah ve din alanında. Bir sonraki âyetin başındaki “de ki” ibaresini bu âyetin başına taşımak da mümkündür (Zemahşerî). [4309] Allah hayata her an müdahildir. Krş: “O, (hayata ve varlığa dair) her işe müdahildir.” (55:29).
M.İslamoğlu 42:10
11
O, gökleri ve yeri yoktan var edendir. Nasıl ki hayvanları çiftler halinde yaratmışsa, size de kendi türünüzden eşler[⁴³¹⁰] vermiştir; ve sizi bu sayede çoğaltmaktadır. O’nun gibisinin benzeri olamaz;[⁴³¹¹] ve O her şeyi işiten, her şeyi görendir. [4310] Zevc, “eş, çiftlerden her biri” anlamında kullanılır. Kelime eril yapıdadır. Fakat tıpkı nefs gibi delâleti itibarıyla ne eril ne dişildir. Kur’an’da aynı kelime dişiler (4:20, 2:102), erkekler (2:230; 58:1), bitkiler (55:52) ve hayvanlar (11:40) için kullanılmıştır. Kur’an her şeyin zevceyn (çifter çifter) yaratıldığını, yani çift kutupluluğun yaratılışın aslî niteliği olduğunu dile getirerek bunun üzerinde insanları düşünmeye davet eder (51:49). Buna göre çiftin her bir üyesi, semantik olarak diğerini önceden var sayar ve ontolojik olarak varoluşunu diğerinin varoluşu üzerine temellendirir. Kur’anî anlamda “eş” ve “eşliliğin” anlamı budur: “erkek ve dişi çiftleri yaratan da kesinlikle O’dur” (53:45). Hayvanların anılması, eşlilik yasasının insanın hayvanî boyutuna ilişkin bir yasa olduğuna imadır. Zımnen: Daha insan hayvanlarla müşterek olduğu bu alanda bile kendi kendine yetmezken, Allah’a nasıl olup da başkaldırır ve şirk koşmaya cüret eder? [4311] Zımnen: ‘Şirke gömülenlerin sandığı gibi Allah’ın eşinin bulunması bir yana, O’nun bir benzeri dahi olamaz.’ Kâf teşbih edatı ve mislihî’nin çarpan etkisiyle, O’nun kendisine veya kendisinin O’na benzetilebileceği her hangi bir varlık türünün olma ihtimali, kökten reddedilmektedir. Mislin yakın anlamlıları nidd, şibh, tesviye ve şekldir. Nidd iki şey arasındaki öze ilişkin ortaklığı, şibh niteliğe ilişkin ortaklığı, tesviye sayı ve miktara ilişkin ortaklığı, şekl biçim ve görüntüye ilişkin ortaklığı ifade eder. Misl ise bütün bunları kapsar (Rağıb). Allah’ın her açıdan benzersizliğini ve eşsizliğini ifade eder. Âyet, tevhidin şartı olan Allah tasavvurunu inşâ eder. Zat, sıfât ve eylem itibarıyla hiçbir yaratılmış O’nunla kıyaslanamaz. Yaratanla yaratılanlar arasındaki mahiyet farkına işaret eder. Eşlilik ve çift/zıt kutupluluk, yaratılmış olmanın yasasıdır. Bu yasayı koyan Allah bundan beridir. Tek olmak O’na mahsustur. Yaratılışın eşliliğini vurgulayan bir âyet içerisinde yer almasına rağmen, bu cümlede zevc kelimesi kullanılmaz. Zımnen: O’nun benzeri ve O’nun gibisi yoktur ki, O’nun “eşi” olsun manasını içerir. Zira eşi olan, tanrı olamaz (Krş: 112:3).
M.İslamoğlu 42:11
12
Göklerin ve yerin anahtarları O’na aittir: O tercih ettiğine rızkı bol verir, tercih ettiğini sınırlandırır: çünkü O her şeyi her yönüyle bilendir.[⁴³¹²] [4312] Zımnen: İnsan O’nun mülkünde misafirdir. Kullanımına verilenler emanettir. O sadece kimin neye lâyık olduğunu değil, özünde kimin neye ihtiyacı olduğunu ve neyin kim için iyi olduğunu da bilir.
