Ana SayfaMealler › Mustafa İslamoğlu

Mustafa İslamoğlu

Bu mealle oku
Mustafa İslamoğlu meali ile okumaya başla
Mümin 1 / 85
1
Hâ-Mîm!
M.İslamoğlu 40:1
2
BU ilâhî kelâmın indirilişi her işinde mükemmel olan, her şeyi bilen Allah katındandır.
M.İslamoğlu 40:2
3
(O) günahları bağışlayan, kendine yönelenin yönelişini kabul eden,[⁴¹⁶⁹] cezalandırması çetin,[⁴¹⁷⁰] keremi de sınırsız olandır: O’ndan başka ilâh yoktur ve tüm yolların sonu O’na çıkar. [4169] Günahların affı ile tevbelerin kabulü ayrı ayrı şeylerdir. Tevbe ilâhî af yollarından sadece biridir. Acılar, sıkıntılar, musibetler, yokluklar, dertler, iyilikler, dualar, kazanılan sevaplar, vazgeçilen kötülükler af vesilesi olabilir. [4170] Allah’ın cezası iki rahmet arasına alınmıştır.
M.İslamoğlu 40:3
4
ALLAH’IN âyetleri konusunda, sadece inkârda direnenler ileri geri konuşurlar.[⁴¹⁷¹] Fakat onların gözde mekânlarda[⁴¹⁷²] keyif çatmaları seni yanıltmasın: [4171] İnkârını savunurken ilâhî kelâmı polemik konusu yapanlar kastedilir. Bu tür polemik 5. âyette “bâtıl uğruna hakikati kendisiyle alt etmeye çalışmak” şeklinde tanımlanmıştır. [4172] Lafzen: “Beldelerde, ülkelerde” (Krş: 3:196).
M.İslamoğlu 40:4
5
Onlardan önce Nûh kavmi ve peşlerinden gelen tüm kafadarlar da yalanlamıştı; her toplum kendi elçisini yakalayıp ondan kurtulmanın planlarını yapmıştı;[⁴¹⁷³] bâtıl uğruna hakikati kendi kendisiyle alt etmeye çalışmak gibi yanlış ve yanıltıcı bir mücadele yöntemini benimsediler. Fakat, sonuçta Ben onları yakaladım: ve cezalandırma nasıl olurmuş gördüler! [4173] Hz. Musa’ya yapılan gibi (28:20). Nebi’ye, suikast planları imâen haber verilmektedir.
M.İslamoğlu 40:5
6
İşte Rabbinin inkârda direnen kimseler hakkındaki “Onlar ateş yoldaşıdırlar” sözü, böylece gerçekleşmiş oldu.
M.İslamoğlu 40:6
7
(ALLAH’IN) hükümranlık makamına (lâyık bir) sorumluluk taşıyanlar[⁴¹⁷⁴] ve O’na yakın olanlar; hamd ile Rablerinin sonsuz yüceliğini dile getirirler, O’na güvenirler ve iman eden (diğer) kimseler için bağışlanma dilerler: “Rabbimiz! Sen her şeyi rahmet ve bilginle kuşatmışsın! Artık dönüş yapıp Senin yoluna uyanları bağışla ve onları gözleri yuvalarından fırlatan dehşetli ateşin azabından koru!”[⁴¹⁷⁵] [4174] “Bir şeyi üstlendi” anlamına gelen bu fiil maddî olmaktan daha çok mânevî sorumluluk için kullanılır (Bkz: 20:100; 29:13; 62:5). [4175] Tefsirlere göre bu kimseler “melekler”dir. Fakat bunlar “iman eden” varlıklardır. İman ise iradeye dayalı bir tercihtir. Dolayısıyla âyette vasfedilenler kulluk sorumluluğunu sırtlanan mü’minlerdir. İlâhî iradeyi yeryüzünde gerçekleştirmek, Allah’ın arşını omuzda taşımaktır.
M.İslamoğlu 40:7
8
“Rabbimiz! Onları ve onların atalarından, eşlerinden ve nesillerinden iyi ve dürüst olanları güzelliğin merkezi olan cennetlere yerleştir:[⁴¹⁷⁶] çünkü Sen, evet Sensin her işinde tek mükemmel olan, her hükmünde tam isabet kaydeden! [4176] Gerçek mü’minlerin yakınlarıyla cennette buluşacaklarına dair müjde (Bkz: 52:21).
M.İslamoğlu 40:8
9
Ve onları tüm kötülüklerden koru! Ki Sen o gün birini kötü duruma düşmekten korursan, bu ona rahmet ettiğin anlamına gelir: bu, evet, en büyük başarı işte budur!”[⁴¹⁷⁷] [4177] Dua etmek, tek başına kabul olmuş bir duadır. Duanın kabulü ise fazladan bir ikramdır.
