Ana SayfaMealler › Mustafa İslamoğlu

Mustafa İslamoğlu

Bu mealle oku
Mustafa İslamoğlu meali ile okumaya başla
Müminun 1 / 118
1
DOĞRUSU,[²⁸⁸⁷] gereği gibi inananlar[²⁸⁸⁸] gerçek kurtuluşa erecekler:[²⁸⁸⁹] [2887] Mazi fiilin başında gelen kad, ya bir beklentiye cevap ya da haksız bir ithamı red içindir. [2888] el-Mu’minûndaki belirlilik, anlama “gereği gibi” ifadesiyle yansıtılmıştır. [2889] Lafzen: “kurtuluşa ermişlerdir”. Kur’an’da örneğine çokça rastlanan dil kuralına göre gerçekleşmesi kesin olan bir olay hakkında, muhatabın inancını pekiştirmek için, geçmiş zaman kipi kullanılır. Sûrenin ilk âyeti “inananlar kurtuluşa erecekler” derken, sondan bir önceki 117. âyeti “inkârda ısrar edenler asla kurtuluşa eremeyecekler” der.
M.İslamoğlu 23:1
2
Onlar ki, ibadetlerinde derin bir ürperti ve tevazu[²⁸⁹⁰] içinde olurlar; [2890] Salât, ekâme yardımcı fiili olmaksızın kullanıldığı bu bağlamda, “ibâdet ve kulluk” vurgusuna sahiptir. (Bkz: 107:4, not 4. Ayrıca krş: 8:35 ve 87:15, ilgili notlar.) “Baş eğmek, boyun bükmek” mânasındaki huşû‘un hudû‘ ile farkı şudur: İlki ses ve bakışta, ikincisi bedende tezahür eder (Mekâyîs). Fakat buna itiraz eden İbn Dureyd, huşû‘u rukû‘ ile açıklamıştır (Cemhera). Esasen gönülden kopup gelen bir ürpertinin, insanın başını sonuna kadar Rabbine eğmesidir. Buradaki salât genel manâsıyla “ibadet”, özel manâsıyla “namaz”dır. Namazın başı kıyam, ortası rükû, sonu secdedir. Namazın bir rekâtının ana hattını oluşturan bu sürecin, kuru bir âyin olarak değil de, kalbî bir ürpertiye bağlı olarak doğal süreç içinde gelişmesine huşu‘ denir. Sözün özü huşu: Akleden kalbin namazına bedenin katılmasıdır.
M.İslamoğlu 23:2
3
onlar ki, boş ve karalayıcı sözlerden yüz çevirirler;[²⁸⁹¹] [2891] Hem düşmanlarından gelen, hem de kendilerinden sâdır olan boş ve karalayıcı/yaralayıcı sözlerden... Lağv, amacı gerçekleştirmede herhangi bir işlev üstlenmeyen söz, tavır, eylem ve her şey. Kelime daha sonra Fussılet 26’da geçtiği anlamıyla “çirkin ve karalayıcı söz” anlamını almıştır (Müfredât ve Mekâyîs). Mukâtil âyeti “Müşriklerin boş ve karalayıcı sözlerine aldırmazlar” şeklinde anlamıştır.
