1
Tâ-Sîn-Mîm![³¹⁶⁸]
[3168] Mukatta’ât için iniş sürecinde ilk geçtiği yer olan Kalem 1’in ilk notuna bakınız.
2
BUNLAR açık ve açıklayıcı olan[³¹⁶⁹] Kitâb’ın âyetleridir.
[3169] Mubîn, geçişsiz ve geçişlidir. Özünde açık ve nesnesini açıklayıcıdır. Âyetle ilgili farklı bir çeviri imkânı için bkz: 12:1, not 2. Vahye inananlardan yüceltici bir edayla, “Biz bu yüce mesajı anlayamayız!” ya da inanmayanlardan aşağılayıcı bir edayla “Bu ne anlaşılmaz, karmaşık metin böyle?” türünden her iddiayı daha baştan red içindir. Mubîn olan Kur’an vahyine “İnanmıyorum” diyenler olacaktır, fakat kimse “anlamıyorum” diyemez. Zira konuşan hiç kimse anlaşılmamak için konuşmaz. Hele Allah hiç!..
3
Mü’min olmuyorlar diye neredeyse kendini helâk edeceksin.[³¹⁷⁰]
[3170] Allah’ın kulları helâk olmasın diye kendini helâk etmek... “Alemlere rahmet” olanın şefkat ve merhametinin ulaştığı zirvenin belgesi. Allah Rasûlü’nün bu örnekliği, İslâm’ın bir şefkat hareketi olduğunun en çarpıcı göstergesidir.
4
Eğer tercih etseydik onlara semadan öyle bir kudret delili indirirdik ki, onun karşısında (mecburen) boyun büker, baş eğerlerdi.[³¹⁷¹]
[3171] Sözgeliminden âyetin sonu zımnen şöyle biter: ..fakat dilemedik. “Boyun bükmek” çaresiz kalmayı, “baş eğmek” ise mecburi itaati ifade eder. Sözün özü: İman değerini, insanın hür iradesiyle yaptığı özgür seçimden alır.
5
Ama onlara Rahmân’ın katından yeni bir hatırlatıcı mesaj gelse, kesinlikle ondan yüz çevirirler.
6
Nitekim işte (bunu) da yalanladılar. Buna rağmen, alay edip durdukları haberler yine de karşılarına çıkacaktır.[³¹⁷²]
[3172] Zımnen: Reddedilme ihtimaline bakarak hakikate davet sorumluluğu terk edilemez.
7
Peki, şimdi onlar yeryüzüne bakıp da orada her çiftin iyi ve yararlı olanını[³¹⁷³] bitirdiğimizi hiç mi görmezler?
[3173] Kerîm: Türünün en iyisi olan, ait olduğu türe keramet kazandıran. Bitkilerin dahi “kerim”i olsun da, insanın “kerimi” olmasın mı?
8
Elbet bunda da alınacak bir ders mutlaka vardır; fakat insanların çoğu yine de inanmayacaklardır:[³¹⁷⁴]
[3174] Bir önceki âyette geçen kerîm ile buradaki “insanların çoğu” arasında zımnî bir karşıtlık vardır. Kaliteli olanın az olduğu vurgusunu taşır. Allah Rasûlü bu hakikati şöyle ifade eder: “İnsanlar develere benzer. Bazen yüzü bir arada bulunur da, içlerinden binecek bir tane bile bulamayabilirsin” (Buhârî).
9
ne ki senin Rabbin sınırsız rahmet sahibi olan O yüceler yücesidir.[³¹⁷⁵]
[3175] Bu iki âyet, bu sûrede tam sekiz kez önümüze çıkar. Hepsi de birbiriyle aynı lafzı taşımalarına rağmen nakarat anlamında bir tekrar sayılamazlar. Bu âyetler, doğrudan sonlarında yer aldıkları olgu ve olaylara vurgu yapmaktadırlar. Parantez içi açıklamalarımızın gerekçesi de, bu vurgu farklılıklarını göstermek içindir.
