1
EY İNSAN![²⁵⁴⁴]
[2544] Tâhâ, başta İbn Abbas olmak üzere Mücahid, İkrime, Said b. Cübeyr, Dahhâk, Katâde ve Hasan Basrî gibi ilk otoriteler tarafından “Ey insan!” anlamında alınmıştır. Kelimenin Nebatça ya da Süryanicede bu anlama geldiği aynı isimler tarafından vurgulanmıştır. Bu görüşe katılan Taberî, tâhânın ‘Akk lügatinde “ey insan” mânasında kullanıldığını söyler. Başta Ferrâ olmak üzere, Kûfe dil okulu da bu görüştedir. Bazı müfessirler tâ-hânın mukatta‘at harflerinden olduğu görüşündedir. Basra dil okulu ve onun ünlü ismi Ebu Ubeyde, ısrarla bu görüşü savunur. Fakat Taberî, eski Arap şiirinden verdiği örneklerle karşıt görüşleri çürütür. Hiç kuşkusuz buradaki “ey insan” hitabı ilk muhatabın şahsında vahye muhatap olan her insanadır.
2
Biz bu İlâhî hitabı sana zorluk çekip mutsuz olasın diye indirmedik;[²⁵⁴⁵]
[2545] Teşkâ, “saadetin zıddı” anlamındadır (Râğıb). Yalınkat bir “meşakkat” değil, “mutluluğu azaltan” ya da “yok eden” vurgusu taşır. Zımnen: Ey İnsan, Biz Kur’an’ı senin mutluluğun için indirdik!
3
yalnızca Allah’ın sevgisini yitirmekten korkan kimselere bir uyarı olsun için (indirdik):[²⁵⁴⁶]
[2546] Haşyet için bkz: 2:74 not 181; 10:62, not 83. Allah’tan korkmak, korku terbiyesine sahip olmaktır. Korkuya tutsak olmamanın en iyi yolu budur. İnsanın korkusunu sadece Allah istismar etmez. Bir önceki âyette bahsedilen mutluluğa ulaşmanın bedeli işte bu haşyettir.
4
yeri ve yüce gökleri yaratan Zat tarafından indirilmedir bu!
5
O rahmet kaynağı ki, mutlak hükümranlık makamına sadece O kurulmuştur.[²⁵⁴⁷]
[2547] ‘Arş, “otorite ve hükümranlıktan” kinayedir. Kur’an’da Allah’ın geçtiği her yerde âlemlerin yaratılışıyla ilgili bağlamlarda kullanılır (Bkz: İtkân III, 145).
6
Göklerde, yerde, bu ikisi arasında ve toprağın bağrında[²⁵⁴⁸] ne varsa O’na aittir.
[2548] İlk anlamı “nemli toprak” olan serânın bağrında sakladığı canlı ve organik dünyayı çağrıştıran vurgusu, çeviriye “bağrında” karşılığıyla yansımıştır.
7
Düşünceni[²⁵⁴⁹] ister yüksek sesle dile getir (ister getirme); unutma ki O, gizli (düşünceleri) bildiği gibi, ondan daha gizli (duyguları) da bilir.[²⁵⁵⁰]
[2549] Kavl bu bağlamda “düşünce” vurgusu taşır (Krş: 18:39). [2550] Sırr, insanın “bilip de gizledikleri” olduğuna göre, “daha gizli-saklı” anlamına gelen ahfâ, sırrdan daha derinlerde olmalıdır. Âyetin girişiyle birlikte ele aldığımızda birinci tür gizleri dile getirilmesi kolay olan düşünceye, ikincisini dile getirilmesi çok daha zor olan duyguya hasretmek yanlış olmayacaktır. Zımnen: Allah seni senden iyi bilir ve bu yüzden seni senin şerrinden de korur.
8
Allah… O kendisinden başka ilâh bulunmayandır; en güzel nitelikler, tüm mükemmellikler yalnızca O’na mahsustur.[²⁵⁵¹]
[2551] el-Esmau’l-Husnâ kullanıldığı dört yerde de tahsis lâm’ı ile gelir. Mükemmelliğin Allah’a mahsus olduğunu ifade eder (Diğerleri için bkz: 17:110; 7:180 ve 59:24). Terkipteki esmânın tekili olan ism, vesm (işaret) ve sumuv (yücelik) köküne nisbet edilir. Birincisi İlâhî esmanın teşbîhî boyutuna, ikincisi tenzîhî boyutuna delâlet eder. “Yüceltme” mânasındaki sumuv, aslında soyutlamayı da ifade eder. Zira soyutlama, şeyleri idrak düzeyine yüceltmedir. Elbet bu içkin varlıklar için geçerlidir. Ama sonsuz ve Mutlak Varlık Allah hakkında konuşmanın önündeki en büyük engel dildir. Dilin katı mekaniği, Mutlak Varlık hakkında konuşmayı sınırlar. Bunu aşmanın tek yolu vardır: mecaza başvurmak. İşte vesm kökü burada devreye girer ve Allah’ın esmasının O’nun niteliklerine ancak mecazen delâlet edebileceğine işaret eder.