M.İslamoğlu 23:3
4
onlar ki, arınmak için gerekeni yaparlar;
M.İslamoğlu 23:4
5
onlar ki, iffetlerini korurlar;
M.İslamoğlu 23:5
6
fakat kendi eşleri, yani meşru olarak sahip oldukları müstesna;[²⁸⁹²] zaten onlar (meşru eşleriyle paylaştıkları cinsellikten dolayı) kınanamazlar. [2892] Buradaki eve beyaniyye işlevi yükleyen Esed’in bu âyetin yorumuna ilişkin emeğe dayalı açıklamasını buraya alıyorum: “Çoğu müfessir bu ibârenin şüphe götürmez bir biçimde kadın kölelerle ilgili olduğunu ve ev takısının da meşru seçeneklerden birine işaret için kullanıldığını ileri sürmüşlerdir. Bu geleneksel yorum, bizce, kadın kölelerle evlilik dışı cinsel ilişkinin meşruiyetini öngördüğü sürece doğru ve kabul edilebilir gözükmemektedir; çünkü böyle bir öngörü ya da ön kabul Kur’an’ın kendisiyle çelişmektedir (4:3, 24, 25; 24:32). Üstelik sözü geçen yoruma karşı yapılabilecek tek itiraz da bu değildir. Çünkü Kur’an mü’minler terimiyle hem erkek hem de kadın mü’minleri kastetmekte; ezvâc (eşler) terimi de hem erkek hem de kadın eşlere işaret etmektedir. Bunun içindir ki, mâ meleket eymanuhum ifadesinin “onların kadın köleleri” anlamına yorulması için ortada hiçbir neden yoktur. Öte yandan bu ifadeyle erkek ve kadın kölelerin birlikte kastedilmiş olması da söz konusu olmadığına göre, ifadenin hiçbir şekilde kölelerle ilgili olmadığı, fakat Bakara sûresinin 24. âyetindeki gibi nikâh ya da evlilik yoluyla meşru olarak sahip oldukları kimseler anlamına geldiği aşikârdır.” Bu konudaki açıklamalarımız için bkz: 4:24 ve 47:4, ilgili notlar).
M.İslamoğlu 23:6
7
Ama bu sınırın ötesine geçen kimseler, haddi aşmış olanlardır
M.İslamoğlu 23:7
8
yine onlar ki, emanetlerine ve verdikleri sözlere riayet ederler;
M.İslamoğlu 23:8
9
ve onlar ki, ibadetleri üzerine titizlenirler.[²⁸⁹³] [2893] En geniş anlamıyla: Allah’a karşı esas duruşlarını korurlar.
M.İslamoğlu 23:9
10
İşte onlar, (mutluluk yurduna) vâris olacak kimselerdir:
M.İslamoğlu 23:10
11
onlar ki, görkemli cennetlerin mirasçısı olacaklar,[²⁸⁹⁴] onlar orada ebedî kalacaklar.[²⁸⁹⁵] [2894] Kökenini Kehf 107’nin notunda dile getirdiğimiz el-firdevs, “İçerisinde her türden ağaç, özellikle üzüm bağları bulunan görkemli bahçe” anlamına gelir. Kur’an’da iki yerde geçer (diğeri 18:107). Fîhâdaki dişil zamir eril bir kelime olan firdevsi (ç. ferâdîs) gösterdiğine göre, bu kelime “cennet” yerine kullanılmaktadır. Çevirimiz buna dayanır. Sahih hadislerdeki kullanımdan, firdevsin cennetin en görkemli yeri/tepesi olduğu sonucu çıkmaktadır (Taberî). Bunun esas alınması durumunda, çeviri “cennetlerin en görkemli yerinin vârisi..” şeklinde olacaktır. [2895] Sûrenin ilk pasajıyla Me’âric 22-35 arasındaki benzerlik dikkat çekicidir.
