Ana SayfaMealler › Mustafa İslamoğlu

Mustafa İslamoğlu

Bu mealle oku
Mustafa İslamoğlu meali ile okumaya başla
Lokman 1 / 34
1
Elif-Lâm-Mîm![³⁶²⁸] [3628] Mukatta’ât için bkz: Nüzul sürecinde ilk geçtiği 68:1, not 1.
M.İslamoğlu 31:1
2
İŞTE BUNLAR, her hükmünde tam isabet kaydeden ilâhî kelâmın âyetleridir;[³⁶²⁹] [3629] Tilke, “bu âyetler” ya da “bu kitabın tümü” (Bkz: 10:1, not 2).
M.İslamoğlu 31:2
3
Allah’ı görür gibi hareket edenler için bir rehber ve bir rahmet olan (âyetleri);[³⁶³⁰] [3630] Muhsinîni çevirimiz için bkz: 2:58, not 102. Zımnen: Değil mi ki insan müebbet yolcudur? Şu halde yolcuyu ve yolu var eden Allah, yol haritasını da göndererek rahmetini tamamlamıştır.
M.İslamoğlu 31:3
4
onlar ki namazı hakkını vererek eda ederler,[³⁶³¹] arınıp yücelmek için ödenmesi gereken bedeli öderler;[³⁶³²] zira onlar âhirete inananların ta kendisidirler. [3631] Salat için bkz: 7:170 ve 2:3, ilgili notlar. [3632] Zekâtın bu anlamı için bkz: 7:156 ve 27:3, ilgili notlar.
M.İslamoğlu 31:4
5
İşte onlar, Rablerinden gelen kusursuz bir rehberliğe tâbidirler; ve işte onlar, evet onlardır ebedî mutluluğa erenler.[³⁶³³] [3633] Lokman ve Bakara sûrelerinin ilk 5 âyetleri arasındaki benzerlik dikkat çekicidir.
M.İslamoğlu 31:5
6
Ama insanlardan öyleleri vardır ki, (başkalarını) Allah yolundan bilgisizce saptırmak ve onu gülünç duruma düşürmek için (ilâhî mesajlar üzerinde) hadis oyunu oynamaya kalkışırlar:[³⁶³⁴] işte onlar onur kırıcı bir terk edilmişliğe[³⁶³⁵] mahkûm olacaklar.[³⁶³⁶] [3634] Lehve’l-hadîs, “söz/hadis oyunu” demektir. Muhatabı yanıltma ve Kur’ani hakikatlerden saptırma amacı taşıyan her söz lehve’l-hadîs kapsamına girer. Bu tamlama, yalnız burada geçer (Lehv için bkz: 102:1, not 1). Zımnen: İnsanların bilgi açlığını kelime oyunları, laf cambazlıkları ya da keyif ve eğlence verici sözlerle bastırmaya kalkarak sözü bir uyuşturucu gibi kullanırlar. Kur’an’a yeni bir âyet ilave edemeyenlerin, “hadis” adı altında Allah Rasûlü’ne isnatla uydurdukları sözler de bu âyetin kapsamına girer. Bu durumda Kur’an’ın “hadis oyunu” (lehve’l-hadis) ifadesi, mucizevî bir ihbar hüviyeti kazanır. Kur’an, içine indiği toplumun aklını “karanlık” ilan etmiş ve kendi hedefini “karanlıklardan aydınlığa çıkarmak” olarak belirlemiştir. Cahiliyye Arap geleneğini oluşturan bir çok inanç ve kültür, Kur’an’ın “karanlık” ilan ettiği aklın ürünüydü. Lehve’l-hadîs, Kur’an vahyi ile saf dışı bırakılan geleneksel cahiliyye itikadını İslam kültürüne dahil etme yönteminin de adı oldu. Kur’an’a açıktan itiraz edemeyenler, itirazlarını lehve’l-hadîs üzerinden yaptılar ve onu Kur’an’ın ortağı ilan ettiler. Bu “hadis oyunu”ndan en büyük zararı, Allah Rasûlü’nün mubarek ağzından