Ana SayfaMealler › Mustafa İslamoğlu

Mustafa İslamoğlu

Bu mealle oku
Mustafa İslamoğlu meali ile okumaya başla
Secde 1 / 30
1
Elif-Lâm-Mîm[³⁶⁷³] [3673] Bu harfler Allah Rasûlü’nün vahyi bir tek harfini dahi zayi etmeden bize ulaştırdığının canlı şahididirler (Bkz: 68:1, not 1). Veda Hutbelerindeki “Bakın, tebliğ ettim mi?” (Buhari, İlim 37) sorusu çağları aşıp bize kadar ulaşan gözü yaşlı Nebi’ye, kendi şimdi ve buradamızın şahitleri olarak cevap veriyoruz: “Tebliğ ettin ey Allah’ın Rasulü! Biz şahidiz!”
M.İslamoğlu 32:1
2
BU İLÂHÎ kelâmın indirilişi, hiç kuşku yok ki[³⁶⁷⁴] âlemlerin Rabbindendir.[³⁶⁷⁵] [3674] Veya: “Kendisinde hiç şüphe olmayan bu ilâhî kelâm..” [3675] İsim cümlesiyle başlaması, anlama “bu sürekli ve değişmez bir hakikattir” vurgusunu katar. Zımnen: Âlemlerin bir Rabbi olduğuna inanmak, O’nun terbiyesinin ifadesi olan vahye inanmayı gerekli kılar.
M.İslamoğlu 32:2
3
Yine de[³⁶⁷⁶] onlar “Onu o uydurdu” diyorlar. Hayır! O Senin Rabbinden gelen bir hakikattir; senden önce kendilerine uyarıcı gelmemiş bir toplumu belki doğru yola gelirler diye uyarman içindir.[³⁶⁷⁷] [3676] Em, “e..em../ya..ya da..” kalıbıyla gelmediği zaman farklı vurgular taşır (Ebu Ubeyde). [3677] “Kendilerine uyarıcı gelmemiş bir toplum” ifadesi ilk bakışta, “hiçbir toplum yoktur ki içlerinden bir uyarıcı çıkmamış olsun” (35:24) âyetiyle çelişik görünse de, Mâide 19’da geçen “uzun bir fetret” bu âyetle neyin kastedildiğini açıklar. Bu toplumun kapsamını tesbitle ilgili bir not için Furkan 38’e bkz. Fâtır 24 ışığında, bu toplumun, benzerleri içerisinde uyarıcıya en çok muhtaç olan toplum olduğunu düşünebiliriz.
M.İslamoğlu 32:3
4
GÖKLERİ, yeri ve bu ikisi arasındakileri altı aşamada yaratan,[³⁶⁷⁸] sonra da hükümranlık makamına kurulan Allah’tır;[³⁶⁷⁹] (hesap günü) sizi O’ndan koruyacak ne bir dost ne de bir kayırıcı bulamazsınız: peki, hâlâ ders almayacak mısınız?[³⁶⁸⁰] [3678] Lafzen: “altı günde”. Uzay sistemlerinin oluşumunun henüz tamamlanmadığı bir ortamda “gün” elbette görecedir. Altı aşama, altı zamanlı bir oluşum sürecini ifade eder (Bkz: 50:38, not 37). Kur’an’da yevmin görece niteliği bir sonraki âyette ifade edilmektedir. Altı aşamada yaratma, tekamül yasasına delâlet eder. Tekâmül yaratılışın kanunudur. Varlığa bu kanunu yerleştiren âlemlerin Rabbidir. Ol deyince yaratacak bir Rabbin varlığı tekâmül yasasına tabi kılması, insan terbiyesinde takip edilecek yöntem için de yol göstericidir. [3679] İstevâ ‘ale’l-‘arş, Yahudi ilâhîyatındaki tatil tezini çağrıştıran Yaratıcıya tatil yapmayı, varlığa ilgisiz kalmayı atfeden tüm tasavvurları red içindir (Krş: 20:5, not 4). Kur’an’da geldiği her yerde, Allah’ın varlıktan elini çekmediğine, mahlûkata ilgisiz kalmadığına delâlet eder. [3680] Ders: Hayata bir nizam ve intizam koyan, kâinat ağacının en soylu meyvesi olan insanı başıboş bırakır mı?