9
Musa’nın başından geçenler sana ulaştı mı?[²⁵⁵²]
[2552] Necm ve A‘lâ’daki değinip geçmeleri saymazsak, İsrâiloğullarının Mısır’dan çıkış öncesi ve sonrasını birlikte ele alan tek sûre budur.
10
Hani o ateş türü cazip bir şey[²⁵⁵³] görmüştü de, ailesine hemen “Durun, bekleyin!” demişti; “Benim gözüme ateş türü bir şey ilişti; belki size ondan bir tutam kor getiririm veya ateşin etrafında bir yol gösterici bulurum”.
[2553] Belirsizlik çeviriye “tür” olarak yansımıştır (Bkz: İtkân II, 291). “Cazip” karşılığı, ânestunun nazartu ve raeytuden farklı olarak ünsiyet kurulan, yakmasından korkulmayan “ışık türü” bir ateş olmasındandır.
11
Fakat ateşe yaklaşınca ona (gaipten) “Ey Musa!” diye seslenildi;[²⁵⁵⁴]
[2554] “Gaipten” açıklaması nûdiye fiilinin meçhul yapısına dayanır. Meçhul fiil kullanımı, muhatabın dikkatini failden çok fiilin kendisine çevirmeyi amaçlar.
12
“Benim, Ben! Senin Rabbin! Şimdi ayakkabılarını çıkar![²⁵⁵⁵] Çünkü sen iki kez kutsal kılınmış vadidesin![²⁵⁵⁶]
[2555] Yani: “Yalınayak başı kabak” mazmununun ifade ettiği bir iddiasızlık içinde gel! Bu âyeti batıni yoruma tabi tutanlar, “Dünya ve ahireti arkana at!” şeklinde anlamışlardır. [2556] Veya tuveni vadinin ismi sayarak: “Mukaddes Tuva Vadisindesin”. “İki kez”in mânası, hem Hz. İbrahim hem Hz. Musa aynı bölgede vahiy aldığı içindir.
13
Ve Ben seni (elçi olarak) seçtim; bundan böyle artık sana vahyedileni dinle![²⁵⁵⁷]
[2557] Yani: Vahyin amacını anla!
14
“Gerçek şu ki Ben, evet Ben Allah’ım! Benden başka ilâh yoktur: artık sadece Bana kulluk et ve adımın anılıp şanımın yücelmesi[²⁵⁵⁸] için tüm destek ve çabanı seferber et.[²⁵⁵⁹]
[2558] Zikr, hem “anmak” hem de “şanını yüceltmek, namını yürütmek” mânasına gelir (Bkz: 21:10, not 13). [2559] Salatın türetildiği kök anlam olan es-salâ, insanın baş kökünden kuyruk sokumuna kadar dik durmasını ve oturmasını sağlayan omurgasına veya oyluklarına verilen isimdir (Lisân ve Tâc). Kur’an’da salât çokanlamlı bir kelimedir (Msl: 5:12,58,106; 11:87; 19:59 vd.) Salât, hem derinlik açısından oldukça zengin bir çağrışıma (“destek, yardım, yardım çağrısı, davet” gibi), hem de biri diğerinin içerisinde yer alan anlam katmanlarına (“dua, namaz, ibadet, dindarlık” gibi) sahiptir. Ekım emri “kalktı” anlamına gelen kâme kökünden türetilmiş geçişli bir fiildir ve “kaldır, istikamet ver, yükselt” lafzî anlamlarının yanında “dirilt, gücünü seferber et” gibi mecazî anlamlara da sahiptir. Adının yüceltilmesi için kulun desteğini seferber etmesi emri, Muhammed sûresinin 7. ve Âl-i İmran sûresinin 52. âyetleri çerçevesinde anlaşılmalıdır. Zaten salât’ın sık kullanıldığı anlamlardan biri olan “namaz” da, Allah’ın adını yüceltmek için desteğini seferber edecek olan mü’minin inanç sisteminin omurgasıdır ve mü’min Allah karşısındaki has ve esas duruşunu bu ‘omurga’ sayesinde gerçekleştirebilir. Sözün özü namaz: İnsanın Allah karşısındaki esas duruşudur. Tercih ettiğimiz anlamı, bir sonraki âyet doğrudan destekler.
15
Çünkü, her ne kadar son saati (herkesten) gizli tutmuşsam da,[²⁵⁶⁰] herkese çabasının karşılığı verilsin diye Son Saat kesinlikle gelecektir.”