dökülen ve asla sünnetullah ve Kur’an ile çelişmesi düşünülemeyecek olan gerçek ‘hadisler’ ve Kur’an’ın “örnek” gösterdiği davranışlar gördü. [3635] ‘Azab “terk ve mahrumiyet” mânasındaki ‘azbden türetilmiştir (68:33, not 29). Kıyamette Allah tarafından terk edilmekle ilgili bkz: 2:174 ve 3:77). İbn Teymiyye ‘azabun muhîn ile kâfir ve münafıkların, ‘azâbun azîm ile cehennemden en sonunda çıkacak olanların azabının ifade edildiğini söyler (es-Sârimu’l-Meslûl, Beyrut, 1414, s. 58). [3636] İbn İshak bu âyetin hakkında nâzil olduğunu söylediği müşrik ordusunun sancaktarı Nadr b. Haris’i, “Kureyş’in şeytanlarından biri” diye niteler. Pers imparatorluk başkenti Hire’de öğrendiği efsane, şarkı ve çalgı eşliğinde sefahat ve âlem yapıyordu. Peygamberî davete karşı insanların ilgisini başka tarafa yönlendirmek için iki şarkıcı kadın satın almıştı. “Allah’ın indirdiğine benzer şeyleri ben de indirebilirim” (6:93) diyecek kadar küstahlaşan biriydi. Allah Rasûlü genel tutumunun istisnası olarak, onun Bedir’de esir düştükten sonra öldürülmesine izin vermiştir. Allah Rasûlü’nün bu tasarrufunu, bu olaydan sonra indiği kesin olan “küfrün önderleri” ile ilgili ilâhî talimat (9:12) kapsamında değerlendirmek mümkündür.
M.İslamoğlu 31:6
7
Böyle birine âyetlerimiz okunduğu zaman sanki kulaklarında kurşun varmış gibi hiç aldırmadan serkeşçe yüz çevirir: İşte böylesini elem verici bir azap ile müjdele.
M.İslamoğlu 31:7
8
Bir de iman eden ve imanına uygun eylemler ortaya koyan kimseler var ki, her tür nimetle dolu olan cennetler onların olacak:
M.İslamoğlu 31:8
9
Onlar orada Allah’ın mutlaka gerçekleşecek olan vaadi uyarınca ebedî kalacak.[³⁶³⁷] Zira O her işinde mükemmel olandır, her hükmünde tam isabet edendir. [3637] “Onlar orada ebedî kalacak” ibâresinin cehennemlikler için değil de (7) cennetlikler için kullanılması çarpıcıdır. Bu, “rahmetim her şeyi kuşatmıştır” (7:156) âyeti ışığında anlaşılmalıdır.
M.İslamoğlu 31:9
10
O gökleri, gördüğünüz bir direk olmaksızın yarattı; ve O sizi sarsar diye yeryüzüne sağlam ve sarsılmaz dağlar yerleştirdi ve orada her çeşit canlı varlığın üremesini sağladı. İşte Biz, gökten yağmuru (böyle) indiririz, akabinde orada her tür ve cinsten yararlı varlığı (böyle) yetiştiririz.[³⁶³⁸] [3638] Âyette Allah’ı gösteren üçüncü tekil zamirler (halaka, elkâ, besse) birden birinci çoğul (Biz) zamirine geçiveriyor. Zımnen bu, Allah’ın insan zihninde kişileştirilemezliğinin ve hiçbir beşeri dilin imkânlarının O’nu olduğu gibi tavsife güç yetiremeyeceğinin ifadesidir.
M.İslamoğlu 31:10
11
Bu Allah’ın yaratışıdır: Haydi, gösterin bakayım O’nun dışındakiler neyi yaratmışlar? Hayır, zulme gömülüp gitmiş olanlar apaçık bir sapıklık içindedirler.