M.İslamoğlu 32:4
5
Gökten yere kadar bütün bir oluşu O düzenler; en sonunda bütün bir oluş sizin hesabınıza göre bin yıl kadar süren bir günde[³⁶⁸¹] O’na yükselir. [3681] Zımnen “hesabını tutamayacağınız bir sürede”. Buradaki ibare, Son Saat tehdidinin yer aldığı bir bağlam olan Hac 47’de, ke benzetme edatıyla kullanılır. ‘Bin yıl süren bir gün’ kullanımı tabiatıyla aritmetik değildir (22:47’nin notuna bkz). Fakat bazı astrofizikçiler, bu âyeti Yunus 5 ışığında, ayın bin yıllık yolu bir günde almasından yola çıkarak, bunun ışık hızına tekabül ettiği sonucuna varmışlardır.
M.İslamoğlu 32:5
6
İşte idraki aşan hakikatleri de, idrak ve tecrübe edilebilen gerçekleri de bilen; (hem) her işinde mükemmel olan (hem de) merhamet kaynağı olan yalnızca O’dur.[³⁶⁸²] [3682] el-Aziz ve er-Rahim, tıpkı ğayb ve şehade gibi karşıtlık oluşturmaktadır. Yüceliği celalinin rahmeti, cemalinin göstergesidir. Parantez içi ilaveler, bu yan anlamı çeviriye yansıtmayı amaçlar.
M.İslamoğlu 32:6
7
O her şeye yaratılış amacıyla en uyumlu olma ve kemalini bulma (yeteneğini) bahşetmiştir.[³⁶⁸³] Öyle ki, insan türünü yaratmaya (basit) bir balçıktan başlamıştır. [3683] Ahsene filî sadece estetik “güzelliği” değil, aynı zamanda fıtrî “amaçlılığı” ve o şeyin “amacıyla uyumluluğunu” da ifade eder. Türkçede güzel “göze el veren”den kısaltılmıştır. Nesnesinin mahiyetinden çok onun göze görünüşüyle alakalıdır ve bu niteliğiyle Arapçadaki zînet’i çağrıştırmaktadır. Âyet varlığın en temel yasası olan “amaçlılık” ve “anlamlılığa” atıftır. Hemen devamında verilen insanın yaratılış örneği bunun en çarpıcı misalidir.
M.İslamoğlu 32:7
8
Sonra onun neslini yine (en az o kadar) basit bir sıvı özünden yaratmıştır.
M.İslamoğlu 32:8
9
Daha sonra onu yaratılış amacını gerçekleştirecek bir donanıma sahip kılarak Kendi ruhundan üflemiştir;[³⁶⁸⁴] derken sizi[³⁶⁸⁵] hem işitme ve görme hem de duygu ve düşünce yetenekleriyle[³⁶⁸⁶] donatmıştır: ne kadar da azınız şükrediyor.[³⁶⁸⁷] [3684] Gerekçesi için bkz: 18:37, not 49. İnsanın yaratılışındaki üç temel aşama dile getiriliyor. Tîn insanın elementer kökenine, sulâle biyolojik kökenine delâlet eder. Bunlar insanın maddî kökenidirler. Bir de üçüncüsü vardır ki o manevî kökeni olan üflenen rûh’tur. [3685] Ruh üflenmeden insan muhatap dahi alınmamıştır. Hep “o” zamiriyle bahsedilmiştir. Ne zaman ki işitme ve görme, duyma ve düşünme yetilerinin kendisi sayesinde var olduğu ruh üflenmiştir, insan o zaman “siz” denilerek Allah’a muhatap olmuştur. [3686] Ef’ideh yalnızca insanın manevî dünyası (gönül) için kullanılır (Bkz: 104:7, not 3). [3687] Çevirimizin gerekçesi “Onların çoğu şükretmez” âyetleridir.
