Ana SayfaMealler › Mustafa İslamoğlu

Mustafa İslamoğlu

Bu mealle oku
Mustafa İslamoğlu meali ile okumaya başla
Saffat 1 / 182
1
ŞAHİT olsun sıra sıra dizenler ve dizilenler,[³⁹⁸⁴] [3984] Sâffât, (t. sâffe), insan, melek ve kuş gibi hareket yeteneğine sahip varlıklar için kullanılır (61:4; 24:41; 67:19). İlk üç âyette her çeşidiyle “itaatkâr varlıkların” kastedildiğini 165. âyet teyit etmektedir. Kasıt vahyin kendisi de olabilir (Râzî). Bu durumda vahiy benzer örneklerde olduğu gibi (35:31; 36:2) inşâ edici bir özne olarak öne çıkar. Sâffât hem “sıraya dizenleri”, hem de “sıraya dizilenleri” ifade eder. Böylece şu anlama ulaşılır: “Şahit olsun vahyin sıraya dizdiği itaatkâr kullar ve/veya kulları hizaya sokan sıra sıra âyetler”.
M.İslamoğlu 37:1
2
Vazgeçirip set çekenler,
M.İslamoğlu 37:2
3
Uyarmak için peş peşe gelenler…[³⁹⁸⁵] [3985] Tâliyât: Nasıl ki saf bir amaca ulaşmak için yan yana dizilmekse, tilv ya da tilavet de “bir mâna oluşturmak için peş peşe gelmek”tir. Katâde bununla “vahyi okuyup izleyen kimselerin” kastedildiğini söyler (Taberî).
M.İslamoğlu 37:3
4
Elbet, ilâhınızın bir tek olduğunda şüphe yoktur;
M.İslamoğlu 37:4
5
göklerin, yerin ve onların arasındaki her şeylerin Rabbi; ve bütün doğuların Rabbi.[³⁹⁸⁶] [3986] Meşârık, “güneşin doğum yerleri”. Zımnen: Vahiy güneşinin kaynağı bir fakat doğum yerleri, muhatapları, dilleri farklı farklıdır.
M.İslamoğlu 37:5
6
Şüphesiz Biz, yerin en yakın göğünü yıldızların[³⁹⁸⁷] güzelliğiyle süsledik; [3987] Lafzen: “gezegenlerin”. Burada kastedilen gök cisimlerinin kendileri değil ışıklarıdır. Dolayısıyla “yakın gök” ifadesi, ışığı dünyaya ulaşan yıldızların bulunduğu tüm uzayı kapsar.
M.İslamoğlu 37:6
7
üstelik (onları) her isyankâr[³⁹⁸⁸] şeytanın tasallutundan koruduk, [3988] Veya: “kontrol dışı”. el-Mârid, “kontrol dışı” (el-hâric ‘ani’t-tâ‘ah) anlamını da içerir. Gaybı bildiğini iddia eden ve kendi kendini gerçekleştiren kimi kehanetlerle insan iradesini zaafa uğratan şeytanlar ve şeytansılar. el-Mâridin “soyutlayan, yalıtan, soyan” anlamı göz önüne alındığında, her tür kehanet teşebbüsünün “bilgiyi amacından soyutlamak”, bir tür “hırsızlığa soyunmak” olduğu anlaşılır.
M.İslamoğlu 37:7
8
ki yüce katın sakinlerini[³⁹⁸⁹] dinleme (girişiminde) bulunamasınlar ve her yandan yüzgeri edilsinler; [3989] Yani: Melekler âlemini ve özellikle vahiy meleğini.
M.İslamoğlu 37:8
9
(dünyada) dışlansınlar ve (âhirette de) sürekli bir azaba mahkûm olsunlar;[³⁹⁹⁰] [3990] Krş: 7:18 ve 17:39.
M.İslamoğlu 37:9
10
ancak bir (bilgi) kırıntısı kapanlar olursa, onlar da delik deşik eden bir ateş korunun pençesine düşsünler.[³⁹⁹¹] [3991] Sâkıb, “oyan, delik deşik eden, yakan, kalbura çeviren bir kor alev” (Lisân). Kelimenin belirsiz olması, bu kor alevin gördüğümüzün dışında veya ender görülen şaşırtıcı mahiyetine delâlet eder.