M.İslamoğlu 31:11
12
DOĞRUSU Biz Lokman’a[³⁶³⁹] da (şu) hikmeti bahşetmiştik: “Allah’a şükret! Çünkü (O’na) şükreden kendi lehine şükretmiş olur. Fakat kim de nankörlük ederse, iyi bilsin ki Allah kendi kendine yeterli olandır, her tür övgüye bizzat lâyık olandır. [3639] Başta Taberî olmak üzere bazı müfessirlerin verdiği malumattan çıkan sonuç, Lokman’ın tarihte Ezop (Aisopos) adıyla efsaneleşen kişi olduğu ihtimalini güçlendirir. Kur’an’da bilge bir kişiliğin simgesi olarak takdim edilen Lokman, tıpkı Kehf sûresinde Musa’ya hikmet öğreten “bir kul” gibi, hikmetli şahsiyeti karakterize eder. MÖ. 6. yüzyılda yaşadığı sanılan Ezop’un tevhidî bir inanca sahip olduğunu onun ölüm şeklinden anlıyoruz. O, şirke sapan Delphoilileri iğneleyen sözleri yüzünden halkın inancına karşı gelmekle suçlanıp Hyampaca kayasından atılarak katledilmiştir (M. Larousse).
M.İslamoğlu 31:12
13
Hani Lokman oğluna öğüt verirken şöyle diyordu: “Yavrucuğum![³⁶⁴⁰] Allah’tan başkasına ilâhlık yakıştırma! Çünkü her tür ilâhlık yakıştırma gerçekten de korkunç bir zulümdür.”[³⁶⁴¹] [3640] Binlerce yıl önce gök kubbeye salınmış bu altın öğütleri ölümsüzleştiren Kur’an, adeta tüm muhataplarına, sadece Lokman’ın oğlu Ankâ değil “Hepiniz Lokman’ın çocuklarısınız” demektedir. [3641] Sahabenin inen vahyi hayata koyma konusundaki ciddiyetini tüm çıplaklığıyla ortaya koyan olaylardan biri, bu âyet ışığında anlaşılması gereken En’âm 82 sebebiyle yaşandı. Âyet inince sahabeyi bir endişe kapladı. Allah Rasûlü’ne gelip dediler ki: “İmana zulüm karıştırmamaya hangimizin gücü yeter ki?!” Allah Rasûlü buyurdular: “Bakın, bu zulüm sizin anladığınız zulüm değildir. Lokman’ın şu sözünü işitmez misiniz?” dedi ve bu âyeti okudu (Buhari, Tefsir 6:20).
M.İslamoğlu 31:13
14
Nitekim (Allah şöyle buyurur): “Biz insana anne babasına (iyi) davranmasını emrettik.[³⁶⁴²] Annesi onu ağır acılara katlanarak karnında taşıdı ve onun sütten kesilmesi iki yılda gerçekleşti:[³⁶⁴³] şu halde (ey insan), Bana ve anne babana şükret;[³⁶⁴⁴] (ama sonunda) dönüş yalnızca Banadır!”[³⁶⁴⁵] [3642] Allah Rasûlü’ne Mekkeli inkârcıların yönelttiği “Ebeveyni evladından ayırıyor” suçlamasına zımnî cevap. [3643] Çocuğun annesine zorunlu olarak bağımlı olduğu dönemi ifade ettiği gibi, zımnen annenin kendini toparlama süresini de ifade eder. [3644] Krş: 46:17 ve sûrenin girişi. [3645] Anne-baba ile ilgili tavsiye sürecinde yer alan ilk âyet bu olsa gerektir. Bunu, 15. âyet ile dengeleyemeyen mü’min gençleri uyaran İsra 23-24 ve Ankebut 8. âyetler izler. Âyet, Mekke’de yeni vahye iman eden gençlerle onların aileleri arasındaki inanç çatışmasına dengeli ve ahlâkî bir çözüm sunmaktadır. Formül bellidir: Anne-baba için Allah’ın ve O’nun Rasulü’nün hukukunu çiğnememek, fakat bunun dışında onlara iyi davranmak.