M.İslamoğlu 40:9
10
İnkârda ısrar edenlere (o gün) şöyle nida edilecektir: “İman etmeye çağırıldığınız halde inkâr etmeyi sürdürdüğünüz zaman Allah’ın size olan kahır ve sitemi, sizin (şu an) kendi kendinize olan kahır ve siteminizden daha büyüktür!”[⁴¹⁷⁸] [4178] Makt bu bağlamda insan için “zarar verecek şeye karşı tedbirsizlik” anlamına istiare olarak kullanılmıştır (İbn Âşûr). Bizce buradaki en uygun karşılığı “sitem”dir. Sitemin muhtemel üç nedeni: 1) Arkalarına düştüklerinin hiçbir yararını göremedikleri için. 2) Şeytan bile gerçeği itiraf ettiği için. 3) Dünyada hor gördükleri karşısında rezil oldukları için.
M.İslamoğlu 40:10
11
Şöyle karşılık verecekler: “Rabbimiz! Sen bizi iki kez öldürdün, iki kez de dirilttin.[⁴¹⁷⁹] İşte artık günahlarımızı itiraf ettik: şimdi bizim için bir çıkış yolu yok mudur?” [4179] “İki kez öldürdün”: 1) Ana rahmine düşmeden önceki ‘yokluk’ hali ‘ölüm’ olarak niteleniyor (Bkz: 2:28). 2) Hayata gözlerimizi kapattığımız ölüm halimiz. “İki kez dirilttin”: 1) Ana rahminde kazandığımız dünyevî hayat. 2) Âhiretteki diriliş (Krş: 2:28). Kur’an dilinde canlı varlıkların can verilmeden önceki inorganik durumuna da “ölüm” denilmektedir (Krş: 22:28 ve 164). “İki kez” ifadesi teksîr olarak yorumlandığında anlam “defalarca öldürüp, defalarca dirilttin” olur. Birincisi maddî ikincisi manevî bir ölümdür ki, bin ölümden beterdir. Bunu “ruhun ölümü” olarak adlandırmak mümkündür (Elmalılı). Bu âyet ruh göçü garabetine âlet edilemeyeceği gibi, kökeni tarih öncesinden kalma höyük ve tümülüslere dayanan ‘kabircilik akidesi’nden İslam kültürüne sokulan bâtıl inanışlara da âlet edilemez.
M.İslamoğlu 40:11
12
(Onlara şöyle denilecek): “Durum işte böyle(sine vahim)dir: çünkü sadece Allah’a (kulluğa) çağrıldığınız her seferinde inkârı tercih ettiniz; O’na ortak koşulduğunda ise inanıverdiniz. Fakat şimdi hüküm yüceler yücesi, mutlak büyük olan Allah’a aittir.”
M.İslamoğlu 40:12
13
O’DUR size (varlık) delillerini gösteren ve size semadan rızık indiren: Yönünü O’na çevirenlerden başkası bundan ders almaz.[⁴¹⁸⁰] [4180] Ra’d sûresinin 27. âyetiyle karşılaştırınız.
M.İslamoğlu 40:13
14
Hakikati inkâr edenleri ne denli kızdırsa da, siz akideyi yalnız O’na has kılarak saf ve samimi bir inançla sadece Allah’a yalvarın!
