Ana SayfaMealler › Mustafa İslamoğlu

Mustafa İslamoğlu

Bu mealle oku
Mustafa İslamoğlu meali ile okumaya başla
İhlas 1 / 4
1
(EY muhatab!) De ki: O Allah’tır;[⁵⁹³³] eşsiz-benzersiz bir tek’tir.[⁵⁹³⁴] [5933] Zımnen: Sadece Allah’ın mahiyeti hüviyetinin aynıdır, O’ndan gayrisinin mahiyeti ile hüviyeti farklıdır. O’nun hakkı kulluk edilmeye lâyık tek Allah olmaktır, O’ndan gayrisinin hakkı O’na kul olmaktır. Bu âyet beyan bilgi sisteminde tevhidi, burhan bilgi sisteminde hüviyeti, irfan bilgi sisteminde vahdeti ifade eder. [5934] Ehad için, “es-Samedin aksine Allah’tan başkası ehad diye nitelendirilemeyeceği için el takısı almamıştır” denilmişse de, başta bu sûrenin sonundaki olmak üzere Kur’an’da yalın olarak 53 yerde gelir. Burası dışında, hepsinde de başkaları için kullanılır. Ehad, sıfat-ı müşebbehe olması hasebiyle, “teklik O’na mahsus ve zâtıyla kaim” demektir. Belirsizlik, O’nun zâtına özgü bu niteliği kulun tam olarak kavrayamayacağına delâlet eder. Vahid yerine ehad gelmesi, maddî-manevî, aklî-hissî tüm boyutlardan ve açılardan biricikliğini, eşsizliğini ve benzersizliğini ifade içindir. Vahid olan “bir” parçalardan da meydana gelebilir, fakat ehad olan “tek” ve parçalanamaz olanı ifade eder. Mamafih Allah için Vâhid sıfatı da kullanılmıştır (Bkz: 22:34; 2:163). Fakat Ehad Vâhid’den teklik açısından daha güçlü bir sıfattır. İhlas sûresi muhatabının Allah tasavvurunu İnşâ eden bir sûredir. İlâhî bir kartvizit mesabesindedir. “Ey Allah’ım! Seni tanımak istiyorum!” diye dua eden bir kula sunulmuş bir cevap gibidir. İhlas sûresinde konuşan Allah, konu Allah’tır. Yani Allah’ın Allah hakkında konuştuğu sûredir bu sûre. Bu âyetteki kul (de ki) emrinin ilk anda hatırlattıkları şunlardır: 1) “De ki” emri muhatabın zihnini yüce bir makamdan gelen emre karşı hazırlar. 2) Bu emir talim ve terbiyeyi, yani eğitim ve öğretimi amaçlayan bir talimattır. 3) Bu bir şeyi yapma emri değil söyleme emridir. “Bir şeyi yapmadan önce ne yapacağını bil!” anlamına gelir. Zira söz düşüncenin çocuğu, eylemin annesidir. Maamafih sözün kendisi de aklın eylemidir. 4) Bir tek bu emirle tüm sûrenin belâgat çatısı değişmiş, sûre haberden İnşâya taşınmıştır. 5) Ele alınan konu akidenin direğidir ve bireysel yorumlara açık olmayan bir konudur. Onun için de muhatabın takdirine bırakılmayıp “de” emri verilmiştir. 6) “De ki” emri duyulduğu andan itibaren karşı ileti ister: “Ne diyeyim ya Rab!” Bu yöntem teyit alma yöntemidir. Yanlış anlamayı ve anlaşılmayı önlemek için kullanılır. Zira akide gibi nazik bir konuda açık kapı bırakmaya gelmez.