M.İslamoğlu 31:14
15
Yine (Allah): “Eğer hakkında bilgi sahibi olmadığın bir şeyi[³⁶⁴⁶] Bana ortak koşman için seni zorlarlarsa, asla onlara itaat etme! Yine de onlara şu (geçici) dünyada iyi davran ve yönünü Bana dönenlerin yolunu izle! En sonunda elbet Bana döneceksiniz ve yapıp ettiğiniz her şeyin (gerçeğini) size bir bir göstereceğim” (diye buyurur). [3646] Zımnen: Tanrı olarak bilinmesi ve nitelenmesi doğru olmayan bir şeyi (Krş: 29:8, not 8).
M.İslamoğlu 31:15
16
(Lokman): “Yavrucuğum! (Yapıp ettiğiniz) o şeyler isterse bir hardal tanesi kadar olsun, ister bir kayanın bağrında, ister göklerin derinliklerinde, isterse yerin altında saklı bulunsun; Allah onu bulup ortaya çıkarır: çünkü Allah (ilmiyle) her şeye nüfuz eder,[³⁶⁴⁷] her şeyden haberdardır. [3647] Latîf özellikle habîr ile kullanıldığı bu gibi yerlerde, kesafetin karşıtı olan letafetten sıfat-ı müşebbehe olarak gelir. Mânevî duyulara letâif, ince nükteye latîfe denmesi de bundandır. “Allah’ın akıl-sır ermez bilgisiyle her şeye nüfuz ettiğini, hiçbir şeyin buna engel teşkil edemeyeceğini” ifade eder (Râğıb). İlâhî bilginin aklın sınırlarını fersah fersah aşan tabiatına zımnî bir atıftır.
M.İslamoğlu 31:16
17
“Yavrucuğum! Allah’a kulluğunu hakkıyla yerine getir,[³⁶⁴⁸] her zaman iyi ve doğru olanı önerip kötü ve yanlış olandan sakındır; başına gelenlere göğüs ger![³⁶⁴⁹] Şüphesiz bütün bunlar kararlılık ve direnç isteyen işlerdendir. [3648] Lafzen: “Salatı ikame et!” Çevirimizin gerekçesi için bkz: 87:15 ve 19:59, not 15 ve 7. [3649] Emr “öneri” mânasındadır (Bkz: 96:12, not 15). Zımnen: Ey muhatap! Pasif iyi olmak yetmez, aktif iyi ol ve iyiliği çoğalt! “Başına gelenlere göğüs ger”, zira iyiliği önerip kötü ve yanlış olandan sakındıranın başına mutlaka iş gelir. Kötüler pasif iyilerden değil aktif iyilerden rahatsız olurlar. Âyetin son cümlesi bu zımnî manayı teyit eder.
M.İslamoğlu 31:17
18
“Kasıntılık yapıp insanlara karşı böbürlenme ve yeryüzünde çalım satarak dolaşma! Zira unutma ki, kendini beğenmiş kibirli hiç kimseyi Allah sevmez.[³⁶⁵⁰] [3650] Muhtâl, “Kendinde olağanüstü fazilet vehmederek kurumlanma” anlamına gelen ihtiyalden türetilmiştir (Krş: 57:23).
M.İslamoğlu 31:18
19
(Hayat) yürüyüşünde dengeli ol ve sesini yükseltme![³⁶⁵¹] Unutma ki seslerin en itici olanı eşeklerin sesidir.”[³⁶⁵²] [3651] “Sesini yükseltme!” Zımnen: Sözünün kalitesini yükselt! Söz etkisini sesin yüksekliğinden değil, taşıdığı hakikatin gücünden alır. Gücün sözüne değil, sözün gücüne itibar et! Gücünü, buyurganlığı ve otoriterliği temsil eden sesten değil, içerikli ve nitelikli sözden al! Burada, adeta 6. âyetteki “içeriksiz söze” gönderme yapılmakta, sözün kalite açığını sesle kapatma yerilmektedir. [3652] “İtici olan” yani “yadırganan” demektir. (Enkera fiili için bkz: 21:50, not 61.) Zımnen: Sesini değil, sözünün kalitesini yükselt! Sözün kerameti sesin yüksekliğinden kaynaklansaydı, eşeğin anırışı sözlerin en etkilisi olurdu. Oysa ki durum tamamen bunun aksinedir. Söz gücünü taşıdığı hakikatten alır. Ve hak sözün gücü, çağlar geçse de, gücün sözüne erinde gecinde galip gelir. Tıpkı Lokman’ın hikmetli sözleri gibi.