M.İslamoğlu 40:14
15
Zira O, bütün varlık hiyerarşisinin en yücesi olarak hükümranlık makamına kurulmuştur. O, Duruşma Günü hakkında uyarmak için kullarından tercih ettiğine katından vahiy indirir.[⁴¹⁸¹] [4181] Elçilik seçimi gibi ilâhî kararı ifade eden bu tür âyetler, men ilgi zamiri ile birlikte gelen yeşâ’ fiillerinin iki özneyi birden (insan ve Allah) gördüğü dilsel gerçeğini değiştirmez. Men yeşâ’ kalıbının öznesi Allah olan çevirisi “istediği kimseyi” şeklinde; aynı kalıbın öznesi insan olan çevirisi “isteyen/hak eden kimseyi” şeklindedir. Elçileri elbette Allah seçer. Fakat Allah elçileri ‘keyfine’ göre mi seçer? Elbette değil. Zira ‘sırat-ı müstakim’ üzre olan Allah gelişigüzel hareket etmeyen, ölçü ve ilke (takdir) sahibi bir Allah’tır. Kur’an Allah’ın “takva ehli”, yani “sorumlu davranan” bir ilah olduğunu ifade eder. Allah’ın elçilerini hangi kriter ve ilkelere göre seçtiğini bilemesek de, O’nun elçilerini -hâşâ- kura ile belirlemediğinden eminiz. Bir şeyden daha eminiz: O’nun elçiliğe ehil olmayan ve onu hak etmeyen kimseleri Elçi olarak seçmeyeceğinden... Şu halde, men yeşâ’ kalıplarını “istediği kimseyi” şeklinde çevirdiğimiz bu tür istisnai yerlerde dahi, kalıbın öznesi insan olan “isteyen kimseyi” anlamı hepten işlevsizleşmemektedir. Seçilen elçinin bu seçime ehil ve layık olduğuna dair dilsel bir îmâ metnin içinde hep saklı bulunmaktadır. Esasen Buhari’nin Sahih’inde, “Ameller niyetlere göredir; her kişi, niyet ettiği şeye ulaşır” hadisinin, Sahih’in ilk kitabı olan Vahyin Başlangıcı (Bed’u’l-Vahy) bölümünün en başına yerleştirilmesi de, bu açıdan hayli anlamlıdır. Ayette Rûh vahiy mânasında kullanılmıştır (Krş: 16:2 ve 42:52).
M.İslamoğlu 40:15
16
O gün onlardan hiç kimse Allah’tan hiçbir şeyi saklayamadan (gerçek yüzleriyle) ortaya çıkarlar.[⁴¹⁸²]- Bugün mutlak iktidar kime aittir? - Elbet ezici gücün sahibi tek Allah’a![⁴¹⁸³] [4182] Zira o gün maskeler düşer, içler dışa döner, insanın peşine düştüğü hayvanî güdüler sahibine sûret olur. İçgüdülerinin güdümüne giren insan, içinde taşıdığı “nefs-i hayvâniyye”nin sûretine bürünür. [4183] Sorunun başında “Allah der ki..”, sonunda “onlar dediler ki..” ibâresi bulunmaz. Çünkü muhatap kalmamıştır. Allah’tan başka her şeyin yok olduğu bir ortamda “Kim sordu?” ve “Kimler, ne cevap verdiler?” soruları gereksizdir.
M.İslamoğlu 40:16
17
O gün herkes kazandığının karşılığını bulur; haksızlığın olmadığı gündür o: çünkü Allah hesabı seri görendir.
M.İslamoğlu 40:17
18
Ve onları yüreklerin sahibini boğarcasına gırtlağa dayanacağı dehşet gününe karşı uyar:[⁴¹⁸⁴] o gün zalimler ne samimi bir dost ne de sözü geçen bir şefaatçi bulacaktır. [4184] Kâzımîn için bkz: 16:58, not 58 (Krş: Ferrâ). “Zor bir gün” Ebu Müslim’e göre ölüm anıdır.
M.İslamoğlu 40:18
19
O, bakışlarda (saklı) ihaneti ve yüreklerin gizlediği şeyleri bilir;
M.İslamoğlu 40:19
20
ama Allah hükmünde hakkaniyeti gözetir, O’nu bırakıp da yalvarıp yakardıklarıysa hiçbir şey hakkında hüküm veremezler: çünkü sadece Allah her şeyi işitendir, her şeyi görendir.
M.İslamoğlu 40:20
21
Onlar hiç yeryüzünde dolaşmazlar mı ve görmezler mi kendilerinden önce geçip gitmiş olanların (feci) akıbetini? Onlar kendilerinden daha güçlüydüler ve yeryüzünde daha derin izler bırakmıştılar. Buna rağmen Allah günahları sebebiyle onları cezalandırdı ve kendilerini Allah’a karşı koruyacak kimse olmadı.
M.İslamoğlu 40:21
22
Böyle oldu, çünkü elçileri kendilerine hakikatin apaçık belgeleriyle geldiği halde, onlar inkârda direndiler; bunun üzerine Allah da onları cezalandırdı: Zira O güçlüdür, cezası pek çetindir.
M.İslamoğlu 40:22
23
DOĞRUSU Biz Musa’yı, mesajlarımızla ve (sahibinin doğruluğuna şahit olan) yaptırım gücü tartışılmaz bir belgeyle[⁴¹⁸⁵] elçi göndermiştik: [4185] Sultân için bkz: 17:65, not 86.
M.İslamoğlu 40:23
24
Firavun’a, Hâmân’a ve Karun’a…[⁴¹⁸⁶] Fakat onlar “Yalancı sihirbazın teki” demişlerdi. [4186] Bu üçünün birlikte anılması anlamlıdır. Zira bu üçü iktidarın üçayağını temsil eder: Firavun siyasal ayağı, Hâmân bürokrasi ayağını, Kârun ekonomik ayağı.