M.İslamoğlu 42:12
13
O, dinin (esasa ilişkin) kısmından[⁴³¹³] Nûh’a bildirdiğini -ki o sana vahyettiğimiz, dahası İbrahim, Musa ve İsa’ya da bildirdiğimizdir- size de yol kıldı ki, dini çığırından çıkarmayın[⁴³¹⁴] ve bu konuda tefrikaya düşmeyin! Şirk koşanlara ağır gelen, işte onları kendisine çağırdığın bu ilkedir: Allah tercih ettiğini seçip kendisine yaklaştırır,[⁴³¹⁵] kendisine yöneleni de doğru yola yöneltir. [4313] Bütün içindeki parçaya delâlet eden min’in çeviriye yansıması. Tüm elçiler islâmın aynı ortak değerlerini tebliğ etmişlerdir. [4314] Lafzen: “Dini dosdoğru tutun”. [4315] Yani: Vahyin tebliğine memur eder, kendine yöneleni de o vahiyle doğru yola yöneltir.
M.İslamoğlu 42:13
14
Onlar,[⁴³¹⁶] hakikatin bilgisi kendilerine ulaştıktan sonra, sırf aralarındaki kıskançlık yüzünden birbirlerine düştüler:[⁴³¹⁷] Ve eğer Rabbin tarafından daha önceden belirli bir vâdeye kadar ertelendiğine dair bir yasa konmasaydı, haklarındaki hüküm hemen infaz edilirdi. İşte onların ardından gelen (eski) vahyin (son) vârisleri de, bu (vahiy)den dolayı tereddütle karışık bir şüphe içindedirler.[⁴³¹⁸] [4316] Yani: Önceki kitapların eski kuşak muhatapları. [4317] Lafzen: “hakikatin bilgisi kendilerine ulaşıncaya kadar birbirlerine düşmediler”. Yani vahiy, turnusol kâğıdı işlevi gördü ve muhataplarını ayrıştırdı. İradenin imtihanı vahiyle tamamlandı. [4318] Şekkin..murîb hakkında bkz: 14:9, not 12. Rayb ve şekk farkı için bkz: 34:54, not 70.
M.İslamoğlu 42:14
15
İşte bu yüzden sen (durup dinlenmeden hakikate) çağır ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol![⁴³¹⁹] Onların keyfî taleplerine uyma ve de ki: “Ben Allah tarafından indirilen her tür vahye[⁴³²⁰] inandım; ben aranızda dengeyi[⁴³²¹] sağlamakla emrolundum; Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir; bizim yaptıklarımızın sonucu bizi bulacak, sizin yaptıklarınızın sonucu da sizi bulacaktır; bizimle sizin aranızda tartışmanın bir yararı yok:[⁴³²²] Allah hepimizi bir araya getirecektir: zira varış sadece O’nadır.” [4319] Yani: Duygularını işe karıştırma! İstikamet, dış ve iç tahriklere kapılmadan, gösterilen yolda sabır ve sebatla yürümektir (Krş: 11:112, 41:30). [4320] Kitâbdaki belirsizlik anlama “tür” olarak yansımıştır. Vahyin iniş türlerinden söz eden 51. âyetin ışığında anlamak mümkündür. [4321] Lafzen: “adâleti”. Yahudilik ve Hıristiyanlık, ilâhî öğretinin dengesini bozan iki uçtur. Bu denge, “İşte böylece sizin dengeli bir ümmet olmanızı istedik” (2:143) âyeti ışığında anlaşılmalıdır. [4322] Veya: “ortak bir delil yok”. Tercihimiz iki anlamı da içerir. Zımnen: Müşterek deliller ve ortak bir dil kullanmıyoruz; dolayısıyla tartışmanın da bir yararı yok.
M.İslamoğlu 42:15
16
Bir de O’nun çağrısı kabul edildikten sonra hâlâ Allah hakkında tartışanlar var: Onların itirazları Rableri katında tümden geçersizdir; başlarına (O’ndan) bir gazap çökecektir ve onların hakkı şiddetli bir azaptır.