M.İslamoğlu 23:11
12
DOĞRUSU Biz insan türünü,[²⁸⁹⁶] bir nevi[²⁸⁹⁷] konsantre balçıktan yarattık;[²⁸⁹⁸] [2896] el-İnsandaki belirlilikten dolayı türün tüm bireylerini kapsar. [2897] “Bir nevi”, sulâle ve tîndeki belirsizliğin anlama yansımasıdır (Krş: 15:26-27, not 22). [2898] İnsanın embriyolojik yaratılış sürecini işleyen bu âyetler, insan var oldukça sürecek yaratılış yasasına dikkat çekmektedir. “Yarattık” şeklindeki geçmiş zaman kipi, “yaratılış yasası takdir ettik” anlamını içerir. Taberî sulâleyi hulâsa ile karşılar. Kelimenin ait olduğu fu‘âle vezninin “bir şeyi mümkün olan en aza indirmeye” delâlet ettiği hatırlanacak olursa, bizim tercih ettiğimiz “konsantre” kelimesi bunun en uygun karşılığıdır. Aynı veznin bir fiilin son amacına delâlet etmesinden yola çıkarak da bu süzülme işleminin “hayat tohumu” elde etmek amacıyla yapıldığı sonucuna ulaşılmış olur. İnsanın balçıktan yaratılmasının hem elementer, hem embriyolojik hem de doğduktan sonraki biyolojik varlık süreçlerinin tamamını toprağa borçlu olduğunun bir ifadesidir (Ayrıca bkz: 15:26-27, not 21-22). Çamur, toprakla suyun bileşimini temsil eder. İnsanı besleyen tüm bitkisel ve hayvanî besinler toprak ve suyun bileşiminden elde edilmiş olur. Toprakta mevcut element ve minerallerin insanda da yaklaşık olarak bulunduğu gerçeği bunu doğrular. Bu âyet aynı zamanda, insanın ilk canlıdan son canlıya kadar yeryüzündeki serüveniyle, anne karnındaki spermadan doğuma kadarki serüveni arasında paralellik olduğunu da îmâ eder.
M.İslamoğlu 23:12
13
epey sonra onu, karar kılacağı (rahimde) yer tutan bir hayat tohumu kıldık;[²⁸⁹⁹] [2899] Nutfe, sadece hayat suyu olan meninin adı değil, onun içindeki “hayat tohumu”nun, yani “sperma”nın adıdır. Zira rahimde sağlama alınan, meni değil ondaki “hayat tohumu” olan spermadır (Nutfe için bkz: 16.4, not 7).
M.İslamoğlu 23:13
14
daha sonra, o hayat tohumundan döllenmiş hücreyi yarattık; hemen sonra döllenmiş hücreden cenini yarattık; ve ceninden de kemikleri yarattık; en sonunda kemiklere kas giydirdik; sonuçta, onu bağımsız[²⁹⁰⁰] bir varlık olarak inşâ ettik: işte her şeyi en güzel şekilde yaratan Allah’ın[²⁹⁰¹] şanı böyle yücedir![²⁹⁰²] [2900] Lafzen: “diğer, başka”. Burada anne-cenin irtibatının mucizevî tabiatına (ki anne bünyesi kendisine yabancı olan bu hücreyi tıbben kabul etmemesi lazım) ve bebeğin anneden bağımsız bir birey olarak varlık dünyasına katılmasına atıf yapılmaktadır. [2901] Veya, ahsenin ism-i tafdil anlamıyla: “yaratanların en güzeli olan Allah’ın..” Halk bir çok yerde olduğu gibi burada da “yoktan var etme” (ibda) değil, “var olanların terkibinden bir başka varlık çıkarma” (icad) anlamındadır. Bu anlamıyla hem Allah için hem de insan için kullanılabilir (Bkz: 3:49). Allah, yoktan var etmede rakipsiz, vardan var etmede emsalsizdir. Buradaki “yaratma”, “takdir etme” olarak anlaşıldığında, bu “yaratılışın yasasını koyma” anlamını taşır (Râzî). Bu âyet, “Oysa ki sizi uzun süreçler içinde halden hale evirip çevirerek yaratan O’dur.” (71:14) âyetinin açılımıdır. [2902] Tebâreke, bereketten “uzama ve artma”, burûkdan “sebat ve devam” anlamlarına gelebilir. Bu durumda mâna şöyle olur: “Varlık alanındaki her türlü oluş, artış, süreklilik ve kalıcılığın kaynağı olan Allah yaratanların en güzelidir.” Hicr sûresinin 26. âyeti ile birlikte düşünüldüğünde, elementer kökeni temsil eden dört unsurla embriyolojik süreci temsil eden dört unsur arasında şöyle bir eşleştirme yapılabilir: tıyn-nutfe (meni), salsal-alaka (ceninin ilk evresi), hamein mesnun-mudğa, fahhar-ızam (kemik). Birinci sürecin sonucunu ifade eden nefha-i ruh (ruh üfleme), ikinci sürecin sonu için de aynen geçerlidir.