M.İslamoğlu 112:1
2
Allah[⁵⁹³⁵] Samed’dir.[⁵⁹³⁶] [5935] Allah lafzının tekrar gelmesi Ehad ve es-Samed sıfatlarının birbirinden bağımsız olarak ilâhî zâta aidiyetlerini ifade eder. Ehad’in önce gelmesi şirkin öncelikli sorun olduğunu gösterir. [5936] Samed, Allah’ın mutlak ve mükemmelliğini ifade eden bir sıfattır. Hiçbir dile birkaç kelimeyle çevrilemez. Hem “her şey kendisine muhtaç olup kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan”; hem “ilk sebep ve son gaye” veya “öncesiz ilk, sonrasız son”; hem “eksilmeyen ve artmayan”; hem “evrenin eşsiz sahibi” mânalarına gelir. Kelimenin türetildiği samdın kök anlamı “güç (el-kuvve) ve cazibe kaynağı/merkezi (el-cem)”dir. Tabiatın çetin şartlarına direnen yekpare ve som kayaya samed denir. Yani zamana direnen, daim ve bâki olandır. İştikak-ı ekber açısından kelimenin aslî harflerinin sad ve mim olduğu, “boğaz deliği kapalı olup yememek” anlamındaki savm, “ağzı kapalı olup susmak” anlamındaki summ ve “kulak deliği kapalı olmak” anlamındaki samt ve çenesiyle değil değeriyle konuştuğu ve değeri sabit olduğu için “altın ve gümüş” anlamına gelen sâmit ile akrabadır. Yani deliksiz, gediksiz, eksiksiz, noksansızdır. Ne bir şey girer, ne bir şey çıkar. Bu mânâ, üflenen Ruh’un ‘Allah’tan bir parça’ olduğu düşüncesini de dışlar. Birçok otoriteye göre samed, “iç organları olmadığı için yeme ve içmeye muhtaç olmayan” demektir. Yani ölümlü olmayan ve beşere benzemeyendir. Kendisi başkalarına muhtaç olmayıp başkalarının ihtiyacını gideren toplum liderine de samed denir. Marife olarak geldiğinde mânâ şu olur: “her şey kendisine muhtaç olan ve kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan”. Hakim Tirmizî es-Samed’i “öncesiz ilk ve sonrasız son” olarak tarif etmiştir. Sözün özü: Allah’ın mutlak-mükemmelliğini ifade eder (Krş: İbn Teymiyye, Tefsir VII, 307-326). Müsnedin belirli gelmesi tahsis ifade ettiği için cümleye, “Yalnızca Allah sameddir” vurgusu katar. es-Samed ismi, Tanrı’nın bir şeye girdiği (hulul) veya bazılarının Tanrı’yla birleştiği (ittihad) türünden her tür akidevi sapmayı kökten reddeder.
M.İslamoğlu 112:2
3
O doğurtmamıştır[⁵⁹³⁷] ve doğurulmamıştır.[⁵⁹³⁸] [5937] Yani “doğurmamış/doğurtmamıştır”, anne-baba olmamıştır. [5938] Lem telid yerine lem yelid gelmesi özellik ve öncelikle Allah’a her tür oğul isnadını önlemeye yöneliktir. Neden oğul? Zira Allah’a kız evlat isnat eden yok. Müşriklerin putlarını kadın suretinde yapıp onlara “Allah’ın kızları” demeleri, -hâşâ- “Allah’ın haremi” anlamındadır. Yani baba olmamıştır, babası olmamıştır. Zira her doğan ölür, her ölen ise yaratılmıştır. Bu âyet başta eski dünya Şamanizm’i, Hind, Yunan ve kadim Batı paganizmi ve Hıristiyan teslisi olmak üzere, tüm şirk türlerini reddeder.
M.İslamoğlu 112:3
4
Ve hiçbir şey O’na asla denk ve benzer olmamıştır.[⁵⁹³⁹] [5939] Zımnen: Ne zâtında, ne sıfatlarında, ne fiillerinde. Ehad, ilk âyette olumlu bu âyette olumsuz kullanılmıştır. Birincisi tahsis, buradaki tamim (genellik) içerir. İlki Allah için, bu sonuncusu ise Allah’tan başka her şey için kullanılmıştır.
M.İslamoğlu 112:4
İhlas suresi tamamlandı