Ana SayfaMealler › Mustafa İslamoğlu

Mustafa İslamoğlu

Bu mealle oku
Mustafa İslamoğlu meali ile okumaya başla
Al-i İmran 1 / 200
1
Elif-Lâm-Mîm![⁵⁵⁰] [550] Mânası konusunda sözün tükenmeyeceği bu harfler, Allah Rasûlü’nün aldığı vahyi tek bir harfini dahi zayi etmeden ilettiğinin lafzî şahididir (Bkz: 68:1, not 1).
M.İslamoğlu 3:1
2
ALLAH -ki O’ndan başka ilah yoktur- mutlak diri, hayatın ve varlığın kaynağı ve dayanağıdır.[⁵⁵¹] [551] Allah tasavvurumuzun inşâsına dair benzer bir âyet için bkz: 2:255.
M.İslamoğlu 3:2
3
O, önceki (vahiy)lerden bugüne ulaşan hakikatleri doğrulayan bu ilâhî kelâmı sana sapasağlam indirmiştir; üstelik, Tevrat’ı ve İncil’i de O indirmiştir[⁵⁵²] [552] Kur’an’ın indirilişi tenzîl ile ifade edilirken, Tevrat ve İncil’in indirilişinin inzâl ile ifade edilmesi dikkat çekicidir. Tenzîlin aşamalılık ifade ettiğini söyleyen Zemahşerî’ye Ebu Hayyan’ın yaptığı itiraz gayet yerindedir. Zira Kur’an’ın inkârcıların dilinden naklettiği “Tek seferde indirilseydi ya!” (25:32) itirazında kullanılan kelime de aynıdır. İnzâlden farklı olarak tenzîl, eylemin güç ve takviyesine delâlet eder. Bu fark çeviriye “sapasağlam” şeklinde yansımıştır (İnzâl ve tenzîl farkı için bkz: 12:2, not 3).
M.İslamoğlu 3:3
4
geçmişte insanlığa yol gösterici olarak, yine hakkı bâtıldan kesin hatlarla ayıran Furkân’ı da O indirmiştir. Allah’ın mesajlarını inkâr eden kimselere gelince: Onların hakkı şiddetli bir azaptır; zira Allah üstün ve yüce olandır, insana yaptığının acısını tattırandır.
M.İslamoğlu 3:4
5
Kuşku yok; yerde ve göklerde olan hiçbir şey Allah’tan gizli-saklı değildir.
M.İslamoğlu 3:5
6
Rahimlerde sizi, tercih ettiği şekilde tasarlayan O’dur. O’ndan başka ilâh yoktur; O her işinde mükemmel olandır, her hükmünde tam isabet edendir.
M.İslamoğlu 3:6
7
Yine O’dur sana İlâhî Kelâm’ı indiren. O’nun âyetlerinden bir kısmının hükmü kesin ve nettir; bunlar İlâhî Kelâm’ın anasıdır. Gerisi de müteşabihlerden oluşmuştur.[⁵⁵³] Kalplerinde yamukluk bulunan kimseler, fitne çıkarmak ve tevil etmek amacıyla, onun müteşabih olan kısmının peşine düşerler. Oysa onun gerçek te’vilini kimse bilmiyor, yalnızca Allah (biliyor); ve ilimde sağlam basanlar derler ki: “Biz ona inanırız, tümü Rabbimizin katındandır. Aktif akıl sahiplerinden başkası bu gerçeği fark edemezler.”[⁵⁵⁴] [553] Muteşabihin ait olduğu bab, bir şeyin görüntüsüyle aslı arasında fark olduğu, öyle olmadığı hâlde öyleymiş gibi göründüğü durumlar için kullanılır. Mutenebbi: “nebi olmadığı hâlde öyle görünen”; muteşair: “şair olmadığı hâlde öyle görünen” demektir. Konunun üç unsuru vardır: 1) Hatip. 2) Hitap. 3) Muhatap. Ağzını açan anlaşılmak ister. Hiçbir hatip anlaşılmamak için konuşmaz. O hâlde Kur’an’da müteşabihlik Hatip’ten kaynaklanmaz. Geriye hitap ve muhatap kalmaktadır. Hitap Kur’an’dır. Kur’an mubin’dir. Geçişsiz olarak “özünde açık ve anlaşılır”, geçişli olarak “açıklayan ve anlaşılır kılan” demektir. Tıpkı bunun gibi, müteşabihlik de iki şekilde anlaşılmalıdır. Birincisi: Ebu Ubeyde’nin anladığı gibi “bir kısmı diğer kısmına benzer” anlamındadır. Kur’an’ın tamamı bu anlamda müteşabihtir (39:23). İkincisi: Lafzın maksat ve muradına dair kapalılık anlamındadır. Bu da hakikî ve izafî diye ikiye ayrılır. Hakikî müteşabihlik, konunun tabiatı gereği bir hitap yöntemi olarak kullanılır. O da âhiret, cennet ve cehennem gibi idraki aşan gaybi hakikatlere ilişkin mecazın en yoğun kullanıldığı âyetlerdir. Gaybî konular akla hep müteşabih kalır, fakat insanı Allah’a yakın kılan iman, islâm, îkan, ihsan, ihlâs, muhabbet, velâyet, kurbiyyet sayesinde kalp mutmain olur. İzafî müteşabihlik ise ya belâgat maksadıyla dolaylı anlatımdan ya da üçüncü taraf olan muhatabın hitaba ve hatibe olan mesafesinden kaynaklanır. Ekseriyeti oluşturan bu tür bir müteşabihlik, muhatabın hitaba yakın olmasıyla muhkeme dönüşür. Bu da bir yönüyle dil, belâgat, bedî, beyan, meânî başta olmak üzere kapsamlı ve çok boyutlu bir bilgi ile; diğer yönüyle taakkul, tedebbür, tezekkür ve tefakkuh başta olmak üzere derin ve ufuklu bir tefekkür ile halledilir. [554] Cümlenin başındaki vavın bağlaç mı, başlangıç edatı mı olduğu tartışılmıştır. Aslında âyetin dediği açıktır: Müteşabihin ardına kalbinde yamukluk bulunanlar ve fitne çıkarmak isteyenler düşerler. Bu yerilen kesimdir. Vav’la başlayan cümle ise övülenlere ayrılmış. Dolayısıyla tavırları kıyaslanan iki kesim birbirinden vav ile ayrılmıştır. Kınanan te’vil, elbette anlamayı değil anlamı bulandırmayı (fitne) hedefleyen te’vildir. Müteşabih âyetlerin bu âyette ifade edilen iki hikmeti vardır: 1) Kalplerin sınanması. 2) Vahiy üzerinde derin düşünceyi kışkırtması. Son tahlilde muhkem ve müteşabih, “tek boyutlu” ve “çok boyutlu” anlama delâlet eden bir kavramlaştırmadır.
M.İslamoğlu 3:7
8
“Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi saptırma[⁵⁵⁵] ve bize katından bir rahmet bahşet: çünkü yalnızca Sensin hiç karşılıksız sınırsızca lutfeden.” [555] Krş: “Ve onlar ne zaman yoldan saptılarsa, Allah da onların kalplerinin sapmasına izin verdi” (61:5). Bu âyet düzeltme işleminin bir sonuç olan eylemden değil, onun ilk sebebi olan tasavvurdan başlamasını ihtar eder.
M.İslamoğlu 3:8
9
“Rabbimiz! Geleceğinden kuşku duyulmayan o günde Sen insanlığı bir araya toplayacaksın! Çünkü Allah vaadinden asla dönmez.”[⁵⁵⁶] [556] Kur’an’daki tüm dua âyetlerinin maksadı Allah’tan istemeyi öğretmektir.
M.İslamoğlu 3:9
10
KÜFRE saplananlara gelince: ne malları ne de çocukları, onlara Allah’tan gelecek bir azap karşısında hiçbir yarar sağlamaz: işte ateşin yakıtı olanlar da onlardır.
M.İslamoğlu 3:10
11
(Onların gidişatı da) tıpkı Firavun toplumu ve onlardan öncekilerin gidişatı gibi: mesajlarımızı yalanladılar ve Allah da onları günahları nedeniyle (suçüstü) yakalayıverdi: Allah pek şiddetli cezalandırandır.
M.İslamoğlu 3:11
12
İnkârda direnenlere de ki: Yenileceksiniz ve cehennemi boylayacaksınız: Orası ne fena döşektir!
M.İslamoğlu 3:12
13
Karşı karşıya gelen iki orduda sizin için bir mesaj vardı: Bir ordu Allah yolunda savaşıyor, diğeri ise inkârında direniyordu. Onlar ötekilerin iki misli olduğunu kendi gözleriyle görüyorlardı: Ama Allah isteyeni/istediğini yardımıyla güçlendirir. İşte bu olayda basiret sahipleri için elbette ibretler vardır.