M.İslamoğlu 23:14
15
Ve kuşku yok ki siz, bu sürecin ardından elbette öleceksiniz.
M.İslamoğlu 23:15
16
Yine kuşku yok ki siz, Kıyamet Günü (tekrar) diriltileceksiniz.[²⁹⁰³] [2903] Zımnen: İnsan gibi bir şaheser yok olup gitmesin diye âhiret var.
M.İslamoğlu 23:16
17
DOĞRUSU yine Biz, sizin üzerinizde kat kat yollar[²⁹⁰⁴] yaratmışız: zira Biz, yaratmanın hiçbir çeşidinden habersiz değiliz.[²⁹⁰⁵] [2904] Lafzen: “yedi yol..” Yedi sayısının “çeşitlilikten” kinaye oluşuna ilişkin bkz: 15:44, not 34. “Çeşitli yollar” ya da daha doğru ifadeyle “kat kat yollar” tercihimiz, tarâik kelimesinin “üst üste dizdi” (târeka) kök mânasına dayanmaktadır (Halil). Bu ibâre gezegenlerin (kevâkib) ya da yıldızların (nucûm) yörüngelerine atıf olabileceği gibi, birini içinde bulunduğumuz evrenin teşkil ettiği yedi kozmik sisteme atıf da olabilir (Krş: 25:25, not 33). [2905] Veya: “yaratılmış hiçbir varlıktan habersiz değiliz” (el-Halk için bkz: 14:19, not 20).
M.İslamoğlu 23:17
18
Ve gökten suyu bir yasaya bağlı olarak Biz indirmekteyiz; ve yeryüzünde onu tutmaktayız; şu da var ki Biz, onu gidermeye elbette kâdiriz.
M.İslamoğlu 23:18
19
Ve nihayet onunla sizin için hurma bahçeleri ve üzüm bağları yeşertmekteyiz; orada sizin için bir çok meyve bulunmakta ve onunla beslenmektesiniz.
M.İslamoğlu 23:19
20
Yine Sînâ Dağı[²⁹⁰⁶] (havalisinde) yetişen, ürünü sayesinde yağ elde edilen ve yiyenler için hoş bir katık sağlayan (zeytin) ağacından da…[²⁹⁰⁷] [2906] Seynâ’ ve sînâ’ olarak iki şekilde de okunmuştur (Bkz: 2:63, not 117). [2907] Bu veciz ibârede yüklem kullanılmamış olsa da, bir önceki âyetin yüklemi olan “beslenmektesiniz” bu âyet için de zımnen geçerlidir. Üç noktanın işaret ettiği budur.
M.İslamoğlu 23:20
21
Yine, evcil hayvanlarda da sizin için elbet bir ibret vardır: onların karınlarında bulunan sütten size içiriyoruz; ve sizin için onlarda birçok yarar bulunuyor; üstelik onlar sayesinde besleniyorsunuz.
M.İslamoğlu 23:21
22
Onlara (karada), tıpkı (denizdeki) gemilere (olduğu gibi) yük taşıtırsınız.[²⁹⁰⁸] [2908] Veya: “(Karada) onlara, (denizde) ise gemilere yük taşıtırsınız”.
M.İslamoğlu 23:22
23
DOĞRUSU Nûh’u da, kendi kavmine Biz göndermiştik.[²⁹⁰⁹] Nitekim, onlara demişti ki: “Ey kavmim! Yalnız Allah’a kulluk edin! Sizin O’ndan başka bir ilâhınız bulunmamaktadır: hâlâ sorumluluk bilinciyle hareket etmeyecek misiniz?” [2909] Bu şekildeki tercümemiz, âyetin (ayrıca 1, 12, 17. âyetlerin) başındaki edatlar paketinin (ve-le-kad “doğrusu ..de Biz ..idik”), sadece lafzen değil vurgu olarak da çeviriye yansıtılma çabasının bir ürünüdür. Bilindiği gibi, başında kad edatı bulunan bir cümle, ya bir beklentiye cevap ya da haksız bir ithamı red amacı taşır. Üstteki pasajlar da dahil, burada vurgu Yaratıcı Özneye, özellikle de O’nun mesaj gönderme vasfına yapılmaktadır.