M.İslamoğlu 40:24
25
(Musa) kendilerine tarafımızdan gönderilmiş malum hakikatle gelince,[⁴¹⁸⁷] “Onun yanında yer alan mü’minlerin kadınlarını sağ bırakıp oğullarını öldürün!” dediler. Kâfirlerin entrikası asla hedefine ulaşamayacaktır. [4187] Arapça’da geçişsiz bir filî geçişli yapmanın birden çok yolu vardır. Fakat bir filî tef’il veya if’al babına taşıyarak geçişli yapmakla bâ edatıyla geçişli yapmak arasında fark vardır. Diğerlerinde öznenin aynı anda ve aynı yerde nesneyle birlikte olması şart değilken, sonuncusunda şarttır (Furûk). Burada câe bi şeklinde geldiği için, “hakikati getirince” mânası değil “hakikatle gelince” mânası verdik. Çeviri boyunca buna uymaya çalıştık. Aksi durumlar ya istisnalar ya da gözümüzden kaçanlardır.
M.İslamoğlu 40:25
26
Firavun “Beni bırakın, şu Musa’yı öldüreyim!” dedi ve ekledi: “O Rabbine yalvaradursun; ama ben asıl onun sizin hayat tarzınızı[⁴¹⁸⁸] değiştirmesinden ya da ülkede düzenin bozulmasından korkuyorum!”[⁴¹⁸⁹] [4188] Dînin anlamı için ilk geçtiği 107:1’in ilk notuna bkz. [4189] Fesad Kur’an’da hep insan davranışlarının neden olduğu ferdî, içtimaî ve tabiî çözülme süreçleri için kullanılır (Bkz: 30:41, not 49).
M.İslamoğlu 40:26
27
Musa dedi ki: “Ben kibre kapılıp Hesap Günü’ne inanmayan herkesten benim de Rabbim sizin de Rabbiniz (olana) sığınırım.”
M.İslamoğlu 40:27
28
Firavun’un yakın çevresinden olup da imanını gizleyen mü’min bir adam şöyle çıkıştı:[⁴¹⁹⁰] “Bir adamı sırf ‘Rabbim Allah’tır’ dediği için, üstelik size Rabbinizden, hakikatin apaçık delilleriyle geldiği halde öldürecek misiniz? Kaldı ki, eğer yalancıysa yalanının zararı yalnızca kendisinedir; yok eğer gerçeği söylüyorsa, tehdit ettiklerinin hiç değilse bir kısmı gelip sizi bulacaktır: çünkü Allah yalan dolanla kendini ziyan eden birini[⁴¹⁹¹] asla hedefe ulaştırmaz.” [4190] Saraydaki gizli mü’minin kimliği yoruma açıktır. Süddi’ye göre Firavun’un amca oğludur. Asiye diyenler vardır. Bir ihtimal daha var: hanedanlar tarihinde istisnaî bir kırılma olan muvahhid kral Ahneton. Ahneton iktidara gelince putperest Amon dinini yasakladı, sarayı halka açtı, Ahataton (Tanrı’ya adanmış şehir) adlı yeni bir başkent kurdu. Nihaî tahlilde bu âyet imanın gücünü temsil eden bir örnektir. Zımnen verilen mesaj şudur: ‘Allah dilerse, küfrün ve zulmün kalbinde dahi yiğit mü’minler var eder.’ Tabii ki Allah’ın ne zaman dileyeceği de, değişmez ve bozulmaz sünnetullah ile belirlenmiştir. Kullar elinden geleni yaptığı zaman. [4191] Musrifin açılımıdır (Bkz: 39:53).
M.İslamoğlu 40:28
29
“Ey kavmim! Bugün iktidar sizin tekelinizde, ülkede ezici güçsünüz; tamam ama, eğer Allah’ın cezasına maruz kalırsak bize kim yardım edecek?” Firavun dedi ki: “Ben size sadece kendi görüşümü bildiriyorum; ve sizi doğru olan alternatifsiz bir yola[⁴¹⁹²] yöneltiyorum.” [4192] Mâ…illâ… kalıbının bu bağlamdaki en uygun karşılığı.
M.İslamoğlu 40:29
30
Yine iman eden kimse söze girerek dedi ki: “Ey kavmim! İnanın ki ben, şu (inkârda) ittifak etmiş toplulukların helâkine benzer bir günün sizin de başınıza gelmesinden korkuyorum;
M.İslamoğlu 40:30