M.İslamoğlu 32:9
10
Bir de kalkıp derler ki: “Yani biz toprağın içinde kayıplara karışınca mı? Sahiden de biz yeniden yaratılacak mıyız?” Aslında (bu tavırlarıyla) onlar, Rablerinin huzuruna çıkıp (hesap vermeyi) inkâr etmektedirler.[³⁶⁸⁸] [3688] Zımnen: Onların asıl derdi, hesabı verilecek bir hayat yaşamaya razı olmamaktır.
M.İslamoğlu 32:10
11
De ki: “Sizin için görevlendirilmiş ölüm meleği (nasıl olsa) sizin canlarınızı alacak;[³⁶⁸⁹] en sonunda Rabbinize döndürüleceksiniz.”[³⁶⁹⁰] [3689] Yani: Ölüm ne kadar gerçekse, hesap günü de o kadar gerçektir: kaçamayacaksınız! Kur’an’da, bahse konu ölüm meleğinin ismi geçmemektedir (Krş: 4:97; 6:61, 93; 7:37; 16:28). [3690] Zımnen: Ey kemale ermiş bir erişkin olmaktan kaçan insan: öldükten sonra ne olmayı düşünüyorsun?
M.İslamoğlu 32:11
12
Günahı hayat tarzı haline getirenleri[³⁶⁹¹] Rablerinin huzurunda başları eğik vaziyette (şöyle derken) bir görmeliydin: “Rabbimiz, (İşte artık) gördük ve işittik! Şu halde bizi (dünyaya) geri döndür de iyi bir şeyler yapalım! Çünkü (yeniden dirilişe) ikna olmuş bulunuyoruz.”[³⁶⁹²] [3691] Mucrimîn, filîn failde tabiat haline geldiğini gösterir (Bkz: 8:8, not 11). [3692] İman, görmeden inanmaktır. Görünceye kadar inanmamak, zımnen Allah’ın verdiği bilginin doğruluğuna güvenmemektir. Vahiy böylelerine “kâfir” diyor.
M.İslamoğlu 32:12
13
İmdi eğer Biz isteseydik, herkesi doğru yola (zorla) sokardık; fakat (bunu istemedik)[³⁶⁹³] ki, (iyiler kötülerden seçilsin de) tarafımdan verilmiş bulunan “Mutlaka cehennemi görünmeyen varlıkların[³⁶⁹⁴] ve insanların (kötüleriyle) tıka basa dolduracağım” sözü gerçekleşsin.[³⁶⁹⁵] [3693] Zımnen: Eğer zorlamış olsaydık, iradenin ve ahlâkî sorumluluğun gerekçesi kalmazdı. Zira inanç, ahlâkî değerini sahibinin o inancı özgürce seçebilme yeteneğinden alır (Krş: 18:29). [3694] Yani: şeytanların.. (Bkz: 7:18 ve 38:85). [3695] Adı geçen söz A’raf 18, Hûd 119 ve Sâd 84-85’te yer alır. Burada dile gelen söz; “Verdiğim irade emanetine ihanet ederek tercihini cehennem yönünde kullananları oraya dolduracağım” şeklinde anlaşılmak zorundadır.
M.İslamoğlu 32:13
14
Haydi, bu buluşma gününü[³⁶⁹⁶] hatırlanmaya değer bulmadığınız için azabı tadın bakalım! Çünkü artık Biz de sizi hatırlanmaya değer bulmuyoruz. Haydi, yapmakta ısrar ettiklerinizden dolayı ebedî mahrumiyeti tadın![³⁶⁹⁷] [3696] Lafzen: “gününüzü..” İronik bir çağrışımla “gününüzü görün bakalım” der gibi. [3697] Allah’ı ve âhireti unutmanın Allah’a bir ziyanı yok. Bundan ziyan gören insandır. Zira Allah’ı ve âhireti unutunca kendini unutuyor, kendini kaybediyor (59:19 ve 9:67).
M.İslamoğlu 32:14
15
BİZİM âyetlerimize iman edenler, ancak kendilerine duyurulduğunda, büyüklük taslamadan saygıyla yerlere kapanıp teslim olanlar ve Rablerinin aşkın yüceliğini hamd ile ananlardır.