M.İslamoğlu 31:19
20
İŞTE (ey insanlar), görmez misiniz ki Allah göklerde ve yerde bulunan her şeyi emrinize âmâde kılmıştır; açıktan ve gizli olarak size nimetlerini bol bol ihsan etmektedir?[³⁶⁵³] Ne ki yine de insanlar içerisinden herhangi bir bilgiye, yol gösterici bir kılavuza ve aydınlatıcı bir kitaba dayanmaksızın Allah hakkında tartışan kimseler çıkabilmektedir.[³⁶⁵⁴] [3653] Gerçek keşif, kanunları değil, o kanunları koyanı keşfetmektir. [3654] Aynı ibâre için Hac 8. ve onunla bağlantılı Hac 3. âyete bakınız. Bu âyette inkârın üç sebebi zikrediliyor: 1) Herhangi bir bilgiye dayanma ihtiyacı duymayanlar: Bir sonraki âyette bunun gerekçesi babaları taklit olarak veriliyor. Yani kafalarını kullanmayanlar. 2) Yol gösterici bir kılavuza dayanmayanlar: İlle de taklit edeceklerse, doğru yoldan giden bir rehberi izlemeleri gerekirken, yanlış rehberi izleyenler. Bunlar birincilerden daha aşağıdadırlar. 3) Bir belgeye dayanmayanlar: Kur’an vahyinden önceki vahiylerden hiçbirini gündemine almamış olanların tartışmak için geriye tek dayanakları kalıyor: ya Nadr b. Haris’in yaptığı gibi “Pers mitolojisi” ya da “atalar yolu” nostaljisi.
M.İslamoğlu 31:20
21
İşte böylelerine “Allah’ın indirdiklerine uyun!” denildiğinde; “Asla, biz sadece atalarımızın hayat tarzına uyarız!” derler.[³⁶⁵⁵] Ne yani, şeytan onları çılgın bir ateşin azabına[³⁶⁵⁶] çağırmış olsa da mı (bunda ısrar edecekler)? [3655] Mâ…‘aleyh kalıbına verdiğimiz “hayat tarzı” anlamı için bkz: 3:179, not 143. [3656] ‘Azâbi’s-sa‘îr için bkz: 25:11, not 18.
M.İslamoğlu 31:21
22
Ama[³⁶⁵⁷] kim de iyiliği içselleştirmiş olarak[³⁶⁵⁸] Allah’a teslim olursa,[³⁶⁵⁹] işte o kopmaz bir halkaya sımsıkı yapışmış olur: en nihayet her iş döner dolaşır, sonucunu takdir etmesi için Allah’a varır.[³⁶⁶⁰] [3657] Hal ya da itiraziyye olması muhtemel vav için tercih ettiğimiz “ama” karşılığı, bu âyetin 20. âyetteki karakterle zıtlık içerdiği gerçeğine dayanır. [3658] İhsân “iyilik”tir. İyiliği karakter haline getiren kimse, “muhsin” denilmeyi hak eder. [3659] Krş: 2:112’nin girişi. [3660] Benzer bir ibâre için bkz: 22:41.
M.İslamoğlu 31:22
23
Kim de inkâra saparsa, artık onun inkârına üzülmen gerekmez. (Nasıl olsa) sonunda Bize dönecekler; ve Biz yaptıklarını(n iç yüzünü) bir bir kendilerine haber vereceğiz: çünkü Allah gönüllerdeki en mahrem sırları bilendir.
M.İslamoğlu 31:23
24
Tadımlık bir hazzı kısa vâdede tüketmelerini sağlarız; ardından onları altında ezilecekleri ağır bir azaba mahkûm ederiz.