M.İslamoğlu 3:13
14
Kadınlara, oğullara, altın ve gümüş cinsinden yığılmış servetlere, gözde ve nişan vurulmuş atlara, sürülere ve ekinlere tutkulu bir sevgi duymak insanoğluna cazip kılındı. Bütün bunlar dünya hayatının geçici zevkleridir, fakat muhteşem son Allah katındadır.[⁵⁵⁷] [557] Bu âyet arzulara sahip olmak ile arzulara ait olmak arasındaki farkı vurguluyor.
M.İslamoğlu 3:14
15
De ki: “Size, bütün bunlardan daha hayırlısını haber vereyim mi? Sorumluluk bilincine sahip olanlar için, Rableri katında zemininden ırmaklar akan yerleşip kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve Allah rızası vardır.” Allah kullarını görmektedir ki;
M.İslamoğlu 3:15
16
“Rabbimiz! Kuşkusuz biz iman ettik: Bağışla bizden yana günahlarımızı! Ve bizi ateşin azabından koru!” diyenleri;
M.İslamoğlu 3:16
17
(zorluklara) sabredenleri, (imana) sadâkat gösterenleri, (Allah’a) boyun eğenleri, (O’nun için) harcayanları, (günahlarından dolayı) seherlerde cân u gönülden yalvaranları (da görmüştür).[⁵⁵⁸] [558] Sehar, şafakla gündoğumu arasındaki vakittir. Sehar ve suhr, “kalbin kalbi” mânasındaki lubbe yakın bir anlam taşır. “Kalbin içi, özü” demektir (Lisân). Benzer bir kullanım için bkz: 51:18 ve not 13.
M.İslamoğlu 3:17
18
Allah şahittir ki O’ndan başka ilâh yoktur; melekler de, adâleti şiar edinen ilim adamları da (şahittirler ki) O’ndan başka ilâh yoktur; O her işinde mükemmel olandır, her hükmünde tam isabet edendir.
M.İslamoğlu 3:18
19
Allah katında din İslâm’dır. Daha önce kendilerine vahiy emanet edilenler, başka değil, yalnızca kıskançlıktan dolayı, kendilerine gerçeğin bilgisi ulaştığı hâlde farklı görüşlere saptılar. Kim Allah’ın ayetlerini inkâr ederse, iyi bilsin ki Allah hesabı en seri biçimde görendir.
M.İslamoğlu 3:19
20
Şu hâlde, eğer seninle tartışırlarsa de ki: Ben tüm varlığımla Allah’a teslim oldum, bana uyanlar da…[⁵⁵⁹] Daha önce kendilerine vahiy emanet edilmiş olanlara ve vahiyden bîhaber olanlara “Siz de tüm varlığınızla teslim oldunuz mu?” diye sor! Eğer teslim olurlarsa, işte o zaman doğru yolu bulmuş olurlar; yok eğer yüz çevirirlerse, sana düşen yalnızca tebliğ etmektir: Zira Allah kulları her hâliyle görür. [559] Bu âyet En’âm sûinin 79. âyeti ışığında anlaşılmalıdır.
M.İslamoğlu 3:20
21
Allah’ın mesajlarını tanımayan, nebileri haksız yere öldüren ve insanlara fedakâr olmayı öğütleyenlerin[⁵⁶⁰] kanına girenleri, yürek yakan bir mahrumiyetle müjdele![⁵⁶¹] [560] Kıstın “feragat etmek ve fedakârca davranmak” anlamı için bkz: 49:9, not 12. [561] ‘Azâba verdiğimiz “mahrumiyet” anlamının ayrıntılı bir gerekçesi için bkz: 68:33, not 29 ve 85:10, not 11. Buradaki “müjdele”, imalı bir ifadedir. Bunun muhtemel bir açılımı da şu olabilir: Onlar kendilerini korumadıkları için iliklerine işleyen mânevî bir hastalığa tutulmuşlardır. Onlara Rablerinin kendilerini cehennem gibi bir yoğun bakım ünitesine alacağını müjdele. Bu bir müjdedir. Zira Allah onlardan vazgeçmemiştir. Eğer vazgeçmiş olsaydı, varlıklarına son verir ve mutlak yokluğa mahkûm ederdi.