[2560] Veya, kâdeye tam fiil (Krş: 12:76) anlamı vererek: “Son Saat kesinlikle gelecektir; herkese çabasının karşılığı verilsin diye onun zamanını gizli tutmak istiyorum” (Ebu Müslim’den Râzî). Alternatif bir anlam olarak, İbn Mes’ud bu ibâreyi, “Zamanını neredeyse (kendimden) dahi gizleyecektim” şeklinde yorumlamıştır. Bu âyetin nasıl anlaşılması gerektiği etrafındaki görüş ayrılıklarının ilk nesle kadar uzandığını ifade eden Taberî, İbn Abbas’ın tercihini öncelikli olarak verir. Biz de onu tercih ettik. Tercihimiz uhfîhâ şeklindeki okumaya dayanmaktadır. Eğer ehfiyehâ kıraatı tercih edilirse, ihfâ kökünün hem “gizledi” hem de “açığa çıkardı” şeklindeki zıt anlamlı yapısı ortaya çıkar (Ferrâ).
16
BU hakikate inanmayıp da bencilce arzularının tutsağı olan kimse seni yolundan alıkoymasın; aksi halde kendi değerini düşürmüş olursun.[²⁵⁶¹]
[2561] Bu âyet, kıssa içerisine yerleştirilmiş bir uyarı levhası gibi doğrudan muhataba hitab etmektedir (Krş: Mukâtil). Terdâ, “değeri düşük olmak, değersiz olmak” anlamındaki redaet’ten türetilmiş bir kelimedir.
17
VE (o ses devam etti): “Nedir o sağ elindeki ey Musa?”
18
(Musa) “Bu? Benim değneğim!” dedi, “Ona yaslanırım, onunla davarlarıma yaprak silkelerim; tabii ki benim için işe yaradığı başka yerler de var!”
19
(O ses) “Onu yere bırak ey Musa!” dedi.
20
Bunun üzerine (Musa) onu yere bıraktı. Bir de ne görsün: o değnek bir yılan türü…[²⁵⁶²] hızla akıyor…
[2562] Belirsiz form nev’ vurgusuyla yansımıştır. Burada hayye olarak cins ismiyle anılan yılan A’raf 107 ve Şu’ara 32’de “iri ve büyük” (su‘bân), Neml 10 ve Kasas 31’de “küçük ve çevik” (cânn) şeklinde nitelenmiştir (Açıklama için bkz: 27:10).
21
(O ses) “Onu al ve sakın korkma!” dedi, “Biz onu ilk haline geri döndüreceğiz.”[²⁵⁶³]
[2563] Sîratehe’l-ûlâ: “İlk haline”… Bu istisnai terkip, eşyanın halleri yasasına delâlet eder. Aynı zamanda ilâhî kudret delîlinin esrarlı tabiatına dair ipucu verir. Bu durumda eşya, İlâhî müdâhale sonucu bir halden diğer hale geçmiş olur. Kendi koyduğu yasaların mahkûmu değil hâkimi olan Allah, bir alt yasasını bir üst yasasıyla aşar. Ve insanı âciz bırakan olağanüstülük, bazen görende gerçekleşir bazen görülende. Âsâ-yı Mûsâ ilâhî kudret delîlinin görülende gerçekleşmesine Neml 10’daki su‘bân, görende gerçekleşmesine ke-ennehâ cânnun (o sanki küçük ve çevik bir yılan gibiydi) ibâresi delâlet eder. Burada altı çizilmesi gereken nokta kâf teşbih edatıdır. “O yılan/cân oldu” değil, “o sanki bir yılan/cân gibi oldu”... Allahu a‘lem.
22
“Şimdi de elini koynuna sok! Her tür kusurdan arınmış halde,[²⁵⁶⁴] bir ilâhî kudret delîli olarak bembeyaz çıkacaktır;
[2564] Eski Ahid’dekine benzer “sedef hastalığı” türü iddiaları red için. (Bu ilâhî kudret delillerinin veriliş hikmeti hakkında bir açıklama için bkz: 27:12, not 16.)
23
ki bu sayede, sana en büyük (ilâhî kudret) delillerimizden birini gösterebilelim…”[²⁵⁶⁵]
[2565] Benzer bir biçimde Allah Rasûlü’ne gösterildiği ifade edilen mucizeler için bkz: 17:1 ve 53:18.
24
“(Artık) Firavun’a git, çünkü o iyice azgınlaştı!”[²⁵⁶⁶]
[2566] Firavun’un azgınlığı için bkz: 28:38 ve 79:24.
25
(Musa) şöyle dua etti: “Rabbim! Göğsüme genişlik ver,
26
kolaylaştır bana görevimi;
28
ki anlasınlar sözümü![²⁵⁶⁷]
[2567] Bu dört âyetin Allah Rasûlü’nün hayatındaki karşılığı 94. İnşirah sûresidir. Bu âyetler, söz ile öz arasındaki doğrusal bağlantıya delâlet eder. Zımnen: Öz genişlemeyince sözün düğümü çözülmez; düğümü çözülmemiş söz başkalarının düğümünü çözemez.
29
“Bana yakınlarımdan yükümü paylaşacak birini görevlendir;
30
(Mesela) Kardeşim Harun’u![²⁵⁶⁸]
[2568] Bu talebin iletişim kurmakla ilgili daha somut bir gerekçesi için 28:34’e bakınız.
Sonraki 30 ayet →