M.İslamoğlu 23:23
24
Bunun üzerine, kavminin seçkinlerinden inkârda ısrar eden kimseler şöyle dedi: “Bu da, sadece sizin gibi ölümlü bir insan;[²⁹¹⁰] onun amacı size üstünlük sağlamak; hem eğer Allah isteseydi, gökten bir melek indiriverirdi; (üstelik) bizler, bu konuda önder[²⁹¹¹] atalarımızdan bir şey işitmiş de değiliz. [2910] İnsan peygamber itirazı, bu sûrenin kıssalarını diğerlerinden ayıran özel vurgudur. Bu itirazı bu sûrede helâki anlatılan diğer kavimler de tekrarlar (Bkz: 33, 34, 47). [2911] Evvelîn, bu bağlamda, zaten geçmiş zamanda yaşamış olan ataların zamansal önceliğinden daha çok, “önderliğini” ifade etse gerektir.
M.İslamoğlu 23:24
25
O ise kaçığın teki: artık siz de onu bir süre gözetim altında tutarsınız.[²⁹¹²] [2912] Veya: “Bir süre daha ona tahammül gösterin bakalım.”
M.İslamoğlu 23:25
26
(Nûh) demişti ki: “Rabbim![²⁹¹³] Onların beni yalanlamalarına karşı bana yardım et!” [2913] Kur’an’da, Allah’tan kullara yönelik nidalarda yâ ünlemi kullanıldığı halde, kullardan Allah’a yönelik nidalarda Furkan 30 ve Zuhruf 88 hariç kullanılmaz. Bu iki örnekte de Rasul’ün kıyamete ertelenmiş şikâyet ihtimali dile getirilmekte ve muhatapları uyarma amacı taşımaktadır. Çünkü yâ/ey ünlemi daha çok habersiz birini uyarmak ya da uzak birine duyurmak içindir. Allah ise her şeyden haberdardır ve insana şahdamarından yakındır. Metinde görülen bu üslup, mealimizin tamamında aynen korunmuştur.
M.İslamoğlu 23:26
27
Bunun üzerine ona şöyle vahyetmiştik: “Bizim rehberliğimiz altında ve bildirdiğimiz şekilde gemiyi inşâ et;[²⁹¹⁴] unutma ki hükmümüzün vakti gelip çattığında, tandır da kaynamaya başlar. Bu takdirde sen yanına her tür (canlıdan) birer çift ve bir de kendileri hakkında hüküm kesinleşmiş olanlar hariç, aile efradını al! Ama sakın kendilerine kıymakta ısrar eden kimseler hakkında Benimle muhatap olayım deme! Karar kesin: onlar boğulacaklar! [2914] Zımnen tüm muhataplara: Günah okyanusunda bir sevap adası ol ve kınayıcının kınamasına aldırmadan karada gemini yap! Bir gün deniz lazım olursa suyun Rabbi onu ayağına getirir! Zira kulun gücünün bittiği yerde Allah’ın yardımı başlar (Bkz: 11:37, not 48).
M.İslamoğlu 23:27
28
Ardından sen ve beraberinde bulunanlar gemiye yerleşir yerleşmez de(yin) ki: “Zalim kavimden bizi kurtaran Allah’a sonsuz hamd ü senalar olsun!”
M.İslamoğlu 23:28
29
Bir de “Rabbim!” diye yalvar, “Beni bereketli bir yere ulaştır; zira Sen kişiyi (maksadına) ulaştıranların en hayırlısısın!”
M.İslamoğlu 23:29
30
Elbet bunda (akleden kimseler için) işaretler vardır; ve elbet Biz (öncekileri) de sınavdan geçirmişizdir.
M.İslamoğlu 23:30