M.İslamoğlu 3:21
22
İşte dünyada ve âhirette yaptıkları iyiliklerin hayrını görmeyecek olan onlardır; onlara yardım eden de olmayacaktır.
M.İslamoğlu 3:22
23
Baksana şu kendilerine daha önce vahiyden bir pay verilenlere! Aralarını bulmak için Allah’ın kitabına çağrıldılar; fakat onlardan bir kısmı itiraz ederek yüz çevirdiler.
M.İslamoğlu 3:23
24
İşte bu, onların “Ateş bize birkaç günden fazla dokunmayacak” demeleri yüzündendir.[⁵⁶²] Zira uydurmayı gelenek edindikleri şeyler dinleri konusunda onları aldatmıştır. [562] “Milletler arasından seçilmek” bir sorumluluktu. Ama onlar bunu önce bir avantaja, sonra kutsal ırkçılığa ve sosyal kibre dönüştürdüler.
M.İslamoğlu 3:24
25
Geleceğinde kuşku olmayan bir gün onları bir araya topladığımızda, herkesin yaptığının karşılığı hiç kimseye haksızlık yapılmaksızın eksiksiz olarak ödendiğinde, bakalım (onların hâli) nasıl olacak?
M.İslamoğlu 3:25
26
DE Kİ: “Ey mutlak iktidar sahibi olan Allah’ım! Sen istediğine iktidar verir istediğinden de iktidarı çeker alırsın, istediğini aziz eder istediğini de zelil edersin; hayır yalnızca Senin elindedir: Elbette Sen her bir şeye kadirsin.[⁵⁶³] [563] Allah hayrı ve şerri birlikte zikretmiştir. Çünkü, bir kimseye nisbetle mülkünün elinden çekilip alınması ve alçaltılması şerdir. Fakat, âyetin devamında “hayır ve şer yalnız Senin elindedir” yerine “hayır yalnız Senin elindedir” denilmiştir. Âyet “Elbette Sen her şeye kadirsin” diye bitmektedir. Burada ve Kur’an’ın hiçbir yerinde “şerrin” Allah’a nisbet edilmediği bir gerçektir (Bkz: 4:79; not 99; 10:11, not 20).
M.İslamoğlu 3:26
27
Geceyi gündüzün içinden geçirirsin, gündüzü gecenin içinden geçirirsin! Ölüden diriyi çıkarır, diriden de ölüyü çıkarırsın. Ve istediğin kimseye hesapsız rızık verirsin.”
M.İslamoğlu 3:27
28
Mü’minler mü’minleri bırakıp da kâfirleri (askerî) müttefik[⁵⁶⁴] edinmesinler. Kim böyle yaparsa Allah’tan bütünüyle kopmuş olur; ancak kendinizi onlara karşı korumak için (bilinçli bir tercihse), o başka:[⁵⁶⁵] Ne ki Allah, kendisine karşı dikkatli olmanızı ihtar eder; çünkü eninde sonunda varış Allah’adır. [564] Evliyâ’ bu bağlamda “askerî müttefik” anlamına gelmektedir (Krş: 5:51, not 63). Yasak hem politik velayeti, hem ahlâkî velayeti kapsar. Birincisi, çıkarlar çatıştığında onları tercih; ikincisi, onlara yaranmak ve benimsenmek için hayat tarzlarını benimseme vurgusu taşır. [565] Burada aslî manası “insanın korunması” olan takiyyenin Kur’anî tarifi yapılmaktadır.
M.İslamoğlu 3:28
29
De ki: “İçinizdekileri saklasanız da açıklasanız da Allah onu bilir; zira göklerde ve yerde olanların hepsi O’na ayandır: ve Allah her şeye kadirdir.[⁵⁶⁶] [566] Devamıyla birlikte: Allah ve âhiret inancı ahlâkî sorumluluğun temelidir. Bu temel olmadığı zaman ahlâk anlamını kaybeder.
M.İslamoğlu 3:29
30
Her insan, yaptığı bütün iyilikleri de kötülükleri de karşısında bulacağı o günün kendisinden fersah fersah uzak olmasını ister. Allah, zâtına karşı dikkatli olmanızı ihtar eder:[⁵⁶⁷] Zira Allah, kullarına karşı tariflere sığmaz bir şefkat sahibidir. [567] Bunun zıddı “Allah’ı dikkate almama” tavrıdır (Bkz: 11:92; 25:55).
M.İslamoğlu 3:30