M.İslamoğlu 37:10
11
ONLARDAN şu sorunun cevabını iste: “Yaratılış açısından, o (şeytanlık yapa)nlar mı daha güçlü ve kudretli, yoksa yarattığımız (insan) mı?”[³⁹⁹²] Açık gerçek şu ki, (insanları) yapışkan bir balçık türünden yaratan Biziz.[³⁹⁹³] [3992] Zımnen: Şeytan ve tüm şeytansılar hakkında Kur’an’da sık sık yer alan şu uyarıyı hatırlayalım: “Senin benim kullarım üzerinde etkin bir yaptırım gücün (sultân) yoktur.” Buradan da anlaşılacağı gibi, yaratılıştan getirdiği fıtrat gereği insan güçlüdür. İnsan fıtratına yabancılaşmadıkça, şeytanın insan üzerinde etkin bir gücü yoktur. Yeter ki insan çamur tarafını değil, ruh tarafını takviye etsin. [3993] İnsanın elementer kökeni için 23:12, not 12.
M.İslamoğlu 37:11
12
Ama hayır, sen hayranlık ve şaşkınlık duyarken,[³⁹⁹⁴] onlar işin şakasındalar; [3994] ‘Acibte filînin ikili anlamı gereği zımnen: Allah’ın yaratışına hayranlık, buna rağmen inkârcıların direnişine şaşkınlık duyarken…
M.İslamoğlu 37:12
13
hatırlatıldığı zaman da öğüt almazlar;
M.İslamoğlu 37:13
14
ve bir âyet gördüklerinde küçümsemeye kalkarlar;
M.İslamoğlu 37:14
15
ve derler ki: “Açıkça bu, büyü(leyici söz)den başka bir şey değil:
M.İslamoğlu 37:15
16
ne yani, biz ölüp gittikten, toza toprağa karışmış bir iskelet halini aldıktan sonra tekrar mı diriltileceğiz?
M.İslamoğlu 37:16
17
Yani, önden giden atalarımız da mı?”[³⁹⁹⁵] [3995] 18. âyet ışığında bu ibâre, alttan alta babalarla yüzleşme korkusunu îmâ eder.
M.İslamoğlu 37:17
18
“Evet” de, “Hem de rezil rüsva bir halde!”
M.İslamoğlu 37:18
19
Nitekim o (gün) bir tek sarsıcı komut yankılanır: ve işte o an bön bön bakakalırlar;
M.İslamoğlu 37:19
20
ve “Yazıklar olsun! İşte bu, o Hesap Günü budur!” derler.
M.İslamoğlu 37:20
21
İşte bu, yalanlayıp durduğunuz (iyi ile kötünün) arasını ayırma günüdür:
M.İslamoğlu 37:21
22
Toplayın bütün o zalimleri, onların türdeşlerini ve kulluk ettikleri her şeyi!
M.İslamoğlu 37:22
23
Allah’tan başka her şeyi… Ve hepsini gözleri fal taşı gibi açacak bir ateşe yönlendirin;[³⁹⁹⁶] [3996] Cahîm’in bu anlamı için bkz: 73:12, not 13.
M.İslamoğlu 37:23
24
ve onları orada alıkoyun: çünkü onlar elbet sorgulanacaklar!
M.İslamoğlu 37:24
25
(Denilecek ki): “Ne’niz var, neden birbirinize yardım etmiyorsunuz?”
M.İslamoğlu 37:25
26
Yoo, (ne yardımlaşması?) O gün onlar teslim bayrağını çeken kimseler olacak.
M.İslamoğlu 37:26
27
Ve birbirlerine dönüp hesap soracaklar...
M.İslamoğlu 37:27
28
(Bir kısmı) şöyle diyecek: “Siz bize hep sûret-i haktan görünerek yanaşırdınız.”[³⁹⁹⁷] [3997] Lafzen: “sağdan gelirdiniz”. Zaten min yerine ‘an gelmesi “suret-i haktan” yan anlamını verir.
M.İslamoğlu 37:28
29
(Diğerleri) “Asla” diyecekler, “Siz zaten hiç mü’min olmadınız ki!
M.İslamoğlu 37:29
30
Hem bizim sizin üzerinizde bir gücümüz de yoktu: bilâkis siz küstah ve azgın bir topluluktunuz!
M.İslamoğlu 37:30