M.İslamoğlu 42:16
17
O Allah ki, indirdiği vahiylerle[⁴³²³] hem hakikati ortaya sermiş, hem de (âdil ve mutedil) ölçüp tartacak (bir tasavvur) inşâ etmiştir.[⁴³²⁴] Hem sen (ey muhatab);[⁴³²⁵] nerden bileceksin, belki de Son Saat çok yakındır![⁴³²⁶] [4323] el-Kitab’daki belirliliğin, bütün vahiyleri kapsadığına delâlet eder (Krş: 57:25). [4324] el-Mîzân: tartı aleti. İstiare yoluyla vahyin muhatabında doğru ölçüp tartan bir tasavvur ve akıl inşâsına atıf. Tersi bir tasavvur için krş: “Kahrolası, nasıl da ölçüp biçti” (74:19-20). [4325] Belli bir şahsı değil, her bir muhatabı ifade eder (İbn Âşûr). [4326] Zımnen: Bu dünyada âdil ölçünün öznesi olmazsanız, âhirette İlâhî ölçünün nesnesi olacağınızı unutmayın!
M.İslamoğlu 42:17
18
Ona inanmayan kimseler, onun çabuk gelmesini isteyenlerdir; iman edenlerinse ondan dolayı yürekleri titrer ve bilirler ki o hakikatin ta kendisidir. Bakın! Son Saat hakkında kuşku yayan kimseler, derin bir sapıklığa gömülmüşlerdir.
M.İslamoğlu 42:18
19
ALLAH kullarına karşı sonsuz lütuf sahibidir; isteyip hak edeni/istediğini rızıklandırır:[⁴³²⁷] zira O mutlak güç, sınırsız yücelik sahibidir. [4327] Rızık, sadece boğazdan geçenleri kapsamaz. Hz. Âişe “Rızık deyince aklına boğazından geçenler gelenin aklına şaşarım” der. Her varlık tüm rızkını Allah’a borçlu olduğu halde burada özellikle ilâhî iradeye nisbeti, bu rızkın özel niteliğini gösterir. Burada akla ilk gelen Allah’ın risalet vermesidir. Men ilgi zamiriyle birlikte gelen yeşâ’ fiilinin çift özneyi gören yapısı, öznelerin ikisine de yer veren çevirimizin gerekçesidir (Bkz: nüzul sürecinde ilk kullanıldığı 74:31, not 26; ayrıca 10:25; 14:4 ve 24:21, ilgili notlar).
M.İslamoğlu 42:19
20
Kim âhiret hâsılatını elde etmek isterse, onun bu alandaki yatırım (şevkini) bir miktar artırırız;[⁴³²⁸] kim de bu dünya kazancını elde etmek isterse, ona da ondan bir miktar veririz: ama onun âhirette hiçbir payı olmaz.[⁴³²⁹] [4328] Veya: “onun kazancını artırırız”. Hars “ekim yapmak” anlamına gelse de, ekilen yeri, yetişen ekini ve elde edilen hasılat ve kazancı da kapsar (Râğıb). [4329] Âhiret kazancını önceleyenlere dünya da verilebilir (Bkz: 3:145, 148). İnsan için gerçekte neyin ihtiyaç ve iyi olduğunu Allah bilir. O’nun kime, neyi, ne kadar vereceği bilgisine sığınarak istemek, iyiyi istemektir. Tıpkı şu âyette talim edildiği gibi: “Rabbimiz bize dünyada da iyilik ver, âhirette de”. İyi olan istediğimizin verilmesi değil, hakiki ihtiyacımızın verilmesidir.
M.İslamoğlu 42:20
21
Yoksa onların, Allah’ın izin vermediği şeyleri kendileri için dinin koyduğu şer’î bir kural haline getiren (Allah’a) ortak yaptıkları güçler mi var?[⁴³³⁰] Eğer konulmuş kesin bir yasa olmasaydı, haklarındaki hüküm hemen infaz edilirdi: şu kesin ki, zalimlerin hakkı, (âhirette) elem verici bir azaptır. [4330] Böyle bir şey yaptıktan sonra hâlâ Allah’a inandığını iddia etme çelişkisine ne demeli? Zira bu tanrısının âmiri olmak anlamına gelir.