M.İslamoğlu 32:15
16
Onlar yataklarından kalkarak[³⁶⁹⁸] tarifsiz bir korku ve büyük bir iştiyakla[³⁶⁹⁹] Rablerine yalvarırlar ve verdiğimiz rızıklardan infak ederler. [3698] Zımnen: uykularını bölerek... Krş: “Ve gecenin bir vaktinde uykuna ara vererek, sana özgü bir armağan olarak namaz kıl” (17:79). Mânevî dayanıklılık testi olan gece namazı, gayba imanın bilinç ve iradeye kattığı enerjiyle harekete geçen ruhun beden kapısını tıklatmasıdır. Ruhun kapı çalışını duyma havf ve iştiyakıyla uykuya yatan beden, ilk tıklayışta fırlayıverecektir. [3699] Birçok müfessir tarafından tame‘ana reca’ (ümit) mânası verilmiştir. Oysa tame‘an, “büyük bir açgözlülükle Allah’tan istemeyi” ifade eder. Maddî olana ilişkin kullanıldığında olumsuz olan tamaın anlamı bu bağlamda gayet olumludur.
M.İslamoğlu 32:16
17
İşte, yapageldiklerinden dolayı bir mükâfat olarak, onları (cennette) ne türden göz kamaştırıcı sürprizlerin beklediğini hiç kimse bilemez.[³⁷⁰⁰] [3700] Her sürprizin vasfı, sahibi için saklanmış olmasıdır. Mâ uhfiye lehum ibaresine “sürpriz” anlamı vermemiz bundandır. Allah Rasûlü bu âyeti, Allah’ın dilinden şöyle yorumlar: “Ben sâlih kullarım için hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir zihnin tasavvur edemeyeceği güzellikler hazırladım” (Buhârî ve Müslim), İmam Şafiî’den sonra “Kutsî Hadis” adı konulan bu kategorideki hadislerin diğerlerinden tek farkı vardır: bunlar Allah Rasûlü’nün Rabbini okuması ve hakikati tefsiridirler. Zımnen: “Eğer bu hakikati Allah buyursaydı şöyle buyururdu” anlamına gelir. Burada, “kalıcı mutluluğun üretildiği merkez” (13:23) olan cenneti ve âhiret ödüllerini aklın kavramakta acze düşeceği ifade edilmektedir. Bu hakikate rağmen cennet ve âhiret hakkında başka yerlerde gelen ayrıntılı tasvirler, bilinmeyenin bilinenden yola çıkılarak tasviri kabilindendir (Bkz: 13:35, not 47).
M.İslamoğlu 32:17
18
Öyle ya: hiç imanda sebat eden, fâsık olan gibi muamele görür mü? Bunlar asla aynı olamazlar![³⁷⁰¹] [3701] Deyimsel karşılığıyla: Hiç suyu getirenle testiyi kıran bir olur mu? Cennet ve cehennemin varlığı, ilâhî hakkaniyetin kaçınılmaz sonucudur. Âhireti inkâr, sorumluluğu inkârdır. Bu ise hukuksuzluğu savunmakla eş değerdedir.
M.İslamoğlu 32:18
19
İman eden ve o imana uygun değer üretenlere gelince: yapageldiklerinden dolayı mükellef bir ikram olarak ağırlanacakları cennetler onların konağı olacaktır.
M.İslamoğlu 32:19
20
Fasıklık yapmış olanlara gelince: artık onların da konaklayacakları yer ateş olacak; oradan ne zaman çıkmak isteseler, kendilerine “Oldum olası yalanlayıp durduğunuz ateşin azabını tadın!” denilerek oraya iade edilecekler.
M.İslamoğlu 32:20
21
Ama onlara, daha büyük mahrumiyeti tattırmadan önce daha yakın (dünya) mahrumiyetini kısmen elbette tattıracağız;[³⁷⁰²] umulur ki (yol yakınken) dönerler.[³⁷⁰³] [3702] Krş: “yaptıklarının (kötü sonuçlarından) bir kısmını kendilerine tattıracaktır” (30:41). [3703] Bu son cümle, dünyada tattırılan bir kısım ‘azâbın/mahrumiyetin uyarı ve ibret amaçlı olduğunun delilidir (‘Azâbı çevirimiz için bkz: 68:33, not 29).