10
HANİ bir zamanlar Rabbin Musa’ya şöyle nida etmişti: “Şu zalimler güruhuna git;
11
Firavun’un kavmine!..[³¹⁷⁶] (Ve sor onlara):[³¹⁷⁷] Hâlâ Bana karşı sorumlu davranmayacaklar mı?”[³¹⁷⁸]
[3176] A’râf 103’te bundan farklı olarak “Firavun ve önde gelen yakın çevresine” ifadesi yer alır. Zira orada vahyin muhataplarının durumuna, burada ise vahyi iletenlerin durumuna ve özellikle “Rasul Musa”ya, Kasas sûresinde ise “insan Musa”ya vurgu yapılmaktadır. [3177] Söz geliminden rahatlıkla çıkarılabilecek bu geçiş ibâresi, sözün delâleti açık olduğu için lafzen yer almaz (Taberî). Bu aynı zamanda, Kur’an’ın veciz/eliptik diline güzel bir örnektir. [3178] Veya: öncesiyle birlikte “..şu bana karşı sorumluluk duymayan Firavun’un kavmine git!” Ela yettekûnun, soru olmaktan daha çok durum bildiren bir işleve sahip olduğunu söyleyen Zemahşerî’ye dayanarak. Kısa bir iki atıf hariç, muhtemelen Kur’an’da Musa kıssasının anlatıldığı ilk sûredir. Buradaki anlatımla Medenî sûrelerdeki anlatım arasındaki esaslı fark şudur: Burada ve Mekkî sûrelerde Musa’nın Firavun’a karşı verdiği tevhid mücadelesi, Medenî sûrelerde ise kendi kavmi olan İsrâiloğullarına karşı verdiği ıslah ve yeniden inşa mücadelesi ele alınır. Bu da bu sûredeki anlatımın öncelikli amacının Allah Rasûlü’nün şahsiyetini inşâ olduğunu gösterir. Anlatımın özet halinde olması, detaylarının bölge Yahudilerinden dolayı nüzul ortamında bilindiğini gösterir.
12
(Musa): “Rabbim!” dedi, “Onların beni yalanlamasından endişe ediyorum!
13
Bundan dolayı göğsüm daralacak, dilim dolaşacaktır: işte bu yüzden Harun’a (da) elçilik ver![³¹⁷⁹]
[3179] Buradaki fe-ersil ilâ Hârûn ibâresi, “yakınlarımdan yükümü paylaşacak birini görevlendir” (20:29); “görevimden bir pay da ona ver” (20:32) ve “onun dili benden daha açık, daha düzgün” (28:34) âyetleri ışığında anlaşılmalıdır (Ferra). Parantez içi “da”nın gerekçesi budur.
14
Üstelik ortada onların lehine benim aleyhime olan bir suçlama da var; bundan dolayı beni öldürmelerinden çekiniyorum.[³¹⁸⁰]
[3180] Hz. Musa’nın cinayetle suçlandığı ölümlü kavgaya ilişkin bir atıf (Bkz: 28:15 vd.) Burada çekinilen şey öldürülme korkusundan daha çok, verilen görevin bu yüzden akamete uğrama tehlikesidir. Allah Rasûlü’ne zımnen şu söylenmektedir: Musa’nın şartları daha zordu.
15
(Allah) buyurdu ki: “Asla (öyle olmayacak). Siz ikiniz âyetlerimizle gidiniz! Elbet Biz, sizinle birlikte (olup bitenlerin) takipçisiyiz.[³¹⁸¹]
[3181] Lafzen: “dinleyicisiyiz”. Bu ifade zorunlu olarak mecazdır.
16
Haydi artık, siz ikiniz Firavun’a gidiniz ve deyiniz ki: “Biz âlemlerin Rabbinin mesajını taşıyoruz:
17
İsrâiloğullarını bırak, bizimle gelsinler!”[³¹⁸²]
[3182] Çeviride karşılığını bulmamış gibi gözüken en edatının haberden diyaloga geçildiğini belirtme işlevini, çevirimizde çift tırnak (“…”) karşılamaktadır.
18
(Firavun) dedi ki: “Seni daha çocukken aramıza alıp yetiştirmedik mi? Ve ömrünün uzun yıllarını aramızda geçirmedin mi?
19
Ama en sonunda sen yine yapacağını yaptın[³¹⁸³] ve nankörlerden biri olup çıktın!”[³¹⁸⁴]
[3183] Bir sonraki âyetten da açıkça anlaşılacağı gibi, Prens Musa’nın neden olduğu ölümlü kazayı îmâ ediyor (Bkz: 28:15 vd.). [3184] Bu iki âyette Hz. Musa’nın bütün bir hayatı özetlenmektedir: Saraya su yoluyla geliş… Evlat edinilerek prens olarak büyütülüş… Habeş ordusuna komuta edecek kadar yükseliş… Kaza cinayeti ve kaçış.