M.İslamoğlu 31:24
25
[³⁶⁶¹] EĞER onlara kalkıp da sorsan “Gökleri ve yeri yaratan kimdir?” diye, hiç tereddütsüz “Allah’tır” derler. Sen de “Tüm övgüler Allah’a mahsustur” de! Ne var ki onların çoğu bunu dahi kavramaktan âcizdirler. [3661] Metnin başında çeviride görünmeyen bir vav vardır. Bu vavın ibtidaiyye vurgusu “BÜYÜK HARFLERLE” belirginleştirilen çeviriye paragraf başı olarak yansımıştır.
M.İslamoğlu 31:25
26
Göklerde ve yerde olan her şey Allah’a aittir; şüphesiz Allah var ya: işte O’dur kendi kendine yeterli olan, her tür övgüye bizzat lâyık olan.
M.İslamoğlu 31:26
27
Ve eğer dünyanın tüm ağaçları kalem olsa denizleri de mürekkep, buna yedi deniz daha eklense, Allah’ın kelimeleri yine de tükenmez:[³⁶⁶²] çünkü Allah’tır her işinde mükemmel olan, her hükmünde tam isabet kaydeden.[³⁶⁶³] [3662] Yazılı olan ve olmayanıyla birlikte bütün bir yaratılmışlar evreni Allah’ın âyetleridir. Bu muhteşem âyet, çok küçük bir kısmından haberdar olduğumuz bu evrenin tamamını bilme iddiasının ne kadar yersiz olduğunu söyler. Bununla beraber, söz konusu âyetlerin kelimelerdeki tezahürü olan bu vahyin sözel imkânlarının da tüketilemeyecek kadar zengin ve büyük oluşuna delâlet eder. Bu mucizevî gerçek, vahyi anlama çabasına giren her samimi muhatap tarafından fark edilecektir. Kur’an vahyinin hâlâ indiği günkü gibi hayatı inşâ eden aktif ve müdahil bir özne olması bu özelliğinden kaynaklanır. Bu âyet, tabiatın bitmez tükenmez bir bilgi hazinesi olarak keşfedilmeyi beklediğinin de zımnî ifadesidir (Bkz: 18:109). [3663] Muhteşemsin Allah’ım! İhtişamın karşısında kamaşmayan göz kör, secdeye kapanmayan kalp ölü, kıyama kalkmayan akıl felç demektir.
M.İslamoğlu 31:27
28
Hepinizin yaratılması ve tekrar diriltilmesi, (O’nun için) bir tek can(ın yaratılması ve diriltilmesi) gibidir: Kuşkusuz Allah her şeyi işitir, her şeyi tarifsiz görür.
M.İslamoğlu 31:28
29
Fark etmez misin ki (ey insan): Allah geceyi uzatıp gündüzü kısaltıyor ve gündüzü uzatıp geceyi kısaltıyor;[³⁶⁶⁴] O güneşi ve ayı bir yasaya tâbi kıldı da, her biri sonu yasayla belirlenmiş bir süre[³⁶⁶⁵] doluncaya kadar hareketini sürdürüyor?[³⁶⁶⁶] Yine (bilmez misiniz) ki Allah, yaptığınız her şeyden haberdardır? [3664] Krş: 3:27. [3665] Ecelin bu anlamı hakkında bkz: 11:3, not 7. [3666] Zımnen: Ya sen ey insan! Sen neyin etrafında pervanesin? Bunu Allah’ın bilmediğini mi sanıyorsun?
M.İslamoğlu 31:29
30
İşte bu, Allah’ın mutlak hakikatin ta kendisi, onların ve O’nun dışında yalvarıp yakardıkları her şeyin de bütünüyle bâtıl olmasındandır: evet o Allah ki, yüce olan O’dur, ulu olan O’dur.[³⁶⁶⁷] [3667] Eşyanın O’ndan bağımsız bir hakikati olduğunu düşünenler, mantığın en temel kuralını yok sayarlar.
M.İslamoğlu 31:30