M.İslamoğlu 32:21
22
Rabbinin âyetleri kendisine hatırlatılıp da, ardından onlara sırt çeviren kimseden daha zalim biri olabilir mi? Elbette Biz, günahı hayat tarzı haline getirenlere yaptıklarının acısını tattırmayı biliriz.[³⁷⁰⁴] [3704] Zımnen: Nasıl ki onlar günahı hayat tarzı haline getirdiler, Biz de onlar için azabı hayat tarzı haline getireceğiz. Mucrimîn için âyet 12’nin notuna bkz.
M.İslamoğlu 32:22
23
DOĞRUSU Biz Musa’ya da vahiy iletmiştik: şu halde onunla (aynı ortak paydada) buluşacağından asla tereddüdün olmasın![³⁷⁰⁵] Zira Biz, o (vahyi) de İsrâiloğulları için bir yol haritası kılmıştık. [3705] Hitabın Allah Rasûlü’ne ve likâihideki zamirin Hz. Musa’ya ait olduğundan yola çıkarak. Mesaj şu: Musa’nın karşılaştığı engellerle karşılaşacak, onları vahiy sayesinde aşıp sonunda zafere ulaşacaksın. Tercihimizi âyetin devamı doğrulamaktadır. Zamirin kitaba ait olması durumunda anlam şöyle olur: “vahyin (tamamına) kavuşacağından asla kuşku duyma!” (Krş: Zemahşerî). Hitabın vahyin kaynağından kuşku duyanlara yönelik olması da mümkündür (Mirye için bkz: 11:17, not 28).
M.İslamoğlu 32:23
24
Yine (unutma ki), zorluklara göğüs gerip âyetlerimize yakînen inandıkları zamanlarda, emrimizle içlerinden hidayete ulaştıran önderler çıkarmıştık.
M.İslamoğlu 32:24
25
Şüphesiz kıyamet günü anlaşmazlığa düştükleri konularda aralarında hüküm verecek olan elbet senin Rabbindir.
M.İslamoğlu 32:25
26
Şimdi kalıntılarında dolaştıkları kendilerinden önce yaşamış uygarlıklardan nicelerini helâk etmiş olmamız onlar için yol gösterici olmadı mı? Kuşkusuz bunda da alınacak bir ders mutlaka vardır: hâlâ mı işitmeyecekler?[³⁷⁰⁶] [3706] Güce taptığı için kulları kendilerine kul eden ve kula kul olan herkese açık uyarı: Zaafınız olan gücünüz aklınızı başınızdan almasın! Dünyada ebedîlikten söz edip de gülünç olmayın!
M.İslamoğlu 32:26
27
Kıraç toprağa suyu sevk edip de onunla kendilerinin ve hayvanlarının beslendiği bitkiler çıkardığımızı nasıl görmezler? Peki ama, daha da mı görmeyecekler?
M.İslamoğlu 32:27
28
Bir de diyorlar ki: “Eğer doğru söylüyorsanız, bu (bahsi geçen) kesin hüküm[³⁷⁰⁷] ne zaman verilecek?” [3707] Feth için tercihimizi âyetin devamı teyit eder. “Bahsi geçen” açıklaması, işaret zamirinin gösterdiği 25. âyete istinaden konulmuştur. Zaten bir sonraki âyet de buraya zımnî bir atıf içerir.
M.İslamoğlu 32:28
29
De ki: “Kesin hükmün verileceği gün inkârda ısrar edenlere ne imanları fayda verecek, ne de göz açtırılacak.”
M.İslamoğlu 32:29
30
Şu halde boş ver onları da (kendi işine bak);[³⁷⁰⁸] ve bekle zaten onlar da beklemektedirler![³⁷⁰⁹] [3708] Fe zerhumden farklılığını, parantez içi açıklamayla vurguladık. Dolayısıyla devamındaki “bekle” emri mücerret beklemeyi değil kendi işine bakmayı âmirdir (Krş: 4:81 ve 53:29, notlar 101 ve 21). [3709] 20. âyet ışığında: Nasıl olsa geri dönüşü olmayan bir gün gelecek, sen o günü bekle!
M.İslamoğlu 32:30
Secde suresi tamamlandı