1
ŞAHİT olsun sıra sıra dizenler ve dizilenler,[³⁹⁸⁴]
[3984] Sâffât, (t. sâffe), insan, melek ve kuş gibi hareket yeteneğine sahip varlıklar için kullanılır (61:4; 24:41; 67:19). İlk üç âyette her çeşidiyle “itaatkâr varlıkların” kastedildiğini 165. âyet teyit etmektedir. Kasıt vahyin kendisi de olabilir (Râzî). Bu durumda vahiy benzer örneklerde olduğu gibi (35:31; 36:2) inşâ edici bir özne olarak öne çıkar. Sâffât hem “sıraya dizenleri”, hem de “sıraya dizilenleri” ifade eder. Böylece şu anlama ulaşılır: “Şahit olsun vahyin sıraya dizdiği itaatkâr kullar ve/veya kulları hizaya sokan sıra sıra âyetler”.
2
Vazgeçirip set çekenler,
3
Uyarmak için peş peşe gelenler…[³⁹⁸⁵]
[3985] Tâliyât: Nasıl ki saf bir amaca ulaşmak için yan yana dizilmekse, tilv ya da tilavet de “bir mâna oluşturmak için peş peşe gelmek”tir. Katâde bununla “vahyi okuyup izleyen kimselerin” kastedildiğini söyler (Taberî).
4
Elbet, ilâhınızın bir tek olduğunda şüphe yoktur;
5
göklerin, yerin ve onların arasındaki her şeylerin Rabbi; ve bütün doğuların Rabbi.[³⁹⁸⁶]
[3986] Meşârık, “güneşin doğum yerleri”. Zımnen: Vahiy güneşinin kaynağı bir fakat doğum yerleri, muhatapları, dilleri farklı farklıdır.
6
Şüphesiz Biz, yerin en yakın göğünü yıldızların[³⁹⁸⁷] güzelliğiyle süsledik;
[3987] Lafzen: “gezegenlerin”. Burada kastedilen gök cisimlerinin kendileri değil ışıklarıdır. Dolayısıyla “yakın gök” ifadesi, ışığı dünyaya ulaşan yıldızların bulunduğu tüm uzayı kapsar.
7
üstelik (onları) her isyankâr[³⁹⁸⁸] şeytanın tasallutundan koruduk,
[3988] Veya: “kontrol dışı”. el-Mârid, “kontrol dışı” (el-hâric ‘ani’t-tâ‘ah) anlamını da içerir. Gaybı bildiğini iddia eden ve kendi kendini gerçekleştiren kimi kehanetlerle insan iradesini zaafa uğratan şeytanlar ve şeytansılar. el-Mâridin “soyutlayan, yalıtan, soyan” anlamı göz önüne alındığında, her tür kehanet teşebbüsünün “bilgiyi amacından soyutlamak”, bir tür “hırsızlığa soyunmak” olduğu anlaşılır.
8
ki yüce katın sakinlerini[³⁹⁸⁹] dinleme (girişiminde) bulunamasınlar ve her yandan yüzgeri edilsinler;
[3989] Yani: Melekler âlemini ve özellikle vahiy meleğini.
9
(dünyada) dışlansınlar ve (âhirette de) sürekli bir azaba mahkûm olsunlar;[³⁹⁹⁰]
[3990] Krş: 7:18 ve 17:39.
10
ancak bir (bilgi) kırıntısı kapanlar olursa, onlar da delik deşik eden bir ateş korunun pençesine düşsünler.[³⁹⁹¹]
[3991] Sâkıb, “oyan, delik deşik eden, yakan, kalbura çeviren bir kor alev” (Lisân). Kelimenin belirsiz olması, bu kor alevin gördüğümüzün dışında veya ender görülen şaşırtıcı mahiyetine delâlet eder.
11
ONLARDAN şu sorunun cevabını iste: “Yaratılış açısından, o (şeytanlık yapa)nlar mı daha güçlü ve kudretli, yoksa yarattığımız (insan) mı?”[³⁹⁹²] Açık gerçek şu ki, (insanları) yapışkan bir balçık türünden yaratan Biziz.[³⁹⁹³]
[3992] Zımnen: Şeytan ve tüm şeytansılar hakkında Kur’an’da sık sık yer alan şu uyarıyı hatırlayalım: “Senin benim kullarım üzerinde etkin bir yaptırım gücün (sultân) yoktur.” Buradan da anlaşılacağı gibi, yaratılıştan getirdiği fıtrat gereği insan güçlüdür. İnsan fıtratına yabancılaşmadıkça, şeytanın insan üzerinde etkin bir gücü yoktur. Yeter ki insan çamur tarafını değil, ruh tarafını takviye etsin. [3993] İnsanın elementer kökeni için 23:12, not 12.
12
Ama hayır, sen hayranlık ve şaşkınlık duyarken,[³⁹⁹⁴] onlar işin şakasındalar;
[3994] ‘Acibte filînin ikili anlamı gereği zımnen: Allah’ın yaratışına hayranlık, buna rağmen inkârcıların direnişine şaşkınlık duyarken…
13
hatırlatıldığı zaman da öğüt almazlar;
14
ve bir âyet gördüklerinde küçümsemeye kalkarlar;
15
ve derler ki: “Açıkça bu, büyü(leyici söz)den başka bir şey değil:
16
ne yani, biz ölüp gittikten, toza toprağa karışmış bir iskelet halini aldıktan sonra tekrar mı diriltileceğiz?
17
Yani, önden giden atalarımız da mı?”[³⁹⁹⁵]
[3995] 18. âyet ışığında bu ibâre, alttan alta babalarla yüzleşme korkusunu îmâ eder.
18
“Evet” de, “Hem de rezil rüsva bir halde!”
19
Nitekim o (gün) bir tek sarsıcı komut yankılanır: ve işte o an bön bön bakakalırlar;
20
ve “Yazıklar olsun! İşte bu, o Hesap Günü budur!” derler.
21
İşte bu, yalanlayıp durduğunuz (iyi ile kötünün) arasını ayırma günüdür:
22
Toplayın bütün o zalimleri, onların türdeşlerini ve kulluk ettikleri her şeyi!
23
Allah’tan başka her şeyi… Ve hepsini gözleri fal taşı gibi açacak bir ateşe yönlendirin;[³⁹⁹⁶]
[3996] Cahîm’in bu anlamı için bkz: 73:12, not 13.
24
ve onları orada alıkoyun: çünkü onlar elbet sorgulanacaklar!
25
(Denilecek ki): “Ne’niz var, neden birbirinize yardım etmiyorsunuz?”
26
Yoo, (ne yardımlaşması?) O gün onlar teslim bayrağını çeken kimseler olacak.
27
Ve birbirlerine dönüp hesap soracaklar...
28
(Bir kısmı) şöyle diyecek: “Siz bize hep sûret-i haktan görünerek yanaşırdınız.”[³⁹⁹⁷]
[3997] Lafzen: “sağdan gelirdiniz”. Zaten min yerine ‘an gelmesi “suret-i haktan” yan anlamını verir.
29
(Diğerleri) “Asla” diyecekler, “Siz zaten hiç mü’min olmadınız ki!
30
Hem bizim sizin üzerinizde bir gücümüz de yoktu: bilâkis siz küstah ve azgın bir topluluktunuz!
Sonraki 30 ayet →