M.İslamoğlu 42:21
22
(O gün) kazandıkları yüzünden zalimlerin korkudan titrediklerini görürsün; ama korktukları başlarına gelmiştir bir kere. Ne ki iman eden ve Allah’ın razı olduğu eylem üretenler, cennetlerin (kişiyi) mest eden köşelerinde olacaklar;[⁴³³¹] onlar Rablerinin katında istediklerine nail olacaklar: Bu, işte budur büyük lütuf! [4331] Ravda: Akar suların ve mis kokulu-çiçekli bitkilerin insanı mest eden göz alıcı armonisi.
M.İslamoğlu 42:22
23
İşte bu, Allah’ın iman eden ve o imana uygun eylem üreten kullarına verdiği müjdedir. De ki (ey Rasul): “Bu davete karşılık sizden bir ücret istemiyorum; sadece (Allah’a) yakınlık hususunda tam bir ilgi ve sevgi (uyandırmak) istiyorum!”[⁴³³²] Her kim bir güzelliği bedel ödeyerek gerçekleştirirse,[⁴³³³] Biz ona, o güzelliğe ilaveten, daha ziyade bir güzellik bahşederiz: şüphesiz Allah emsalsiz bir bağışlayıcıdır, iyiliği karşılıksız bırakmayan tek otoritedir.[⁴³³⁴] [4332] Veya: “(Allah’a) yakın olmayı sevip arzuluyorum”. Veyahut da müşriklere hitaben: “tüm isteğim, yakın akrabalık bağlarının gözetilmesidir”. İbn Abbas bu alternatif mânayı tercih etmiştir (İbn Âşûr). İbare, mü’minlere hitaben “yakın akrabalarımı gözetin” şeklinde de anlaşılmıştır (Taberî). Âyetteki el-kurbâ, bazı Sünni müfessirin ve Şia’nın ekseriyeti tarafından “Ehl-i Beyt” olarak yorumlanmıştır. Sûre Mekkî’dir. Âyetin bulunduğu pasajın ilk muhatapları Mekkelilerdir. Âyet içi muhatap mü’minler gibi görünmektedir. Her iki hitap çevresi için de, Allah Rasûlü’nün davetine karşılık mücerret olarak akrabalarının gözetilmesini istemesi, cümlenin ilk yarısı olan “sizden bir bedel istemiyorum” ifadesiyle çelişir. Tercihimiz Hasan el-Basrî’nin ibareye getirdiği açılıma dayanır (Âlûsî). [4333] İkterafe: “Sahibini zora koşan suç, günah” gibi olumsuz anlamıyla sık kullanılsa da (Krş: 6:113) kelime “zor elde etme, ağır bedel ödeten gelir” gibi nötr bir mânaya sahiptir. Aslen ağaç kabuğu soymaya denir. Türkçe’de de zor işler için “Kabuğumu kavlattı” denilir. [4334] Şekûr kalıbına verdiğimiz bu anlam için bkz: 64:17, not 22. Ğafûr da aynı kalıptandır ve bu kalıp fiil üzerinde otorite ve güç sahibi olmayı ifade eder.
M.İslamoğlu 42:23
24
YOKSA, “Uydurduğu yalanı Allah’a isnat etmek sûretiyle iftira etti” mi diyorlar?[⁴³³⁵] Fakat Allah dilerse, senin aklını başından alabilir.[⁴³³⁶] Evet, Allah bâtılı siler ve hakkı kendi sözleriyle ortaya koyar: Şüphesiz O zihinlerden geçen en mahrem sırları bilendir. [4335] Sahte dindarlığın yaman çelişkisi. Zira her tür Allah’ı koruma iddiasının altında, kendini dahi korumaktan âciz bir tanrı tasavvuru yatar. [4336] Lafzen: “Senin kalbini mühürleyebilir.” Hatm, ne alır ne verir, mutlak yalıtkanlık hali. Hatmu’l-kalbin mukabili fekku’l-kalb. Yani kalbin kilidinin çözülmesi (Lisân). Elçi seçilen kimselerin mânevî alıcılarının açılması ve adeta şifrenin girilmesi. İddianın imkân dışılığına atıftır. Zımnen: O iddiada bulunanlar bu gerçeği nedense göz ardı ediyorlar. Yani Allah’ı savunur gibi yapıyorlar, fakat aslında güçsüz, insana ve hayata müdahil olmayan bir tanrı tasavvuruyla kendilerini ele veriyorlar. Bu ibare “o takdirde senin kalbini vahye kapatırdı” ya da “senin kalbini mühürlerdi de Allah’a isnat edemezdin” (Taberî) şeklinde anlaşıldığı gibi, “onların iftiralarına karşı Allah kalbine sabrı ve sebatı koyup kilitlerdi” şeklinde de anlaşılmıştır (Zeccâc). Esasen Kur’an’da, söz ve sözü üreten düşüncenin kaynağı olan “kalp” ile, “akıl” kastedilmektedir (İbn Âşûr).