20
“Evet o işi ben yaptım” dedi, “çünkü o sırada kendimi kaybetmiştim;[³¹⁸⁵]
[3185] 19. âyette Hz. Musa’ya Firavun tarafından söylenen kâfirîn nasıl şer’î değil de lafzî olan “nankör” anlamını ifade ediyorsa, buradaki dâllîn de kök anlamı olan “kaybetme, yitme, yitirme” anlamını ifade eder. Zaten dilde ed-dalâl kasıtlı-kasıtsız, küçük-büyük olmak üzere sapmanın her türünü ifade eder. Buradan yola çıkan Râğıb, her tür hatanın dalâl olarak nitelendirilebileceğini ifade eder ve örnek olarak peygamberlere atfen kullanıldığı Duha 7; Yusuf 8, 30, 95 ve bu âyeti gösterir (Müfredât). Ona göre buradaki dalâl “yanılgı, kasıtsız hata” (sehv) anlamındadır ki, olayın anlatıldığı âyetten Hz. Musa’nın öldürme kastı taşımadığı anlaşılmaktadır (28:15-16; krş: Râzî).
21
ardından da, sizden korktuğum için yanınızdan kaçtım.[³¹⁸⁶] Daha sonra Rabbim bana doğru düşünme yeteneği bahşetti ve beni elçiler arasına kattı.
[3186] Hz. Musa, burada Firavun’un nankör ithamını kibar bir dille reddediyor. Nankör olmadığını, hatasını bildiğini, fakat hak etmediği bir muameleye maruz kalmaktan korkup kaçtığını dile getiriyor. Zira ondan kurtulmak isteyen güç sahipleri (mele’), elinden çıkan bu kazadan dolayı öldürülmesini gündeme getirmişlerdi (28:20).
22
Ve şu başıma kaktığın iyilik, İsrâiloğullarını köleleştirmenin bir sonucuydu, (öyle değil mi)?”[³¹⁸⁷]
[3187] Bu köleleştirme soykırım boyutuna varmıştı (Msl: 2:49). Zımnen: Eğer zulmün anaların rahmine kadar uzanmasaydı, başıma kaktığın bu şeye de gerek kalmazdı.
23
Firavun: “Âlemlerin Rabbi de neyin nesiymiş?” dedi.
24
(Musa): “Eğer gerçeğe boyun eğeceksen, (bil ki) O göklerin, yerin ve bunlar arasındaki her şeyin Rabbidir!”[³¹⁸⁸]
[3188] Krş: 17:102.
25
(Firavun) çevresindekilere yönelerek “Ne diyor, duydunuz mu?” dedi.
26
(Musa) dedi ki: “O sizin de, sizin önden giden[³¹⁸⁹] atalarınızın da Rabbidir”
[3189] el-Evvelîn, hem zamana hem makama ilişkin önceliği ifade eder.
27
(Firavun) dedi ki: “Size gönderil(diğini iddia ed)en elçiniz gerçekten de delinin tekiymiş.”
28
(Musa) dedi ki: “Eğer kafanızı çalıştırırsanız anlayabilirsiniz ki O, doğunun, batının[³¹⁹⁰] ve bu ikisi arasında kalan her varlığın Rabbidir!”[³¹⁹¹]
[3190] Yani: “..her yerin..” [3191] Varlık kategorilerinin tümünü içeren tevhidî bir çağrı: 24. âyet, ilâhî müdâhale olan rububiyyetin, kâinatın tamamını içeren kozmik alandaki tezahürüdür. 26. âyet, bilinçli varlıkların en üstünü olan insanlık alanındaki tezahürüdür. Bu âyetse, insan altı varlıklar olan madenler, bitkiler ve hayvanlar dünyasındaki tezahürüdür (Krş: Elmalılı).
29
(Firavun) dedi ki: “Eğer sen benden başka bir ilâhta ısrar edersen, seni kesinlikle mahpuslar arasına katarım!”[³¹⁹²]
[3192] Zımnen: Mahpus edilip ebedîyen susturulanlar arasına katarım ki sen onların akıbetinin ne olduğunu biliyorsun! le-escunenneke yerine bu formun kullanılması, metne bu yan anlamları katmaktadır (Krş: Râzî).
30
(Musa) dedi ki: “Sana, (hakikati) bütün açıklığıyla ortaya koyan bir şeyle gelmiş olsam da mı?”
Sonraki 30 ayet →