M.İslamoğlu 42:24
25
Ne var ki O kullarının tevbelerini kabul eder, günahlarını affeder ve yaptıklarınızı[⁴³³⁷] bilir; [4337] Bir kıraatta: “yaptıklarını”.
M.İslamoğlu 42:25
26
iman edip o imana uygun davranışta bulunanların (dualarını) kabul eder ve kendi lutfundan onların payını artırır; ama hakkı inkâr edenler, şiddetli bir azaba müstahaktırlar.
M.İslamoğlu 42:26
27
Ve eğer Allah tüm kullarına rızkı bol bol verseydi,[⁴³³⁸] elbet yeryüzünde azıp saparlardı; lakin O istediğine akıl sır ermez bir ölçüyle[⁴³³⁹] indirmektedir: çünkü O kullarının her halinden haberdardır, her şeyi tarifsiz bir görüşle görmektedir. [4338] Yani: Limitsiz ve zahmetsizce. [4339] Yani: “kontrollü olarak”. Bi-kaderindeki belirsizliğin tercümeye yansıması. İmtihan sırrıdır bu, ilâhî hikmettir. Krş: “Ve eğer bütün insanlar (küfür ve nankörlükte ittifak etmiş) tek tip bir toplum halini almayacak olsaydı, Rahmân’ı inkâr eden şu kimselerin konaklarını gümüşten damlarla ve üzerinde gösteriş yapacakları seyir teraslarıyla donatırdık” (43:33).
M.İslamoğlu 42:27
28
Ve O, (insanlar) tüm umutlarını yitirdikten sonra imdada yetişir, yağmuru indirir ve rahmetini yayar:[⁴³⁴⁰] zira O’dur (insanların) gerçek velisi, hamd O’na mahsustur. [4340] Kur’an vahyi gelmeden de umutlar tükenmiş ve ardından vahiy yağmuru çöle dönmüş yürekleri göle döndürmüştü.
M.İslamoğlu 42:28
29
Gökleri ve yeri yaratması, bunlarda yaşayan her türden yürüyen canlılar üretmesi O’nun delillerindendir:[⁴³⁴¹] Ve O, istediği zaman onları kendi katında toplama gücüne de sahiptir. [4341] Acele etmeksizin ağır ağır yürümek anlamına gelen bir kökten türetilen dâbbenin insan için kullanımıyla ilgili bkz: 8:22, 55. Mücahid’in de vurguladığı gibi, âyet açıkça göklerde canlılar olduğunu ifade etmektedir (Krş: Âlûsî). Cem‘ihimdeki mimin akıllı varlıklara delâlet ettiği göz önüne alınırsa, bu canlılar arasında akıllı varlıkların da bulunduğu söylenebilir. Dünya dışı akıllı varlıklar olup olmadığı tartışmalarında bu ibareler yol gösterici olabilir.
M.İslamoğlu 42:29
30
Başınıza gelen her musibet, kendi ellerinizle yaptıklarınızın sonucudur; üstelik O birçoğunu da affetmektedir.[⁴³⁴²] [4342] Krş: “Eğer Allah insanları yapıp ettikleri yüzünden (hemen) enseleyecek olsaydı, yer üzerinde (insanı andıran) bir tek canlı bırakmazdı” (35:45).
M.İslamoğlu 42:30